|
AKİDEDE SÜNNETİN YERİ
İmam
Suyuti
Giriş
Bismillahirrahmanirrahim
Allah’a hamdolsun (c.c.). O’na
güveniyorum. Selam da O’nun seçkin kullarına olsun. Allah (c.c.)
size merhamet etsin, şunu biliniz ki: Bazı ilimler vardır ilaç
gibidir. Bazı görüşler de vardır ki abdesthane gibidir, ancak
zaruret anında zikredilir.
Allah’a (c.c.) hamd olsun ki, uzun
zamandır mevcut olmayan fakat şimdilerde (kötü) kokusu yayılan bir
görüş var. O da şu:
Bir rafizi zındığı sözünde ileri
giderek sünnet-i nebeviyye ve rivayet edilen hadislerle amel
edilemiyeceğini, sadece kur’an’ın delil olacağını söylemiştir. Allah
Teala (c.c.), hadisi şeriflerin aliliğini ve şerefini arttırsın.
Bu kişi sözüne delil olarak ta şu
hadisi getirmiştir:
“Size benden bir hadis
geldiğinde bunu Kur’an’a arzedin. Eğer bu hadisle ilgili Kur’an’da
bir asıl buluyorsanız hadisi alın, bulamıyorsanız onu reddedin”
Bu rafiziden bu hadisi ben de bu
şekilde işittim. Başkaları da işitti. Bazıları oralı olmadı.
Bazıları da bu sözün aslını feslini ve nereden çıktığını bilmiyor.
Ben bu sözün aslını ve batıl olduğunu
insanlara açıklamak istedim. Çünkü bu, toplumu helaka götürecek en
büyük sebeplerden bir tanesidir.
Hadisin Delil Oluşunu İnkar Edenin
Durumu
Allah (c.c.) size merhamet etsin. Şunu
bilesiniz ki, usul ilminde maruf olan şartları taşıyan kavli olsun
fiili olsun hadisler hüccettir. Rasulullah’ın (s.a.v.) bu
hadislerini inkar eden kimse küfre girer ve İslam dairesinden çıkar,
yahudilerle, hristiyanlarla veyahutta Allah’ın (c.c.) murad ettiği
diğer kafir fırkalarla beraber haşrolunur.
İmam Şafii (r.a.)
birgün bir hadis rivayet eder ve “sahihtir” der. Birisi:
-Ey Ebu Abdillah! Sen de aynı kanaatta
mısın? diye laf edince, bozulur ve şöyle der:
-Ey adam! Sen beni hiç hristiyan olark
gördün mü? Bana kiliseden çıkarken rastladın mı? Belimde hristiyan
uşağı gördün mü? Rasulullah’tan (s.a.v.) hadis rivayet edeceğim hem
de aynı görüşte olmayacağım ha!
Zındıkların
ve Rafızilerden İyice Haddi Aşanların Görüşleri
Bu fasid görüşün aslı şuraya dayanır:
Zındıklar ve rafızilerden
ipin ucunu iyece kaçıranlardan bir grup, sünnetin delil olarak
kullanılmasını inkar etmiş ve sadece Kur’an’la yetinmeyi iddia
etmişlerdir. Onların bunu söylemelerindeki gayeleri farklı
farklıdır:
Bazıları nübüvvetin Ali’nin hakkı
olduğuna, Cibril aleyhisselamın peygamberlerin (s.a.v.) gelişinde
hata ettiğine inanmaktadırlar. Allah Teala (c.c.) zalimlerin
söylediklerinden çok beri ve yücedir.
Bunlardan bazıları da Rasulullah’ın
(s.a.v.) nübüvvetini kabu etmekte fakat şunu da söylemektedirler:
“Halifelik Ali’nin hakkı idi” Sahabe-i Kiram (r.a.) Ali (r.a.)
yerine Ebubekir’e (r.a.) halifeliği tevdi edince, aklı bozuk bu
kimseler (Alah’ın (c.c.) laneti üzerlerine olsun), “zulmettiler,
halifeliği hakkı olana değil de hakkı olmayana verdiler”diye ashaba
“kafirdir” dediler. Allah (c.c.) onlara lanet etsin. Ali’yi (r.a.)
de hakkını aramadı diye küfre nisbet ettiler. Bu görüşlerin üzerine
de tüm hadisleri reddetmeyi bina ettiler. Çünkü onların iddialarına
göre bunlar kafir olan bir topluluğun rivayetleridir.
İnna lillah ve inna ileyhi raci’un.
Esasında zaruret hasıl olmasıydı,
insanların birkaç asırdır ondan uzak ve rahat durduğu bu görüşün
aslını anlatmayı helal görmüyordum. Bu görüşte olanlar dört imam
zamanı ve onlardan sonraki zamanlarda çok olarak bulunuyordu ve dört
imam ve onların ashabı derslerinde, münazaralarında ve eserlerinde
bu görüş sahiplerini reddetmeye genişçe yer veriyorlardı. Ben
inşaallah onların delillerinden bir demet sunacağım. Muvaffak
kılacak olan ise Allah’tır (c.c.)
İmam
Şafi’nin Sünnete Bakışı
İmam Şafii (r.a.) Risale’sinde şöyle
der: Beyhaki de
onun sözünü Medhal’indenakleder:
Allah Teala (c.c.), İslam dini,
farzlar ve Kur’an’la ilgili olarak Rasulünü (s.a.v.) öyle bir yere
koymuştur ki; onu, farz kıldığı taatlar ile haram kıldığı
masiyetlerin kendisiyle bilindiği bir meşale olarak insanlara
gönderdiğini açıklamıştır. Ayrıca kendisine imanla Rasulüne (s.a.v.)
imanı beraberce zikrederek Rasulullah’ın faziletini beyan etmiştir.
Allah Tebareke ve Teala (c.c.) bunu
şöyle ferman ediyor:
“Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz
kur’an’a iman ediniz. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır”
(Teğabun: 64/8)
Yine Allah Teala (c.c.) şöyle
buyuruyor:
“Muhakkak mü’minler onlardır ki,
Allah’a ve Rasulüne iman etmişlerdir ve onun maiyetinde ictimai bir
işle meşgul bulundukları zaman da ondan izin istemedikçe bırakıp
gitmezler”
(Nur: 24/62)
Allah Teala (c.c.) bu ayette, onun
dışında kalan hususların kendisine tabi olduğu imamın, başlangıçta
tam olmasını Allah’a (c.c.) ve Rasulune (s.a.v.) beraberce inanma
şartına bağlamıştır.
İmam Şafii şunu da söyler:
Allah Teala (c.c.) insanlara kendi
vahyine ve Rasulünün (s.a.v.) sünnetine uymayı farz kılmıştır.
Nitekim Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:
“Her ne kadar daha önce açık bir
sapıklık içinde bulunuyorlar idiyse de, içlerinden,kendilerine
Allah’ın ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkardan) temizleyen,
kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle
Allah, müminlere büyük bir lütufta
bulunmuştur” (Al-i
İmran: 3/164)
Allah Teala (c.c.) başka ayetlerde de
kitap ve hikmeti bir arada zikreder. Bu hususta İmam Şafii şöyle
diyor:
Allah Teala (c.c.) (ayette) kitabı
zikretmiştir. Bu Kur’an-ı Kerim’dir. Hikmeti de zikretmiştir. Kur’an
bilgisini beğendiğim bir kimseden bununla ilgili olarak şöyle
dediğini duydum:
“Hikmet, Rasulullah’ın
(s.a.v.)sünnetidir”
Allah Teala (c.c.) bir ayette de şöyle
buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah Teala’ya itaat
ediniz ve peygambere de, sizden olan emir sahiplerine de itaatta
bulununuz. Sonra birşey hakkında ihtilafa düşerseniz, onu Allah
Teala’ya ve peygamberine arz ediniz”
(Nisa: 4/59)
İlim ehlinden bazılar bu ayette
geçen “emir sahipleri”nden muradın Rasulullah’ın (s.a.v.) gönderdiği
seriyyelerin komutanları olduğunu söylemişlerdir. “İhtilafa
düşerseniz”in manası da -yine de Allah Teala (c.c.) en iyisini
bilir- birşeyde anlaşmazlığa düşerseniz demektir. İhtilafa
düşerseniz diye kastedilenler de seriyyeye katılanlar ve itaat
etmekle emrolundukları komutanlarıdır” Onu Allah Teala’ya ve
peygamberine arz ediniz” kavlinden murad, Allah’ın (c.c.) ve
Rasulu’nun (s.a.v.) sözüne bakın demektir.
Yine de burada kastedilene en iyi Allah bilir (c.c.).
İmam Şafii bunları söyledikten sonra
açıklamalarına devam etmiş, sonra şöyle demiştir:
Allah Teala (c.c.) onlara, Rasulüne
itaatın kendisine itaat demek olduğunu bildirmiş ve şöyle
buyurmuştur:
“Hayır; Rabbine andolsun ki!
Aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da
verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkındı duymaksızın (onu) tam
manasıyla kabullenmedikce iman etmiş olmazlar”
(Nisa: 4/59)
İmam Şafii Rasulullah’ın (s.a.v.)
emrine uymanın farz oluşuna şu ayeti de delil getirir:
“(Ey mü’minler!) Peygamberi, kendi
aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın. İçinizden, birini
siper ederek sıvışıp gidenleri, muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu
sebeple, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela
gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden
sakınsınlar” (Nur: 24/63)
İmam Şafii şu ayeti de delil olarak
getirir:
“Peygamber size neyi verdiyse onu
alın, size neyi yasakladıysa da ondan
kaçının” (Haşr: 59/7)
İmam Şafii bu ayetlerin dışında,
Rasulullah’ın (s.a.v.) emrine uymayı, ona taatın zaruri olduğunu
göteren diğer ayetleri de zikreder. Bu durumda Allah Teala (c.c.)
Rasulüne (s.a.v.) itaatı farz kıldığından dolayı, hiçkimse
Rasulullah’ın emrini reddedemez.
İmam
Beyhaki’nin Sünnetin Delil Oluşuna Bakışı
Beyhaki meseleyi delillerle böylece
ortaya koyduktan sonra şöyle der:
Sünnetin delil oluşu sabit olmasaydı,
Rasulullah efendimiz (s.a.v.) veda hutbesinde orada bulunanlara dini
hususları öğrettikten sonra şöyle buyurmazdı:
“Bakın! Burada bulunanlarınız
bulunmayanlara (anlattıklarımı) aktarsın. Çünkü kendisine aktarılan
bazı kimseler dinleyenden daha iyi beller”
Beyhaki sonra şu hadisi zikreder:
“Bizden işttiği hadisi işittiği gibi
aynen rivayet edenin (c.c.) yüzünü ağartsın. Çünkü
kendisine aktarılan bazı kimseler dinleyenden daha iyi beller”
İleride açıklayacağımız gibi bu hadis
mütevatirdir.
İmam Şafii de şöyle der
:
Rasulullah (s.a.v.) kendi sözünün
dinlenip ezberlenmesi ve hakkıyla aktarılmasını
tavsiye etmiştir. Bu da onun ancak hüccet olan şeyleri emrettiğinin
delilidir. Çünkü
bu ya yerine getirilmesi gereken bir helaldir veya kaçınılması
gereken bir haramdır veya da yerine getirilmesi gereken bir haddir
veyahutta alınıp verilmesi gereken bir maldır veyahutta din ve dünya
ile ilgili bir nasihattır.
Beyhaki daha sonra Ebu
Rafi’in rivayet ettiği hadisi zikreder:
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular:
“Sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış
olarak, kendisine emrettiğim veya nehyettiğim bir haber geldiğinde
“bunu bilmiyorum”. Biz Kur’an’da tabi oluruz” derken bulmayayım”
Beyhaki daha sonra da el-Mikdam b.
ma’dikerib hadisini zikreder:
Rasulullah (s.a.v.) Hayber günü bazı
şeyleri haram kıldı. Ehli eşek eti vb. bunlardandır.
Allah Rasulu (s.a.v.) daha sonra şöyle buyurdular:
“Kişinin koltuğuna
oturup, bir hadisimi naklederek şöyle demesi yakındır: “Bizimle
sizin aranızda Allah’ın kitabı var (c.c.. Onda helal olarak
bulduğumuzu helal sayar, haram olarak bulduğumuzu da haram sayarız”
Dikat edin! Rasulullah’ın (s.a.v.)haram kıldığı da Allah’ın (c.c.)
haram kıldığı gibidir”
Sadece
Kur’an’la Amel Edilmesini Söyleyene Reddiye ve Cehaletinin
Açıklaması
Beyhaki şöyle der:
Rasulullah (s.a.v.) (az yukarıda
geçen) bu haberiyle kendisinden sonra ortaya çıkacak bidatçileri
reddetmiştir. Söylediğide daha sonra doğru olarak ortaya çıkmıştır
.
Beyhaki daha sonra Şebib b. Ebu Fudale
el-Mekki’den senediyle şu rivayeti nakleder:
İmran b. Husayn (r.a.) şefaatla ilgili
hadisi zekreder
Oradakilerden bir tanesi
-Ya eba’n Nuceyd! Siz bizlere hadisler
anlatıyorsunuz fakat biz bunlarla ilgili Kur’an’da bir asıl
bulamıyoruz, deyince İmran kızar ve adama şöyle der:
- Sen kur’an’ı okudun mu?
- Evet.
-Peki kur’an’ın hiçbir yerinde yatsı
namazının farzının dört, akşamınkinin üç, sabahınkinin iki, öğle ve
ikindininkinin de dört rekat olduğuna rastladın mı?
- Hayır.
- Peki bunları kimden öğrendiniz?
Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Rasulullah’tan (s.a.v.) öğrenmedik
mi? Peki Kur’an’da kırk koyunda bir koyun, şu kadar devede şu kadar,
şu kadar paraya şu kadar dirhem zekat düştüğüne rastladın mı?
- Hayır.
Öyleyse bunları kimden öğrendiniz?
Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Rasulullah’tan (s.a.v.) öğrenmedik
mi? Keza Kur’an’da
-
“eski evi (Kabe’yi) tavaf
etsinler” (Hac: 22/29)
ayetini okumadınız mı? Peki orada
Kabe’yi yedi defa tavaf edin. makam’ın arkasında iki rekat namaz
kılın diye bir ifadeye rastladınız mı? Aynı şekilde Allah Rasulünün
(s.a.v.) buyurduğu şu hususlar Kur’an’da var mı?
“Zekatını verecek olanın malını zekat
tahsildarının ayağına kadar getirmesi, malını bulunduğu yerden
uzaklaştırması, birbirlerine kız kardeşlerini verecek kişlerin
mehirsiz evlenmesi İslamda yoktur”
...Peki Allah Teala’nın (c.c.)
Kur’an’ında şöyle buyurduğunu duymadınız mı?
“Peygamber size neyi verdiyse onu
alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının”
(Haşr: 59/7)
İmran daha sonra şöyle söyler:
- sizin ilginizin olmadığı,
Rasulullah’tan (s.a.v.) öğrendiğimiz daha başka şeyler de var.
Beyhaki bu rivayeti verdikten sonra
şöyle der:
“Hadisin Kur’an’a arz edilmesi”
hadisen gelince, sahih değildir, batıldır. Batıl olduğu, hadisin
kendisinden ortaya çıkıyor. Çünkü Kur’an’da, sünnetin Kur’an’a arz
edilmesine dair bir işaret yoktur.
Beyhaki’nin el-Medhal ila
Delaili’n Nübüvve adlı Medhal-i Sağir eserindeki açıklamaları bu
kadardır. Konuyu Medhal-i
Kebir diye maruf el-Medhal ile’s Sünen adlı kitabında daha genişçe
ele almış ve şöyle demiştir:
Rasulullah’ın Sünnetlerini Öğretmek ve Onlara Uymanın Farz Oluşu
Allah Teala (c.c.) Kur’an’ında şöyle
buyuruyor:
“İçlerinden, kendilerine Allah’ın
ayetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkardan) kendilerini
temizleyen, kendilerine kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber
göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta
bulunmuştur”
(Al-i İmran: 3/164)
İmam Şafii şöyle der:
Kur’an bilgisini beğendiğim bir
kimseden bununla ilgli olarak şöyle duydum:
-”Hikmet, Rasulullah’ın (s.a.v.)
sünnetidir”
Beyhaki bunları aktardıktan sonra
senedleriyle beraber Hasan, Katade ve Yahya b. Ebi Kesir’den “bu
ayette geçen hikmetten murad, sünnettir” dediklerini rivayet eder.
Ardından da el-Mikdam b. Ma’dikerib’ten senediyle beraber Allah
Rasulu’nun (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet eder:
“İyi bilinki, bana Kur’an ve onunla
beraber bir misli verildi. Yine iyi bilin ki, bana Kur’an ve onunla
beraber bir misli verildi. Keza, bilesiniz ki, karnı tok kişinin
koltuğuna oturup, şöyle demesi yakındır: “Size sadece Kur’an yeter.
Kur’an’da helal olarak bulduğunuzu helal sayın. Haram olarak
bulduğunuzu da haram kılın” Şunu bilesiniz ki ehli eşek, yırtıcı
tırnaklı hayvan ve zimmilerin yitik malı haramdır”
Beyhaki daha sonra başka bir tarikle
el-Mikdam b. Ma’dikerib’den şöyle dediğini aktarır:
Rasululah (s.a.v.) Hayber günü
ehli eşek etini ve başka bazı şeyleri haram kıldı ve şöyle
buyurdu:
“Kişinin koltuğuna oturup, bir
hadisimi naklederek şöyle demesi yakındır: “Bizimle sizin aranızda
Allah’ın (c.c.) kitabı var. Onda helal olarak bulduğumuzu helal
kabul eder, haram buduğumuzu da haram sayarız” Oysa Rasulullah’ın
(s.a.v.) haram kıldığı da Allah’ın (c.c.) haram kıldığı gibidir”
Beyhaki sonra da, bu hadisi sahih bir
senedle Ebu Davud Sünen’inde rivayet etmiştir der. Ben de Hakim’in
de bunu rivayet ettiğini buraya eklemek isterim.
Beyhaki daha sonra senediyle beraber
Ebu Hureyre’den şu hadisi nakleder: Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyurdular:
“Size iki şey bırakıyorum. (Bunlara
tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz: Allah’ın (c.c.) kitabı ve
sünnetim.
Bu ikisi (kıyamette) havza kadar
ayrılmadan beraberce geleceklerdir”
İbnu Abbas’tan da senediyle beraber şu
hadisi rivayet eder:
Rasulullah efendimiz (s.a.v.) veda
haccında insanlara hitab etti ve şöyle buyurdu:
“Ey İnsanlar! Size, onlara
yapıştığınız takdirde asla sapıtmayacağınız iki şey bırakıyorum:
Allah’ın (c.c.) kitabı ve sünnetim”
Keza yine senediyle Urve’den şunu
rivayet eder:
Rasulullah (s.a.v.) veda haccında
hitab etti ve şöyle buyurdu:
“Size, onlara yapıştığınız takdirde
asla sapıtmayacağınız iki şey bırakoyurm: Allah’ın kitabı (c.c.) ve
sünnetim. Ey İnsanlar! Dediğim şeyi iyi dinleyin ve dediklerimi
yaşayın”
Beyhaki senediyle İbnu Vehb’ten
rivayet eder: Malik b. Enes’ten şöyle dediğini uydum:
- Rasulullah’ın (s.a.v.) veda haccında
söylediği şu söze yapış:
“Size iki şey bırakıyorum. Bunlara
yapışırsanız asla sapıtmazsınız: Allah’ın kitabı (c.c.) ve nebinin
(s.a.v.) sünneti”
Beyhaki senediyle el,İrbad b.
Sariye’den de şunu rivayet eder:
- Rasulullah (s.a.v.) birgün bizlere
namaz kıldırdı. sonra bizlere çok etkili vaazda bulundu. Gözler
yaşlandı, kalpler duygulandı. Bir kişi:
- Ya Rasulullah! Bu sanki veda
konuşmasına benziyor. Bizlere ne tavsiye edersiniz, deyince şöyle
buyurdular:
- Size Allah’tan (c.c.) korkmanızı,
başı kuru üzüm gibi bir habeşi de olsa emirinizin emirlerini
dinleyip itaat etmenizi tavsiye ediyorum. İçinizde benden sonra
yaşayacaklar pekçok ihtilaf göreceklerdir. Sizler benim ve hidayet
üzere olan raşid halifelerin sünnetine uyun, ona sımsıkı yapışın.
Sonradan uydurulmuş şeylerden kaçının. Çünkü sonradan uydurulmuş
herşey bidattır. Her bidat te delalettir.”
Diyorum ki: Bu hadisi Ebu Davut, İbnu
Mace ve Müstedrek’inde Hakim rivayet etmiştir.
Beyhaki Aişe’den (r.a) senediyle
beraber Rasulüllah’ın (s.av.) şöyle buyurduğu rivayet eder:
“Şu altı kişiye, Allah (c.c) ve duası
makbul olan nebiler lanet etmiştir:
Allah’ın (c.c) kitabına ilavede
bulunan, Allah’ın (c.c) kaderini yalanlayan, zorla musallat olarak
Allah’ın (c.c) aziz kıldığı kimseyi zelil, zelil kıldığını da aziz
eden, Allah’ın (c.c) haramlarını helal kılan, Allah’ın (c.c)
yakınlarımasını haram kıldığı helal kılan, sünnetimi terk eden.”
Ben de diyorum ki: Bu
hadisi Taberani de rivayet etmiştir. Keza Hakim de rivayet etmiş ve
sahihtir demiştir.
Beyhaki İbnu Amr’dan Rasululah’ın
şöyle buyurduğunu da senediyle beraber rivayet etmiştir:
“Her ibadet edenin dinçlik ve iştiyak
zamanı, her iştiyaktan sonra da zayıflık ve gevşeme dönemi vardır.
Kimin gevşeme dönemi benim sünnetim doğrultusunda olursa hidayete
erer, kiminki de başka şeyler doğrultusunda olursa helak olur”
Beyhaki yine senediyle Enes b.
Malik’ten şu hadisi rivayet eder: Rasulullah (s.a.v.) şöyle
buyurdular:
“Sünnetimi canlandıran beni seviyor
demektir. Beni seven de cennette benimle beraber
olacaktır”
Ben de diyorum ki,
hadisi Tirmizi de rivayet etmiştir.
Beyhaki yine senediyle beraber
Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu Ebu Hureyre’den rivayet eder:
“Ümmetimin fesada düştüğü zamanda
sünnetimi yerine getirene yüz şehid sevabı vardır”
Ben de derim ki;
hadisi Taberani de rivayet etmiştir.
Beyhaki daha sonra şöyle der:
Sünnetin
Kısımları
İmam Şafii der ki Rasulullah’ın
(s.a.v.) sünneti üç kısımdır:
1- Allah Teala’nın (c.c.) hakkında
ayet izal ettiği, Rasululah’ın da (s.a.v.) kitaptaki gibi aynen
sünnet kıldığı hususlar.
2- Allah Teala’nın (c.c.) icmali
olarak inzal ettiği, Rasulullah’ın da (s.a.v.) Allah Teala’nın
(c.c.) bu ayette icmali olarak neyi kastettiğini açıkladığı, umumi
olarak mı yoksa bazı şahıslara özel özel olarak mı farz kıldığını,
kulların bununla nasıl amel edeceklerini izah ettiği durumlar.
3- Kur’an’da hakkında ayet bulunmayan
sadece Allah Rasulu’nun (s.a.v.) sünnet olarak ortaya koyduğu
hususlar.
Alimlerden bazısı şöyle demiştir:
Allah Teala (c.c.) Rasulullah’ın
sünnetini itaatın farz olduğu hususlardan kılmıştır. Hakkında
Kur’an’da nas bulunmayan hususlardaki Rasulullah’ın koymuş olduğu
sünnetler, Allah Teala’nın ilmi ilahideki rızasına muvakıftır.
Bazı alimler de şöyle demiştir:
Rasulullah’ın sünnet olarak ortaya
koyduğu her sünnetin Kur’an’da bir aslı vardır. Mesela, namazın
rekatları ve nasıl kılınacağı, Allah Teala’nın kur’an’da icmali
olarak namazı farz kıldığı esasa dayanır. Aynı şekilde alışveriş ve
diğer şer’i hususlarla ilgili koyduğu hükümler de Kur’an’da bulunan
bir asla dayanır. Nitekim Allah Teala şöyle buyuruyor:
“Mallarınızı aranızda haksızlıkla
değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle
yiyin” (Nisa: 4/29)
Keza diğer bir rivayette de şöyle
buyurmaktadır:
“Allah alışverişi helal, faizi ise
haram kılmıştır”
(Bakara:
2/275)
Bu durumda Allah Rasulü bazı şeyleri
helal bazılarını da haram kılınca, icmali olarak Kur’an’da geçen
namazı açıkladığı gibi bunda da Allah’ın neyi murad ettiğini
açıklamış olmaktadır.
Bir kısım alimler de şöyle demiştir:
Rasulullah sünnetini Allah’ın Rasulü
olması hasebiyle ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Rasulullah’ın
sünneti Allah’ın farzıyla sabit olmuştur.
Bazı alimler de şöyle der:
sünnet olarak koyduğu herşey
Rasulullah’ın kalbine Allah tarafından konulmuştur. İşte
Rasulullah’ın sünneti Allah tarafından kalbine konan hikmettir.
İmam Şafii’den alıntılar burada bitti.
Beyhaki bundan sonra senedini de
vererek Ömer b. el-Hattab’tan minberde şöyle dediğini rivayet eder:
-Ey insanlar! İctihad etmek Rasulullah
tarafından yapılınca isabetli olurdu. Çünkü Allah ona hakkı
gösteriyordu. Bizim görüş belirtmemiz ise zandır ve tahmindir.
Rasulullah’ın (s.a.v.) Hüküm Vermesi
Beyhaki senediyle beraber Şa’bi’den
şunu rivayet eder:
-Rasulullah hüküm veriyor, daha sora
verdiği hükmün hilafına ayet iniyordu. İnen ayetin hükmünü alıyor
ilk verdiği hükmü de değiştirmiyordu.
Rasulullah’ın sünnet olarak ortaya
koyduğu hususların Allah’ın emriyle meydana geldiğini delil
getirenler bunun iki şekilde söz konusu olduğunu söylerler:
-Ya kendisine gelen vahiyle. Ki bunu
insanlara okuyordu.
-Ya da Allah tarafından kendisine
verilmeşi peygamberlik sıfatıyla “şu şekilde hükmediyorum”
demesidir.
Nitekim Buhari ve Müslim’in rivayet
ettiği gibi, Rasulullah’ın zinakar bir şahsın kıssasında şöyle
buyurduğu geçer:
“Aranızda Allah’ın kitabıyla
hükmedeceğim”
Rasulullah daha sonra sopa ve sürgün
cezası verir. Oysa sürgün cezası Kur’an’da yoktur.
Keza yine Buhari’yle Müslim’in rivayet
ettiği Ya’la b. Umeyye’den gelen hadiste de şöyle geçer:
Rasulullah (Mekke’ye yakın bir yer
olan) Ci’rane’de iken üzerinde (umre içi giyilmiş ve) aşırı derecede
koku sürülmüş bir cübbe bulunan bir zat yanına gelir. Sorar:
-”Ya Rasullulah! İyece koku sürülmüş
(ve ihram niyetiyle giyilmiş) bu cübbeyle umre yapmaya ne
buyurursunuz?”
Rasulullah bir müddet ona bakar, sükut
eder. Ve vahy gelir, Allah Teala şu ayeti inzal eyler:
“Hac ve umreyi Allah için tamamlayın”
Ayetin inzaliyle Rasulullah’la meydana
gelen ağırlık hali geçtikten sonra “az önce bana umreden soran şahıs
nerede” diye sorar ve ekler:
-Üzerindeki kokuya gelince onu üç kez
yıka. Cübbeyi de çıkar. (Yerine ihram giy). Daha
sonra da hacda yaptıklarını umrende de yap.
“-Yanımda, vahiyle bildirilmiş olan,
diyetlerle ilgili hükümlerin bulunduğu bir sahife var. Rasulullah’ın
zekat ve diyetlerle ilgili farz kılmış olduğu hususlar kendisine
vahiyle bildirilmiştir”
Beyhaki senedini de zikrederek Hassan
b. Atıyye’den şu rivayeti nakleder:
“Cibril Kur’an’ı indirdiği gibi
sünneti de Rasulullah’a indiriyordu. Kur’an’ı öğretti gibi sünneti
de ona öğretiyordu”
Beyhaki yine senediyle el-Kasım b.
Muhaymira tarikıyla Fudayle’den şu hadisi rivayet eder:
Kıtlık olduğu yıl (aşırı pahalılık
karşısında), “Ya Rasulullah bizlere narh koy” denir. Rasulullah’ta
şöyle buyurur:
-Allah Teala emretmediği bir sünneti
sizlere hüküm olarak koymamı benden istemiyor. Bu sebeble onun lütfu
kereminden (dua ederek) bunu isteyiniz.
Beyhaki yine senediyle el-Muttalib b.
Hanteb’den, Rasulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet eder:
“Allah Teala’nın emrettiği
hususlardan hiçbir şeyi bırakmadım. Hepsini sizlere emrettim. keza
Allah Teala’nın yasakladığı hususlardan hiçbir şeyi de bırakmadım,
hepsini sizlere yasakladım. Cibril bana şunu da bildirdi:
Hiçbir nefis kendisine takdim oluna
rızkı elde etmeden ölmeyecektir. Alah’tan korkun ve rızkı arama
hususunda mutedil olun”
İmam Şafii de şöyle der:
-Kendilerinden nakilde bulunduğum
alimlerden sünnetle ilgili açıklamalardan hiçbiri bu genel mananın
dışına taşmaz. “Rasulullah’ın sünnet olarak koyduğu herşeye tabi
olmamızı Allah Teala farz kılmıştır. Ona uymayı kendisine uymak, ona
uymamakta direnmeyi kendisine isyan olarak vaz’ etmiştir. Bu (genel)
hükümde hiçbir kimseye dışarıda tutmadığı gibi, onun sünnetine
uymamak için de bir çıkış yolu bırakmamıştır.”
Allah
Teala’nın Rasulullah Uymayı Emretmesi ve Ona İtaatın Allah’a İtaat
Demek Olduğu
Allah Teala şöyle buyuruyor:
“Muhakkak ki, sana beyat edenler
aslında Allah’a etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin
üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur.
Kim de Alah’a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir
mükafat verecektir” (Feth: 48/10)
Bir diğer ayette de Allah Teala şöyle
ferman etmektedir:
“Kim Rasulü itaat ederse Allah’a itaat
etmiş olur”
(Nisa: 4/80)
İmam Şafii de şöyle der:
“Allah Teala onlara, Rasulüne itaatın
kendisine itaat demek olduğunu bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:
Hayır; Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda
seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı
duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar”
(Nisa: 4/65)
Bize ulaşan habere göre -yine de en
iyisini Allah bilir- bu ayet bir toprak meselesi yüzünden Zübeyr’i
dava eden, peygamberimizin de Zübeyr’in lehine karar verdiği kişi
hakkında nazil olmuştur. İşte peygamberimizin verdiği bu hüküm
Rasulullah’ın bir sünnetidir, yoksa hakkında ayet nazil olarak
verilmiş bir hüküm değildir”
Buhari ile Müslim, Abdullah b.
Zübeyr’den rivayet ederler: Ensardan bir zat, çorak arazideki
hurmalıkları suladıkları su kanalının kullanımı hususunda Zübey’i
dava eder. Ensari:
-Suyu sal da gelsin, der. Zübeyr de
suyu salmaya yanaşmaz. Neticede Rasulullah’a (s.a.v.) davalışırlar.
Rasululah (s.a.v.):
- Ya Zübeyr! Önce sen sula, sonra da
komşuna sal, deyince Ensari itiraz eder:
-Halanın oğlu olduğu için onu
kolluyorsun. Bu söz üzerine Rasulullah’ın (s.a.v.) beti benzi atar
ve Zübeyr’e:
-Zübeyr! Tarlanı sula, sonra da su
kapağına dek doluncaya kadar suyu salma, der.
Zübeyr şöyle der:
“-Vallahi kanaatıma göre şu ayet bu
mesele hakkında nazil olmuştur:
“Hayır; Rabbine and olsun ki
aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da
verdiğin hükümden..”
Buhari ile Müslim Ebu Hureyre’den şu
hadisi rivayet ederler: Rasululah şöyle buyurdular:
“Bana itaat eden
Allah’a itaat olur. Bana isyan eden de Allah’a isyan etmiş olur”
Buhari, Cabir b. Abdillah’tan şu
hadisi rivayet eder:
Peygamberimiz uyurken melekler
yanına gelir. Bazıları “uyuyor”, bazıları da “gözü uyur ama kalbi
uyanıktır” der. Kendi
aralarında:
- Bu dostunuzun durumu bir misale
benzer. Hadi onun durumuyla ilgili bir misal verin, derler. Sonra da
şöyle söylerler:
- Bu zatın durumu yeni bir ev yapıp,
bir ziyafet tertip eden kimseye benzer. Bu zat ziyafete çağırmak
için etrafa davetçi gönderir. Kim davete icabet ederse, eve girer ve
ziyafetten yer. Kim de davete icabet etmezse eve girmez ve
ziyafetten de yemez.
Melekler daha sonra kendi
aralarında “bu misali ona yorumlayın da anlasın” derler. Bir kısmı
şöyle söyler: “Fakat uyuyor”. Diğer bir kısmı da “gözü uyur ama
kalbi uyanıktır” derler. Sonra
da misali şöyle yorumlarlar:
-Ev cennettir. Davetçi Muhammed’dir.
Kim Muhammed’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim de
Muhammed’e asi olursa Allah’a isyan etmiş olur. Muhammed insanlar
arasında hak ile batılı birbirinden ayırıcı noktadır.
Buhari Ebu Hureyre’den rivayet eder:
Rasulullah şöyle buyurdular:
-Yüz çevirenler hariç ümmetimin
tamamı cennete girecektir.
Sordular:
-Ya Rasulullah! Yüz çevirenler
kimlerdir? Cevap verir:
-Bana itaat eden cennete girer, isyan
eden de yüz çevirmiş olur.
İmam Şafii de şöyle der
-Alalh Teala kur’an’ında şöyle
buyuruyor:
“(Ey müminler!) Peygamberi, kendi
aranızda birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın. İçinizden birini
siper ederek gidenleri, muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeble
onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya
kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar”
Beyhaki, Sufyan’dan “onun emrine
aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden...sakınsılar”
ayetinde geçen beladan muradın “Allah’ın kalplerini mühürlemesi”
olduğunu nakleder.
İmam Şafii de şöyle der:
Allah Teala Rasululah’ın kendilerine
emrettiği herşeyi yapmalarını, nehyettiği herşeyden de kaçınmalarını
emretmiş ve şöyle buyurmuştur: “Peygamber size neyi verdiyse onu
alın. Neden de yasakladıysa ondan sakının”
Buhari ve Müslim de İbnu Mesud’dan
şöyle dediğini rivayet eder:
“-Dövme yapana, yaptırana, güzelleşmek
için kaşlarını yolana, dişlerini inceltene, Allah’ın yarattığı şekli
değişterenlere Allah lanet etsin”
İbnu Mesud’un bu sözü Ümmü Ya’kub
denilen bir kadına ulaşınca, kalkıp gelir: “Bana gelen habere göre
şöyle şöyle demişsin” der. İbnu Mesudda:
-Rasulullah’ın lanet ettiğine ben niye
lanet etmeyeyim ki? Hem Kur’an’da da bu husus geçmiyor mu ki,
deyince, kadın:
-İki kapak arasını okudum fakat bu
dediğini bulamadım, der. İbnu Mesud da şöyle der:
- Kur’an’ı okumuşsan onu bulmuşsundur.
Sen Kur’an’da “peygamber size neyi verdiyse onu alın, neden de
yasakladıysa ondan sakının” ayetini okumadın mı?
- Okudum.
- Hah işte! Rasulullah (s.a.v.) (benim
saydığı) şeyleri yasaklamıştır
İmam Şafii bu konuda şunu söylüyor:
Allah Teala şöyle buyurarak
Rasululah’ın doğru yola götürdüğünü beyan etmiştir:
“Fakat biz onu (kitabı) kullarımızdan
dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık.
Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin”
İmam Şafii şunu da der: Allah
Teala’nın Rasulullah’a tabi olunamasını farz kılışı Rasulullah’ı
görenler ile onlardan sonra kıyamete kadar gelenleri kapsar.
Beyhaki bundan sonra senediyle beraber
Meymun b. Mihran’ın
“birşey hakkında ihtilafa düşerseniz,
onu Allah’a ve Rasulüne arz ediniz” (Şura: 42/52)
ayetiyle ilgili olarak şöyle dediğini
rivayet eder:
- “Alimler şöyle demiştir: Allah’a
(c.c) arz etmekten murad, kitabıdır. Rasulüllah’a (s.a.v) arz
etmekten murad, vefat ettikten sonra sünnetine arz edilmesidir.”
Beyhaki daha sonra Ebu Davud’un Ebu
rafi’den rivayet ettiği hadisi zikreder: Rasulüllah (sav) şöyle
buyurdular:
“Sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış
olarak, kendisine emrettiğim veya nehyettiğim bir haber geldiğinde
“bunu bilmiyoruz. Biz Kuran’da bulduğumuza tabi oluruz” derken
bulmayayım.”
İmam şafii de şöyle der: Bu hadis,
onunla ilgili Kuran’da bir ayet bulamasalar bile müminlerin
Rasulüllah’tan (s.a.v) gelen emre uymayanları bildirip, buna uymanın
zaruri olduğunu ortaya koymaktadır.
Beyhaki daha sonra yine Ebu Davud’dan,
el-İrbat b. Sariye’den gelen hadisi zikreder:
O an beraberinde bulunan ashabı da
bulunduğu halde (fethetmek üzere) Rasulüllah (s.a.v) ile birlikte
Hayber’e geldik. Hayber’in başındaki adam da azılı bir kafirdi.
Rasulüllah’ın (s.a.v) gelip şöyle dedi:
-Ya Muhammed! Eşeklerimizi boğazlayıp,
ürünlerimizi yiyip, kadınlarımıza da vurma hakkınız varmı?
Bu söz üzerine Rasulüllah (s.a.v)
celallendi ve şöyle buyurdu:
-İbnu Avf! Atına atla git te (ashabıma
cennete sadece müminlerin gireceğini ve) namaza toplanmalarını
söyle.
Onlar da toplandılar. Rasulullah
namazı kıldırdıktan sonra ayağa kalkıp şöyle hitap etti:
- Sizden biriniz koltuğuna yaslanıp,
Allah sadece Kur’an’da haram kıldığı şeyleri yasaklamıştır diye
düşünerek böyle mi zanneder? Dikkat edin! Vallahi ben de bazı
şeyleri emrettim ve anlattım. Bazı şeyleri de yasakladım.
Benim emirlerim ve yasaklarım da yanı
Kur’an gibidir, belki de daha önceliklidir. (Bilesiniz ki) Allah
Teala sizlere, izin verilmedikçe zimmilerin evine girmeninizi,
kadınlarına vurmanızı ve gerekli öşrü verdileri takdirde ürünlerini
yemenizi yasaklamıştır.
Hadisleri
Reddeden Bir Takım Kimselerin Delil Olarak Getirdikleri, Zayıf
Şahısların Rivayete Ol An “Sünnetin Kur’an’a Arz Edilmesi’ne Dair Ki
Haberlerin Batıl Oluşu:
İmam Şafii şöyle der:
Rasulullah’tan gelen bazı hadisleri
reddeden bir kimse bana şu hadisi delil olarak gösterdi: “Benden
size gelen haberi Kur’an’a arz edin. Onu uyuyorsa, onu ben
demişimdir. Kur’an’a uymuyorsa onu ben demedim”
O kimseye şöyle dedim:
- Az çok rivayeti sahih olan hiçbir
kimse bunu rivayet etmemiştir. Bu mechul bir kimseden gelen munkatı’
bir rivayettir. Biz ise böyle rivayetleri herhangi bir konuda delil
olarak kabul etmeyiz.
Beyhaki de şöyle der: İmam Şafii bu
sözüyle Halid b. Ebi Kerime’nin Ebu Ca’fer tarikıyla Rasulullah’tan
rivayet ettiği hadisi kastetmiştir. Hadis şöyledir:
Rasululah yahudileri çağırır ve onlara
sorular sorar. Onlarda anlatırlar. Bu arada İsa’ya da iftirada
bulunurlar.
Bunun üzerine Rasulullah minbere çıkar
ve insanlara hutbe irad eder:
“- Benden sonra hadisler yayılacaktır.
Size Kur’an’a uygunu olarak gelen hadisler bendendir. Kur’an’a
muhalif olarak sizlere gelen hadisler bendendir. Kur’an’a muhalif
olarak sizlere gelen hadisler ise bana ait değildir”
Beyhaki bu rivayet için şöyle der:
Hadisler Kur’an’a ters düşmez. Bilakis
Rasulullah’ın hadisleri, Allah Teala’nın ayetle am mı has mı, nasih
mi mensuh mu kastettiğini açıklar. Akabinde Rasululah’ın sünetiyle
ortaya koyduğu (ve açıkladığı) farzlar insanlara mecburi olur. Allah
Rasulü’nün emirlerini kabul eden kimse, Allah’ın emirlerini kabul
etmiş olur.
Beyhaki de der ki:
Bu hadis hepsi de zayıf olan başka
tariklerle de rivayet edilmiştir.
Beyhaki daha sonra İbnu Vehb, Amr b.
el Haris, el Esteğ b. Muhammed b. Ebu Mansur tarikıyle şu hadisi
rivayet eder:
Ebu Mansur’a ulaştığına göre Rasululah
şöyle buyurmuştur:
“- Hadisler üç kısma ayrılır: Size
benden gelen ve Allah’ın kitabında geçmesi sebebiyle bildiğiniz
hadisleri kabul edin. Size benden gelen fakat Kur’an’da
bulamadığınız ve yerini tesbit edemediğiniz hadisleri kabul etmeyin.
Keza benden size gelen ve tüylerinizin
diken diken olduğu, gönüllerinizin kırıldığı ve Kur’an’da onun
aksini bulduğunuz bir rivayet gelince onu da reddedin”
Beyhaki der ki: Bu mechul bir kimseden
gelen munkatı’ bir rivayettir. Beyhaki daha sonra Asım b. Ebi’n
Necud,
Zirr b. Hubeyş, Ali b. Ebi Talib tarikıyla şu rivayeti nakleder:
“- Benden sonra raviler olacak,
hadislerimi rivayet edecekler. Rivayet ettikleri hadisleri Kur’an’a
arz edin. Kur’an’a muvafıksa rivayet edin, Kur’an’a muvafık değilse
onu almayın”
Beyhaki şöyle der: Darekutni demiştir
ki:
- Bu hadiste vehm vardır. Doğrusu
hadisin Asım tarikıyla Zeyd b. Ali’den munkatı’ olarak gelmiş
olduğudur.
Beyhaki senedini de zikrederek Bişr b.
Numeyr, Hüseyin b. Abdillah tarikıyla onun babasından onun da
Ali’den naklettiği hadisi zikreder:
Rasulullah şöyle buyurmuşlardır:
- “Bazı insanlar olacak, benden hadis
rivayet edecekler. Size bir kimse hadis rivayet ettiğinde bu
Kur’an’a muvafıksa, onu ben dedim. Size bir kimse de hadis rivayet
ettiğinde bu Kur’an’a muvafık değilse onu ben demedim”
Hadis mevzudur. Ukayli sahih isnadı yoktur der. Sağani de
mevzudur der. Bkz. Şevkani, el-Fevaidu’l Mecmua, 278, 291;
el Mekasidu’l Hasene:
36; Temyizu’t Tayyib mine’l Habis: 13;
Keşfu’l Hafa, h. no:
220; Tezkiretu’l Mevzuat: 28; Şafii er-Risale: 224;
Lisanu’l Mizan:
1/455; Avnu’l Ma’bud: 4/329;
Mecmeu’z Zevaid:
1/70; İbnu Hazm, el-İhkam: 1/76;
Darekutni Sünen:
4/208; Ehaisu’l Kussas: 51;
el-Kermi el-Fevaidu’l
Mevdua no: 152;
İbnu’l Cevzi
el-Mevduat: 1/257-8;
Muhtasaru’l
Mekasidi’l Hasene, h. no: 53;
Muhammed b. İdris b. el-Abbas b. Osman b. Şafi’ el-Haşimi el-Kureşi
ef Muttalibi, Ebu Abdillah. Dört ehl-i sünnet mezhebinden
birisinin imamı. Şafiilerin hepsi ona nisbet edilir. Müberred
şöyle der: “İmam Şafii insanların en şairi, edibi ve fıkıh ile
Kur’an’ı en iyi bileniydi” İmam Ahmed de şöyle söyler” Elinde
kağıt kalem olan herkes üzerinde İmam Şafii’nin hakkı vardır”
Çok zeki idi. Pek çok eseri vardır. En meşhuru fıkha dair olan
el Umm’dur. Müsned, Ahkamu’l Kur’an, es-Sünen, er-Risale,
İhtilafu’l Hadis, Edebu’l Kadı, Fedailu Kureyş eserlerinden
bazılarıdır. 204/819 yılında Mısır’da vefat etti.
Bkz. Tezkiretu’l
Huffaz: 1/329; Tehzibu’t Tehzib: 9/25;
el Velayat: 1/447;
İşradu’l Erib: 6/367-398; ⁄ayetu’n Nihaye: 2/95;
Sıfatu’s Safve:
2/140; Tarihu Bağdad: 2/56-73;
Hılyetu’l Evliya:
9/63; Nüzhetu’l Celis: 2/135;
Tarihu’l Hamis:
2/335; Tabakatu’l Hanabile: 1/280-284;
Tabakutu’ş Şafiyye:
1/185; el-Bidaye ve’n Nihaye: 0/251;
el-A’lam: 6/27.
|