Din'in Neresindeyiz?
Ahmed Taşgetiren
"Allah nezdinde gerçek din İslam'dır"
diyen, "İslam'dan başka din aranması"nı doğru bulmayan,
"Toptan İslam dairesine girin" çağrısı yapan ve "Dinde
ihlas, samimiyet, teslimiyet, hesapsızlık isteyen" Kur'an,
insanın dinle ilişkisinin her zaman bu çerçevede cereyan
etmediğini de tesbit ediyor ve insan-din ilişkisini tahlil eden
değişik çerçeveler getiriyor. Dinle ilişkisini ciddiye alan bir
insanın Kur'an'ın zaman zaman "münafıklar"a, zaman zaman
"Ehl-i Kitab"a hatta zaman zaman "inkarcılar"a
atfen verdiği bu çerçeveleri de bilmesi ve kendini bu
özelliklerden sakındırması gerekiyor. Ta ki, Din'le ilişkisi
"Allah'ın Razı olacağı" bir çerçeveye otursun. Nedir Kur'an'ın
insanları sakındırdığı ilişki modelleri?
1. Dinle ilişkiyi netleştiremeyenler:
Kur'an, Nisa Sûresinin 143'üncü ayetinde "Münafıklar"dan
yola çıkarak dinle bir ilişki türüne işaret eder. Bu nerede
durduğunu netleştiremeyen kişilik tipidir. Ayetin buna ilişkin
tesbiti şöyledir: "Onlar müminlerle kâfirler arasında
bocalayıp dururlar: Ne onlara bağlanırlar, ne de bunlara."
Münafık kavramı zaten, "ikili bir kişiliği" ifade
etmektedir. Kur'an'a baktığımızda bu kişilik tipine ilişkin
başka çizgiler de görürüz. Bu ayetin hemen üstündeki iki ayet,
bir insanın hangi halet-i ruhiye içinde böyle bir ikili kişilik
çizgisine sürüklendiğini tesbit eder. Onları da okuyalım:
"Münâfıklar sizinle ilgili olayları çok yakından izler, devamlı
olarak havayı yoklarlar: Şayet Allah size bir zafer lütfederse:
"Biz de sizinle beraber değil miydik?" derler. Eğer kâfirler
zaferden yana bir pay elde ederlerse onlara: "Bizim taraf size
galip durumda iken sizi kollamadık mı, müminlerin size karşı
savletini içten içe engellemedik mi?" derler. Kıyamet günü
Allah, sizinle onlar arasında hükmünü verecek ve Allah kâfirlere
müminler aleyhinde asla fırsat vermeyecektir.Münâfıklar Allah'ı
aldatmaya çalışırlar, Allah da onların hilelerini ve oyunlarını
bozar. Onlar namaza kalkarken üşene üşene kalkarlar,
müslümanlara gösteriş yaparlar. Yoksa aslında Allah'ı pek az
hatırlarlar."(Nisa,
141-142)
Demek ki Kur'an'a göre bu kişilik tipi, "havayı koklayan,
dünyevi başarı veya başarısızlıkları kollayan ve ona göre "dinle
ilişkisi"ni belirleyen bir tiptir. Kur'an'ın sağlıklı bir din
ilişkisi olarak görmediği bir tavırdır bu. Kur'an'ın bir bakıma
insandan Din'de netleşmeyi istediği ve bunun bedeline katlanmayı
gerekli gördüğü anlamı çıkarılabilir.
2. Müslümanlığı minnet gibi yükleyenler:
Bu da Kur'an'ın dinle sağlıksız ilişkiye gösterdiği bir başka
örnektir. Hucurat Sûresi 17'inci ayet, bu kişilik tipine işaret
etmektedir.O ayeti okuyalım:
" İslam'a girmelerini sana minnet ediyorlar. Onlara de ki:
Müslümanlığınızı bana minnet etmeyin. Asıl size iman yolunu
gösteren Allah size minnet eder, eğer iman iddianızda samimi
iseniz!"
Ayetten anlıyoruz ki, kendi konumunu çok önemseyen ve nerede
bulunursa oraya şeref kazandıracağını düşünen bazı kişilikler
var. Bu kişilik tipine psikolojide narsizm kendi kendini aşırı
önemseme, kendine tapınma,) deniyor. Ayet bize, bu kişilerin
Allah'la ilişkinin ve Allah'ın dininin önemini kavramadığını, o
dine mensubiyetin bir insan için ne anlama geldiğini, en
önemlisi de yaratılış gayesini bilmediğini anlatıyor. Bu durumda
da yine ayete göre, kendisi İslam dışında kalırsa İslam'ın önemi
azalmış, İslam içine girerse İslam'ın önemi artmış gibi
düşünüyor. Kur'an bir anlamda "hayır" diyor, imanda samimiyet
böyle olmaz, eğer iman önemsenmiş olsaydı, Müslüman kılınmanın
bir insan için en büyük nimet olduğu anlaşılır, minnet
yüklenmekse Müslüman olmanın en büyük minnet sebebi olduğu
düşünülür" demek istiyor. Hiç kimse İslam'a şeref taşımıyor,
herkes İslam'la şerefleniyor.
3. Allah'a din öğretmek:
Kur'an'ın "olumsuz çerçeve" içine yerleştirdiği bir başka
çizgi, "Allah'a din öğretme" çizgisidir.Hucurat
Sûresi'nin 16'ıncı ayetiyle çizilen tiptir bu. Ayet şöyle:
"De ki: Allah'a dininizi siz mi öğreteceksiniz? Halbuki
Allah göklerde ve yerde bulunanı bilir. Allah her şeyi
bilendir."Ayet, sanki çok şaşırtıcı bir tavra işaret
ettiğini hissettiriyor bize. Şu denmek isteniyor: Göklerde ve
yerde olanın bilgisi Allah Teala'da iken ve din müessesesi
tamamen Allah'ın tayin edeceği bir mesele iken, kalkıp Allah'a
din öğretmeye yeltenmek nasıl bir aymazlıktır? Bu soruyu
soruyor ayet, bu tipi reddediyor, ama böyle bir kişilik tipi
bulunabileceğini de görmezlikten gelmiyor.
İnsandan istenen, böyle saçma sapan eğilimler içine girilmemesi,
Yaratıcı'ya din öğretme anlamına gelecek "Şu hüküm şöyle olsa
olmaz mıydı, bu zamanda şu hükümlerin yeri olur mu?" gibi
didiklemelerin hiçbir makul zemini bulunmadığının
anlaşılmasıdır.
4. Dinde değişiklik talepleri
Belki hemen bu kişilik tipinin yanına, "dinde değişiklik
talepleri"ni, "ayetlerin değiştirilmesi" isteklerini koymamız
lâzım. Kur'an bu tavrı da reddediyor. Yunus Sûresi 15'nci ayette
bu "Ahirette Allah"la karşılaşmayı, Onun huzuruna çıkmayı
ummayan, aklına getirmeyen" bazı kesimlerin çizgisi olarak
zikrediliyor. Ayet şöyle: Ayetlerimiz onlara açık bir şekilde
okunduğu zaman, Bize kavuşmayı ummayanlar Ya bundan başka bir
Kur'an getir, ya da bunu değiştir' diyorlar. De ki: Olacak şey
değildir benim için onu kendiliğimden değiştirmem. Ben ancak
bana vahyolunanana uyarım; Rabbime isyan edersem, o büyük günün
azabından korkarım. Ayet bize, dinin kurallarının asıl
olarak Allah'ın vahyi (Kur'an) ile belirlendiğini ve bunda
Peygamber dahi olsa insanın bir değişiklik yapamayacağını ve
dinle ilişkinin sonuçta varıp Allah'ın huzurunda yargılanacağını
bildiriyor. Yani her insan, dinle ilgili bir talebi ortaya
koyacağı zaman, bunun yarın Allah huzurunda hesabı verilecek bir
talep olduğunu aklından çıkarmaması gerekiyor.
5. Dini satma, istismar, ayetleri bedel karşılığı tahrif
Kur'an çerçevesinde baktığımızda dinle ilişkide bir başka
yanlışlık, belki özellikle dini bilenler, din adına konuşanların
içine düştüğü yanlışlık, dünya çıkarı ile din bağlılığını içiçe
geçirmektir. Bunun değişik türlerinden söz edilebilir. Dinle
ilişkiyi paraya tahvil etmek ya da çıkar hesabı (maddi çıkar,
şöhret, iktidar vs.) ile dinin muhtevası üzerinde oynamak
gibi... Şu ayetler bu kişilik tipine işaret ediyor:
"Sizin yanınızda bulunan Tevrat'ı tasdik etmek üzere indirdiğim
Kur'an'a iman edin, onu inkâr edenlerin başını siz çekmeyin.
Ayetlerimi az bir fiyatla, yani dünya menfaati karşılığında
satmayın. Asıl Bana karşı gelmekten sakının. (Bakara, 41)
"Onlar Allah'ın ayetlerini az bir dünya menfaati karşılığında
sattılar da Allah'ın yolundan insanları alıkoydular. Gerçekten
onlar ne fena iş yapıyorlar!" (Tevbe, 9)
"Onlardan sonra hayırsız bir nesil geldi ki bunlar Kitaba
(Tevrat'a) varis oldular, ama ayetleri tahrif etme karşılığında
şu değersiz dünya metaını alıp "Nasılsa affa nail oluruz!"
düşüncesiyle hareket ettiler. Af umarken bile, öbür yandan yine
gayr-ı meşrû bir meta, bir rüşvet zuhûr etse, onu da alırlar.
Peki onlardan, Allah hakkında hak ve gerçek olandan başka bir
şey söylemeyeceklerine dair Kitapta mevcut hükümler uyarınca söz
alınmamış mıydı? Ve Kitabın içindekileri ders edinip okumamışlar
mıydı? Halbuki ebedi ahiret yurdu, Allah'a karşı gelmekten
sakınanlar için elbette daha hayırlıdır. Hâla aklınızı başınıza
almayacak mısınız?" (Araf,169)
Bir Kur'an ayeti, (Hac sûresi, 11) bu kişilik tipinin bir başka
nümûnesini şöyle tasvir eder. Elmalılı Hamdi Efendi'nin
tefsiri ile:
"İnsanlardan öyleleri var ki Allah'a alâ harfin ibadet eder.
Yani cân ü gönülden değil de bir kenardan, bir maksad-ı mahsus
için dindarlık eder veya dil ucu ile Müslüman olur... Eğer
kendisine bir hayır isabet ederse mutmain olur ve eğer bir
mihnet isabet ederse yüzü üzerine dönüverir..."(Hak
Dini Kur'an Dili c. 5, s. 3386)
6. Dini parça parça etmek, bütünlüğü bozmak:
Din'le ilişkide bir başka yanlış çerçeve,dini bütünlüğünden
koparıp parça parça etmek ve onun kendince kabul edilebilir
yanlarını benimseyip, diğer kısmı ihmal veya reddetmektir.
Buna gene Kur'an'ın ifadesiyle ifade edersek "dinü'l- kayyim"
diye nitelenebilecek, dinin bütünlüğünü bozmak diye de bakmak
mümkündür. Kur'an bu çerçeveyi şöyle tesbit etmektedir:
" Dinlerini parça parça edip fırka fırka olanlar yok mu, senin
onlarla hiç bir alâkan yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır.
Allah, onların yaptıklarını ileride bir bir onlara bildirip
cezalarını verecektir. (En'am, 159)
" Başka her şeyden geçerek O'na tam gönül verin,O'na karşı
gelmekten sakının, namazı hakkıyle îfa edin.Ve asla dinlerini
parça parça edip kendileri de öbek öbek olan o müşriklerden
olmayın.Öyle ki her hizip, kendi yanındakiyle
böbürlenmektedir.(Rum, 31-32)
"Hakkı batıla karıştırmayın, bile bile gerçeği
gizlemeyin.(Bakara, 42)
Bu ayetlerin hemen yanında Kur'an'da Yahudiler'in tavrını red
babında dile getirilen "ağzı eğip bükerek sözü asıl mânâsının
dışına çekmek" gibi tavırları da reddedilen çerçeve içinde
hatırlayabiliriz. Buna ilişkin ayet şöyledir:
"Yahudilerden bir kısmı, bazı sözleri aslî şeklinden ve
mânasından saptırır, meselâ: "İşittik" (ama isyan ettik), "işit"
(hay işitmez olası!), ve râina derler. Bu sözleri, ağızlarını
eğip bükerek güya vaziyeti kurtarmak ve dinle alay etmek için
söylerler. Halbuki onlar sadece "İşittik ve itaat ettik, "İşit!"
unzurnâ (bizi de gözet), deselerdi kendileri için elbet daha
hayırlı ve daha dürüst bir iş olurdu. Fakat Allah, inkârları
yüzünden onları rahmetinden kovdu. Artık onlar pek az iman
ederler. (Nisa, 46)
7. Dini eğlence edinmek
Dinle ilişki, hayatın anlamıdır, yaratılış gayesinin idrakidir,
Yaratıcı'nın, Allah'ın insana bildirdiği hayat çerçevesidir, bu
yönüyle ciddiye alınması gereken bir değerler bütünüdür. Kur'an,
işte böylesine hayati bir müesseseye, oyun-eğlence gibi
yaklaşılmasını kabul edilebilir bulmuyor. Kınıyor bu yaklaşımı.
Şu ayetler Kur'an'ın bu kaşını tesbit etmektedir:
" Dinlerini bir oyuncak ve eğlence haline getiren, kendilerini
dünya hayatı aldatmış olan kimseleri kendi hallerine bırak. Sen
yalnız Kur'an ile va'z et ki, Allah'tan başka yardımcısı ve
şefaatçisi bulunmayan hiçbir nefis, işlediği günahlar yüzünden
helâke teslim edilmesin, sürüklenip atılmasın.O, her türlü
fidyeyi denkleştirse bile, yine ondan alınıp kabul edilmez.
İşledikleri günahları yüzünden helâke sürüklenenler,
mahvolanlar, işte bunlardır.İnkârlarından dolayı onlara kaynar
sudan bir içecek ve acı veren bir azap vardır. (En'am, 70)
"O kâfirlere ki onlar dinlerini oyun ve eğlence konusu haline
getirmişlerdi; dünya hayatı kendilerini aldatmıştı. İşte onlar,
kendilerinin en önemli günü olan bu günkü karşılaşmayı büyük
randevuyu unuttular ve ayetlerimizi bilerek inkâr ettikleri
gibi, Biz de bugün onları unutup kendi hallerine terk edeceğiz.
(Araf, 51)
Dikkat edilirse burada "dini oyun ve eğlence edinme"
sıfatı iki tip insana, birisi "kendilerini dünya hayatı
aldatmış olanlar" diğeri de daha ağır bir ifade ile "kafirler"e
izafe edilmektedir. Belki de ikisi içiçe geçmiş kişilik
özellikleridir. O yüzden, birisinden çıkıp diğerine girmek her
zaman mümkündür.
Aslında, yukardan beri zikredilen özellikler, bir yandan
"dinle ilişkidir" ama, bu ilişki insanı dinin içinde mi
tutar, dışında mı bırakır, çok da kolay kestirilecek bir durum
değildir. Münafıklık, Ehl-i Kitap ve Küfr'ün kıyılarında
dolaşılan özellikler bunlar... Müslümanın önüne getiriliyor,
çünkü farklı bir iman zemininde bulunmakla birlikte, kişiliğe
bulaşma tehlikesinin dikkate alınması isteniyor.
Mesele, Allah'a hesabı verilebilecek bir hayat çerçevesi
edinmekte odaklaşıyor. Bu dünyaya isteyerek gelmedik, bizi
getirdiler. Getiren Kudret, "din çerçevesi" içinde bizden bazı
şeyler istiyor. Yarın yine irademiz dışında gideceğiz.
Gideceğimiz yer, Allah'ın huzuru olacak. Ve orada bir muhasebe
anı yaşanacak. Din orada çok önemli. Bu dünyada dini, oradaki
önemi çerçevesinde önemsemek ve hesabı düzgün vermek; temel
mesele bu. Ebediyyet iklimi burada inşa edileceğine göre,
dikkatli olmalıyız. İçinden ebediyyetin doğacağı bir hayatı
yaşıyoruz, öyle bir tohum büyütmeliyiz dünya hayatımızda ki
sonsuz mutluluk versin...
Kur'an dinle o anlamdaki ilişkiyi "Dine ihlas'la, samimi
olarak yaklaşmak" olarak niteliyor.
Yani bir tür ilişkiden sakınmak, bir başka tür ilişkiyi de
karakter haline getirmek meselesi ile karşı karşıyayız.
Kaynak:
Altınoluk Dergisi