|
MUKALLİB
Çeviren
(kalpleri)
Biz
onların kalplerini ve gözlerini, ilkin inanmadıkları gibi tersine çeviririz
ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda terkederiz. (Enam
Suresi, 110)
İnsan
Allah'ın kendisi için indirdiği dini öğrenmeden ve onu yaşamadan önce ne
Allah'ı gereği gibi tanıyabilir, ne de yaratılış amacını kavrayabilir.
Hayatın, ölümün, ahiretin, cennetin, cehennemin, şeytanın ve meleklerin
neden yaratıldığını da hiçbir zaman tam anlamıyla kavrayamaz. İçinde
milyarlarca canlı barındıran kainat niçin yaratılmıştır, düşünmez
bile. Bu insan hayatı boyunca gaflet içinde yaşayıp yine gaflet içinde
ölür. Ancak Allah insanın kalbine iman verdiği takdirde kişi bütün bu
soruların cevabını bulur. Böylelikle Allah daha önce kendisine inanmayan
bir insanı, onun kalbini çevirerek çok samimi olan bir hale döndürür.
Önceden din hakkında olumsuz düşünen bir insan artık olumlu düşünmeye,
O'nun emirlerinden yüz çeviren bir insan artık bunları titizlikle uygulamaya
başlar. Allah'ı hiç zikretmezken sürekli O'nu anmaya, hiç şükretmezken
sürekli şükretmeye başlar. Daha önce Allah'ın varlığının delillerini,
O'nun bağışladığı nimetleri, şefkatini ve merhametini hiç farkedemezken
artık bunları açık bir şuurla çok net şekilde farkeder. Kısaca iman eden
kişi adeta uykudan uyanmış gibidir. Çünkü Allah onun kaskatı olan kalbini
çevirmiştir.
İşte
imanı insana ancak Allah verir; dilediği anda da geri alır. İnsanın iman
sahibi olması ise kalbinin Allah'ın ayetlerine karşı yumuşamasına bağlıdır.
Ancak Allah'a teslim olmuş bir kalp hidayet bulur.
İnkarcılar
iman etmedikleri için etraflarındaki büyük gerçekleri göremezler. Tüm
kainat Allah'ın delilleriyle doludur; ama bir inkarcı bunu farkedemez. Allah
bu durumla ilgili olarak pek çok ayette, inkarcıların kalpleri üzerinde
kavramalarını engelleyen bir perde olduğunu bildirir:
Kendisine
Rabbinin ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve
ellerinin önden gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? Biz
gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen bir perde
(gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen
onları hidayete çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar.
(Kehf Suresi, 57)
İnkarcılar
da kimi zaman, müminler tarafından kendilerine tebliğ edilen dini anlamadıklarını
itiraf ederler. Kendilerini hidayete davet eden Hz. Şuayb'a karşı, "Ey
Şuayb, senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz..."
(Hud Suresi, 91) diyen inkarcılar bunlara bir örnektir.
Eğer
bir insanın kalbi üzerinde perde varsa ve Allah onun anlayışını elinden
aldıysa, artık onu doğru yola çevirmek, Allah'ın dilemesi dışında
mümkün değildir. Allah bu konuya Kuran'da şöyle dikkat çeker:
Onlardan
seni dinleyecekler vardır. Ama hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları
ermiyorsa- sen mi duyuracaksın? Ve
sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa-
sen mi doğru yola ulaştıracaksın? (Yunus Suresi, 42-43)
Allah
ancak kalpten iman etmek ve Kendisine yakın olmak isteyenin kalbini yumuşatır;
onu samimi Müslümanların arasına katar. Samimiyetsiz olanların da kalbini
çevirerek onları küfre geri döndürür. O dilediğinin kalbini dilediği
anda çevirmeye kadirdir. O'nun çevirdiği kalbi tekrar geri döndürebilecek
olan da yoktur...
|