İMAM EL-BUHÂRÎ VE ZAYIF
HADİS
EBUBEKİR SİFİL
Bismillâhirrahmânirrahîm
Zayıf hadisin amele konu olup olmayacağı, üzerinde ulemanın ihtilaf
ettiği bir husustur. Bu konudaki ihtilaflar, hadisin durumuna ve
amel edilecek konunun mahiyetine göre alabildiğine geniş bir çerçeve
oluşturur.
Kaynaklarda bu konudaki görüşler genel olarak şu üç kategoride
toplanmıştır:
1-
Zayıf hadisle, –ahkâmda olsun fezailde olsun– amel edilebilir.
2-
Bu türlü hadislerle hiçbir konuda amel edilemez.
3-
Bu türlü hadislerle sadece fezail, menakıb, mevaiz, tergib-terhib ve
kıssalar konusunda amel edilebilir.
Bu
görüşlerden ilki Hadis imamlarından Ahmed b. Hanbel ve Ebû Dâvud'a,
ikincisi Yahya b. Ma'în, el-Buhârî ve Müslim'e, üçüncüsü de Süfyân
es-Sevrî, Abdurrahman b. Mehdî ve İbn Ebî Hâtim'e nisbet edilir.[1]
Görebildiğimiz kadarıyla Usul-i Hadis kaynaklarında İmam el-Buhârî'nin
ismi, zayıf hadis ile hiçbir konuda amel edilemeyeceğini söyleyenler
arasında zikredilmektedir.
Ancak bizzat İmam el-Buhârî'nin eserlerinde –ki az sonra Sahîhu'l-Buhârî'den
örnekleriyle zikredeceğiz– sergilediği tavır, onu bu kategoriye
sokmanın tartışmaya açık bir husus olduğunu göstermektedir.
Konunun ayrıntısına girmeden önce, gerek Hadis, gerekse Fıkıh
imamları tarafından genel bir kaide olarak görülen ve uygulanan şu
noktanın altını çizmek gerekir: Bu imamlar eğer bir konuda sahih
hadis bulamamış iseler, o konudaki zayıf hadisi kıyasa ve içtihada
tercih etmiş ve hükme medar kılmışlardır.
Örnek olarak İmam Ebû Hanîfe'nin, kıyasa aykırı olan "kahkaha
hadisi" ile amelini, İmam Mâlik'in mürsel, münkatı ve belâğât
türündeki hadisleri ve sahabî kavlini kıyasa tercihini, İmam eş-Şâfi'î'nin,
kerahet vakitlerinde namaz kılmanın Mekke'ye mahsus olmak üzere caiz
olduğunu bildiren hadisi –yine kıyasa muhalif olmasına rağmen– esas
almasını ve İmam Ahmed b. Hanbel'in, kıyasa ancak sahih bir hadis
veya sahabî kavli yahut zayıf bir hadis bulamadığı zaman
başvurmasını zikredebiliriz.[2]
Fıkıh imamlarının bu tavrının yanısıra Hadis imamlarının tutumu da
yukarıda söylediğimizi doğrular mahiyettedir. Nitekim en-Nevevî, es-Süyûtî,
es-Sehâvî ve el-Heytemî gibi alimler, tergib-terhib, fezail ve
mevaiz konularında sahih bir hadis bulunmadığı zaman zayıf hadisle
amel edilebileceği konusunda Hadis ve Fıkıh ulemasının ittifak
ettiğini belirtmişlerdir.[3]
İmam
el-Buhârî'nin adının, zayıf hadis ile hiçbir surette amel
edilemeyeceğini söyleyenler arasında zikredilmesine gelince,
kanaatimize göre burada bir zühul söz konusudur.
Zira
İmam el-Buhârî'nin Sahîh'inde, senedindeki muhtelif kusurlar
sebebiyle zayıf bulunmuş hadisler mevcuttur.[4] Aşağıda bu eserden,
senedlerindeki bazı ravilerin taz'if edilmiş kimseler olması
sebebiyle ulema tarafından zayıf bulunmuş rivayetlere örnekler
zikredeceğiz.
Söz
konusu raviler hakkında –tıpkı başka pek çok ravi hakkında olduğu
gibi– "Hadis imamlarının bir ravi hakkındaki görüş ayrılığı Fıkıh
imamlarının ahkâmda içtihattaki ihtilafına benzer. Dolayısıyla bu
raviler hakkında başka Hadis imamlarının değerlendirmesi olumsuz
olsa bile, El-Buhârî'nin değerlendirmesinin olumlu olması, o ravinin
rivayet ettiği hadisin mutlak olarak zayıf olmasını gerektirmez;
burada son tahlilde bir "içtihad ihtilafı"ndan söz edilebilir"
şeklindeki bir itiraz ilk bakışta makul ise de, aşağıda
zikredeceğimiz örnek rivayetler, durumun bu bağlamda
değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Zira
bu rivayetlerin senedlerinde bulunan kimi raviler, bizzat İmam el-Buhârî
tarafından taz'if edilmiş kimseler olarak dikkat çekmektedirler.
Dolayısıyla onların naklettiği rivayetlerin –en azından senedleri
itibariyle– İmam el-Buhârî nazarında da zayıf olarak
değerlendirilmesi kaçınılmaz bir gereklilik olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Ancak konuyla ilgili müsned rivayetlere geçmeden önce İmam el-Buhârî'nin
–önceki alimler arasında da etrafında bir hayli münakaşa cereyan
etmiş olan– muallak rivayetlerinin durumu hakkında –tezimizi
destekleyen– kısa bir izahat yapalım:
Bilindiği gibi Sahîh'teki muallak rivayetler, senedli olarak
verilmeyişleri sebebiyle Usul-i Hadis kitaplarındaki "sahih hadis"
tanımına uymamaktadır.
Ancak Sahîh'teki bu türlü rivayetlerin kiminin İmam el-Buhârî
tarafından yine Sahîh'in başka yerlerinde, kiminin başka
musannıfların eserlerinde sahih-muttasıl senedlerle zikredilmiş
olması onların sahih olarak kabul edilmesi için yeterlidir.
Bununla birlikte Sahîh'in bazı başka muallak rivayetleri (özellikle
"temrîz sigası" ile verilmiş olanlar) de mevcuttur ki bunların
Ümmet'in ameline konu olmaları (ma'mulun bih olmaları) dışında başka
bir unsur tarafından desteklenmediğini görüyoruz. Şu rivayeti örnek
olarak zikredebiliriz:
İmam
el-Buhârî, Sahîh'te[5] "Zikredildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v)
vasiyetten önce borcun ödenmesiyle hükmetmiştir" diyerek Hz.
Peygamber (s.a.v)'in bir kazasını muallak olarak vermiştir. Ahmed b.
Hanbel, et-Tirmizî ve İbn Mâce tarafından muttasıl olarak aktarılmış
bulunan[6] bu rivayet sened itibariyle zayıftır.[7]
Ancak İbn Hacer, bu rivayetin ittifakla ma'mulun bih olması
sebebiyle makbul olduğunu söyler ve et-Tirmizî'nin bu yoldaki
beyanını nakleder.[8]
Hatta bu muallak rivayetler içinde "cezm sigası" ile zikredildiği
halde zayıf olanlar vardır. Mesela "Kitâbu'z-Zekât"ta Tâvus'un Mu'âz
b. Cebel (r.a)'den naklettiği bir rivayet böyledir. Bu rivayet,
başkaları tarafından Tâvus'a kadar muttasıl olarak aktarılmış
olmakla birlikte Tâvus, Mu'âz b. Cebel (r.a)'den birşey
işitmemiştir.[9] Dolayısıyla bu rivayetin sadece Tâvus'a kadar olan
kısmı muttasıldır, ondan sonrası ise münkatıdır.
Keza
bu türlü muallak hadisler arasında şazz ve muallel olanlar da
mevcuttur.[10]
Şu
halde İmam el-Buhârî'nin muallak hadislerinin başka tariklerden
mutlak olarak sahih olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.
I.
el-Buhârî'nin Sahîh'indeki zayıf rivayetlere örnekler.
1-
el-Buhârî, Sahîh'inin "Kitâbu'r-Rikâk" bölümünde, senedinde Muhammed
b. Abdirrahmân et-Tufâvî'nin bulunduğu bir hadis tahriç etmiştir.
İbn
Hacer şöyle der: "Bu zat hakkında Ebû Zür'a, "Münkeru'l-hadîs'tir"
tabirini kullanmış (...), İbn Adiy de bu zatın birçok hadisine
(zayıf ravilere tahsis ettiği el-Kâmil adlı eserinde) yer vermiştir.
"Ben
derim ki: Bu zatın el-Buhârî'de üç hadisi mevcuttur ki bunlar İbn
Adiy'in münker bulduğu rivayetlerden değildir. (...) Bu hadislerden
üçüncüsü, "Kitâbu'r-Rikâk"ta yer alan "Dünyada bir garip gibi ol"
hadisidir. Bu, et-Tufâvî'nin teferrüd ettiği bir hadistir ve
Sahîh'in garib rivayetlerindendir. Tergib-terhib hadisleri cinsinden
olduğu için el-Buhârî bu rivayet hakkında teşeddüt göstermemiş
gibidir."[11]
2-
Yine İmam el-Buhârî, Sahîh'inin "Kitâbu'l-Cihâd ve's-Siyer"
bölümünde, senedinde Übeyy b. Abbâs'ın bulunduğu bir hadis rivayet
etmiştir. ed-Dûlâbî'nin zikrettiğine göre bizzat İmam el-Buhârî bu
zat hakkında "Leyse bi'l-kavî" ifadesini kullanmıştır.[12]
Her
ne kadar İbn Hacer, bu zata, kardeşi Abdülmüheymin b. Abbâs'ın
mütâbaat ettiğini söylemiş ise de, yine İbn Hacer, bizzat İmam el-Buhârî'nin,
Abdülmüheymin hakkında da "Münkeru'l-hadîs" tabirini kullandığını
nakletmiştir.[13]
3-
Yine İmam el-Buhârî, Sahîh'inin birçok yerinde el-Leys b. Sa'd'ın
kâtibi Ebû Sâlih Abdullah b. Sâlih el-Cühenî'den müteaddit bablarda
rivayette bulunmuştur.
Bu
zatın İmam el-Buhârî'nin -Sahîh'teki şartına uymadığını İbn Hacer
açıkça söylemektedir.[14]
Bu
zatın Sahîh'teki rivayetleri genellikle başka tariklerden gelen
rivayetlere tamamlayıcı veya açıklayıcı ziyadeler ihtiva eden
rivayetler ise de, bu durum bizim tezimiz aleyhine delil teşkil
etmez; tam aksine, ortaya koymaya çalıştığımız hususu destekler.
4-
Bir diğer örnek, Ebû Ümeyye Abdülkerîm b. Ebi'l-Muhârık'tır. İmam
el-Buhârî, "Kitâbu't-Teheccüd"de Hz. Peygamber (s.a.v)'in teheccüd
namazında okuduğu bir duayı rivayet ettikten sonra şöyle der: "Süfyân
şöyle demiştir: "Abdülkerîm Ebû Ümeyye bu duanın sonunda şöyle bir
ziyade rivayet etti:..."
Bu
zat hakkında cerh-ta'dil otoritelerinin kanaati genellikle menfidir.
Bu sebeple İbn Hacer onun hakkında "Zayıftır" ifadesini
kullanmıştır.[15]
Yine
İbn Hacer, İmam el-Buhârî'nin bu zat hakkındaki tutumunu şöyle
diyerek savunur: "el-Buhârî bu zatın rivayetine yer vermekte iki
noktadan mazurdur. Birincisi: Bu zattan, amellerin faziletleriyle
ilgili bir hadisin metnine ziyade ihtiva eden bir ifade
nakletmiştir..."[16]
İbn
Hacer'in bu ifadelerinin bizim tezimizi destekler mahiyette olduğu
açıktır.
5-
İmam el-Buhârî Sahîh'te, Ebû Yahya Fuleyh b. Süleyman el-Huzâ'î
(veya el-Eslemî)'nin birçok hadisine yer vermiştir.
el-Buhârî'nin,
Yahya b. Ma'în, Ebû Dâvûd, en-Nesâî, Ebû Hâtim İbn Ebî Şeybe ve
İbnu'l-Medînî gibi otoriteler tarafından taz'if edilmiş olan[17] bu
zatın hadisini tahrici konusunda İbn Hacer şöyle der: "el-Buhârî'nin
bu zata itimadı Mâlik, İbn Uyeyne ve emsali kimselere itimadı gibi
değildir. O, ancak bu zatın çoğu menakıb, bazısı da rikâk bahsine
dair hadislerini tahriç etmiştir."[18]
İbn
Hacer'in bu ifadesi, İmam el-Buhârî'nin, menakıb ve rikâk
konusundaki rivayetler hakkında, diğer bablardaki hadislere oranla
daha toleranslı davrandığını açık biçimde göstermektedir.
6-
İmam el-Buhârî tarafından Sahîh'te bir hadisi tahriç edilmiş bulunan
Kehmes b. el-Minhâl es-Sedûsî, yine bizzat İmam el-Buhârî tarafından
zayıf raviler arasında zikredilmiş bir kişidir.[19]
Her
ne kadar Sahîh'te bu zat, Muhammed b. Sevâ es-Sedûsî'ye "makrunen"[20]
zikredilmiş ise de, Sahîh'te üç hadisi bulunan Muhammed b. Sevâ es-Sedûsî'yi
de aynı şekilde İmam el-Buhârî başkalarına –ki birisi de mezkûr
Kehmes'tir– "makrunen" zikretmiştir.[21]
Bu
durum, her iki ravinin bahse konu rivayetlerinin tek başlarına
Sahîh'in şartlarına uymadığını gösterir.
7-
Yine Sahîh'te hadisi tahriç edilmiş bir ravi olan Muhammed b. Talha
b. Musarrıf, Hadis tenkitçilerinin beyanına göre babasından çok
küçük yaşta hadis dinlemiş birisidir.[22]
Bu
zatın Sahîh'teki üç hadisinden birisi de babasından rivayetidir ve
bu rivayet hakkında İbn Hacer şöyle der: "... Bu zatın Sahîh'teki
hadislerinin üçüncüsü ise "Kitâbu'l-Cihâd"dadır ve (...) ferdir.
Ancak bu hadis amellerin faziletleri ile ilgilidir."[23]
8-
Ebu'l-Kasım Miksem b. Bücre (veya Necde), Sahîh'te tek hadisi tahriç
edilmiş bir ravidir; rivayeti de Sahîh'in garib
rivayetlerindendir.[24] Ancak b.u zatı İmam el-Buhârî'nin zayıf
raviler arasında zikretmiş olması, konumuz açısından altı çizilmesi
gereken örneklerden birisidir.[25]
Buraya kadar zikrettiğimiz örneklerin, şu noktayı açıklığa
kavuşturmak bakımından yeterli olduğunu söyleyebiliriz:
1.
İmam el-Buhârî'nin Sahîh'indeki bütün rivayetler sıhhat bakımından
aynı derecede değildir.
2.
Bu eserdeki –sayıları az da olsa– bazı rivayetler, senedlerindeki
bazı raviler sebebiyle zayıftır.
3.
Bu raviler ya bizzat İmam el-Buhârî tarafından zayıf raviler
arasında zikredilmiş veya rivayetleri başka sebeplerle taz'if
edilmiş kimselerdir. Ancak bu ravilerdeki zaaf, rivayetlerinin terk
edilmesini gerektirecek ölçüde şiddetli değildir.
4.
Söz konusu rivayetlerden bir kısmı başkalarına makrunen
zikredilmiştir.
5.
Bu rivayetlerin tamamı amellerin faziletleri, tergib-terhib...
muhtevalıdır.
6.
Bütün bu değerlendirmeler sonucunda İmam el-Buhârî'nin adının, zayıf
hadislerle hiçbir konuda amel ve ihticac edilemeyeceği görüşünde
olanların arasında zikredilmesinin tartışmaya açık olduğunu
söyleyebiliriz.
II.
Mütekaddimun Hadis ulemasının ıstılahında "zayıf hadis"
Konunun bütünlük arz edecek şekilde sunulmuş olması bakımından
burada mütekaddimuun Hadis ulemasının ıstılahında "zayıf hadis"
tabirinin ne ifade ettiği konusunun da açıklığa kavuşturulması
gerektiğini düşünüyoruz.
İmam
et-Tirmizî'nin kimi hadisler hakkında "hasen" tabirini kullanan ilk
kişi olduğu konusunda İbn Teymiyye'nin söyledikleri, daha sonra
gelen ulema ve günümüz araştırmacıları tarafından genel kabul
görmüştür.
Buna
göre İmam et-Tirmizî'den önceki Hadis imamları hadisleri, sadece
"sahih" ve "zayıf" diye iki ana kategoride ele almışlardır. Bu
taksimdeki "zayıf hadis" tabiri, İmam et-Tirmizî ile kullanıma giren
"hasen hadis" tabirini de içine almaktadır.
İbn
Teymiyye şöyle der: "Bizim, "Zayıf hadis re'yden daha hayırlıdır"
şeklindeki sözümüzde geçen "zayıf hadis"ten maksat, "metruk zayıf"
değil, "^hasen"dir. (...)
"et-Tirmizî'den
öncekilerin ıstılahında hadis ya sahih veya zayıf olarak
nitelendirilirdi. Zayıf ise iki çeşittir: Metruk olan zayıf ve
metruk olmayan zayıf. Hadis imamları bu ıstılahları esas alarak (hdisler
hakkında) konuşmuşlardır."[26]
Ancak aşağıda zikredeceğimiz örnekler, İmam et-Tirmizî'den önce de "hasen"
tabirinin kullanıldığını, ondan öncekilerin bir kısmının da "zayıf
hadis" tabiriyle büyük ölçüde müteahhiruh ulemanın ıstılahındaki
"zayıf hadis"i kasdettiğini, dolayısıyla İbn teymiyye'nin yukarıdaki
tesbitinin ihtiyatla karşılanması gerektiğini göstermektedir:
1.
İbn Hacer, "hasen" tabirinin İmam eş-Şâfi'î ve İmam Ahmed'den
nakledilen bazı ifadelerde bir kısım hadisler hakkında
kullanıldığını, ancak onların, bu ifadelerle ıstılahî "hasen"i
kasdetmediklerini, keza Ebû Hâtim'den, oğlu İbn Ebî Hâtim tarafından
nakledilen bir ifadede geçen "hasen" kelimesinin, sözlük anlamında
da ıstılah anlamında da kullanılmış olmaya ihtimalli bulunduğunu
belirttikten sonra şöyle der:
"Ali
b. el-Medînî'ye gelince, genek Müsned'inde, gereksee İlel'inde
hadisleri "sıhhat" ve "hüsn" ile çokça tavsif eder. Onun bu meyanda
kullandığı ifadelerin zahiri, ıstılahî manayı kasdettiğini
göstermektedir. Bu durumda o, "hasen" ıstılahını kullanan ilk kişi
gibidir. Ondan da bu tabiri el-Buhârî, Ya'kûb b. Şeybe ve daha pek
çok kimse almıştır. Et-Tirmizî de bu tabiri el-Buhârî'den
almıştır."[27]
Daha
sonar İbn Hacer, bu tezini isbatlamak için birkaç misal daha
zikreder. Konuyu fazla uzatmış olmamak için onları burada
zikretmeyeceğiz.
2.
İbn Hacer'in İmam Ahmed'den naklettiği ve ıstılahî anlamda
kullanılmadığını belirttiği "hasen" tabiri ile ilgili anekdotun,
İmam Ahmed'in bu tabiri ıstılahî anlamda kullanmadığını göstermek
için yeterli olmadığı kanaatindeyiz.
Zira
İmam Ahmed'in "zayıf hadis" tabiriyle, "hasen"i de içine alan ve
"sahih"in mukabili olan geniş bir çerçeveyi kasdettiğini ilk olarak
söyleyen İbn Teymiyye'nin bir tavrı meseleyi böyle anlamamızı
güçleştirmektedir.
Bahsettiğimiz tavır, İbn Teymiyye'nin, "Ben kimin mevlası isem Ali
de onun mevlasıdır" hadisini et-Tirmizî ve İmam Ahmed'in "tahsin"
ettiğini söylemiş olmasıdır.[28]
İbn
Teymiyye'yiy bu tavrı, söz konusu hadisin hasen olduğu hükmünde İmam
Ahmed ve et-Tirmizî'nin görüş birliği halinde olduğunu anlatması
kadar, "hasen" tabirinin kullanımının et-Tirmizî ile başladığı
yolunda yukarıda aktardığımız sözlerinin yine kendisi tarafından
geçersiz kılındığını göstermesi bakımından da önemlidir.
3.
Yine et-Tirmizî'de önce bu kelimeyi ıstılahî anlamda kullananlar
arasında İmam el-Buhârî, –et-Tirmizî'nin hocalarının hocası olan–
Muhammed b. Abdillah b. Nümeyr ve –yukarıda İbn Hacer'den naklen de
geçtiği üzere– Ya'kûb b. Şeybe es-Sedûsî de bulunmaktadır ki,
Muhammed Avvâme, onların konuyla ilgili açık ifadelerini zikretmekte
ve konu hakkında bol miktarda örnek zikretmektedir.[29]
Bu
yazıyı gereksiz yere uzatmış olmamak için M. Avvâme'nin mezkûr
çalışmasının, tezimizin isabetli olduğunu ortaya koymak bakımından
yeterli sayıda örneği ihtiva ettiğini belirtmekle yetineceğiz.
Öte
yandan İmam Ahmed'in –aşağıda zikredeceğimiz– sözünden İbn
Teymiyye'nin yaptığı çıkarsamanın da tartışmaya açık olduğunu
düşünüyoruz.
Oğlu
Abdullah, "Bir beldede, Ehl-i Hadis'ten olduğu halde hadislerin
sahihini sakiminden ayıramayan birisi, bir de Ehl-i rey'den birisi
bulunsa ve orada yeni bir mesele zuhur etse bunlardan hangisini
başvurulmasını önerirsin?" diye sorduğunda İmam Ahmed şöyle
demiştir: "Ehl-i rey'e değil, Ehl-i Hadis'e sorar. (Zira) zayıf
hadis rey'den evladır." [30]
İmam
Ahmed'in buradaki "Zayıf hadis rey'den evladır" ifadesiyle "hasen"i
de içine alan geniş çerçeveyi kasdettiğini söylemek, aynı zamanda
onun, "hasen hadisin rey'den evla olduğunu" söylediğini iddia etmek
demektir. Oysa böyle bir çıkarsama, hasen hadis ile ihticacı
tartışma alanına sokar ki, M. Avvâme'nin tabiriyle mütekaddimun
ulemadan –Ebû Hâtim, Kadı İbnu'l-Arabî ve hocası (?) dışında–
herhangi bir alimden hasen hadis ile ihticac konusunda olumsuz bir
tavır nakledilmiş değildir. Bir diğer ifadeyle hasen hadisin rey'den
evla olduğu zaten müsellem ve mukarrerdir.
Bu
söylediğimizi destekleyen bir diğer nokta da, İmam Ahmed'in oğlu
Abdullah'ın sorusunun mahiyetidir. Soruda "hadislerin sahihini
sakiminden ayıramayan kimse" ifadesi geçmektedir. Burada o kimsenin,
farz olunan nev-zuhur olay hakkında, sıhhat durumunu bilmediği –ve
muhtemelen zayıf olan– bir hadis ile karşılık verebileceği zımnen
anlatılmakta ve soru esas olarak bu nokta üzerine bina edilmektedir.
İmam
Ahmed gibi bir otoritenin böyle bir soruya, "hasen hadis rey'den
evladır" anlamına gelecek bir cevap ile mukabelede bulunduğunu ileri
sürmek bize doğru görünmemektedir. Zira bu, hem sorulan sorunun
cevabı değildir, hem de malumun ilamından başka bir anlam
taşımamaktadır. Dolayısıyla İmam Ahmed'in sözünde geçen "zayıf
hadis" tabirinin günümüzde yerleşik anlamla örtüşen bir kasıtla
kullanıldığını söylemek bize daha doğru görünmektedir.
Bir
diğer söyleyişle, bize göre burada İmam Ahmed'in, zaafı şiddetli
olmayan, bilakis hasen derecesine yakın olan zayıf hadisi
kasdettiğini söylemenin daha doğru olduğunu düşünüyoruz.
Günümüzde Zayıf Hadis Telakkisi ve Sonuç
Abdülfettâh Ebû Gudde merhum şöyle der: "Mütekaddimun Hadis
ulemasından Abdullah b. el-Mübârek, Ahmed b. Hanbel, el-Buhârî, Ebû
Dâvûd, et-Tirmizî, en-Nesâî, İbn Mâce ve muasırları, zayıf hadisi
kitaplarında amel ve ihticac maksadıyla zikretmişlerdir."[31]
Bu
çalışmada kendisinden büyük ölçüde istifade ettiğimiz Ebû Gudde
merhum, bu kanaatinde haksız değildir. Ancak burada bir noktanın
aydınlığa kavuşturulması gerekmektedir: Günümüzde yaygın "zayıf
hadis" telakkisinin, mütekaddimun ulemanın telakkisi ile uyum içinde
olup olmadığı..
Günümüzde yaygın olarak gözlenen bir tavrın, zayıf hadisleri,
kaldırılıp atılmayı hak etmiş (merdud) rivayetler olarak görme
eğiliminin sorgulanması gerektiğini düşünüyoruz.
İbn
Abdilberr, et-Temhîd'de, isnadı zayıf bir hadis zikrettikten sonra
şöyle der: "Bu, bünyesinde zaaf bulunan bir hadistir ve kendisiyle
hüccet getirilmez. Ancak biz bu hadisi, bilinsin diye zikrettik.
Zayıf hadis, her ne kadar kendisiyle ihticac edilmese de, tamamen
kaldırılıp atılmaz. Nice hadisler vardır ki, isnadı zayıf olduğu
halde manası sahihtir."[32]
Kitaplarında bu türlü hadisleri zikreden Hadis otoritelerinin gerek
kendilerinin, gerekse eserlerinin kıymetine halel getirecek
yaklaşımlardan kaçınmak gerektiğini ve "zayıf hadis" dediğimiz hadis
türünün, zaafı şiddetli olmadıkça –özellikle de amellerin
faziletleri gibi hususlara ilişkin bir muhtevası varsa– bir kalemde
silinip atılmasını onaylamıyoruz.
en-Nevevî
şöyle der: "Hadisçiler, Fıkıhçılar ve başka disiplinlerden olan
ulema şöyle demiştir: Fezail ve tergib-terhib konusunda zayıf hadis
ile amel caiz ve müstehaptır. Yeter ki hadis uydurma olmasın.
Helal-haram, alım-satım, nikâh-talak gibi ahkâm sahasına gelince, bu
konularda sahih veya hasen hadisten başkasıyla amel edilmez. Ancak
bu sahada da ihtiyat ihtiva eden zayıf hadis bu söylediğimizin
istisnasıdır. Bazı satışların veya bazı nikâh türlerinin mekruh
olduğunu bildiren zayıf hadisler böyledir. Zira bu hadislerin
bildirdiği tarzdaki muamelelerden uzak durmak müstehaptır. Ancak bu
hüküm, vücuba kadar gitmez..."[33]
es-Sehâvî
de, zayıf hadisle amel konusunu sağlam bir çerçeveye oturtan, hocası
İbn Hacer'den defaatle işittiğini, hatta İbn Hacer'in bizzat kendi
eliyle yazdığını söylediği üç maddelik şöyle bir prensip zikreder:
1.
Hadisin zaafının şiddetli olmaması. Hadis, yalancıların,
yalancılıkla itham edilmiş olanların veya rivayetlerinde aşırı
yanılma (fuhşu'l-galat) gösterenlerin infirad ettiği rivayetlerden
olmamalıdır.
2.
Zayıf hadisin bildirdiği hüküm, Şer'î bir asla dayanmalı, bahse konu
hadis, Şer'î bir asla dayanmayan yeni bir hüküm getirmemelidir.
3.
Kendisiyle amel edilirken sabit bir hadis olduğu kanaati
taşınmamalıdır, ki Hz. Peygamber (s.a.v)'e, söylemediği bir şey
isnat edilmiş olmasın.
İbn
Hacer bu son iki şartın İzzuddîn b. Abdisselâm ve İbn Dakîk el-Iyd'den
nakledildiğini söylemiştir.[34]
Şu
halde, hakkında herhangi bir alimin, "zayftır" hükmünü verdiği
hadisler bir kalemde silinip atılmamalı, yukarıdaki sınırlar
gözetilerek bu türlü hadislerle amelden de geri durulmamalıdır diye
düşünüyoruz.
Dolayısıyla bu çalışmada ortaya koymaya çalıştığımız hususun, yani
İmam el-Buhârî'nin Sahîh'inde zayıf hadislere yer verdiği
vakıasının, istismar ve yanlış anlamalara vesile edinilmesi, dinen,
ilmen ve ahlaken doğru değildir. Ne İmam el-Bihârî'nin, ne de bişka
bir Hadis imamının, eserinde zayıf hadise yer vermiş olması, ne
eserin, ne de sahibinin kadr-u kıymetini tenkis etmez.
Doğruyu Allah Teala bilir.
---------------------------------------------------------------------------
DİPNOTLAR
[1]
es-Süyûtî, Tedrîbu'r-Râvî, I, 252-3; el-Kasımî, Kavâidu't-Tahdîs,
116-7; Ahmed Naim, Tecrid Mukaddimesi, 340 vd.; Muhammed Acâc el-Hatîb,
Usûlu'l-Hadîs, 373 vd.
Yukarıda belirttiğimiz yerde es-Süyûtî, zayıf hadisle mutlak surette
amel edilebileceği görüşünün Ahmed b. Hanbel ve Ebû Dâvûd'a, hiçbir
konuda amel edilemeyeceği görüşünün ise Ebû Bekr b. el-Arabî'ye ait
olduğunu söyler.
el-Kasımî
ise, zayıf hadisle hiçbir surette amel edilemeyeceği görüşünün Yahyâ
b. Ma'în ve Ebû Bekr b. el-Arabî'ye nisbet edildiğini belirttikten
sonra, el-Buhârî ve Müslim'in görüşünün de bu doğrultuda olduğunu
ileri sürer.
Ahmed Naim, ahkâm ve akaid ile ilgili olmayan zayıf hadislerle amel
edilebileceği görüşünün Abdurrahman b. Mehdî, Ahmed b. Hanbel ve
Abdullah b. el-Mübârek'e nisbet edildiğini, bu türlü hadislerle
hiçbir surette amel edilemeyeceği kanaatinin Ebu Bekr b. el-Arabî ve
Ebû Şâme'ye ait olduğunu ve "pek ziyade iştihar" ettiğini söylediği,
"ahkâm konusunda başka bir hadis bulunmadığı zaman zayıf hadisle
amel olunabileceği görüşünün Ahmed b. Hanbel ve Ebû Dâvûd'a nisbet
edildiğini söyler.
Muhammed Acâc el-Hatîb de zayıf hadisle amel konusunda hemen hemen
el-Kasımî'nin söylediklerini aynen tekrar eder.
[2]
Bkz. el-Leknevî, el-Ecvibe, 48-9. Ayrıca Usûl-i Fıkıh kitaplarında
konuyla ilgili bol miktarda örnek bulmak mümkündür.
[3]
En-Nevevî, el-Ezkâr, 47; es-Sehâvî, el-Kavlu'l-Bedî’, 363; el-Leknevî,
a.g.e., 39 vd.
[4]
Burada el-Buhârî'nin sadece Sahîh'i üzerinde duracak ve diğer
eserlerini bu çalışmanın dışında bırakacağız. Zira ihtiva ettikleri
hadislerin sıhhat dereceleri bakımından el-Buhârî'nin diğer
eserlerinin, Sahîh derecesinde olmadığı bilinen bir husustur.
Dolayısıyla onun, Sahîh'te fezail-i a'mal, kısas, mevaiz gibi
hususlarda zayıf hadisle ihticac ettiğinin ortaya konması, konu
hakkındaki tezimizin doğruluğunu ispat için fazlasıyla yeterli
olacaktır.
Bununla birlikte İmam el-Buhârî'nin konu hakkındaki tavrını ortaya
koyan en güzel örneklerden birisi, el-Edebü'l-Müfred'in durumudur.
İmam
el-Buhârî bu eserinde, istişhad, mütabaat vb. hususlar için değil,
doğrudan ihticac amacıyla pek çok zayıf hadis sevketmiştir. Öyle ki,
bu eserde bizzat kendisinin "münkeru'l-hadîs" olduğunu söylediği,
diğer cerh-ta'dil otoriteleri tarafından "kezzâb", "metrûku'l-hadîs",
"leyse bi sika", "lâ yuhteccu bih", "mechûl" gibi tabirlerle
cerhedilmiş ravilerin rivayetleri mevcuttur. (Bkz. el-Leknevî,
Zaferu'l-Emânî, 182 vd. (Abdülfettâh Ebû Gudde'nin yazdığı 3
numaralı dipnot.)
[5]
"Vesâyâ", 9.
[6]
İbn Hacer, Fethu'l-Bârî, V, 377.
[7]
İbn Hacer, a.y.
[8]
İbn Hacer, a.y.
[9]
İbn Hacer, en-Nüket alâ Kitâbi İbni's-Salâh, 92-3.
[10]
İbn Hacer, a.g.e., 94-5.
[11]
İbn Hacer, Hedyu's-Sârî, 440-1.
[12]
İbn Hacer, Tehzîbu't-Tehzîb, I, 163.
[13]
A.g.e., VI, 383.
Bilindiği gibi el-Buhârî bu ifadeyi, cerhin en ağırına işaret etmek
için kullanır. ez-Zehebî'nin naklettiğine göre (bkz. Mîzânu'l-İ'tidâl,
I, 6; II, 202) el-Buhârî şöyle demiştir: "Kimin hakkında "Münkeru'l-hadis"
ifadesini kullanmışsam, ondan rivayette bulunmak helal değildir."
[14]
İbn Hacer, Hedyu's-Sârî, 413 vd.
[15]
İbn Hacer, Takrîbu't-Tehzîb, 361.
[16]
İbn Hacer, Tehzzîbu't-Tehzîb, VI, 336.
[17]
Bkz. İbn Hacer, Tehzzîbu't-Tehzîb, VIII, 273.
[18]
İbn Hacer, Hedyu's-Sârî, 435.
[19]
el-Buhârî, ed-Du'afâu's-Sağîr, 97.
Burada şunu belirtmeliyiz ki el-Buhârî'nin bu zat hakkında
zikrettiği tek ifade, onun, Kaderiye'nin görüşlerine kail olduğunun
söylendiğidir.
[20]
Bir ravinin zayıf bir hadisini, sika olarak tanınan başka bir
ravinin rivayetiyle birlikte zikretme işlemi hakkında kullanılan bir
tabirdir. Rivayete kuvvet kazandırmak veya rivayetin bütünüyle zayıf
olmadığını göstermek amacıyla yapılır.
[21]
İbn Hacer, Hedyu's-Sârî, 439.
[22]
İbn Hacer, Tehzîbu't-Tehzîb, IX, 212.
[23]
İbn Hacer, Hedyu's-Sârî, 439.
[24]
İbn Hacer, Hedyu's-Sârî, 445.
[25]
İbn Hacer, a.g.e., a.y.
[26]
İbn Teymiyye, Minhâcu's-Sünne, II, 191.
[27]
İbn Hacer, en-Nüket alâ Kitâbi İbni's-Salâh, 138.
[28]
İbn Teymiyye'nin Risâle fî Tafdîli Ebî Bekr alâ Alî'sinden naklen
Muhammed Avvâme, Zafer Ahmed et-Tehânevî (Tanevî)'nin Kavâ'id fî
Ulûmi'l-Hadîs'i, 103.
[29]
A.g.e., 104 vd.
[30]
İbn Hazm, el-Muhallâ, I, 68.
[31]
el-Leknevî'nin Zaferu'l-Emânî'sine yazdığı ta'likler meyanında, 186.
[32]
İbn Abdilberr, et-Temhîd, I, 58.
[33]
en-Nevevî, el-Ezkâr, 47.
[34]
es-Sehâvî, el-Kavlu'l-Bedî', 363-4.