“Batı Medeniyeti Gerçekten Var mı?”
Prof. Dr. Hamid Algar'dan Çarpıcı Bir Soru:
Altınoluk: Öncelikle Amerika'daki Müslümanların durumu hakkında
bilgi verir misiniz?
Prof. Algar :
Amerika'da yaşayan Müslümanların durumu her geçen gün daha da
kötüleşmektedir. Batı Avrupa’daki Müslümanların durumu kadar
kötü olmasa da. Bunun sebebi de her iki bölgede de
İslamofobi'nin etkinliğidir ki, bunun kökenleri ortaçağlara
kadar gitmektedir. Tabii bu durum bugün de devam etmektedir.
Amerika'ya gelirsek şu anda Müslümanlar üzerinde büyük bir baskı
vardır. Öyle ki pek çok Müslüman FBI korkusundan dolayı İslam
hakkında özgürce konuşamamaktadır. Yerel olarak bir örnek vermek
gerekirse İsrail-Lübnan savaşı sırasında hiçbir din adamı
fikirlerini açıkça ortaya koyamamıştır. Siyonistler Amerika'nın
yardımı ile Lübnan'da Müslümanları öldürürken, Cuma namazında
hatip dolaylı bile olsa Müslümanların çektiği acılardan hiç
bahsetmemiştir. Öyle ki hatip Müslümanlara “ölümü
hatırlamalarını ve bu konuda tefekkür etmelerini” tavsiye
ediyordu. Halbuki o anda bizim yapmamız gereken Lübnan'da ölen
Müslümanların durumunu düşünmekti. İsrail'in attığı bombaların
bizim vergilerimizle karşılandığını söylemekten insanlar
korkmaktalar. Ayrıca insanlar maddi olarak rahat ve zenginlik
içinde olunca politik baskılardan kolayca yılmaktadırlar.
Böylece kendilerini ana Müslüman topluluktan tecrid
etmektedirler.
– Müslümanların bu bağlamda diyalog çalışmalarına katılmalarını
nasıl karşılıyorsunuz?
Prof. Algar:
Bence bu tür faaliyetler vakit israfından başka bir şey
değildir. Çok yakınlarda Papa'nın sarfettiği İslam hakkındaki
seviyesiz sözler onun ilimsiz bir insan olduğunu gösterdi. Hatta
bu zat kendi kilisesinin tarihinden de habersiz görünmektedir.
Aklın ve vahyin İslam'da birbirinden ayrı olduğu şeklindeki
iddia aptalca bir söylemden başka birşey değildir. Katolik
Kilisesinin teolojisine bir parça rasyonalizm ve akılcılık
girdiyse bunun tek sebebi İslam dünyasından gelen etkilerin
sonucundadır. Papa, ya bunu bilmiyor, ya da biliyorsa bile
görmezden geliyor.
Katolik Kilisesinin Müslüman kanı dökme konusundaki ustalığına
gelince bunları anlamak için öyle çok eskilere gitmeye gerek
yok. Daha çok yakınlarda Hırvatların Papalığın izni ile yaptığı
Müslüman kıyımı ve geçenlerde Mostar'da bir camiye saldırmaları
bunun en yakın örnekleridir. Yine Lübnan’da yaşanan sivil savaş
döneminde Katolikliğin bir alt mezhebi olan Maruniler, Müslüman
katliamında bizzat rol almıştır. Bütün bunlardan sonra oturup
katoliklerle diyalog yapmak aptalcadır.
Papa'nın sözleri, daha önce Bush'un "Müslüman faşistler"
ifadesini kullanması... bütün bunlar bir rastlantı değildir.
Bunlara İngiliz eski dışişleri bakanı Jack Strawe’un Müslüman
kadınlara peçelerini çıkarma çağrısını de ilave etmemiz lazım.
Ben bunların kendi aralarında koordine olduğunu düşünmüyorum.
Durum bundan da kötü, çünkü her biri aynı mantığın etkisiyle
otomatik olarak bu davranışları göstermişlerdir. Batı'nın bu
mantalitesinin değişmesi için gerçek bir manevi devrim geçirmesi
gerekmektedir.
– O zaman Huntingtoun’ın medeniyetler çatışması tezi gerçek
oluyor diyebilir miyiz?
Prof. Algar:
Medeniyetler çatışması için iki medeniyet gerekir. İslam
medeniyeti var ama onun karşısında Batı medeniyeti gerçekten var
mıdır?
Belki bu sözleri polemik üretmek için söylediğim veya abarttığım
düşünülebilir ama Batı'daki manevi, kültürel, entellektüel ve
ahlaki seviyeye “medeniyet” ismini vermek gerçekten problemli
bir durumdur. Eğer bu medeniyet ise ancak nefs-i emmâre
medeniyeti olabilir. Tabii Batı'da ahlaklı, namuslu ve çalışkan
birçok insanın var olduğunu gözardı ediyor değilim ama genel
durum böyle. Toplum tam bir bönlük, (düşüncesizlik) içine
zorlanmıştır, her yönden saçma fikirler insanların beynini işgal
etmektedir. Amerika'da ve Batı Avrupa’daki gençler için
gerçekten çok üzgünüm. Üzgünüm zira bu zavallı insanlar her
açıdan kuşatılmışlardır.
– Sık sık Türkiyeye gelen biri olarak Türkiye’yi dışarıdan nasıl
görüyorsunuz, Avrupa Birliği gibi politikalar bağlamında?
Prof. Algar:
Ben ne Türküm, ne de politikacıyım. Ama Türkiye’yi Avrupa'ya
girmek için onların kapısında yalvarıyor görmek beni çok üzüyor.
Geçenki Türkiye ziyaretimde Alman Başbakan Merkel açıkça
"Türkiye’yi Avrupa Birliğinde istemedikleri"ni söyledi. Buna
rağmen Başbakan Erdoğan’la yanyana durup “Limanlarınızı
Rumlara açın” diye talimat verdi. Arkasında Fransa
Cumhurbaşkanı Chirac’ın “Ermeni Soykırımı” dayatması...
Halbuki Fransızlar Cezayir'de yaptıkları kıyımı hatırlamalı ve
bundan utanç duymalıdırlar. Aslında Almanların da insani açıdan
çok övünebilecekleri bir tarihlerinin olmadığı mâlum.
Hâkeza İngilizler. Bütün bunlar ikiyüzlülükten başka birşey
değil. Bu sebeple Papa'nın İslam hakkındaki sözlerinden sonra
kendisine verilen davetiye geri çekilmeliydi. Ama Avrupa'dan
korkuldu. Halbuki ne yaparsanız yapın Avrupalılar sizin
hakkınızda yine de kötü düşüneceklerdir. En azından bu fanatik
Papanın toprağınıza gelmesiyle gururunuz yaralanmazdı.
– Yahudi önde gelenleri anti-semitizmi yendiler, aynı şeyi yani
Müslüman düşmanlığını biz niye yenmiyelim?
Prof. Algar:
Güzel bir soru! Her ne kadar Hristiyan âleminde Yahudiliğe karşı
bir düşmanlık olsa da unutmamalıyız ki bu iki din sâlikleri
“Ahd-i Atik - Eski Atik” dediğimiz kutsal kitabı
paylaşmaktadırlar. Her ne kadar Yeni Atik, Tevrat’ın yerini
almış ise de, hristiyanlar ona inanmakta ve ona tazim
göstermektedirler. Açık söylemek gerekirse Kur’ân-ı Kerim bu
avantajdan mahrumdur. İkinci olarak Almanların Yahudilere
uyguladığı soykırım, Hrıstiyanların kendilerinden utanmalarına
ve vicdan azabı çekmelerine sebep olmuştur. Bu sebeple Batı
yahudilere, daha doğrusu siyonistlere, kendi hatalarının
telafisi için büyük destek vermektedir. Yahudilere verilen,
hayatın her sahasındaki eşi görülmemiş fırsatlar bunun bir
göstergesidir.
Ailesini gaz odalarında kaybetmiş bir yahudi yazarın
“Holokost Endüstrisi” adında bu olayın nasıl istismar
edildiğini gösteren kitabı son derece ilginçtir. Ailesi sebebi
ile bu şahıs Yahudi soykırımının kurbanı olmasına rağmen o bile
şu andaki durumu bir istismar olarak görmektedir. Bu iki
sebepten onlar Müslümanlara göre çok avantajlıdırlar.
Amerika'daki yahudi lobisi bugün çok güçlüdür ve kendileri
aleyhindeki hiçbir entellektüel faaliyete bile izin
vermemektedirler. Geçenlerde bir İngiliz Tarihçinin Polonya
konsolosluğundaki konferansının son anda iptal edilmesi bunun
bir örneğidir.
Ben bile bu konudaki fikirlerimden dolayı çok baskıya maruz
kaldım. Birkaç ay önce “The Dangerous 101 Professors”
yani "Tehlikeli 101 Profesör" başlığı altında bir kitap
basıldı. Amerikan politikalarını eleştiren önde gelen
profesörler bu kitaba dahil edilmiş, ben de bu 101 tehlikeli
profesör arasına girdiğim için memnunum. Ne yazık ki bu kitabın
yazılmasından sonra evime bir çok tehdit telefonları gelmeye
başladı.
– Sizce Papa ve diğer Batılı liderler arasında İslam
aleyhtarlığı konusunda bir koordinasyon mu var?
Prof. Algar:
Dediğim gibi durum bundan da kötü. Eğer bir koordinasyon olsaydı
Bush veya ona ne söylemesi gerektiğini söyleyenler ile Papa
arasında bir görüşme yapılırdı. Halbuki bütün bu olanlar
kordinasyona bile gerek görülmeden otomatik olarak ortaya
çıkmıştır. Bu yapılan savaş “teröre karşı" değil
"İslâma karşı" yapılmaktadır ve İslam düşmanları
saflarını sıklaştırmaktadırlar. Bu sözlerim aşırı görülebilir
ama İslâm her geçen gün daha çok baskı altına alınmaktadır.
Fransa ve İngiltere'de neredeyse Müslümanların saldırıya
uğramadığı bir gün geçmemektedir. Geçenlerde bir caminin içine
bir domuz kafası atmışlar. Maalesef bu tür çirkin saldırılar
tabii hale gelmiştir. Bazı Müslümanlar bu durum karşısında
sessiz kalırlarsa tehlikenin kendiliğinden savuşacağını
düşünüyorlar. Halbuki bu, devekuşunun başını kuma gömmesiyle
aynıdır. Bilakis Müslümanlar sağlam bir duruş sergilemelidirler.
Bu hem onların haklarını koruyacak, hem de ilginçtir ki,
insanların İslâm’a girmesine vesile olacaktır. 11 Eylül’den
sonra bazı Müslümanların onurlu duruşunu gören Berkeleyli bir
Vietnam Gazisini biliyorum, sırf bu yüzden Müslüman oldu.
Kendisini her hafta Cuma’da görüyorum. Sağlam ve onurlu duruş
her zaman insanları İslam'a çekecektir.
– Amerika'nın Irak'ta ve Afganistan'daki durumu malum. Sizce
yakın dönemde Neo-conlar (Yeni Muhafazakarlar) etkilerini
kaybedecekler mi?
Prof. Algar:
Muhtemeldir, ama Bush’un politikalarını fazlaca genel Amerikan
politikalarından soyutlama hatasına düşmeyelim. 60’lardan beri
Amerika'nın Ortadoğu politikası hep aynıdır. Her ne kadar şu
andaki gibi kayıtsız şartsız olmasa da “Daima İsrail’e destek",
Amerikan dostu olan rejimlerin her şekilde ayakta tutulması,
Amerikan menfeatlerine tehdit oluşturabilecek ülkelere uygulanan
baskılar.
Amerika'da bazı stratejistler Bush’un imkanlar yetersiz olduğu
için İran’a saldırmayacağını, diğer bazıları da “rasyonel
düşünce olmadığı için" saldırılmayacağını tahmin etmektedir. Bu,
gerçekleşsin veya gerçekleşmesin, unutulmamalıdır ki İran
aleyhtarı faaliyetler Clinton zamanında başlamış , Kongre,
İran'daki rejimi devirmek için 30 milyon dolar veya buna yakın
bir meblağı bütçeden ayırmıştır. Bu sebeple, strateji ve
detaylarda farklılıklar olsa da şu andaki Amerikan Ortadoğu
politikaları yeni değildir, eskinin devamıdır. Bu sebeple Neo -
conlar baştan gitseler de politikalarda bir değişiklik
beklememelidir.
Maalesef İslam ülkeleri arasında birlik ve beraberlik olmaması
benim için bir üzüntü konusudur. Batı bugün diline “İslam
tehdidi” sözünü dolamıştır. Ben ortada bir tehdit
göremiyorum. Bu sebeple 3 stratejik ülke, Türkiye, Mısır ve İran
bir araya gelmeli, işbirliği yapmalıdır. Bunun için yönetim
sistemlerinin değişmesi gerekmez. Eğer bu üç devlet işbirliği
yaparsa Ortadoğunun çehresi değişecektir.
– Son olarak Batı’da tasavvufun, Mevlana’nın çok revaçta
olduğunu duyuyoruz bu konuda bir değerlendirme yapar mısınız?
Prof. Algar:
Maalesef üzüntü ile söylüyorum ki bu durum insanlardaki kafa
karışıklığını daha da artırmaktadır. Mevlana şu anda Amerika'da
bir endüstri haline gelmiştir. Colemon Bark adında hiç Farsça
bilmeyen bir adamın Rumi tercümeleri ortalığı kaplamıştır. Bunun
neticesi olarak Rumi ve Tasavvufun İslam ile alakası olmadığı
fikri yayılmaktadır. En azından sufiler "Ilımlı Müslümanlar",
geri kalanlar ise "Barbarlar" şeklinde kamuoyuna
sunulmaktadır. İslam'ın kurallarını hassasiyetle uygulayan sufi
gruplar yok değildir ama bunlar son derece azdır.
Bundan dolayı tasavvufu İslâm’dan ayrı gören hareketlere karşı
dikkatli olunmalıdır.
– Efendim, vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum.
Kaynak:
Altınoluk Dergisi