KUR'AN
Mehmed Şevket EYGİ
1. Kur’ân-ı Kerîm Allah’ın (cellecelâluhu)
kelâmıdır, kadîmdir; kul sözü değildir.
2. Bilgi, kültür, inanç olarak doğru ve
yanlış olanlar onda gösterilmiştir. Doğru ve sahih olanlarla yanlış
olanları Kur’ân ölçüsüyle anlarız.
3. Aksiyonla yâni yapılan şeylerle
ilgili iyi ve kötü işleri Kur’ândan anlarız.
4. Güzelin ve çirkinin ölçüsü de
Kur’ândadır.
5. Kur’ân bizim düstûrumuzdur.
6. Yapacağımız şeylerin icâzetini
Kur’ândan alırız.
7. Kur’ân Yüce Yaratan ile aramızda bir
bağdır. Onu okuyarak, ona uyarak, onun hüküm ve ilkelerini hayata
uygulayarak Allah’a (cellecelâluhu) mânen yaklaşmış ve rızâsını
kazanmış oluruz.
8. Kur’ân, kendisine uyduğumuz takdirde
bizi edebî mutluluğa eriştirir.
9. Dünya üzerinde haysiyetli bir hayat
sürmemiz Kur’âna uymakla olur.
10. İlim ve icâzet bakımından ehil
değilsek, kendimiz doğrudan doğruya Kur’ân-ı Kerîm’in
yorumunu/tefsirini yapamayız, ondan kendi kafamıza göre hüküm ve
mâna çıkartamayız. Bu işi “ilimde râsih olanlara” yâni gerçek
müfessirlere bırakırız.
11. Hazret-i Muhammed aleyhissalâtü
vesselâmı Kur’ânın birinci müfessiri ve onun Sünnetini Kur’ânı
açıklayan ikinci ana kaynak olarak kabul ederiz. Ancak bu sahada da
kendi kafamıza göre hüküm vermez, gerçek din âlimlerinin, gerçek
müfessir ve muhaddislerin açıklamalarını kabul ederiz.
12. Kur’ânı kabul etmeyenleri, Kur’âna
cephe alanları kesinlikle dost ve velî ittihaz etmeyiz.
13. Kur’ânı okuyup da ondaki emirlere,
yasaklara, hükümlere, öğütlere riayet etmeyenlerin büyük bir çelişki
içinde olduklarını biliriz.
14. Kuru kuruya “Biz Kur’ânı rehber ve
düstûr edindik” diyorlar, sonra o Yüce Kitap’taki hükümlere aykırı
işler ediyorlar… Böyleleri münâfıktır veya günahkârdır. Her hâl u
kârda onlar iyi Müslüman sayılmaz.
15. Muhkemâta ait Kur’ânî hükümlerin ve
bilgilerin bir tekini bile inkâr eden dinden çıkmış olur.
16. “Men fessere’l-Kur’âne bi-re’yihî
feqad kefer…” buyurulmuştur, yâni “Kur’ân-ı Kerîm’i kendi re’yi,
hevesi ve kafası ile yorumlayıp açıklayanlar ya dinden çıkarlar,
yahut küfrân-ı nimette bulunmuş olurlar.”
17. Kur’ân akıl ve ilimle anlaşılır,
yorumlanır. Ancak akıl bir âlet ve vasıtadır. Aklı öne çıkartmak
yanlıştır.
18. Reformcuların, dinde yenilik
isteyenlerin, değişimcilerin kendi re’y, heva, heves ve kafalarıyla
Kur’ândan çıkardıkları mânaları kabul etmeyiz.
19. Kur’ân mukaddestir, ticarete âlet
edilemez. Mushaf, tercüme, meâl ve tefsir neşriyatında esas olan
hizmettir. Bu hizmet ticarî müesseseler vasıtasıyla yapılıyorsa,
ticaretin kesinlikle ön plana çıkartılmaması gerekir.
20. Müslümanların gerçek ve icazetli
âlimleri, seçkinleri, önde gelenleri, güç sahibi olanları Kur’ân-ı
Kerîm’in mesajını, her kavmin ve topluluğun anlayacağı bir lisan ve
zihniyetle bütün insanlığa ulaştırmakla vazifeli ve yükümlüdür. Bu
vazife ve mükellefiyeti yerine getirmezlerse günahkâr olurlar.
21. Câhil ve mukallid bir Müslüman,
müctehid/fakih sözüyle nass arasında bir aykırılık görürse müctehid/fakih
sözüne tâbi olur. Çünkü onun aykırılık gibi gördüğü şey kendi
bilgisizliğinden kaynaklanmaktadır. Nesh olabilir, tahsis olabilir,
tevcih olabilir. Meselâ: Gece namazı (teheccüd) Peygamber
aleyhissalâtü vesselâm için farzdır, Ümmet’i için sünnet ve
müstehabdır. (Ehl-i Sünnet fakihlerinin telif ettiği usûl-i fıkıh
kitaplarına müracaat oluna).
22. Kur’ânın değil bir âyetini, bir
hükmünü; bir kelimesini, hatta bir harfini bile inkâr eden kâfir
olur.
23. Şeriat-ı Garra-i Ahmediyye, Kur’ân
ve Sünnet’ten çıkartılmış dînî bilgilerin tamamına verilen isimdir.
Binaenaleyh Şeriat’ı inkâr veya tahkir, Kur’ânı inkâr ve tahkir
demektir.
24. “Ümmet’in en şereflileri Kur’ân
hâmilleridir” buyurulmuştur. Hâmillerden maksat, Yüce Kitab’ı kuru
kuruya ezberlemiş olup kuru kuruya okuyanlar değil, onu kendilerine
hayat düstûru edinen ve onun ahkâmını ve nasihatlerini uygulayan,
onun gösterdiği ahlâkla ahlâklanmış olanlardır.
25. Kur’ân biz insanlara ötelerden
sarkıtılmış bir kurtuluş ipidir. Kur’ân kendisine yapışanları
selâmete çıkartan sağlam bir kulptur. Kur’ân nurdur, şifâdır.
Kur’ânın gölgesine girenler necat bulur. Kur’âna sarılan ve onun
hükümlerini hayatına uygulayan kişi ilâhî yardım ve inâyete nâil
olur. Kur’ân, kendisine tutunanları zilletten izzete, esaretten
hürriyete, karanlıktan aydınlığa, dalâletten hidâyete, şekavetten
saadete çıkartır. Kur’ânlı, zindanda da olsa izzet sahibidir, hatta
darağacında sallansa bile… Dünya imtihanında başarı Kur’ânlı
olmakla, Kur’âna uymakla, Kur’ânla aydınlanmakla, Kur’ânın gölgesi
altında bulunmakla mümkündür.
Not: “ŞERİAT: 1. Doğru yol. 2. Allah’ın
emri. 3. Âyet, hadîs ve icmâ-i ümmet esaslarına dayanan din
kaideleri.” (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat).
Kaynak:
www.inkisaf.net