PAPACILAR, DİYALOGCULAR ...
M.Şevket Eygi
LİSANIMIZDA
hikmetli atasözleri ve deyimler vardır. Onlardan biri de şudur:
“Bekâra karı boşamak kolaydır.” Papanın ülkemize yaptığı ziyaretle
ilgili olarak birtakım ateistler, Sabataistler, İslâm dini ve
Şeriatı ile kesinlikle uyuşmayan ictihadlar yaptılar, fetvalar
verdiler, bidatler çıkardılar.
Papa cenapları, Sultanahmet Camii’nde kıbleye karşı kıyama durmuş,
bizim Diyanet başkanı bu jeste karşılık vermek üzere bir kilisede
istavroz çıkartabilir miymiş?
Bir kere, Papa kıyama durmamıştır. Kıyam demek bir Müslümanın,
namazın şartlarına ve rükunlarına riayet ederek ayakta durması
demektir. Papa’nın kıyama durması için İslâmî bakımdan ne imanı
vardır ne de tahareti. Onunki, ayakta durmaktan ibarettir.
İkincisi: Birtakım sekülerleşmişlerin “saygı duruşlarının” İslâm’da
yeri yoktur. Müslümanlar, kendi ölülerine Fatiha okurlar, bunun
sevabını onlara bağışlarlar.
Dinin aslına, esasına, zaruriyatına uygun olmayan her yenilik
bidattir. Peygamber Efendimiz bu bidatler için “Dalâlettir”
(sapıklıktır) buyurmuştur. Böyle dalâletler çıkartanların
cehennemlik olacağı da haber verilmiştir.
Bir İslâm hocasının camide Papa ile birlikte kıyama durmasına
entegrist (bütüncü) bir Müslüman olarak hoşgörüyle bakamam. Papa
cenapları tek başına kıbleye yönelip kıyam yapabilirdi, o onun
bileceği birşeydi. Hocaların 1400 küsur seneden beri İslâm dininde
denenmemiş, yeri olmayan hareketler yapmaları, ileride dinimize ve
ümmetimize zarar getirecek bir çığır açmaktır.
Papanın ziyareti münasebetiyle Sultanahmet Camii’ne üç vakit
Müslümanlar sokulmadı, cemaatin mâbede girmesine izin verilmedi. Bu
da çok yanlış olmuştur.
Osmanlı Devleti zamanında ecnebilerin (yabancıların) camilere
girebilmesi için İstanbul’da Şeyhülislâmlıktan, taşrada
müftülüklerden yazılı izin almaları gerekirdi.
Bundan birkaç sene önce bir yaz ayında Bursa’da Ulucamii’ye
gitmiştim. Caminin içi saçları, kolları, göğüsleri açık kadınlarla
doluydu. Mukaddes bir ibadet yeri maalesef kadınlar hamamına
benziyordu, son derece üzülmüştüm. Başta Bursa Müftüsü, Diyanet’e
bağlı olan ve olmayan bütün hocalar ve dindar Müslümanlar böyle bir
laubaliliğe izin vermemelidir.
Birtakım diyalogçuların etekleri zil çalıyor. Neredeyse
sevinçlerinden oynayacaklar. Neymiş,Papa Sultanahmet Camii’nde
kıyama durmuş, “Ben var Türkleri çok sevmek...” demiş.
Çok bilmiş diyalogçulara soruyorum: Papanın Türkleri sevmesi candan
ve yürekten midir, yoksa bir takiyye midir?
Papaya sorsak: “Resul-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Muhammed
Mustafa Hazretlerini sever misiniz, sevmez misiniz?”
Severim dese bir türlü, sevmem dese bir türlü...
Severim derse, bu sevginin yanına iman eklendiği takdirde
Katoliklikten çıkacak, Papalık tacı ve tahtı elden gidecek.
Sevmiyorum dese, takiyyeye uymayan bir söz etmiş olacak.
Papa ülkemize gelebilir, birtakım ziyaretler yapabilir, tarihte
ender görülmüş bir vak’a olarak bir camiyi ziyaret edebilir... Bütün
bunları normal görebiliriz.
Ancak birtakım diyalogcuların “Ah Papa, canım Papa, Ak Papa...Ne
güzel kıyama durdu... İbrahimî dinler... Ehl-i Kitap da cennete
girecektir...” gibisinden hezeyanî edebiyatlarını kabul edemeyiz.
Papa kültür bakımından hayli yüklü bir kimsedir. En az yarım düzine
lisan bilmektedir, tarih bilmektedir, genel kültür sahibidir.
Hazret-i Muhammed’in risaleti, peygamberliği, dini, dâveti, tebliği
kendisine ulaşmıştır. “Bilmiyorum... Haberim yoktu...”gibisinden
hiçbir özrü ve bahanesi olamaz.
Diyalogçuların iddia ettiği gibi Katoliklerle Âmentüde ittifak
halinde değiliz. Böyle bir iddia gerçeklere tamamen zıttır. Aklı
başında bir Müslüman böyle bir iddiada bulunamaz.
Katoliklikle İslâm, Allah inancı konusunda ittifak halinde değildir.
Müslümanlar muvahhiddir, Tevhid inancına bağlıdır; Allah’a eş,
ortak, benzer, oğul, kız koşmazlar. Katoliklerde ise Teslis inancı
esastır. Hazret-i İsa’nın tanrının oğlu, üçlemenin üç uknumundan
biri olduğunu iddia ederler. Tevhid ile Teslisin bağdaşması mümkün
değildir.
Katoliklikle İslâm arasında peygamberlere inanç konusunda uyum
yoktur. Müslümanlar bütün peygamberleri kabul ederler ve onlara iman
ederler. Katolikler, Son Peygamber Muhammed Aleyhisselâmı inkâr ve
tekzib ederler. Bundan başka, İslâm’da peygamberlerin ismet sıfatı
vardır. Yani onlar günahlardan, çirkin hallerden korunmuş, temiz
şahsiyetlerdir. Katoliklerin kutsal kitabında ise, Hazret-i Lût’un
iki kızı tarafından sarhoş edildiği, kızların sarhoş babalarıyla
yattığı ve gebe kaldıkları yazılmaktadır. Hazret-i Süleyman’ın da
âhir ömründe putlara taptığı iddia ediliyor. Binaenaleyh onlarla
bizim aramızda bu konuda da bir ittifak, uyum ve birlik yoktur.
Kitaplar konusunda da ittifakımız yoktur. Onlar Kur’ân-ı Kerîm’i
ilâhî vahiy, hak kitap olarak kabul etmezler. Ellerindeki Kitab-ı
Mukaddesin büyük kısmı ilâhî vahiy ve kelâm değildir, çeşitli
zamanlarda çeşitli kâtiplerin yazdıkları, içlerinde çelişkiler
bulunan metinlerdir, onların Kitapları tahrife uğramıştır.
Diyalogçular kalkmışlar, Katoliklerle Müslümanlar ilâhî kitaplar
konusunda aynı inanca sahiptirler diyorlar. Bu adamlar herkesi kör,
âlemi sersem mi sanıyorlar?
Katolikler Allah’ın Tevrat’ta haram kılmış olduğu domuzu ve kanı
helâl kılmışlardır. Hangi hak ve selâhiyetle? Hazret-i İsa
Aleyhisselâm Efendimiz ömrü boyunca ilâhî yasakları çiğnememiştir,
haram yememiştir.
Aşırı Papa sevgisi ve hayranlığı iki taifede görülüyor:
Birinci taife: Agresif İslâm düşmanları, ateistler, Sabataycılar ve
saire.
İkinci taife: Birtakım Müslüman diyalogçular ve hoşgörücüler.
Haydi birinci taifenin sevgi ve hayranlığını anladık. Peki,
ikincilere ne oluyor?
Papa hayranı birtakım din kardeşlerimizi insafa ve itidale dâvet
ediyoruz. Kendilerini uyarıyoruz. İçi ateş dolu bir uçurumun çok
kaygan kenarında dolaşıyorlar. İmanlarını ve ebedî saadetlerini
tehlikeye atıyorlar. İslâm dünyasında on dört asırdan beri çıkmamış,
görülmemiş, çok vahim, çok büyük, çok tehlikeli, çok vartalı bir
bidat çıkartmışlardır. Bu bidat Kur’ân-ı Kerîm’in muhkem (kesin)
âyetlerine, Resul-i Kibriya Efendimizin Sünnetine ve sahih
hadîslerine, Selef-i Salihîn Efendilerimizin itikad ve zihniyetine,
asırlardan beri gelip geçmiş ulemânın, fukahanın, evliyaullahın
ictihadlarına, görüşlerine, anlayışlarına tamamen aykırıdır.
Diyalog bidati, İkinci Vatikan konsilinde ortaya atılmış olup, yüzde
yüz yabancı bir görüş ve cereyandır. İslâm’la hiçbir ilgisi yoktur.
İslâm dini Allah katında geçerli olan tek hak dindir. İslâm bu
konuda hiçbir müşâreket (ortaklık) kabul etmez. Teslise inananlar da
ehli necat ve ehli cennettir demek zımnen (dolaylı olarak) İslâm’ı
inkâr mânâsına gelir.
Dinden çıkmak için, dinin bütününü inkâr etmek gerekmez. Zaruriyat-ı
diniyyeden (İslâm’ın temel inanç ve hükümlerinden) bir tekini inkâr
eden dinden çıkmış olur.
Birtakım misyonerler bazı zavallı, sefalete düşmüş, câhil kalmış
Müslümanları para vererek, iş bularak, zengin ülkelere göç
etmelerine imkân tanıyarak, yahut çocuklarını okutarak
kandırıyorlarmış. Papalığın İslâm dünyasında büyük harcamalar
yaptığına dair rivayetler var.
Hiçbir Müslüman şahıs veya kuruluş ehl-i salibden, teslis ehlinden
para alarak dine hizmet ettiğini sanmasın.
Uyarılar doğru da olsa bazılarına ağır gelir; biz kardeşlik
vazifemizi yapıyoruz, ikaz ediyoruz. Birtakım şeytanî vesvese ve
kuruntulara kapılıp da âhiretlerini berbat etmesinler.
Kur’ân, İbrahim Halilullah Aleyhisselâm Efendimiz hakkında “İbrahim
Yahudi ve Nasrani değildi; Hanif ve Müslimdi” buyuruyor. Bugün
dünyada tek İbrahimî din vardır, o da İslâm’dır. “Üç İbrahimî
din...” diyenler büyük yanılgı içindedir.