İMAM EBÛ HANÎFE VE HADİS
İLMİNDEKİ MEVKİİ
Ebubekir SİFİL
"Ebû Hanîfe'nin aleyhinde
bulunmak, üzerinde ulemanın icma ettiği bir husustur. Çünkü
Basra'nın imamı Eyyûb es-Sahtiyânî'dir ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde
konuşmuştur; Kûfe'nin imamı es-Sevrî'dir ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde
konuşmuştur; Hicaz'ın imamı Mâlik'tir ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde
konuşmuştur; Mısır'ın imamı el-Leys b. Sa'd'dır ve Ebû Hanîfe'nin
aleyhinde konuşmuştur; Şam'ın imamı el-Evzâ'î'dir ve Ebû Hanîfe'nin
aleyhinde konuşmuştur; Horasan'ın imamı Abdullah b. el-Mübârek'tir
ve Ebû Hanîfe'nin aleyhinde konuşmuştur…"[1]
Müçtehid İmamlar arasında
İmam Ebû Hanîfe dışında, pek çok güvenilir isim tarafından cerh,
taz'if ve ta'n edilen ikinci bir isim mevcut değildir. Yukarıya
aldığım pasaj, bu konuda rastlanacak en "yunmuş-yıkanmış"
ifadelerden oluşmaktadır. Tarih boyunca tek kanallı beslenmenin,
önyargının, tarafgirliğin ve taassubun vücut verip yaşattığı "Ebû
Hanîfe aleyhdarlığı", Sünnet'e bağlılık, Selef'e saygı, hamiyet-i
diniye… gibi gerekçelere sığınılarak köpürtülüp yaşatılmıştır; ne
yazık ki günümüzde de bazı çevreler tarafından olanca şiddetiyle
devam ettirilmektedir.
İşte benzer bir "tesbit"
daha: İmam Ebû Dâvûd'un oğlu Ebû Bekr b. Ebî Dâvûd soruyor:
"Üzerinde Mâlik ve
ashabının, eş-Şâfi'î ve ashabının, el-Evzâ'î ve ashabının, el-Hasan
b. Sâlih ve ashabının, Süfyân es-Sevrî ve ashabının ve Ahmed b.
Hanbel ve ashabının ittifak ettiği bir mesele hakkında ne dersiniz?"
Muhatapları, "Ey Ebû Bekr! Bundan daha sahih bir mesele olmaz"
karşılığını verince taşı gediğine koyuyor: "İşte bunların hepsi, Ebû
Hanîfe'nin tadlili (dalalette olduğu tesbiti) üzerinde ittifak
etmiştir!"[2]
Ve benzeri bir "tesbit" de
İbn Hibbân'dan: "Bütün İslam merkezlerinde ve diğer bölgelerde
bulunan imamlar ve vera ehli onu cerh ve zemmetmişlerdir. Sadece
tek-tük bazı kimseler bundan istisnadır…"[3]
Günümüzde durum
Geçmişte şu veya bu sebeple
vuku bulmuş olan bu "Ebû Hanîfe aleyhdarlığı"nın her şeye rağmen
ısrarla ve inatla devam ettiriliyor oluşu, üzerinde ciddi olarak
düşünülmesi gereken bir "arıza" durumuna işaret etmektedir. Zira
tarihte İmam hakkında vuku bulmuş bu itham, cerh ve taz'ifler,
sadece Hanefî ulema tarafından değil, diğer mezheplere mensup insaf
ve tahkik ehli ulema tarafından da gerekli biçimde cevaplandırılmış
bulunmaktadır. Mâlikî mezhebine mensup İbn Abdilberr'in el-İntikâ'sı,
Şâfiî mezhebine mensup ez-Zehebî'nin Menâkıb'ı, Muhammed b. Yusuf
es-Sâlihî'nin Ukûdu'l-Cümân'ı, es-Süyûtî'nin Tebyîdu's-Sahîfe'si,
İbn Hacer el-Mekkî'nin el-Hayrâtu'l-Hısân'ı, Hanbelî mezhebine
mensup Cemâluddîn Yusuf b. Abdilhâdî'nin Tenvîru's-Sahîfe'si.. bu
meyanda ilk akla gelenlerdir.
Bütün bu çalışmalara rağmen
Ebû Hanîfe aleyhdarlığının bir "dindarlık" ve "Sünnet/Hadis
taraftarlığı" göstergesi olarak yaşatılması ve terviç edilmesi
bizatihi din adına ve Sünnet/Hadis adına kaygı vericidir. İmam Ebû
Hanîfe'nin çağdaşlarından ünlü zahid Mekkeli Abdülazîz b. Ebî
Ravvâd'ın şu tesbitine katılmamak mümkün değildir: "Ebû Hanîfe
imtihan vesilesidir. Kim onu severse sünnîdir; kim de ona buğz
ederse bid'atçidir."[4]
Söz gelimi M. Nâsıruddîn el-Albânî,
"Ebû Hanîfe aleyhdarları" arasında hayli "ılımlı" bir görüntü
verdiği halde, mesleğini icra için ayağına gelmiş fırsatı tepmeyi
"ilmî objektiflik" anlayışıyla bağdaştıramamakta ve Nasbu'r-Râye'ye
düşülen bir dipnotu vesile edinerek İmam Ebû Hanîfe'nin kimler
tarafından taz'if edildiğini şöyle sıralamaktadır:
"Evvela İmam Ebû Hanîfe'nin
taz'ifinde ed-Dârekutnî yalnız değildir. Aksine bu konuda imamların
büyükleri ondan önce davranmışlardır ki, herhangi bir taassup
sahibinin, imamlıkları ve büyüklükleri sebebiyle onların taz'ifinde
kusur bulması mümkün değildir. Onlardan birisi Abdullah b.
el-Mübârek'tir. İbn Ebî Hâtim sahih bir senedle onun şöyle dediğini
nakletmiştir: "Ebû Hanîfe Hadis'te miskin idi." Yine İbn Ebî Hâtim
şöyle der: "İbnu'l-Mübârek Ebû Hanîfe'den rivayette bulunmuş, ancak
son zamanlarında onu(n hadisini) terk etmiştir. Babamı böyle derken
işittim."
"Yine onlardan bir diğeri
İmam Ahmed'dir. el-Ukaylî ed-Du'afâ'da sahih bir senedle onun şöyle
dediğini nakletmiştir: "Ebû Hanîfe'nin hadisi zayıftır."
"Yine onlardan bir diğeri,
es-Sahîh sahibi İmam Müslim'dir. el-Künâ isimli eserinde şöyle
demiştir: "Hadisi muzdaribdir. Çok fazla sahih hadisi yoktur."
"Yine onlardan bir diğeri
İmam en-Nesâî'dir. ed-Du'afâ ve'l-Metrûkîn'de şöyle demiştir:
"Hadis'te kuvvetli değildir."
(…)
"Ebû Hanîfe'nin (rh.a)
Hadis'te taz'if edilmiş olması, şöhret sahibi olduğu ilimdeki ve
şöhret sahibi olduğu Fıkıh'taki kadrini ve büyüklüğünü mutlak olarak
alçaltmaz. Onun Fıkıh ilmindeki üstünlüğü ve kendini ona vermesi,
Hadis'te hıfzının zayıflamasına yol açmış olmalıdır. Malumdur ki,
bir alimin bir ilme yönelmesi ve onda ihtisas sahibi olması
genellikle diğer ilim dallarında hafızasını zayıflatan
hususlardandır. En iyisini Allah Teala bilir."[5]
İmam Ebû Hanîfe hakkındaki
bu iddia ve ithamlar ne yazık ki sadece onun hadisçilik yönüyle
sınırlı kalmamış, itikadî sahaya da uzanarak küfürle itham edilmesi
noktasına kadar vardırılmıştır. Ancak bu yazı sadece ona İlm-i Hadis
nokta-i nazarından yöneltilen tenkitleri konu edineceği için konunun
diğer boyutlarına değinilmeyecektir. [6]
İmam Ebû Hanîfe'ye Hadis
ilmi bağlamında yöneltilen tenkit ve taz'ifleri iki grupta toplamak
mümkündür:
1. Hadis müktesebatının
yetersiz ve Hadis'te güvenilmez/zayıf olduğu, hafızasının yeterince
güçlü olmadığı gerekçesiyle yapılan tenkitler.
2. Hadislerle amel konusuna
gereken ihtimamı göstermediği, re'yi çok kullandığı ve hadislere
muhalefet ettiği gerekçesiyle taz'ifi.
Yukarıdaki iki başlık
altında toplanabilecek "Ebû Hanîfe cerhleri" meyanında
mütekaddimundan nakledilen ne varsa eserlerine doldurarak İmam'ı
cerh edenler kervanına katılan İbn Adiyy,[7] el-Ukaylî,[8] İbn
Kuteybe,[9] İbn Ebî Hâtim,[10] el-Hatîbu'l-Bağdâdî,[11] İbnu'l-Cevzî[12]
gibi daha birçok müellif bulunduğunu ve burada zikredilen
örneklerin, münhasıran Hadis sahasıyla sınırlı olmalarına dikkat
edildiğini belirtmek gerekir. Bunun dışında Kur'an'ın mahluk olduğu,
cennet ve cehennemin son bulacağı, irca (mürciîlik) vb. konulardaki
görüşleri sebebiyle tekfir edildiği, tevbeye davet edildiği…
konusunda birçok şey nakledilmiştir. Muhammed Zâhid el-Kevserî
merhum Te'nîbu'l-Hatîb adlı muhalled eserinde bütün bu iddiaları
büyük bir vukufiyet ve dirayetle cevaplandırmış ve İmam'ın, bu
ithamların tamamından beri olduğunu mukni delillerle ortaya
koymuştur.
İddiaların ilmî kıymeti
Yukarıda örnek olarak
zikredilen ve tamamı kitap hacmini dolduracak kemiyette olan cerh,
taz'if ve tenkitlerin ilmî kıymeti hakkında şunları söyleyebiliriz:
İmam Ebû Hanîfe üzerinde
yoğunlaşan tenkitler, dönemin fotoğrafını yansıtması bakımından
hayli önemlidir. Öncelikle Irak (Bağdat ve Basra) merkezli "i'tizal"
hareketi, itikadî sahada derin sarsıntılar meydana getirmektedir.
Cedelci kişilikleri dolayısıyla Mu'tezilîler, konuştukları sıradan
insanları kolaylıkla etki altına alabilmektedirler. Toplumsal doku
için hayli tehlikeli olan bu akım karşısında topluma önderlik
edenler, insanları onlarla konuşmaktan, bir araya gelip oturmaktan
titizlikle sakındırma gayreti içinde olmuşlardır. Büyük imamlardan
Kelam ilmiyle iştigalden veya Kelamcılar'la hemhal olmaktan
sakındırma babında nakledilen sözleri bu bağlamda değerlendirmek
gerekir.
Tam karşı cephede yer alan
Hadisçiler dönemin fotoğrafındaki ikinci aslî unsur olarak temayüz
etmektedir. Aralarında rivayetlerin ihtiva ettiği anlamlara ve
Fıkhu'l-Hadis'e fazla ihtimam göstermeyen, bütün mesaisini
rivayetleri olabildiğince fazla tarikten toplama işine sarf eden "nakale-i
ahbar" ve "zevamil-i esfar"ın da bulunduğu Ehl-i Hadis, re'y, kıyas
vb. kavramlardan hazzetmeyen, bunları ve temsil ettikleri çizgiyi
hep "tekinsiz" bulan bir anlayışı temsil eder durumdadır.
Ne var ki itikadî bakımdan
bunlar arasında da en az Mu'tezile kadar tehlikeli istikametlere
gidenler bulunduğu bir vakıadır. Ehl-i Hadis içinde teşbih ve tecsim
inancına meyledenlerin, hatta fiilen bu inancı benimseyenlerin bu
tutumunun temelinde rivayetlerin manalarına nüfuz edememe, bir de
rivayetlerin mana ile nakli bulunmaktadır. Bilhassa itikadî sahaya
taalluk eden müteşabihat türü rivayetleri Şer'î prensipler ve İslamî
akıl süzgecinden geçiren Sünnî Kelamcı çizgiyi Sünnet'e/Hadis'e
ittiba ve "teslimiyet" adına en acımasız ithamlarla zemmedenler,
elbette bu Ümmet'in yarısının, hatta üçte ikisinin[13] metbuu
durumundaki İmam Ebû Hanîfe'nin üstünü çizmekte de bir beis
görmeyecek, hatta bunu dinî bir sorumluluk addedecektir!
İşin ilginç yanı, bu
Ümmet'in ta'zim ve tebcil ettiği büyük şahsiyetlere atfen İmam'ın
Hadisçiliğine yöneltilen iddiaların kahir ekseriyetinin güvenilmez
senedlerle gelmiş olmasıdır. el-Kevserî merhumun Te'nîbu'l-Hatîb'de,
ondan önce el-Melikü'l-Muazzam İsa b. Ebî Bekr'in es-Sehmu'l-Musîb'de
ortaya koyduğu bu gerçeğe rağmen Ebû Hanîfe aleyhdarlığının hala
yaşıyor, daha doğrusu "yaşatılıyor" olması, üzerinde ciddi olarak
düşünülmesi gereken bir husustur.
Nu'aym b. Hammâd, İbn Ebî
Hâtim, Abdullah b. Ahmed… ve emsali "Re'y fobisi" taşıyan
kimselerin, aşağıda örnekleri zikredilecek olan ta'dil ve övgülere
karşı gözünü yumarak tek taraflı ve önyargılı hareket etmeleri
neticesinde yukarıda zikredilen türden cerh ve tenkitler ne yazık ki
kitapları doldurarak ebedileştirilmiştir.
Cerh-Ta'dil kitaplarının
tarafsızlığı meselesi
Söz konusu iddialar içinde,
sened bakımından herhangi bir kusur taşımayanlar yok mudur? Elhak,
vardır. Ancak bunlar da ya aslen "cerh/taz'if" ve "tenkid" unsuru
taşımayan tesbitlerdir, yahut taassup/önyargı kaynaklıdırlar, ya da
sahipleri hakikat-i hale vakıf olduktan sonra bu görüşlerinden rücu
etmişlerdir. En niyahet bunlar arasında bu kategorilerden birine
girmeyenler var ise de, kemiyet ve keyfiyet olarak bu türlü
tenkitlerden yakasını kurtarabilmiş insan sayısı hemen hemen yok
gibidir.
Bu gerçeğe parmak basan İbn
Cerîr et-Taberî şöyle der: "Şayet bozuk mezheplerden birine nisbet
edilen kimselerin her biri hakkında bu durum sabit ve bu sebeple o
kimselerin adaleti sakıt, şahitlikleri batıl olacak olsaydı, İslam
merkezlerindeki muhaddislerin çoğunluğunun terk edilmesi gerekirdi.
Çünkü bir grup, onlardan her birini hoşa gitmeyen şeylere nisbet
etmişlerdir…"[14]
Söz gelimi İmam Ebû Hanîfe
aleyhine nakillerde bulunmakla maruf olan İbn Ebî Hâtim, İmam el-Buhârî'
hakkında şöyle demektedir: "… Kendisinden babam (Ebû Hâtim) ve Ebû
Zür'a Hadis dinlemişlerdir. Daha sonra Muhammed b. Yahya en-Nîsâbûrî,
el-Buhârî'nin kendilerine "Benim Kur'an'ı telaffuzum mahluktur"
dediğini yazınca ikisi de el-Buhârî'nin hadisini terk ettiler."[15]
Hatırdan çıkarılmaması
gereken husus şudur: Cerh-Ta'dil alimleri de insandır. Her insana
arız olan izafîlikler şüphesiz ki onlara da arız olmuştur. Bazıları
bundan kurtulmasını bilmiş, ancak bu arıza diğer bazılarında
mevcudiyetini devam ettirmiştir. İmam eş-eş-Şâfi'î'nin hocası ve
kendisinden çokça rivayette bulunduğu İbrahim b. Muhammed b. Ebî
Yahya el-Eslemî hakkında İbn Adiyy, "Hadisini çokça inceledim.
Rivayetlerinde münker bir şeye rastlamadım…" der.[16]
el-Kevserî'nin bu ifadelere
itirazı oldukça dikkat çekicidir: "Ahmed (b. Hanbel) ve İbn Hibbân
gibi Hadis tenkitçilerinin bu zat hakkındaki sözlerini biliyorsun.
el-İclî onun hakkında şöyle der: "Medineli, Rafızî, Cehmî, kaderî.
Hadisi yazılmaz." Hatta Hadis tenkitçilerinin birçoğu bu zatı tekzib
etmiş (Hadis'te yalancı olduğunu belirtmiş) tir. Eğer eş-Şâfi'î bu
zattan, Mâlik'ten rivayet ettiği kadar çok hadis rivayet ediyor
olmasaydı, İbn Adiyy onun durumunu takviyeye çalışmazdı…"[17]
Gerçeği görenler
Şam fakihi İmam el-Evzâ'î,
Abdullah b. el-Mübârek ile karşılaştığında, İmam Ebû Hanîfe'yi
kastederek, "Kûfe'den çıkan şu bid'atçi kimdir?" diye sorar. İbnu'l-Mübârek
herhangi bir şey söylemez. Kaldığı eve gider ve üç gün içinde İmam
Ebû Hanîfe'nin güzel çözümlerden oluşan meselelerini derleyerek
küçük bir kitap oluşturur. Bundan sonrasını kendisinden dinleyelim:
"el-Evzâ'î o sıralar oranın
mescidinde imamlık ve müezzinlik yapıyordu. Elimdekinin ne olduğunu
sordu. Kitabı kendisine verdim. Açtı ve içindeki meselelerden birini
inceledi. O meselenin üzerine, "Bu, en-Nu'man'ın görüşüdür" diye
yazmıştım. Ezan sonrasına kadar –ayakta olduğu halde– kitabın baş
tarafından bir miktar okudu. Sonra kitabı cübbesinin cebine koydu.
Ardından, kamet getirerek namazı kıldırdı. Namazdan sonra kitabı
tekrar çıkardı ve inceledi. Bir süre sonra bana dönerek, "Ey
Horasanlı! Bu en-Nu'man b. Sâbit kimdir?" diye sordu. "Irak'ta
karşılaştığım bir üstat" diye cevap verdim. "Bu zat belli ki
üstatlar arasında seçkin birisi. Git ve ondan daha fazla ilim almaya
bak" dedi. Bunun üzerine kendisine, "Bu, kendisinden sakındırdığın
Ebû Hanîfe'dir" dedim. Aradan bir süre geçtikten sonra el-Evzâ'î ile
Mekke'de karşılaştık. O meselelerde Ebû Hanîfe'ye taraftarlık
ettiğini gördüm. Ayrılacağımız zaman kendisine, "Ebû Hanîfe'yi nasıl
buldun?" diye sordum. "İlminin çokluğu ve aklının mükemmeliyeti
sebebiyle ona gıpta ettim. Onun hakkındaki eski görüşümden dolayı da
Allah Teala'dan bağışlanma diledim. Zira ben eskiden onun hakkında
açıkça hatalıydım. O adamdan ilim öğrenmeye devam et. Zira o,
kendisi hakkında kulağıma gelen şeylerden uzaktır."[18]
Bir diğer örnek de İmam
Muhammed el-Bâkır'dır. Bir hac mevsiminde karşılaştığı İmam Ebû
Hanîfe'ye, dedesi Hz. Peygamber (s.a.v)'in dinini ve sünnetini
değiştirdiği yolunda bazı duyumlar aldığını ve işin aslının ne
olduğunu sorduğunda İmam, işin aslını kendisine örnekleriyle izah
eder. Bunun üzerine İmam Muhammed el-Bâkır, İmam Ebû Hanîfe'ye
sarılarak alnından öper ve kendisine dua eder.[19]
Ve nihayet İbn Adiyy'in
durumu bu hususta ibretamiz bir vesika oluşturmaktadır. el-Kâmil
isimli eserinde İmam Ebû Hanîfe aleyhinde menkul ne kadar söz varsa
yer vermeye çalışan İbn Adiyy, İmam et-Tahâvî ile karşılaşıp işin
gerçeğini kavrayınca fikirleri değişmiş, hatta İmam Ebû Hanîfe'nin
rivayetlerinden oluşan bir Müsned kaleme almıştır.[20]
Tenkitlerin sebebi
Mâlikî mezhebinin büyük
Hadis ve Fıkıh alimi İbn Abdilberr şöyle der: "Hadisçiler Ebû
Hanîfe'nin zemminde ifrata gitmiş ve bu hususta haddi aşmışlardır.
Onlara göre bunu gerektiren sebep, rivayetlere re'y ve kıyası
sokması ve bu iki unsura itibar etmesidir. (…) Onun bazı ahad
haberleri reddi, makul tevile dayanıyordu ve bunların birçoğunda
daha önceki ulema aynı şeyi yapmıştır. Ebû Hanîfe gibi re'y ile
hüküm verenler de bu hususlarda daha evvelki ulemanın izinden
gitmiştir. (…)
"Hiçbir ilim ehli bilmiyorum
ki bir Kur'an ayeti konusunda tevil yapmış veya bir Sünnet(in
anlaşılması) konusunda bir mezhep benimsemiş ve o mezhep sebebiyle
başka bir Sünnet'i reddetmiş olmasın. Bu şekilde bir sünneti
reddederken de makul bir tevile veya nesh iddiasına dayanmışlardır.
Şu kadar ki Ebû Hanîfe'nin bu tarz davranışı başkalarına göre daha
fazladır.
"Yahya b. Selâm şöyle
demiştir: "(…) el-Leys b. Sa'd şöyle dedi: "Mâlik b. Enes'in, hepsi
de Hz. Peygamber (s.a.v)'in sünnetine muhalif olan 70 meselesini
tesbit ettim. Mâlik bu meselelerde re'yi ile hüküm vermiştir.
Kendisine nasihat babından bu meseleleri ona yazdım."
"Bu Ümmet'in alimlerinden
hiç kimse, herhangi bir hadisin Hz. Peygamber (s.a.v)'den sabit
olduğunu kabul ettikten sonra, kendisi gibi bir rivayet veya icma
yahut kendisine teslim olmak gereken bir asla dayanan uygulama
tarafından nesh edildiğini iddia etmeden yahut senedinde bir kusur
bulunduğunu ileri sürmeden onu reddetmemiştir. Eğer bir kimse böyle
yapacak olursa, imam ittihaz edilmesi şöyle dursun, "adalet" sıfatı
düşer; fasıklar sınıfına girer. (…)
"Ebû Hanîfe'den rivayette
bulunanlar, onu tevsik eden (güvenilir olduğunu söyleyen) ler ve onu
meth-u sena edenler, aleyhinde konuşanlardan fazladır. Ehl-i
Hadis'ten onun aleyhinde konuşanların kendisini en fazla
ayıpladıkları noktalar re'y ve kıyasa çokça dalması ve irca
akidesini benimsemesidir…"[21]
Bu satırları okuduktan sonra
"keşke mesele, İbn Abdilberr'in son derece dikkatli seçilmiş
ifadelerle anlattığından ibaret olsaydı" demekten kendimizi
alamıyoruz. Ehl-i Hadis'in İmam Ebû Hanîfe'yi tenkit ve taz'if
ettiği meseleler incelendiğinde şu üç noktada toplandıkları görülür:
1. Akaid. Bu sahada İmam Ebû
Hanîfe'nin irca akidesini benimsemesinden, Cennet ve Cehennem'in yok
olacağına kadar birçok hususta kabul edilemez görüşler benimsediği
nakledilmiştir.
2. Hadis müktesebatının
azlığı, hafızasının zayıflığı. Bu hususta ileri gelen Hadis
imamlarından Abdullah b. el-Mübârek'ten İmam eş-Şâfi'î'ye, Ahmed b.
Hanbel'den Sütfyân es-Sevrî ve İbn Uyeyne'ye kadar pek çok isimden
naklen pek ağır cerh ve taz'if ifadeleri nakledilmiştir.
3. Sahih hadislere
muhalefeti, kendisine hatırlatıldığı halde hadis doğrultusunda hüküm
vermekten imtina etmesi, re'ye dayalı hüküm vermeyi Hadis ve
rivayete dayalı hüküm vermeye tercih etmesi.[22]
Hakikat-i hal
Eğer mesele sadece ileri
gelen birçok Hadis imamının İmam Ebû Hanîfe'yi cerh etmesi, bunun
karşılığında da Hanefîler'in onu müdafaaya yönelik çabalarından
ibaret olsaydı, yukarıdaki üç maddenin oluşturduğu manzara gayret-i
diniyyesi ağır basan herkes tarafından aynı tepkiyle karşılanırdı.
Ancak bu yazının başlarında isimlerini saydığım –farklı mezheplere
mensup– insaf ve tahkik ehli ulemanın İmam'ı müdafaa eden
çalışmalara imza atmış olması işin rengini değiştiriyor.
Mesele sadece daha sonraki
ulemanın tevsik ve tebcilinden ibaret değildir elbette. Gerek aynı
dönemde, gerekse daha sonra yaşamış olan birçok mutedil Hadis imamı
İmam Ebû Hanîfe hakkında adaletten ve gerçekten ayrılmamış,
başkalarının sözlerine iltifat etmeksizin hakikati olduğu gibi dile
getirmiştir.
İmam Ebû Hanîfe'yi metheden
isimler arasında örnek olarak şunları sayabiliriz:
1. İmam el-Buhârî'nin önde
gelen hocalarından olan Mekkî b. İbrahim: "Ebû Hanîfe zamanının en
alimi idi."[23]
2. Ahmed b. Hanbel ve daha
başka büyüklerin kendisinden rivayette bulunduğu Yezîd b. Harun:
"Bin kişiye yetiştim; çoğundan hadis yazdım. Aralarında 5 kişiden
daha fakih, vera sahibi ve alim görmedim. Bu beş kişinin başında Ebû
Hanîfe gelir."[24]
3. Abdullah b. el-Mübârek: "Kûfe'ye
geldim ve "Sizin şu memleketinizin en alimi kimdir?" diye sordum.
Hepsi de "Ebû Hanîfe" diye cevap verdi." Yine İbnu'l-Mübârek'in İmam
Ebû Hanîfe'yi ta'zim ve tebcil ettiği ve kendisine meth-u senada
bulunduğu bilinen bir husustur.[25]
4. Süfyân es-Sevrî: İmam Ebû
Yusuf şöyle demiştir: "Süfyân es-Sevrî, Ebû Hanîfe'ye mütabaatta
benden ileridir."[26]
5. Süfyân b. Uyeyne: "Beni
Kûfe'de Hadis (rivayet etmem) için ilk oturtan Ebû Hanîfe'dir. Beni
camide oturttu ve talebeye "Bu, Amr b. Dînâr'ın hadisini en sağlam
bilen kişidir" dedi. Bunun üzerine onlara hadis rivayet ettim."[27]
6. İbn Cüreyc: Ravh b. Ubâde
anlatıyor: "150 senesinde İbn Cüreyc'in yanında idim. Kendisine, "Ebû
Hanîfe vefat etti" denildi. Bunun üzerine şöyle dedi: "Allah ona
rahmet eylesin. Pek çok ilim onunla beraber gitti."[28]
7. İmam eş-Şâfi'î: "Ebû
Hanîfe, Fıkıh'ta sözü kabil ve teslim edilen biriydi." Yine şöyle
dediği malum ve meşhurdur: "Kim Fıkıh öğrenmek isterse, Ebû
Hanîfe'ye muhtaçtır."[29]
8. Cerh-Ta'dil
otoritelerinin hocası durumundaki Vekî' b. el-Cerrâh: Yahya b. Ma'în
şöyle demiştir: "Vekî' gibisini görmedim. Kendisi Ebû Hanîfe'nin
re'yi ile fetva verirdi."[30]
9. Cerh-Ta'dil ilminin
imamlarından Yahya b. Sa'îd el-Kattân: Yahya b. Ma'în şöyle
demiştir: "Yahya el-Kattân'ı şöyle derken işittim: "Allah Teala'ya
karşı yalan söyleyemeyiz. Ebû Hanîfe'nin re'yinden daha güzel bir
re'y duymadık. Onun görüşlerinin ekserisini esas almışızdır."[31]
10. Yahya b. Ma'în: "Ebû
Hanîfe sika idi. Sadece ezberlediğini rivayet eder, ezberlemediğini
ise rivayet etmezdi."[32]
Vakıa en doğru şahittir
Yukarıdan beri
nakledilenler, Hadis ve Cerh-Ta'dil ilminin tartışmasız
otoritelerinin İmam Ebû Hanîfe hakkındaki hüsn-i şahadetlerinden
seçilmiş örneklerdir. İmam Ebû Hanîfe'yi cerh ve tenkit edenler bu
ifadeleri nasıl değerlendirir, bu onların meselesidir: ancak
yukarıdaki gerçeklere eklenecek bir gerçek daha var:
İmam'ın meşhur iki
talebesinin bugün elimizde bulunan Kitâbu'l-Âsâr isimli eserleri.
Her ikisi de matbu ve mütedavel olan bu eserler, İmam'ın az hadis
bildiği ve hadise itibar etmediği iddialarını boşa çıkaran en canlı
şahit konumundadır. Fıkıh bablarının dayandığı ve İmam'ın kendi
senedleriyle nakledilmiş rivayetlerden oluşan bu eserler ortadayken
hala bazı çevrelerin "Ebû Hanîfe Hadis'te zayıftı, az hadis
biliyordu, hadise itibar etmiyordu" gibi asılsız ithamları tekrar
edip durması, akla önyargı ve taassup illetlerini getirmektedir.
Ebu'l-Müeyyed el-Havârizmî'nin
Câmi'u Mesânîdi'l-İmâm Ebî Hanîfe isimli derlemesi de bu meyanda
anılmalıdır. İki cilt halinde matbu bulunan bu eserin ilmî kıymeti,
İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'in Âsâr'larına oranla ikinci sırada
gelmektedir. Zira Bu eserde yer alan rivayetlerin İmam'a aidiyeti,
rivayetlerin senedlerinde ondan sonra yer alan ravilerin
güvenilirliğiyle doğrudan ilişkilidir. Ancak bu durum Âsâr'lar için
söz konusu değildir. Onların mezhebin iki büyük imamına aidiyeti
konusunda herhangi bir şüphe söz konusu değildir.
Bütün bu söylenenlere bir de
Hanefî mezhebine mensup Hadisçilerin varlığı ilave edilmelidir.
Mezhebin Tabakât kitaplarında onların isimlerine ve Hadis sahasında
verdikleri eserlere yer verilmiştir. el-Kevserî merhum, mezhebin
Hadis hafızlarından Cemâluddîn ez-Zeyla'î'nin Nasb'r-Râye'sine
yazdığı takdim yazısında[33] Hanefî mezhebinin Hadisçilerini liste
halinde zikretmiştir. Onun zikrettiği 110 isme, Muhammed Yusuf el-Bennûrî
40 isim daha ilave etmiştir.
Kendisine yöneltilen haksız,
taassup kaynaklı ve yanlı tenkitlere karşın, İmam Ebû Hanîfe'nin
Hadis ilmindeki haklı şöhreti, sadece Hanefî mezhebine mensup ulema
tarafından değil, farklı mezheplerin müntesibi ulema tarafından da
teslim edilmiştir. Bunun bir göstergesi olarak İmam'ın adının, Hadis
hafızlarının zikredildiği eserlere derc edildiğini görüyoruz.
Bunların başında Şâfiî mezhebinden Hafız ez-Zehebî gelmektedir.[34]
Onu izleyen kuşaklardan Hanbelî mezhebine mensup Hadis hafızı
Şemsuddîn Muhammed b. Ahmed İbn Abdilhâdî el-Makdisî, el-Muhtasar fî
Tabakâti Ulemâi'l-Hadîs isimli eserinde, ardından aynı mezhebe
mensup "İbnu'l-Mibred" adıyla maruf hafız Cemâluddîn Yusuf b. Hasan
İbn Abdilhâdî, Tabakâtu'l-Huffâz'ında[35] ve nihayet Şâfiî mezhebine
mensup hafız Celâluddîn es-Süyûtî Tabakâtu'l-Huffâz isimli
eserinde[36] aynı tavrı sürdürmüşlerdir.
Reddiyeler
İmam Ebû Hanîfe'nin Hadis'e
muhalefet ettiği söylemi sadece kuru iddia seviyesinde kalmamış,
fiili olarak da gösterilmeye çalışılmıştır.
1. Bu cümleden olarak
zikredilmesi gereken ilk ve en önemli çalışma el-Buhârî ve Müslim
gibi Hadis imamlarının hocası durumundaki Ebû Bekr b. Ebî Şeybe
tarafından yapılmıştır. el-Musannef isimli meşhur eserinin bir
cildinde "Kitâbu'r-Redd alâ Ebî Hanîfe" adını verdiği özel bölümde
"Bu, Ebû Hanîfe'nin Hz. Peygamber (s.a.v)'den Gelen Rivayete
Muhalefet Ettiği Hususlar(ı ihtiva eden bölümdür) diyerek 125 bab
zikretmiş, her bir babda birkaç rivayet zikrettikten sonra İmam Ebû
Hanîfe'nin o rivayetlere aykırı hüküm verdiğini söylemiştir.[37]
Bu 125 meseleye, tarih
içinde çeşitli cevaplar verilmiş ise de, bunlardan günümüze kadar
gelebilen olmamıştır. Muhammed Zâhid el-Kevserî merhumun muhalled
eserlerinden en-Nüketu't-Tarîfe[38] bu iddialara eldeki en kapsamlı
cevabı oluşturmuştur. Müellif merhum, vardığı sonucu eserinin giriş
kısmında şöyle özetlemektedir:
İmam Ebû Hanîfe'nin çözüme
bağladığı meselelerin adedi konusunda zikredilen en küçük rakam 83
bin'dir. İbn Ebî Şeybe'nin zikrettiği 125 meselenin tamamında
İmam'ın hata ve hadise muhalefet ettiği bir an için kabul edilse
bile, bunun, toplama oranı 664'te 1'dir. (…)
İbn Ebî Şeybe'nin zikrettiği
125 meselenin % 50'sinde muhalif rivayet söz konusudur. Yani İmam
Ebû Hanîfe ayrı bir rivayeti, İbn Ebî Şeybe ayrı bir rivayeti esas
almıştır. Geriye kalan % 50'yi 5'e ayırırsak, ilk 5'te 1'lik kısımda
haber-i vahid'in Kur'an ayetiyle çatışma arz etmesi söz konusu
olduğu için İmam, Kur'an ayetini esas almış hadisi ise tevil
etmiştir. ikinci 5'te 1'lik kısım ahad haberden daha güçlü ("meşhur"
gibi) rivayetler sebebiyle ahad haberin terk edildiği durumları
anlatmaktadır. Üçüncü 5'te 1'lik kısımda aynı rivayetten farklı
anlam/hüküm çıkarma söz konusudur. Yani İbn Ebî Şeybe de İmam Ebû
Hanîfe de aynı hadise dayanmaktadır. Ancak anlayış ve yaklaşım
tarzlarındaki farklılık sebebiyle çıkardıkları hükümler farklıdır.
Dördüncü 5'te 1'lik kısımda İbn Ebî Şeybe, hadise muhalif olarak
gördüğü hükmü İmam Ebû Hanîfe'ye nisbette hatalı davranmıştır. Yani
mezhep kitapları esas alındığında, İmam Ebû Hanîfe'nin, İbn Ebî
Şeybe'nin kendisine nisbet ettiği görüşü benimsemediği
anlaşılmaktadır. Nihayet en fazla son 5'te 1'lik kısımda İmam'ın
hadise muhalif hüküm verdiği söylenebilir. Bu demektir ki, İbn Ebî
Şeybe'nin 125 olarak takdim ettiği "hadise muhalif" içtihadlarının
adedi 12 civarındadır.
2. İmam'ın hadislere
muhalefet ettiğini örnekleriyle gösteren diğer bir çalışma da
İmâmu'l-Haremeyn el-Cüveynî'nin Muğîsu'l-Halk isimli çalışmasıdır.
el-Kevserî merhum bu çalışmaya da İhkâku'l-Hakk bi İbtâli'l-Bâtıl fî
Muğîsi'l-Halk isimli çalışmasıyla cevap vermiştir. Orada zikredilen
meseleler İbn Ebî Şeybe'nin çalışmasında olduğu gibi sırf hadis
kaynaklı değildir. Böyle olanlar yanında mezhebin usul ve kavaidi
doğrultusunda verilmiş hükümler de tartışma konusu yapılmıştır.
3. İmam el-Buhârî,
Sahîh'inin birçok yerinde[39] "İnsanlardan birisi demiştir ki…"
diyerek, kasdettiği kişinin hadise muhalefet ettiğini ileri
sürmüştür. Her ne kadar bu ifadeyi kullandığı her yerde kasdettiği
kişi İmam Ebû Hanîfe değilse de[40] onu kasdettiği yerler bulunduğu
kesindir.
el-Buhârî'nin mezkûr ifadeyi
kullanarak İmam Ebû Hanîfe'yi hedeflediği yerler hakkında da
muhtelif çalışmalar yapılmıştır. Bedruddîn el-Aynî'nin Umdetu'l-Karî
isimli şerhi ile Muhammed Enverşâh el-Keşmîrî'nin Feydu'l-Bârî'si,
bizzat Sahîhu'l-Buhârî üzerine yazılan şerhler olmak haysiyetiyle
söz konusu iddiaları ilk elden cevaplandırmışlardır.
Bunlardan başka Abdülganî
el-Guneymî el-Meydânî'nin Keşfu'l-İltibâs ammâ Evredehû'l-İmâmu'l-Buhârî
alâ Ba'di'n-Nâs isimli eseri, konu hakkında yapılmış müstakil
eserlerdendir ve matbudur.
Bunlar dışında tarihte İmam
Ebû Hanîfe'nin mezhebini diğerlerine tercih ve tenkitlere cevap
mahiyetinde pek çok çalışma yapılmıştır ki, İmam Ebû Yusuf'un er-Redd
alâ Siyeri'l-Evzâ'î'sinden, İmam Muhammed'in Kitâbu'l-Hücce alâ
Ehli'l-Medîne'sine, Sirâcuddîn el-Gaznevî'nin el-Gurretu'l-Münîfe'sinden,
Sıbtu İbni'l-Cevzî'nin el-İntisâr li İmâmi Eimmeti'l-Emsâr'ına ve
Muhammed Murtaza ez-Zebîdî'nin Ukûdu'l-Cevâhîri'l-Münîfe'sine kadar
–hepsi de matbu olan– pek çok eser örnek olarak zikredilebilir.
Sonuç
İmam Ebû Hanîfe, Abdullah b.
Mes'ûd başta olmak üzere Kûfe'de tavattun etmiş bulunan Sa'd b. Ebî
Vakkas, Huzeyfe b. el-Yemân, Ebû Mûsa el-Eş'arî, Ammâr b. Yâsir,
Selmân el-Fârisî… gibi büyük sahabîlerin (Allah hepsinden razı
olsun) ilmini tevarüs etmiştir. Tarih, bu büyük sahabîlerden sadece
İbn Mes'ûd'un ve talebelerinin Kûfe'de yetiştirdiği alim sayısının 4
bin olduğunu kaydediyor.[41] el-İclî, Kûfe'ye yerleşen sahabî
sayısını 1500 olarak vermektedir. el-Kevserî merhum, Hz. Ali ve
Abdullah b. Mes'ûd (r.anhuma) tarafından Kûfe'de yetiştirilen Tabiun
kuşağına mensup alimlerden ileri gelen bazılarının listesini
zikretmiştir ki,[42] İmam Ebû Hanîfe'nin, ilmî müktesebatını nasıl
bir ilmî servet üzerine kurduğu hakkında fikir edinmek isteyenler
için oldukça doyurucudur.
er-Ramehürmüzî, İbn Sîrîn'in
şöyle dediğini nakleder: "Kûfe'ye geldim. 4 bin kişinin Hadis tahsil
ettiğini gördüm."[43] İmam el-Buhârî de Hadis toplama faaliyeti (er-Rihle
fî Talebi'l-Hadîs) esnasında Kûfe'ye kaç kere gittiğini saymadığını
söylemiştir.[44] Bütün bunlar, Kûfe'nin Hadis ilimleri bakımından
bulunduğu mevkiyi gösteren anekdotlardan cüz'î bir kısmıdır.
Böyle bir ortamda yetişmiş
bulunan, üstelik de 40 adet yetişmiş öğrencisi ile birlikte
kollektif bir içtihad faaliyeti yürüten İmam Ebû Hanîfe'nin Hadis
müktesebatının yetersiz olduğunu yahut Hadisleri kale almadığını
söyleyebilmek için bu ortamı ya hiç bilmemek veya dikkate almamak
gerekir.
İşin özü o ki, İmam'ın
mezhebi de, talebeleri de, mezhebin uleması ve onların yaptığı
çalışmalar da ortadayken bizim onları bir şeylerden tebrie etmek
durumunda kalmamız hayli travmatik bir durumdur. Gözünü kapatmakta
ısrar eden kimseye kim neyi gösterebilir?!
--------------------------------------------------------------
[1] İbn Adiyy, el-Kâmil, VII,
10.
[2] el-Hatîbu'l-Bağdâdî,
Târîhu Bağdâd, XIII, 382-3.
[3] İbn Hibbân, Kitâbu'l-Mecrûhîn,
III, 64.
[4] el-Kevserî, Te'nîb'l-Hatîb,
276.
[5] el-Albânî, İrvâu'l-Ğalîl,
II, 277-9.
[6] İbnu'l-Cevzî'nin de
el-Muntazam'da (V, 188) belirttiği gibi, İmam'a yönelik tenkitler üç
ana noktada toplanmaktadır: 1. Akaid/Usulüddin, 2. Hadis
müktesebatının azlığı, hafızasının zayıflığı, 3. Sahih hadislere
muhalefeti ve re'yi çok kullanması. Bu yazının çerçevesi doğrudan
Hadis sahasına taalluk eden tenkitlerle sınırlandırılmıştır.
[7] Bkz. el-Kâmil fî
Du'afâi'r-Ricâl, VII, 5 vd.
[8] Bkz. ed-Du'afâu'l-Kebîr,
IV, 268 vd.
[9] Bkz. Te'vîlu Muhtelifi'l-Hadîs,
54 vd.
[10] Bkz. Kitâbu'l-Cerh ve't-Ta'dîl,
VIII, 449-50.
[11] Bkz. Târîhu Bağdâd,
XIII, 365 vd.
[12] Bkz. Kitâbu'd-Du'afâ
ve'l-Metrûkîn, III, 163-4.
[13] el-Kevserî, Te'nîbu'l-Hatîb,
31.
[14] İbn Hacer, Hedyu's-Sârî
(Mukaddimetu Fethi'l-Bârî), 428.
[15] İbn Ebî Hâtim, Kitâbu'l-Cerh
ve't-Ta'dîl, VII, 191.
[16] İbn Adiyy, el-Kâmil, I,
220.
[17] el-Kevserî, Fıkhu
Ehli'l-Irâk ve Hadîsuhum, 83.
[18] el-Hatîbu'l-Bağdâdî,
Târîhu Bağdâd, XIII, 338; es-Saymerî, Ahbâru Ebî Hanîfe, 78. Daha
kısa bir varyantı için bkz. İbn Hacer el-Mekkî, el-Hayrâtu'l-Hısân,
46.
[19] el-Muvaffak el-Mekkî,
Menâkıbu'l-İmâm Ebî Hanîfe, 143.
[20] el-Kevserî, Te'nîbu'l-Hatîb,
329.
İ. Hakkı Ünal, Ebu'l-Müeyyed
el-Havârizmî'nin derlediği Câmiu'l-Mesânîd'de İbn Adiyy'in tek bir
rivayetinin bile olmadığını –Şâkir Zîb'e dayanarak– söylemektedir. (Bkz.
İmam Ebû Hanîfe'nin Hadis Anlayışı…, 63, dpnt. 99)
Bu ifadelerin hemen
öncesinde de –yine aynı müellife dayanarak– Câmi'u'l-Mesânîd içinde
Ebû Nu'aym'ın Müsned'inden sadece iki rivayet bulunduğunu
söylemektedir. Bu durum Ebû Nu'aym'ın ayrıca basılmış bulunan (Mektebetu'l-Kevser,
Riyad-1415/1994) Müsned'i ile uyum arz etmemektedir. Zira sadece
metin kısmı 260 sayfa civarında tutmuş olan bu baskıda çok sayıda
rivayet bulunmaktadır.
Dolayısıyla Câmi'u'l-Mesânîd'de
İbn Adiyy Müsnedi'nden bir tek rivayetin dahi bulunmadığı tesbiti
eğer doğruysa, diğer Müsned'lerle mükerrer rivayetler ihtiva etmesi
gibi bir sebepten olabilir. Vallahu a'lem.
[21] İbn Abdilberr, Câmi'u
Beyâni'l-İlm, 497 vd.
[22] Bkz. İbnu'l-Cevzî,
el-Muntazam, V, 188.
[23] İbn Hacer, Tehzîbu't-Tehzîb,
X, 451.
[24] İbn Abdilberr, Câmi'u
Beyâni'l-İlm, 502.
[25] İbn Abdilberr, el-İntikâ,
206.
[26] İbn Abdilberr, a.g.e.,
198.
[27] es-Saymerî, Ahbâru Ebî
Hanîfe, 75; İbn Abdilberr, a.g.e., 199.
[28] es-Saymerî, a.g.e.,,
74-5.
[29] İbn Abdilberr, a.g.e.,
210.
[30] İbn Abdilberr, a.g.e.,
211.
[31] et-Tehânevî (Tanevî),
Kavâ'id fî Ulûmi'l-Hadîs, 311-2.
[32] İbn Hacer, Tehzîbu't-Tehzîb,
X, 450.
[33] Fıkhu Ehli'l-Irâk ve
Hadîsuhum adıyla Ebû Gudde merhum tarafından tahkik edilerek
yayımlanmış, dilimize de –Hanefî Fıkhının Esasları adıyla–
çevrilmiştir.
[34] Bkz. ez-Zehebî,
Tezkiretu'l-Huffâz, I, 168.
[35] Bkz. Muhammed
Abdürreşîd en-Nu'mânî, Mekânetu'l-İmâm Ebî Hanîfe fi'l-Hadîs, 60-1.
[36] Bkz. es-Süyûtî,
Tabakâtu'l-Huffâz, 80-1.
[37] Bkz. İbn Ebî Şeybe, el-Musannef,
VIII, 363 vd.
[38] el-Kevserî, en-Nüketu't-Tarîfe
fi't-Tahaddüs an Rudûdi İbn Ebî Şeybe alâ Ebî Hanîfe,
Kahire-1365/1945.
[39] Değişik itibarlara göre
22, 24 veya 25 yerde.
[40] el-Keşmîrî, Feydu'l-Bârî'de
(III, 54) şöyle der: "Bil ki, musannıfın (İmam el-Buhârî) bu ifadeyi
kullandığı ilk yer burasıdır. Her ne kadar burada kasdettiği kişi o
ise de, iddia edildiği gibi bu ifadeyi kullandığı her yerde Ebû
Hanîfe'yi kasdetmemiştir. Bazı yerlerde kasdettiği kişi İsa b. Ebân,
bazı yerlerde eş-Şâfi'î, bazı yerlerde ise Muhammed (b. el-Hasan)'dir.
Öte yandan musannıf bu ifadeyi her zaman red amacıyla kullanmaz.
Aksine, onun, bu ifadeyi kullandığı kişinin görüşünü paylaştığını da
gördüm. Bazen de sahibi hakkında bu ifadeyi kullandığı görüş
konusunda tereddüt göstermektedir…"
el-Keşmîrî, Sünenu't-Tirmizî
şerhi el-Arfu'ş-Şezî'de (II, 118) daha ayrıntılı bilgi verir ve
şöyle der: "Şâfiîler, "Ba'du'n-Nâs" ifadesinin kullanıldığı her
yerde kastedilen kişinin Ebû Hanîfe olduğunu ve el-Buhârî'nin bu
ifadeyi kullandığı her yerde üzerinde durduğu görüşü reddettiğini
söylemişlerdir. Ben derim ki, bu iddia doğru değildir. Zira el-Buhârî'nin
bu ifadeyi kullandığı halde üzerinde durduğu görüşü tercih ettiği de
vakidir. er-Rahmân suresindeki tutumu böyledir. Oradaki ifadesinin
siyak ve sibakı bunu göstermektedir. es-Sahîh'i inceleyenler bu
durumu açıkça görürler. Keza bazen "Ba'du'n-Nâs" ifadesini kullanır
ve onunla Muhammed b. el-Hasan'ı, bazen onun talebesi İsa b. Ebân'ı,
bazen Züfer b. el-Hüzeyl'i, bazen de eş-Şâfi'î'yi kasteder…"
[41] Bkz. el-Kevserî, Fıkhu
Ehli'l-Irâk, 41-2.
[42] el-Kevserî, a.g.e., 43
vd.
[43] er-Râmehürmüzî, el-Muhaddisu'l-Fâsıl,
408.
[44] el-Kevserî, Fıkhu
Ehli'l-Irâk ve Hadîsuhum, 52.
Kaynak:
www.inkisaf.net