İBN
TEYMİYYE VE İBNU'L-KAYYIM'IN CEHENNEM'İN EBEDİLİĞİ
MESELESİNDEKİ
GÖRÜŞÜNÜN TESBİTİ
EBUBEKİR SİFİL
Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi merhumun, Cehennem azabının kâfir
ve müşrikler için ebedi değil geçici olduğunu savunan Kazan'lı Musa
Carullah Bigiyef'e[1] reddiyesinden[2] sonra bu batıl davanın Kur'an
ile temellendirilmesinin mümkün olmadığı, en küçük bir şüpheye mahal
bırakmayacak tarzda tescillenmişti.[3]
Ancak mezkûr reddiye, bütün ihtişam ve nefasetine
rağmen, Cehennem azabının kâfir ve müşrikler için ebedi olmadığını
savunanların ileri sürdüğü merviyyat üzerinde –son derece isabetli
tesbitler sunmakla birlikte– alabildiğine kısa durduğu için,
meselenin bu yönü bakımından takviyeye muhtaçtır. Hemen aşağıda
değinileceği üzere konunun bu yönünü de Muhammed b. İsmail
es-San'ânî, Ref'u'l-Estâr isimli eseriyle büyük ölçüde ikmal etmiştir..
Bu yazının amacı ise, İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın,
kâfir ve müşrikler için Cehennem azabının ebedi olmadığı görüşünü
benimseyip benimsemediği tartışmasını bir sonuca bağlamaktır.[4]
İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın konuyla ilgili
görüşü
"İbnu'l-Vezîr" diye bilinen,
el-Avâsım sahibi
Muhammed b. İbrahim el-Yemânî[5], Sübülü's-Selâm sahibi Muhammed b.
İsmail es-San'ânî[6] ve Zâhid el-Kevserî, kâfir ve müşrikler için
Cehennem hayatının sonsuz olmadığı görüşünü İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'a
nisbet etmiştir.[7]
DİA'daki "Cehennem" maddesinin "Kelam" ilmiyle
ilgili kısmının[8] müellifi Bekir Topaloğlu, "İbn Teymiyye ve onun
yolunu benimseyenlerden oluşan bir grup âlim..." diyerek aynı
şekilde davranmıştır.[9]
Aynı kaynaktaki "Azap" maddesinin yazarı Yusuf
Şevki Yavuz'un da bu görüşü İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'a nisbet
ettiği görülmektedir.[10]
Bu listeyi birkaç katı artırmak mümkün olmakla
birlikte, öteden beri yaygın olarak benimsenen kanaatin, İbn
Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın Cehennem hayatının son bulacağı
görüşünü benimsediği doğrultusunda olduğunu söylemek için bu
kadarını yeterli görüyorum.[11]
Ancak günümüzde konuyla ilgilenen bir kısım
araştırmacıların, İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın bu görüşte
olmadığında ısrar ettiği, tam aksini söylediklerine dair kendi
ifadelerinden deliller aktararak isbatlama yoluna gittiği
görülmektedir. Meseleyi "problem" haline getiren de bu noktadır.
"Beka-i nar" görüşü
1. İbn Teymiyye
İbn Teymiyye, Mecmû'u'l-Fetâvâ'da, "Yedi şey
vardır ki bunlar ölmeyecek, fena bulmayacak ve yokluğu
tatmayacaktır: Cehennem ve sakinleri, Levh, Kalem, Kürsi, Arş"[12]
şeklindeki rivayetin sahih olup olmadığı tarzındaki bir soruya
verdiği cevapta şöyle der:
"Bu haber bu lafızla Hz. Peygamber (s.a.v)'in
sözü değildir; o, alimlerden birine ait bir sözdür. Bu Ümmet'in
selefi, imamları ve sair Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat şu itikattadır:
Mahlukat arasında yok olmayacak ve tamamen fena bulmayacak varlıklar
vardır.[13] Cennet, Cehennem, Arş vd. varlıklar böyledir. Mahlukatın
tamamının fena bulacağını, Cehm b. Safvân ve Mu'tezile'den ve
benzerlerinden kendisine muvafakat edenler gibi bid'atçı
Kelamcılar'dan bir grup dışında söyleyen olmamıştır. Bu, Allah'ın
Kitabı'na, Resulü'nün Sünneti'ne ve Ümmet'in selefinin ve
imamlarının icmaına aykırı batıl bir sözdür. Nitekim bu hususta
Cennet ve ehlinin ve daha başka varlıkların bekasına delalet (eden
deliller) vardır ki, bu sayfa, bu noktanın zikri için yeterli
değildir. Kelamcılar'dan ve Felsefeciler'den çeşitli kesimler, bütün
mahlukatın fena bulmasının mümteni (muhal) olduğuna, aklî delillerle
istidlal etmiştir. Vallâhu a'lem."[14]
Bu ifadeler esas alındığında İbn
Teymiyye'nin,
Cehennem'in son bulacağı görüşünde olduğunu söylemek mümkün
görünmemektedir.
Yine bir başka eserinde İmam
el-Eş'arî'nin
Makâlâtu'l-İslâmiyyîn'inden, herhangi bir itiraz getirmeksizin şöyle
bir nakil yapar:
"… Yine şu meselede de iki görüş halinde ihtilaf
etmişlerdir: Allah Teala'nın fiilleri için bir son var mıdır, yoksa
O'nun fiillerinin sonu yok mudur? el-Cehm b. Safvân şöyle demiştir:
"Allah'ın malumat ve makduratının bir son noktası ve sınırı,
fiillerinin de bir sonu vardır. Cennet ve Cehennem fena bulacak,
içindekiler de yok olacaktır. Tâ ki Allah, tıpkı el-Evvel olup,
(ezelde) kendisiyle birlikte herhangi bir şey bulunmadığı gibi,
(bütün mahlukat yok olduktan sonra da) el-Âhir (en son kalan) olacak
ve O'nunla birlikte herhangi bir şey bulunmayacaktır." Buna karşılık
Ehl-i İslam bir bütün olarak şöyle demiştir: "Cennet ve Cehennem'in
sonu yoktur. Bu ikisi baki kalmaya devam edecektir. Aynı şekilde
cennetlikler Cennet'te nimetlenmeye, cehennemlikler de Cehennem'de
azap görmeye sürekli olarak devam edecektir. Bunun bir sonu yoktur.
Allah'ın malumat ve makduratı için de bir son nokta ve sınır mevcut
değildir."[15]
İbn Hazm, üzerinde icma bulunan meseleleri
zikretmek maksadıyla kaleme aldığı Merâtibu'l-İcmâ'da "beka-i nar"
meselesini de zikretmiş ve şöyle demiştir: "… Cehennem'in hak
olduğunda, buranın ebedî bir azap yurdu olduğunda, kendisinin de
içindekilerin de sonsuz ve ebedî olarak devam edip, fena
bulmayacağında ittifak etmişlerdir…"[16]
Bu esere Nakdu Merâtibi'l-İcmâ' adıyla bir tenkit
yazmış olan İbn Teymiyye'nin, yukarıdaki satırlar hakkında tek
kelime etmemiş olması da bu konuda farklı düşünmediğini gösteren
önemli bir noktadır.
2. İbnu'l-Kayyım
İbnu'l-Kayyım da el-Vâbilu's-Sayyib'inde şöyle
demiştir: "İnsanlar, "herhangi bir pisliğin
çirkinleştirmediği/bulaşmadığı temiz", "kendisinde hiçbir temizlik
olmayan pis" ve "kendilerinde hem pislik, hem de temizlik
bulunanlar" şeklinde üç tabaka olduğuna göre, bunların kalacakları
yerler de üç çeşit olacaktır: Mahza temizlerin yurdu ve mahza
pislerin yurdu. Bu iki yurt fena bulmayacaktır. Üçüncüsü ise
kendisinde hem pislik, hem de temizlik bulunanların yurdudur ki,
fena bulacaktır. Bu, (mü'min olan) isyankârların yurdudur. Zira
Cehennem'de muvahhitlerin isyankârlarından kimse kalmayacak ve onlar
cezaları miktarınca azaplandırıldıktan sonra ateşten çıkarılıp
Cennet'e sokulacaklardır. Geriye mahza temizlerin ve mahza pislerin
yurtlarından başkası kalmayacaktır..."[17]
Bütün bunlar İbn Teymiyye ve gözde öğrencisi
İbnu'l-Kayyım'ın "fena-i nar" görüşünü kesinlikle benimsemediğini
göstermektedir. Öyleyse onların bu görüşte olduğu kanaatinin
yaygınlık kazanmasını nasıl izah edebiliriz?
"Fena-i nar" görüşü
Nâsıruddîn el-Albânî, Hanbelî mezhebine mensup
Hadis hafızlarından "İbnu'l-Mibred"[18] veya İbn Abdilhâdî diye
bilinen Cemâluddîn b. Hasan'ın (909/1503) Fihrist'inde İbn
Teymiyye'nin, Cennet ve Cehennem'in fena bulacağı görüşüne reddiye
mahiyetinde bir eseri bulunduğunun zikredildiğini söyler.[19] Aynı
bilgiye es-Safedî'nin el-Vâfî bi'l-Vefeyât'ında da rastlıyoruz[20]
ki bu eser, er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr ve
Beyânu'l-Akvâl fî Zâlik ismiyle neşredilen risale olmalıdır.[21]
Takiyyüddîn es-Sübkî'nin (756/1355) el-İ'tibâr bi
Bekâi'l-Cenneti ve'n-Nâr adlı risalesini[22] neşreden Tâhâ ed-Düsûkî
Hubeyşî, bu eserin sonunda "Mülhak" ünvanıyla yer verdiği
bölümde[23], İbn Teymiyye'nin bir risalesinden bazı pasajlar aktaran
bir yazma risaleden söz eder. M. Nâsıruddîn el-Albânî tarafından
tahkik edildiğini belirttiği bu üç sayfalık risale –yine el-Albânî'den
naklen belirttiği gibi– İbn Teymiyye'nin, "Cennet ve Cehennem'in son
bulacağı görüşüne" reddiye olarak kaleme alınmıştır.
Nitekim risalenin tanıtım cümlesi, "Şeyhülislam
Ahmed b. Teymiyye –Allah ona rahmet eylesin–, Cennet ve Cehennem'in
son bulacağı görüşüne reddiye olarak kaleme aldığı risalede şöyle
dedi:…" tarzındadır.
Bu teşhis cümlesi, söz konusu risalenin, yukarıda
mezkûr er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr veya onun
bir parçası olup olmadığı hakkında fikir vermek için yeterli değilse
de, risalenin "mülhak" kısmında verilen metni, onun,
er-Redd alâ Men
Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr'dan aktarılan bazı bölümlerden
ibaret olduğunu göstermektedir.
İstihale süreci
Esas meseleye geçmeden önce, burada okuyucuyu
yanılgıya sevk edebilecek bir noktaya dikkat çekmek gerekiyor: İbn
Teymiyye, Cennet ve Cehennem'in ikisinin de yok olacağını
söylememektedir. Dolayısıyla onun, bu görüşü savunan el-Cehm b.
Safvân ve daha başkalarının karşısında yer alması ve bu müddeaya
reddiye mahiyetinde görüş beyan edip eser yazmış olması son derece
normaldir. Bu itibarla onun bu konuda yazıp söylediklerinin "er-Redd
ale'l-Kâilîne bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nar" (Cennet ve Cehennem'in
(her ikisinin de) son bulacağını söyleyenlere reddiye) başlığı
altında toplanmasında ve takdiminde şaşılacak bir durum yoktur.
Bizim meselemiz ise İbn
Teymiyye'nin, sadece
Cehennem'in son bulacağını söyleyip söylemediğidir. Bir diğer
ifadeyle onun, Cennet ve Cehennem'in son bulacağını söyleyen el-Cehm
b. Safvân ve benzerlerine reddiye yazarken, sadece Cehennem'in son
bulacağı görüşünü savunabileceğine, zira bu ikisinin birbirinden
ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkat edilmelidir.
el-Cehm b. Safvân, Cennet ve Cehennem'in yok
olacağı görüşünü, "hâdis olanın ebedî olamayacağı" kazıyyesiyle
temellendirmekte,[24] İbn Teymiyye ise daha farklı bir zeminde
hareket etmektedir.
Muhtevasından biraz sonra bahsedeceğim
er-Redd
alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr'a geçmeden önce, bu
risalenin İbn Teymiyye'ye aidiyeti üzerinde de durmamız gerekiyor.
İbnu'l-Kayyım bu meseleyi, etraflıca ele aldığı
başlıca eserlerinden birisi olan Şifâu'l-Alîl'de[25] enine boyuna
tartışıp, karşıt deliller arasından kâfir ve müşriklerin Cehennem'de
uzun bir azap süreciyle "temizlendikten" sonra azabın sona ereceği
görüşünü, "Mahza şer için ve Yaratıcı'sının bekasınca devam edecek
olan azap için bazı nefisler yaratmak, hikmet ve rahmete uygunluğu
açık olmayan bir husustur. Her ne kadar ilahî kudretin şümulüne
girse de, bu meselenin hikmet ve rahmetin şümulüne girdiği açık
değildir. Akıllıların aklının tökezlediği bu meselede nazarın
vardığı netice budur" sözleriyle ortaya koyduktan sonra şöyle der:
"Ben bu meseleyi Şeyhülislam'a[26] (Allah onun
ruhunu takdis eylesin) sorduğumda, "Bu, azim ve büyük bir meseledir"
demiş ve herhangi bir cevap vermemişti. Aradan bir zaman geçtikten
sonra Abd b. Humeyd el-Keşşî'nin tefsirinde yukarıda zikrettiğim
rivayetlerden bazılarını gördüm. Bu eseri kendisine gönderdim. O
sırada kendisi son meclisinde idi ("ve huve fî meclisihi'l-ahîr").
Rivayetlerin zikredildiği yere bir işaret koydum ve kitabı
kendisiyle gönderdiğim kişiye, "Burası ona müşkil gelmiş; ne
olduğunu bilememiş" demesini söyledim. Bunun üzerine bu konudaki
meşhur eserini yazdı. Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun..."
İbnu'l-Kayyım'ın burada sözünü ettiği "meşhur
eser" hangisidir? er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti
ve'n-Nâr
mıdır, yoksa aksi istikamette kaleme alınmış bir başka kitap mıdır?
Şu an için elimizde bulunan malzeme bizi, bu
"meşhur" eserin, yukarıda zikri geçen er-Redd alâ Men Kâle bi
Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr olduğunu söylemeye icbar ediyor. Zira İbn
Teymiyye'nin, münhasıran Cehennem hayatının son bulacağı görüşüne
reddiye mahiyetinde bir eser kaleme aldığına dair herhangi bir
malumata rastlanabilmiş değildir.
İbnu'l-Kayyım'ın yukarıda iktibas ettiğim
ifadelerinde geçen "son meclis" tabirini, İbn Teymiyye'nin 726/1325
yılında Şam kalesindeki "mecburi ikamet"inden[27] hemen önceki dönem
olarak anlayabilir miyiz? Bu süreçteki "mecburi ikamet"i esnasında
İbn Teymiyye'nin kitap yazmasına ve fetva vermesine imkân
tanınmadığına göre, şu anda elimizdeki bilgiler doğrultusunda,
konuyla ilgili müstakil telifinin belirlediğimiz zaman diliminde
kaleme alındığını söylemek mümkün görünüyor…
Buna göre İbn Teymiyye, önceleri "beka-i nar"
görüşünde iken bilahare bu konuda bir tereddüt safhası geçirmiş
olmalıdır. İbnu'l-Kayyım'ın sorusuna "Bu, azim ve büyük bir
meseledir" demekle yetinmesini, bu tereddüt sürecinin devam ettiği
bir safhaya ait bir tavır olarak okumak yanlış olmasa gerek...
Risalenin İbn Teymiyye'ye aidiyeti
Nitekim İbnu'l-Kayyım'ın, Hâdi'l-Ervâh'ta
meseleyi Şifâu'l-Alîl'e kıyasla daha geniş bir şekilde işlemesinden
ve kâfir ve müşriklerin azabının sonlu olduğu görüşünü daha detaylı
delillendirmeye çalışmasından, sadece kendisinin bu meseledeki
kanaatinin pekiştiğini değil, aynı zamanda İbn Teymiyye'nin
görüşünün de onunkiyle aynı doğrultuda istikrar bulduğunu gösterdiği
sonucunu çıkarabiliriz.
İbnu'l-Kayyım'ın bu eserinde İbn Teymiyye'den
yaptığı uzun alıntı, ilgi çekici biçimde Abd b. Humeyd'in
tefsirinden iktibaslar içermekte ve orada yer alan rivayetler
konusunda hocasının yorumlarını ihtiva etmektedir.
İbnu'l-Kayyım, önceleri bu noktada iken bilahare
Şifâu'l-Alîl'in telifi öncesinde bir tereddüt süreci yaşamış, hatta
kâfir ve müşriklerin azabının sonlu olduğu görüşüne meyletmekle
birlikte kesin bir şey söylemekten kaçınmış ve nihayet Hâdi'l-Ervâh'ın
telifi aşamasında bu meyil "tercih"e dönüşmüş ve pekişmiş olmalıdır.
Nitekim el-Kasîdetu'n-Nûniyye'de[28] –yukarıda
görüşünü özetle verdiğim– el-Cehm b. Safvân'ı eleştirirken, sadece
Cennet ve içindekilerin fena bulmayacağını söylemekle yetinmesi de
bu tesbiti doğrulayan bir tavırdır.
Bu meseleyi en fazla detaylandırdığı Hâdi'l-Ervâh'ta
hocasından, aykırı bir görüş nakletmek şöyle dursun, malum görüşü
destekler mahiyette iktibasta bulunması, İbn Teymiyye'nin de bu
meselede aynı şekilde düşündüğünü ortaya koyan önemli bir
göstergedir.
Mezkûr eserinde, Cehennem'in ebedî/sonsuz olup
olmadığı konusundaki görüşleri 7 madde halinde zikrettikten sonra
sözlerini şöyle sürdürür:
"Şeyhülislam şöyle dedi: "Bu görüş[29] Ömer, İbn
Mes'ûd, Ebû Hureyre, Ebû Sa'îd ve daha başkalarından nakledilmiştir.
Abd b. Humeyd –ki Hadis ulemasının büyüklerindendir–, meşhur
tefsirinde şöyle rivayet etmiştir: "Bize Süleyman b. Harb...
el-Hasan'ın şöyle dediğini tahdis etti: "Ömer şöyle demiştir: "Ateş
ehli ateşte "Âlic" (denen mevki)'in kumları miktarınca..."
"(Yine Abd b. Humeyd) şöyle demiştir: "Bize
Haccâc b. Minhâl... el-Hasan'ın şöyle dediğini tahdis etti: "Ömer
şöyle demiştir..."[30]
"Bunu, Hadis hafızı imamlardan ve Sünnet
ulemasından olan Abd (b. Humeyd), şu iki büyük zattan rivayet
etmiştir: Süleyman b. Harb ve Haccâc b. Minhâl. (...)
"Her ne kadar el-Hasan
(el-Basrî) Ömer'den birşey
işitmemiş ise de, bu rivayeti bazı Tabiun'dan rivayet etmiştir. Eğer
bu söz el-Hasan nazarında sahih olmasaydı, onu rivayet etmez ve
"Ömer şöyle dedi..." tarzında kesin bir ifade kullanmazdı. (...)
"Yine şöyle dedi: "Şüphe yok ki bu sözü Ömer'den
naklen söyleyen ve ondan rivayet edenler, ateş ehli olan
"Cehennemlikler" tabirini ancak (kâfir ve müşrikleri anlatan) bir
"cins isim" olarak ifade etmek istemiştir. Günahları sebebiyle ateşe
girecek olanlara gelince, bu rivayeti nakledenler de, başkaları da
bunların Cehennem'den (belli bir süre azap gördükten sonra)
çıkarılacaklarını, ne Âlic'in kumları miktarınca, ne de buna yakın
bir zaman için orada kalacaklarını bilmektedirler.
"Ateş ehli tabiri, Muvahhitler'e değil, onların
dışındakilere mahsus bir ifadedir..."
Sorun, "Şeyhülislam şöyle dedi..." diye
başlayarak bu minval üzere uzayıp giden ifadelerin kime ait olduğu
noktasında düğümlenmektedir. İlgili bahsin sonuna kadar herhangi bir
yerde İbn Teymiyye'nin sözlerinin nerede bittiği konusunda hiçbir
tasrihat veya işaret mevcut değildir.
Ancak er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti
ve'n-Nâr'la karşılaştırma yapıldığında yukarıdaki ifadelerin İbnu'l-Kayyım
tarafından İbn Teymiyye'den aynen alıntılandığı ve yer yer aralara
kendi ifadelerinin girdiği açıkça görülmektedir.
el-Albânî'nin itirafı
İbn Ebi'l-İzz tarafından şerh edilen
el-Akîdetu't-Tahâviyye'deki[31]
hadislerin tahricini yapan el-Albânî, yukarıda bir kısmını
naklettiğim sözleri İbnu'l-Kayyım'a nisbet ederek eleştiri konusu
yaparken[32] Nakdu Ta'lîkâti'l-Albânî adlı tenkidinde İsmail
Muhammed el-Ensârî buna itiraz ederek, bu sözlerin İbnu'l-Kayyım'a
değil İbn Teymiyye'ye ait olduğunu söyler. [33]
Burada her ikisinin de kısmen haklı olduğu ortaya
çıkmaktadır. Zira nakledilen ifadeler yüzde yüz oranında ne İbn
Teymiyye'ye, ne de İbnu'l-Kayyım'a aittir. Yukarıda da belirttiğim
gibi İbnu'l-Kayyım, hocasından yaptığı alıntıların sonuna kendi
ifadelerini eklemiş ve onun yazdıklarına katkıda bulunarak "fena-i
nar" görüşünün delillerini detaylandırmıştır.
Şu kadar ki, er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti
ve'n-Nâr'ın henüz neşredilmediği döneme ait olan bu tartışmada
el-Albânî,
İbn Teymiyye'yi "fena-i nar" görüşünden tebrie etmekte isabetli
değildir.
Nitekim aradan uzun yıllar geçtikten sonra,
Muhammed b. İsmail es-San'ânî'nin Ref'u'l-Estâr'ına yazdığı takdim
yazısında[34] hem İbn Teymiyye'nin, hem de İbnu'l-Kayyım'ın "fena-i
nar" görüşünde olduğunu tasrih edecek ve şöyle diyecektir:
"Bundan 20 yıl önce
Silsiletu'l-Ahâdîsi'd-Da'îfe'de (II, 71-5) o ikisinin (İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın), bazılarını
"fena-i nar" görüşüne delil olarak kullandıkları bir kısım merfu ve
mevkuf rivayetlerin tahrici münasebetiyle onların bu görüşüne red
sadedinde kısaca değinmiştim.[35] Orada bu rivayetlerin zaafını da
beyan etmiştim. İbnu'l-Kayyım'ın, Cehennem'in hiç son bulmayacağı
şeklinde bir görüşü daha vardır.[36] İbn Teymiyye'nin de Cennet ve
Cehennem'in son bulacağını söyleyenlere reddiye sadedinde bir eseri
(kaide) mevcuttur.
"O zaman İbn
Teymiyye'nin, İbnu'l-Kayyım'ın bu
ikinci görüşünü paylaştığını sanmıştım.[37] (Ancak
Ref'u'l-Estâr'da
gördüm ki) Müellif es-San'ânî, İbnu'l-Kayyım'dan yaptığı nakille,
yukarıda işaret edilen reddiyenin[38], Cehennem'in son bulacağını
söyleyenlere değil, sadece Cennet'in son bulacağını söyleyen
Cehmîler'e reddiye mahiyetinde olduğunu beyan etmekte ve kendisi,
yani İbn Teymiyye de Cehennem'in son bulacağını söylemektedir. Hatta
sadece bunu söylemekle kalmamakta, Cehennem son bulduktan sonra
cehennemliklerin, altından ırmaklar akan cennetlere gideceğini de
ileri sürmektedir…"[39]
İbn Teymiyye tam olarak ne diyor?
el-Albânî gibi "sıkı" bir selefînin bile
katılmadığı bir görüşün İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'a
nisbeti, bu
iki alimin bağlılarınca elbette refleksif bir tepkiyle
reddedilecektir. Nitekim sadece onların bu konuda yazdıklarından
haberdar olmayanların kaynak sorması değil, onların bu görüşüne
muttali olanların da ısrarla tevil yoluna gitmesi gösteriyor ki
"fena-i nar" görüşü "tevessül" vb. diğer meseleler gibi değildir.
Tevilcilerin, "Onların "fena-i nar" görüşünün
delillerini detaylı olarak zikretmiş olması, bu görüşü
benimsediklerini göstermez" tarzındaki itirazı, aşağıda bizzat İbn
Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'dan alıntılanan ifadeler tarafından boşa
çıkarılmaktadır.
Ancak alıntılara geçmeden önce bir hususu
belirtelim: Onların bu meseleyi ele alış tarzının "objektiflik"ten
çok öte bir tavrı yansıtması, hatta bu meselede "taraf" olduklarını
göstermesi, tevilcilerin yaptığının "suyu yokuşa akıtmaya
çalışmak"tan farksız olduğunu ortaya koyuyor.
Zira eğer İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın ileri
sürdüğü gibi "fena-i nar" konusunda Selef arasında gerçekten görüş
ayrılığı var ise, yapılması gereken, her iki tarafın delillerini
zikrederek takdiri okuyucuya bırakmaktır. Ancak böyle yapmayıp da
sadece "fena-i nar" görüşünün delilleri üzerinde durmuş, "beka-i
nar"ın delillerini ise sadece "çürütmek" maksadıyla zikretmiş
iseler, burada tevilcilerin boşuna tekellüfte bulunduğunu söyleme
zaruretiyle karşı karşıya bulunuyoruz demektir…
İbn Teymiyye bu meseleyi, adı geçen eserinin 52
ila 87. sayfaları arasında ele almış ve şöyle demiştir:
"… Cehennem'in son bulacağı görüşüne gelince, bu
konuda selef ve halef ulemasından maruf iki görüş vardır ve Tabiun
ile daha sonra gelenlerin bu konudaki anlaşmazlıkları malumdur. (…)
Cehennem'de bulunanların azabının gelip dayanacağı bir son sınır
olduğunu ve azabın Cennet nimetleri gibi daimi olmadığını
söyleyenler, bununla Cehennem'in son bulacağını kasdetmiş
olabilecekleri gibi, cehennemliklerin (bir gün) buradan çıkacağını
ve orada hiç kimsenin kalmayacağını da kasdetmiş olabilirler. Ancak
şöyle de denebilir: Onlar bununla, azap devam ettiği halde
cehennemliklerin buradan çıkacağını değil, Cehennem'in azabının sona
ereceğini, onun yok olmasının bu anlamda olduğunu kasdetmişlerdir.
"Bu görüş Hz. Ömer, İbn Mes'ûd, Ebû Sa'îd
el-Hudrî
ve daha başkalarından nakledilmiştir…"
İbn Teymiyye daha sonra Hz. Ömer (r.a)'den
nakledilen rivayeti zikredip sıhhat değerlendirmesi yaptıktan sonra
sözlerini şöyle sürdürür:
"… Buradaki "ehl-i cehennem" ifadesi,
cehennemlikleri anlatır. Zira bunlar orada ne ölecek, ne de
dirilecektir. (Yine rivayette geçen), "oradan çıkarlar" ifadesi,
"Cehennem'in azabı sona erip kesildikten sonra buradan çıkarlar"
demektir. Böylece onlar Cehennem'den çıkmış olmamaktadır. Aksine
Allah Teala'nın haber verdiği gibi onlar orada "kalıcı"dırlar; ancak
ömrü sona erdiği ve tıpkı dünyanın son bulması gibi Cehennem de son
bulduğu zaman artık orada azap kalmaz.
"Şöyle ki, alem yok olmayacaktır; arzda bulunan
Cehennem de tamamen fena bulmayacaktır. Ancak onun son bulması,
halinin değişmesi ve bir halden diğerine geçip değişmesi şeklinde
olacaktır."[40]
Müteakiben Abdullah b. Mes'ûd (r.)'dan,
"Cehennem'e öyle bir zaman gelecek ki, içinde hiç kimse
bulunmayacak. Bu, cehennemliklerin, orada "ahkâb"[41] süresince
kaldıktan sonra olacaktır" şeklindeki sözünü nakleder ve "Bunlar
kâfirlerdir. Ebû Hureyre'den de benzeri bir söz nakledilmiştir" der.
Burada anlatılanların günahkâr mü'minler
olamayacağı görüşünü delillendirmek için bazı ayetler zikrettikten
sonra da şöyle der: "Sahabe'den buna aykırı meşhur bir naklin
mevcudiyetine rastlamadım."
"… (Allah Teala Cennet nimetleri hakkında
"kesintisiz bir lütuf…" buyurduğu halde) Cehennemlikler(in akıbeti)
hakkında ne dilediğini haber vermemiştir. Sünnet ve Hadis uleması bu
konuda Sahabe ve Tabiun'dan çeşitli rivayetler nakletmiştir. (…) Şu
halde Cehennem'in son bulacağına Kitap, Sünnet ve Sahabe akvaliyle
ihticac edil(ebil)irken, Cehennem'in baki olacağını söyleyenlerin
elinde ne Kitap, ne Sünnet, ne de Sahabe akvalinden bir delil
vardır!" (…)
"Cehennem'in devamlı olacağını söyleyenlerin
(bunu isbat etmek için başvurduğu) 4[42] yol vardır" diyerek
sürdürdüğü bahiste sözü, Cennet'in devamlılığı ile Cehennem'in
devamlılığı arasındaki farka getirir, Cennet'in devamlılığının
kesintisiz ve ebedi olduğunu, Cehennem'in devamlılığının ise birgün
son bulacak bir devamlılık olup ebedi olmadığını isbata yönelir ve
bilahare İbnu'l-Kayyım tarafından Hâdi'l-Ervâh'ta tekrarlanacak aklî
istidlal tarzı ile sözlerini sürdürür.
Son sözleri söylediği kısımda Cehmiyye'nin Cennet
ve Cehennem'in ikisinin de yok olacağı iddiasına kısaca değinir ve
bunun niçin itibara alınabilecek bir görüş olmadığına anlatır, sonra
da şöyle der :
"Fena bulmak, sadece Cehennem içindir. Bu,
Ehl-i
Sünnet'in isbat ettiği görüştür. Cehennem'in yok olması, bir halden
başka bir hale geçerek değişmesi anlamındadır, yoksa el-Cehm'in
dediği gibi tamamen yok edilmesi anlamında değildir…"
Burada tümüyle zikredilmesi mümkün olmayacak
kadar uzun bir yer tutan bu bahisten net olarak anlaşılmaktadır ki
İbn Teymiyye, kâfir ve müşrikler için Cehennem azabının sonsuz
olmayacağı, azapta çok uzun zaman kalsalar da oradan çıkacakları bir
günün mutlaka geleceği görüşünü benimsemiş ve hiçbir yoruma mahal
bırakmayacak tarzda savunmuştur.
Konuyla ilgili olarak ileri sürdüğü delillerin
tartışması ise ayrı bir makalenin konusudur.
------------------------------------------------------------
[1] Rahmet-i İlahiye Bürhanları,
Orenburg-1911.
Ayrıca bu eser, aynı müellifin İnsanların Akide-i
İlahiyelerine Bir Nazar'ı ve İdil-Ural müftüsü Rızaeddin b.
Fahreddin'in Carullah'ı desteklemek amacıyla kaleme aldığı Rahmet-i
İlahiye Meselesi adlı risale ile birlikte Hikmet Akpur tarafından
sadeleştirilerek Çıkış Yolu -Evrensel Kurtuluş- adıyla basılmıştır.
(İstanbul-1991)
[2] Yeni İslam Müctehidlerinin Kıymet-i İlmiyesi,
İstanbul-1337.
Bu eser de, biri latinize edilmiş (Bedir
Yayınevi, İstanbul-1998), diğeri Carullah'ın mezkûr iki risalesi ile
birlikte Ömer H. Özalp tarafından sadeleştirilmiş olarak (Pınar
yayınları, İstanbul-1996) neşredilmiştir.
[3] Takiyyüddîn Ali b. Abdilkâfî
es-Sübkî'nin el-İ'tibâr
bi Bekâi'l-Cenneti ve'n-Nâr'ı ile "el-Emîr" diye bilinen Muhammed b.
İsmail es-San'ânî'nin Ref'u'l-Estâr li İbtâli Edilleti'l-Kâilîne bi
Fenâi'n-Nâr'ı bu meselede İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'a reddiye
olarak kaleme alınmış iki meşhur çalışmadır.
[4] DİA'da da belirtildiği gibi İbnu'l-Vezîr ve
İsmail Hakkı İzmirli'nin de Cehennem azabının fena bulacağı görüşünü
benimsediği bilinmektedir. Çağdaş araştırmacılardan Yusuf el-Karadâvî
de bu isimlere eklenmelidir. el-Karadâvî'nin konu hakkındaki görüşü
için aşağıdaki adrese bakılabilir:
Tıkla
[5] Îsâru'l-Hakk, 203.
[6] Ref'u'l-Estâr, muhtelif yerler.
[7] Mesela bkz. Te'nîbu'l-Hatîb, 147; Makâlât,
450.
[8] VII, 232.
[9] Ancak "Cehennem" maddesinin sonunda verilen
bibliyografyada Mecmû'u'l-Fetâvâ'sına yapılan atıflarda belirtilen
yerlerde İbn Teymiyye'nin bu doğrultuda herhangi bir ifadesi mevcut
değildir. Bu atıflar, ilgili maddenin başka yerlerinde zikredilen
hususlarla bağlantılı olarak yapılmış olmalıdır.
[10] IV, 305.
Mecm'u'l-Fetâvâ için bir önceki dipnotta
söylenenler, mezkûr eserin bu maddenin sonundaki bibliyografyada
zikredilen cilt ve sayfa numaraları için de geçerlidir.
[11] Çağdaş araştırmacılardan Ali el-Harbî,
Keşfu'l-Estâr li İbtâli İddi'âi Fenâi'n-Nâr adlı çalışmasında İbn
Teymiyye'nin Cehennem hayatının son bulacağı görüşünde olmadığını ve
bu görüşü savunan herhangi bir eser yazmadığını, dolayısıyla bu
konudaki risaleyi ona nisbet eden İbnu'l-Kayyım ve İbnu'l-Vezîr'in
hatalı olduğunu söylerken, Abdülkerîm Sâlih el-Humeyd, el-Kavlu'l-Muhtâr
li Beyâni Fenâi'n-Nâr'ında İbnn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın bu
görüşü benimsediğini belirterek, hem onları hem de bu görüşü
savunmaya çalışmıştır.
[12] Baş tarafta "yedi" rakamı zikredildiği halde
metin içinde zikredilenlerin eksik olduğu dikkat çekmektedir.
[13] Bu ifadenin anlamı, ileride
er-Redd alâ Men
Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr'dan yapacağım alıntı ile vuzuha
kavuşacaktır.
[14] İbn Teymiyye, Mecmû'u'l-Fetâvâ,
XVIII, 307.
[15] İbn Teymiyye, Der'u Te'ârudi'l-Akl
ve'n-Nakl,
I, 406. Alıntı için bkz. el-Eş'arî, Makâlâtu'l-İslâmiyyîn, 164.
[16] İbn Hazm, Merâtibu'l-İcmâ', 268.
[17] el-Vâbilu's-Sayyib, 25.
[18] "Müberrid" olarak okunması hatalıdır.
[19] Silsiletu'l-Ahâdîsi'd-Da'îfe
ve'l-Mevdû'a, II, 75.
[20] es-Safedî, el-Vâfî,
VII, 26.
[21] er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti
ve'n-Nâr
ve Beyânu'l-Akvâl fî Zâlik, (Muhammed b. Abdillah es-Semherî
tahkikiyle), Dâru Belensiye, Riyad-1415/1995.
[22] es-Sübkî'nin mezkûr eserini neşreden
Hubeyşî'nin, bu eserin İbn Teymiyye'ye değil de İbnu'l-Kayyım'a
reddiye olarak kaleme alındığını söylemesi isabetli değildir. (Bkz.
el-İ'tibâr, 4-5) Zira İbnu'l-Kayyım'ın konuyla ilgili olarask
kmuhtelif eserlerinde yazdıkları, İbn Teymiyye'nin ilgili
risalesindeki argümanların geliştirilmesinden ibarettir.
[23] Takıyyüddîn es-Sübkî, el-İ'tibâr bi Bekâi'l-Cenneti
ve'n-Nâr, ("Mülhak"), 90 vd.
[24] Dolayısıyla sadece Cennet ve Cehennem'in
değil, hâdis olan bütün varlıkların bir gün fena bulacağını
söylemektedir.
[25] İbnu'l-Kayyım, Şifâu'l-Alîl, 264.
[26] Hocası İbn Teymiyye.
[27] Bkz. İbn Kesîr, el-Bidâye,
XIV, 127 vd.
[28] el-Kâfiyetu'ş-Şâfiye adıyla da bilinir, I,
39 vd.
[29] Cehennem azabının kâfir ve müşrikler için de
sonlu olduğu görüşü.
[30] Bu rivayetlerin metin ve senetleri üzerinde
detaylı olarak durulacaktır.
[31] el-Kevserî merhum (el-Hâvî, 37,
dpnt.),
6/13. asır ulemasından Ebû Şucâ'/Ebu'l-Fedâil Bekbers (Baybars) b.
Yalınkılıç en-Nâsırî'ye ait olan en-Nûru'l-Lâmi' ve'l-Bürhânu's-Sâtı'
adlı eserin el-Akîdetu't-Tahâviyye üzerine yazılmış en meşhur
şerhlerden birisi olduğunu söyler.
Bu eser üzerine kaleme alınmış diğer şerhler için
bkz. el-Kevserî, el-Hâvî, a.y.; DİA, II, 260.
[32]el-Akîdetu't-Tahâviyye, 428
vd.
[33] İsmail Muhammed el-Ensârî, Nakdu Ta'lîkâti'l-Albânî,
132 vd.
[34] Ref'u'l-Estâr, 7.
[35] Oysa Silsiletu'l-Ahâdîsi'd-Da'îfe'de
(II, 71 vd.) fena-i nar görüşünü sadece İbnu'l-Kayyım'a nisbet ettiği
görülmektedir.
[36] Bu ifade, İbnu'l-Kayyım'ın, yukarıda
değindiğim istihaleden önceki görüşüne atıf yapmaktadır ki,
el-Vâbilu's-Sayyib'den
naklen yukarıda vermiştim.
[37] İbn Teymiyye'nin bu eserini görmediği
anlaşılıyor.
[38] er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti
ve'n-Nâr
kastediliyor.
[39] Görünen o ki, bu görüşe İbn Teymiyye'nin de
iştirak ettiği noktasında el-Albânî önceleri olumsuz düşünmektedir.
Tıpkı el-Akîdetu't-Tahâviyye'nin İbn Ebi'l-İzz şerhindeki hadislerin
tahricini yaptığı dönemde olduğu gibi, Silsiletu'l-Ahâdîsi'Da'îfe'nin
kaleme alınış sürecinde de böyle düşündüğü anlaşılmaktadır. Ancak
Ref'u'l-Estâr'a muttali olduktan sonra bu görüşü değişmiştir.
[40] Böylece İbn Teymiyye'nin yukarıda Mecmû'u'l-Fetâvâ'dan
naklettiğim ifadesinin anlamı daha net olarak ortaya çıkmaktadır.
[41] Bu kelime "hukb"un çoğuludur. Tefsirlerde "hukb"un
ifade ettiği zaman diliminin miktarı hakkında muhtelif rakamlar
verilmiştir.
[42] İbnu'l-Kayyım Hâdi'l-Ervâh'ta bunu 6'ya
çıkarmıştır.
Kaynak:
www.inkisaf.net