Gayri Müslimlere Benzemek
İmam Suyuti
Gayr-ı müslimlere benzemek ve onlarca kutsal sayılan gün ve
vakitlerde onlar gibi hareket etmek dinimizce bid'at kabul
edilir. Nitekim cahil müslümanlardan bir çoğu hıristiyanların en
büyük bayramı olan Paskalya'da ve Noel (yılbaşı)de ateş yakmak,
kadayıf ve mum gibi şeyler hazırlamak suretiyle hıristiyanlara
katılır, yaptıklarını yapmaya özenirler.
Paskalya töreninde yumurta boyamak, çörek yapmak, tütsü satın
almak, bebek, kadın ve çocukların kına yakınması, yeni giysiler
satın alınması ve buna benzer hıristiyanların kendilerince
kutsal addedilen günlerde yapılan diğer şeyler...
Gayr-ı Müslimlerin kutsal addettiği gün ve bayramların adedi pek
çoktur. Bunları araştırmak ve tanımaya çalışmak müslümana vazife
değildir. Onlar tarafından hürmet gösterilmesi sebebiyle
yaptıklarından her hangi birini veya böyle günlerden bir günü
veya bir yeri tanıması ona kafidir. Çünkü bunların İslam dininde
yeri yoktur.
Böyle günlerde Allah'a ve Rasûlüne inanan kimsenin alması
gereken tavır İslamın tasvip etmediği herhangi bir davranışta
bulunmaması, aksine normal günlerden biriymiş gibi
değerlendirmesidir.
Çoğu insanlar tarafından Hz. İsa (a.s.)ın doğum günü zannıyla
yılbaşına yakın günlerde yapılan ateş yakmak (hususi) yemekler
hazırlamak, mum satın almak v.b. şeyler... İşte böyle günlerde
(bu günler için) yapılanların tamamı dinen nahoş kabul edilmiş
adetlerdendir. Zira bu nevi doğum zamanlarının bir eğlence vakti
olarak tayin edilmesi hıristiyanların geleneği, onların
ibadetidir. Böylesi hareketlerin İslam dininde bir yeri olmadığı
gibi, selef devrinde yaşanmış milad'la ilgili bir olaya da
tesadüf edilememiştir. Bunun kaynağı hıristiyanlara dayanır.
İsa (a.s.)nın doğumunu (noel) kutlamak maksadıyla ortaya konan,
söz konusu bu hareketlerin adet haline gelmesindeki tabiî
sebeplerin kalkışı da dikkate alınması gereken bir husustur.
Mesela milad'ın tesadüf ettiği kış mevsiminin, esasen ateş
yakmaya uygun bir zaman olduğu düşünülürse, ateş yakma işleminin
gelenek haline gelmesindeki tabiî sebep ortaya çıkmış olur.
Diğer yandan hıristiyanlar inanırlar ki Yahya (a.s.). İsa (a.s.)yı
doğumundan bir müddet sonra vaftiz suyunda vaftiz etmiştir.
Bundan dolayı onlar, yani hıristiyanlar bu vakitte vaftiz
olunurlar ve bunu vaftiz töreni diye isimlendirirler.
Müslüman cahillerden bir çoğu bu vakitte çocuklarını hamama
sokarak bunun çocuğa faydalı olacağını sanırlar. Halbuki bu tür
davranışlar haram kılınmış, en çirkin münkerattan olup,
hıristiyanlara has adetlerdir.
Allah teala mevzu ile ilgili olarak Rasulüne şöyle hitap
buyurur:
"Sonra seni din konusunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy;
bilmeyenlerin isteklerine uyma. Çünkü onlar Allah'a karşı sana
hiç bir fayda veremezler. Doğrusu zalimler birbirlerinin
dostlarıdır. Allah da takva sahiplerinin dostudur." (1)
Bilmeyenlerin, hakiki ilimden yoksun kalmış olanların arzu ve
istekleri boş şeylerden ibarettir. Nefsinin heva ve heveslerine
uyduğu yerde alimin cahile tabi olması, onun yaptığını yapması
doğru olmaz.
Allah c.c. yine Peygamberine hitaben şunları buyurur:
"Sana gelen ilimden sonra bilfarz onların arzularına uyacak
olursan, an dolsun ki, Allah'dan sana ne bir dost, ne de bir
yardımcı vardır." (2)
Bu ayetle Peygambere bu şekilde hitap edilirse, ya peki
cahillerin peşinden yürüyenlerin, kafirlerin izinden gidenlerin,
Allah ve Resulünün müsaade buyurmadığı konularda küffarın
yaptığını yapanların, kendilerinin bile üzerinde çekişme
içerisinde oldukları dinleri ve dindaşlarıyla ilgili hususlarda
onlara tabi olanların halleri nice olur.
Manevi ilimlerden nasipsiz kalmış bir çok müslümanın kafirlere
ait gün ve bayramlardaki onlara benzeme gayretlerine günümüzde
-üzülerek- şahit olmaktayız. Oysa Nebi (s.a.) efendimizin mevzu
ile ilgili bir çok açıklama ve tavsiyeleri mevcuttur.
O (s.a.) bir had işlemde şöyle buyururlar:
"Kıyamet günü insanların azab bakımından en şiddetlisi, Allah'ın
kendisini ilmiyle faydalandırmadığı alimdir." (3)
Onlarla aynı gayeyi, aynı amacı paylaşmasa bile müslümanın
onlara benzemesi özenmesi İbn Ömer'in Rasûlullah (s.a.)dan
naklettiği delille haramdır.
"Kim bir kavme (topluluğa) benzemeye çalışırsa o, onlardandır."
(4)
Amr b. Şuaybin babasından, onun da dedesinden yaptığı rivayete
göre Rasulullah (s.a.) efendimiz.
"Bizden başkasına benzemeye çalışan, bizden değildir" (5)
buyururlar.
Dolayısıyla yahudi ve hıristiyanlar bizden olmadıklarına göre
onlara benzemeye özenmemeliyiz.
Ebu Hureyre'nin naklettiği bir hadiste Peygamber (s.a.) şu
şekilde buyurur:
"Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeye özenmeyiniz." (6)
Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği başka bir hadiste de Nebi (s.a.)
şöyle buyurmuşlardır:
"Ağarmış saçı (boyamak suretiyle rengini) değiştirin ve
yahudilere benzemeyin!" (7)
Buhari ve Müslimin İbn Ömer'den ortaklaşa naklettikleri bir
hadiste ise Peygamber (s.a.) şunları buyurur:
"Müşriklere muhalefet ediniz. Bıyıkları kazıyınız, sakalları
koyuveriniz." (8)
Görüldüğü gibi Peygamber (s.a.) mutlak olarak müşriklere
benzememeyi, onlara muhalefeti emretmektedir.
Ömer b. el-Hattab bu meydanda müminlere şöyle tavsiyede bulunur:
"Müşriklerle sıkı ilişkiler içersine girmekten ve
kiliselerindeyken yanlarına gitmekten sakının."
Rivayetlere göre Hz. Ömer müslüman beldelerinde törenlerini
açıktan yapmamalarını onlara şart koşmuştur. Müşriklere tören ve
geleneklerini (başkalarını etkileyecek şekilde) açıktan icra
etmeleri yasaklanmışken müslüman nasıl olur da onların
yaptıklarını yapar? Diğer taraftan müslümanların onlara benzeme
gayretleri, tören ve bayramların açıktan yapılması konusundaki
onların arzu ve cesaretlerini arttırmıştır. Halbuki müşriklerin
söz konusu törenlerini alenen yürütmekten men edilişlerindeki
sebep, bunların bozulmaya yol açabileceği, yani müslümanlar
üzerinde kötü tesir bırakabileceği endişesinden kaynaklanmıştır.
Çünkü bu tip adet ve gelenekler ya bir masiyet ya da bir küfrün
sembolü mesabesindedir. Müslümansa bu hareketlerin tamamından
men edilmiştir.
Ömer b. el-Hattab şunları söyler:
"Dinleriyle ilgili konularda Allah düşmanlarından uzak durun.
Zira Allah'ın gazabı onların üzerine iner."
Kutsal günlerinde (onların yaptıklarını yaparak) onlara refakat
etmek gazabullaha sebep olur. Çünkü böylesi adet ve hareketler
ya onlarca sonradan icad edilmiş (uydurulmuş) ya da işlerliği
kaldırılmış (mensuh) hükümlerden ibarettir. Hakiki ilimse
bunların hiç birini benimsemez. Nitekim onlarca kutsal gün ve
zamanlarındaki yaptıklarını yaparak onlara benzemek helal
değildir. Diğer yandan böyle konularda onlara benzeyen müslüman
yardım ve tasvip görmez, bilakis ondan nehyedilir. Nitekim
suyunu sıkarak şarap yapan kimseye üzüm satmak helal olmaz.
Törenler için davet alan kimse davete icabet etmez. Adet
olmadığı halde böyle günlerde hediye veren müslümanın, bu çeşit
davranışında kafirlere benzeme söz konusu olduğu için hediyesi
kabul edilmez.
Bilinmelidir ki küffara benzememe konusunda hassasiyet göstermek
Allah'ın bir emridir. Zira küfür demek kalbin hasta düşmesi
demektir. Belki daha da kötüdür. Kalp sıhhatini yitirdiği zaman,
hiç bir organ huzur bulmaz. Her şeyin sıhhat ve dirliği ancak o
şey için kalp vazifesi gören unsurun sıhhat ve salahıyla mümkün
olur.
Kafirin bütün işleri ya bozuktur (hakikatten uzak) ya da
noksandır. Rabbımızın hoşnut ve razı olduğu nimetlerin en
yücesi, her hayrın esası, özü olan İslam nimetine karşı Allah'a
hamdü senalar olsun. Durum böyle iken, dinimize göre hükmü
yürürlükten kaldırılmış (mensuh) olan hususlarda onlarla beraber
olmak (ayrı düşünüp aynı hareket etmek) hemen ifade etmek
gerekir ki çok çirkin bir şeydir. Bundan da çirkin olanı ibadet
ve adet nevinden uydurdukları asılsız şeylerdir.
Müslümanların dinde olmayan bir şeyi ortaya çıkarmaları mutlak
bir çirkinlik olarak değerlendirilirken, Allah ve Rasûlünün
emretmediği bilakis küffarın kafalarından uydurduğu konularda
onlarla beraber olmak, onlara muvafakat etmek...
Bu akılların almayacağı, zihinlerin kabullenemeyeceği en büyük
çirkinlik ve kötülüklerdendir. Müslümanın ibadet ve adet adına
onlara benzeterek yaptığı her şey bidattir ve münkerattandır.
Allah Teala hazretleri onların bayram ve törenlerine iştirak
etmeyen ve bu günlerde yaptıklarını yapmayanları şu kelamıyla
methetmiş ve övmüştür.
"Onlar ki, yalana şahitlik etmezler..." (9)
İslam alimlerinden Mücahid, ed-Dahhak ve er-Rebi b. Enes ayette
geçen "ezzür yalan" kelimesinden murad, müşriklerin
kendilerince kutsal addettikleri gün ve bayramlar törenlerdir,
derler.
İbn Şirin de "zür" den kastedilen şeyin Paskalya'dan
önceki pazar günü (hıristiyan bayramı) olduğunu söyler.
Konuyla ilgili olarak Rasûlullah (s.a.)ın daha önce geçen şu iki
hadisini tekrar edelim.
"Müşriklere muhalefet ediniz." "Kim bir kavme benzerse, onlardan
olur."
Bilinmelidir ki selef-i sabıkin (salihin) devrinde
Müslümanlardan bu tür rezaletlerden herhangi birini yapan veya
bunlar gibi hareket eden kimse olmamıştır.
Zaten hakiki mümin selef-i salihinin yoluna sülük eden,
Peygamberlerin efendisi Hz. Muhammed (s.a.)in izinden yürüyen,
nebilerden, siddîklardan şehidlerden, salihlerden Allah'ın
kendilerine in'amda bulunduğu kimselere uyan kişidir. İhsan ve
keremiyle Allah bizi o müminlerden kılsın. Zira O, cömerttir,
kerem sahibidir.
Kişi kafirlere benzeme konusunda hataya düşen cahillerin
çokluğuna, gafil alimlere ve hareketlerine bakıp aldanmasın.
Büyük alim el-Fudayl b. lyaz (r.a.) şunları söylemiş:
"Yolcuları az da olsa sen hak yoldan ayrılma.
Rağbet edeni çok da olsa kötü yola sapma."
Ya Rab sen cömertsin ve kerem sahibisin. İhsanın ve kereminle
bizleri hidayete ermiş ve salih kullarının yoluna girmiş
kimselerden kıl.
Bizleri helak olmuş, küffarın yoluna dalmış kullarından eyleme.
Dipnotlar: (1)
el-Casiye (45), 18-19 (2) el-Bakara (2), 120 (3)
Taberani, el-Mucemu's-Sağîr, c.l, babu't-ta, Medine 1388/1968
(4) Ebu Davud, libas 4 (5) Tirmizi, istizan 7 (6)
Tirmizi, istizan 7, edep 41 (7) Tirmizi, libas 20;
Nesaî, zine 14 (8) Buhari, libas 64; Müslim, lahare 54
(9) el-Furkan (25), 72
* * *
Not: Yukarda tercümesi verilen yazının aslı Suyutî'nin "Hakikatu's-Sünne
ve'1-Bldil (48-53)" isimli eserinden alınmıştır.
Kaynak:
Altınoluk Dergisi