
|
|
Şeytanın Düşmanlığı
.Her
müminin, alimleri ve safihler» sevmesi, onlar ile düsüp kalkmayi huy
edinmesi, gereken bilgileri onlara sorup edinmesi, nasihatlerini
tutmasi, çirkin cavrantslardan kacinmasi ve seytani düsman bilmesi
gerekir.
Nitekim ulu Allah (C.C) söyle buyuruyor:
"Seytan size düsmandir, siz de onu düsman tutun."
(En´am - 153)
Yani Allah (C.C)'in emrine uyarak seytana karsi çikin, yoksa Allah
(C.C)'in emirlerine karsi gelerek ona uymayin. Bütün tutumlarinizda,
davranislarinizda ve inançlarinizda samimiyetle ondan sakinin.
Yaptiginiz her iste suurlu olun. Çünkü onun içinize riya sokmasi
cirkin davranislari gözünüzde süslemesi her zaman mümkündür. Ona
karsi koyarkan Allah (C.C)'dan yardim dileyin.
Abdulah Ibni Mes'ud (R.A.) der ki:
«bir gün Peygamber (S.A.V)´imiz bize bir Çizgi çizdi ve "iste bu.
Allah'in yoludur" dedi. Sonra onun sagindan ve solundan birkaç cizgi
daha çizdi ve söyle dedi. "Bunlarin her biri de birer yanyoldur, her
birinin üzerinde bu yon yollara sapmaya çagiran birer seytan vardir."
Arkasindan bize su âyet-i kerimeyi okudu:
"Hic süphesiz, bu benim dosdogru yolumdur, hep birlikte bunu takip
ediniz. Yan yollara sapmayiniz ki, O'nun dosdogru yolundan sizi
ayirmasinlar. Allah bunlari size, kötülükten sakinasiniz diye
emretmektedir." ((En´am - 53))
Âyeti okuduktan sonra. Peygamber'imiz (S.A.S.) bize seytanin
yollarinin çoklugu hakkinda açiklAma yapti.
Peygamber (S.A.V)´imizden naklen bildirildigine göre söyle
buyurmustur:
Beni Israil zamaninda bir rahip vardi seytan bir gene kiza
kasdederek onu bogor sonra da ailesine kizlarini rahibin tedavi
edebilecegine inandirir, ailesi de kizi rahibe götürür.
Rahip önce kizi tedavi etmeye yanasmaz, fakat ailesinin israrlarina
dayanamayarak kabul eder. Tedavi için kiz rahibin yaninda bulundugu
sirada seytan hemen rahibe kosar, onu kizin irzina geçmeye tesvik
eder, rahip bir müddet direnirse de sonunda seytana yenilir ve
hastasinin irzina geçer, gene kiz gebe kalir.
Bunun üzerine seytan rahibe yeniden sokularak der ki, «kizin ailesi
yakinda gelir, durumu ögrenirler ise rezil olursun. En iyisi onu
öldür, ailesi sorarlarsa «kiziniz öldü» dersin. Rahip seytanin
teklifini kabul eder, gene kizi öldürerek gizlice gömer.
Bu sirada seytan yine bos durmaz. Hemen gene kizin ailesine kosar,
«rahip kizinizi önce gebe birakti, sonra da öldürüp gizlice gömdü»
diye olup biteni anlatip kalplerine vesvese eder.
Bunun üzerine kizin yakinlari rahibe kosarlar, «kiz nerede» diye
sorarlar, rahip seytanin ögrettigi cevabi verir, «öldü» der. (Durumu
gelmeden önce seytandan ögrenen kiz yakinlari) Rahibi yakalayip
götürürler, kizlarina karsilik onu öldürmeye karar verirler.
Bu sirada seytan hemen rahibe kosar, «kizi bogulmasina ben sebep
oldum, onu sana getirmelerini tavsiye eden de benim. Simdi de benim
dediklerimi yaparsan seni onlarin ellerinden kurtaririm» der.
«Can korkusuna düsen rahip», «ne yapmami istiyorsun?» diye sorar.
Seytan, «bana iki kere secde edeceksin» der. Çaresiz rahip seytanin
teklifini kabul ederek ona üstüste iki secde yapar, her seyi
istedigi gibi sonuçlandiran seytan ikinci secdeden basini kaldiran
rahibe son sözlerini söyler, «seninle artik hic bir ilgim yok» der
ve kaybolur.
Ulu Allah (C.C.) bu hissa hakkinda söyle buyuruyor:
"Yahudileri savasa kiskirtan münafiklarin sözleri, tipki seytanin
tutumu gibidir. Hani seytan insana önce «küfret» dermis de insan
küfredince ben senden uzagim. Çünkü ben âlemîerin Rabb'inden korkanm»
demisti."
(Hasr - 16)
Rivayete göre Iblis bir gün Imam-i Sâfi´ye (rehimehullahu) sorar,
«ey Imam! Beni diledigi gibi yaratan ve diledigi yolda kullanan
sonra da dilerse cennete koyacak ve dilerse cehenneme gönderecek
olan Allah (C.C) hakkinda ne düsünüyorsun, tutumunda adil midir,
yoksa zalim mi?»
Safiî onun bu sözüne düsünür sonra söyle cevap verir «behey herif!
Eger seni senin arzuna uyarak yaratti ise sana zulmetmistir, yok
eger kendi muradina binaen seni var etti ise O, yaptigindan mes'ul
degildir.»
Seytan aldigi cevabin korsisinda öyle perisan oldu ki, nerede ise
yerin dibine geçeyazdi. Fakat çok geçmeden kendisini toparlayarak
Safiiye dedi ki: «ey Imam! Ben bu soru ile yetmis bin abidin zihnini
bulandirarak onlari kulluk divanindan çikardim.»
Bilesin ki, kalb bir kale gibidir, seytan da oraya girip onu ele
geçirmek, onu fethetmek isteyen bir düsman. Kaleyi düsmana karsi
savunmak için onun kapilarindan giris yerlerinde ve gediklerinde
nöbetçi bulundurmak gerekir. Bu nöbetçilik ve muhafizlik görevini
kaleyi iyice tanimayanlar basaramaz.
Kalbi seytanin vesveselerine karsi korumak, gereklidir, bu görev,
her mükellefin omuzlarina yüklenmis bir «farz-i ayn» ´ dir. Gerekli
olan bir neticeye kendisi olmaksizin ulasilmayan vasita da
gereklidir.
Seytanin sizma yollarini bilmeksizin kalbi ona karsi savunmakta
basariya ulasilamaz. Demek ki, onun sizma yollarini bilmek farz
oluyor. Seytanin kaleye benzettigimiz kalbe girmek için kullanacagi
yollar ve sizma yerleri kulun bir takim sifatlaridir. Bunlar çoktur.
Bazilari sunlardir:
1. — Öfke ve azgin istek.
öfke, akli ürkütüp kaçiran bir canavardir, akil zayiflayinca
seytanin ordusu hücuma geçer. Insan öfkelendikçe, çocugun topla
oynadigi gibi seytan onunla oynar.
Anlatildigina göre Allah (C.C)'in velilerinden biri Iblise
«ademoglunun nasil yendigini bana söyle» der. Seytan da «öfke ve
azgin arzulari kabardigi zaman onu ele alirim» diye cevab verir.
2 — Kiskançlik ve ihtiras.
Insan bir seye karsi ihtiras baglayinca ihtirasi, gözünü kör ve
kulagini sagir eder. Böyle olunca da seytana aradigi firsat verilmis
olur. Aslinda kotu ve çirkin de olsa, arzusuna vardiran her vasita,
muhterisin gözüne güzel gelir.
Rivayete göre Hz. Nuh (A.S.) Allah (C.C)'in emrine uyarak her canli
türünden birer çift alarak gemiye bindigi zaman tanimadigi bir
ihtiyarin geminin bir kösesine sindigini görür, ona «gemiye niye
girdin?» diye, sorar. Ihtiyar «adamlarinin kalblerine sizmak için
girdim, öylece kalbleri benim elimde kalirken senin yaninda sadece
vücudlari kalacak» diye cevap verir.
Bu cevap üzerine ihtiyarin kimligini teshiste gecikmeyen Hz. Nuh
(A.S) «defol buradan, ey Allah (C.C)'in düsmani, sen mel'un
seytandan baskasi degilsin» diye onu kovmak ister.
Bu sirada Iblis, Hz. Nuh (A.S)'a «ben insanlari bes sey vasitasi ile
helake sürüklerim, simdi üçünü sana anlatacagim. Fakat geri kalan
ikisini söylemem» der.
O anda ulu Allah (C.C) Hz. Nuh (A.S)'a «sana ikisini söylesin,
geriye kalan üc tanesi mühim degil» diye vahiy gönderir. Bunun
üzerine Hz. Nuh (A.S) seytana «ikisini söyle yeter» der. Seytan Hz.
Nuh (A.S)'a su karsiligi verir, «o ikisi öyle vasitalardir ki, beni
hic yalanci çikarmamislardir, hic bir zaman beni hedefimden geri
birakmamislardir, insanlari bunlar sayesinde mahvederim. Bunlar
ihtiras ve kiskançliktir. Kiskançlik yüzünden ben kendim
lanetlenerek kovuldum.
Ihtirasa gelince, bir agacm meyvasi disinda cennetteki her sey Adem
(A.S)'e mubah kilinmisti, ihtirasini alevlendirerek onu yasak agacin
meyvasindon yemeye ikna ettim.»
3 — Oburluktur.
Isterse yenen yemek sirf helâl olsun. Çünkü oburluk nefsin asiri
isteklerini güçlendirir, asiri arzular da seytanin silahlandir.
Rivayete göre bir gün Iblis Hz.Yahya'ya (A.S.) görünür, elinde
cesitli maddelerden yapilmis bir yular tomari vardir. Hz. Yahya
(A.S): «bu yularlar nedir» diye sorar. Seytan «bunlar insanlari
yakalamaya yarayan cesit çesit arzulardir» diye cevap verir.
Hz. Yahya (A.S) seytana: «içlerinde bana ait olani var mi» diye
sorar. Seytan der ki, «galiba bir keresinde karnini tikabasa
doyurmustun da seni böylelikle namazdan ve zikirden alakoymustuk»
Hz.Yahya (A.S): «baska bir sey var mt» diye sorar. Seytan «hayir»
der.
Bunun üzerine Hz. Yahya (A.S): «bir daha karnimi tika-basa»
doldurmamak, bundan sonra boynumun borcu olsun» der.
Seytan da Hz. Yahya'ya «andolsun ki. bundan sonra bende hiç bir
müslümana nasihat etmeyecegim» diye karsilik verir.
4 — Bu huylardan biri de elbise, ev mobilya da süs düskünlügüdür.
Seytan insanin kalbinde süse düskünlük oldugunu görünce, bu yoldan
tohum atar ve tohumlarin yumurtlamasini soglar. Seytan böyle seylere
karsi zaafi olan kimseyi durmadan yeni evler yapmaya, yapilarin
duvar ve tavanlarini türlü türlü geleneklere göre süslemeye ve
odalarini genisletmeye çagirir, çesit çesit kiyafetler ve binek
hayvanlari ile bezenmeye davet eder ve insani ömrü boyunca bu çesit
arzularin esiri halinde tutar.
Zaten bu yolda seytan insani bir kere kandirdiktan sonra ikinci bir
sefer onu ele almasi gerekmez, çünkü bu zaaflarin biri digerini
çeker, kulun ömrü doluncaya kadar bu yolda yürür, Nihayet günün
birinde seytanin yolunda ve doyumsuz arzularin emrinde iken
oluverir.
Böyte kimselerin akibetinin kötü olmasindan korkulur. Allah (C.C)
hepimizi korusun!
5 — Bu huylardan biri insanlara umut baglamaktir.
Sefvan Ibni Selim (R.A.) der ki: «bir gün Abdullah Ibni Hanzele'ye
Iblis görünür ve der ki: «ya Ibni Hanzele! Sana bir sey ögretmek
istiyorum.» Ibni Hanzele «ihtiyacim yok» diye karsilik verir.
Seytan ona «bir dinle de bak, eger yararli ise kabul eder, degilse
reddedersin» Ey Ibni Hanzele. Allah (C.C)'dan baska hiç kimseden
kesin ümid baglayarak bir sey isteme. Kizinca ne hale düstügünü gör,
çünkü öfkelendigin zaman seni kolayca ele geçiririm.»
6 — Bu huylardan biri acelecilik ve sebatsizliktir.
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Acelecilik seytandan agsr davranmak ise Allah'dandir."
Çünkü insan aceleye kapilinca, seytan ona, hiç ummadigi taraftan
kötülügünü benimsetir.
Rivayete göre Hz. Isa (A.S.) dogdugu zaman, yandaslari derhal Iblise
kosup derler ki: «yeryüzünde bütün putlarin basi egildi» Seytan
onlara «olan oldu, siz yerinizde kalin» diyerek hemen uçusa geçer.
Yeryüzünün altini üstüne getirir, putlarin boyun egmesine sebep olan
olayi» ögrenemez.
Sonunda Hz. Isa'nin (A.S.) dogdugunu tesbit eder, çevresini bütün
meleklerin kusattigini görür. Bunun üzerine hemen yandaslarinin
yanina döner ve onlara söyle der:
«dün gece dünyaya bîr peygamber geldi, bu çocuk hariç, hiç bir
gebelik ve dogum hadisesi olmamistir ki, ben yaninda bulunmayayim.
Bu geceden sonra artik putlara tapilmaz, bundan ümidinizi kesin.
Bundan sonra ademoguliarina acelecilik ve densizlik yolu ile
sokulmaya bakin.»
6 — Bu huylardan biri para ve mal düskünlügüdür.
Yiyecek - içecek ile diger zarurî ihtiyaçlarin ötesinde kalan bütün
varlik, hayvanat ve akabat seytanin konagidir.
Sabit ül-Bünananî (R.A.) der ki: «Peygamber'imize (S.A.S.)
peygamberlik görevi verildigi zaman Iblis seytanlarina sunu söyledi:
«bir sey oldu, ama nedir bilmiyorum, gidin iyice ögrenin.»
Iblis'in adamlari her tarafi arastirdilar, fakat ne oldugunu
ögrenemeyerek geri döndüler, «bir sey ögrenemedik» dediler. Bunun
üzerine Iblis «ben size simdi haber getiririm» diyerek kayboldu.
Bir müddet sonra çikageidi ve adamlarina «Allah (C.C) Hz. Muhammed
(S.A.V)'i peygamber olarak görevlendirmistir» dedi.
Bundan sonra Iblis adamlarini Peygamber (S.A.V)´imizin sahabilerine
(Allah (C.C) onlardan razi olsun) göndermeye basladi, fakat hepsi
her seferinde eli bos ve hayal kirikligi içinde dönüyorlardi,
dönüste sözleri sunlar oluyordu, «hayatimizda bir gün böyle
adamlarla karsilasmadik, tam yanlarina sokuluyoruz, namaza
kalkiyorlar, böylece bütün gayretlerimiz bosa çikiyor.»
Bu sözleri dinleyen Iblis adamlarina söyle dedi: «onlari bir müddet
kendi hallerine birakin. Allah (C.C)'in izni ile yakinda bütün
dünyayi fethedeceklerdir, o zaman biz de onlardan istediklerimizi
sizdiririz.»
Rivayete göre Hz. isa (A.S.) bir gün bir tas parçasini yastik
edinerek yere yaslanir, bu sirada yanina gelen seytan ona: «ya Isa!
Galiba dünyadan hoslaniyorsun» der.
Bunun üzerine Hz. Isa (A.S.) tasi basinin altindan kaldirip atar ve
seytana: «dünya ile birlikte bu da senin olsun» der.
7 — Bu huylardan biri de cimrilik ve yoksul düsme korkusudur.
insani fakirlere yardim etmekten, sadaka vermekten alakoyan,
biriktirme ve varlik yigma hirsini kiskirtarak neticede aci azaba
sürükleyen bu huydur. Pintiligin afetlerinden biri mal biriktirmek
için çarsi - pazar dolasmaktir. Zaten böyle yerler seytanlarin cirit
attiklari yerlerdir.
8 — Bu huylardan bîri taassub.
Kendi görüslerine körü - körüne baglanmak, karsi taraftakilere kin
beslemek onlara küçümseyen bakislarla bakmaktir.
Bu tutum, cemiyetin hem iyilerini ve hem de kötülerini birlikte
helake sürükler.
Hasan ül-Basrî der ki: duydugumuza göre Iblis söyle demis:
«Muhammed (S.A.V)'in ümmetini ayartarak bazi günahlara soktum, fakat
Allah (C.C)'dan af dileyip kusurlarini bagislatarak belimi kirdilar.
Fakat ben onlara öyle günahlar isletiyorum ki, onlar için Allah
(C.C)'dan af dilemezler. Bunlar bos arzu ve heveslere kapilarak
burunlarinin dogrusuna gitmeye dayanir.»
Seytan dogru söylüyor. Böyleleri, saplantilari yüzünden gunahlara
sürüklendiklerini bilmezler ki. tevbe etsinler.
— Bunlardan biri Müslümanlara su-i zânda bulunmaktir. Bundan hatta
kötüleri itham etmekten bile kaçinmak gerekir. Herkesin kusurunu
okuyarak, onun-bunun hakkinda kötü düsünceleri ileri süren kimse
gördün mü, bilesin ki, onun ici pistir ve kendi iç pisligi, disina
sizmaktadir.
Su halde insan seytcnin içeri girmesini önlemek için kalbinin bu
kapilarini kapatmali. Bunlara karsilik Allah (C.C)'i zikretmesine
yardimci olmalidir.
Ibni Ishak (rehimehullahu) söyle der: Kureys kâfirleri sahabîlerin
Mekke'den Medine'ye hicret ettigini görünce ve Peygarsber'imizin
(S.A.S.) yeni taraftariar kazandigini duyunca O"nun gücünden
korkmaya basladilar, çünkü O'nun kendileri ile savasmak üzere ordu
topladigini anlamislardi.
Bunun üzerine her zamanki toplanti yerleri olan Kuzey Ibni Kilâb'in
evi elan (Dar'ül Nedve'de) durumu görüsmek için biraraya geldiler.
Kabilenin bütün kararlari bu evde yapilan toplantilarda alindigi
için ona bu isim verilmistir. Kureys herseye mutlaka burada karar
verirdi. Bu toplantilara kirk yasini doldurmamIs Kureys'ü oimayanler
alinmazdi. Kureysliler dn bu sart aranmazdi. Ebu Cehil'in
baskanliginda bir cumartesi günü toplanmislardi. Bundan dolayidir
ki; cumartesi günü Mekir ve HiyLe günüdür» buyurulmustur. Necd'li
bir ihtiyar kiligina girmis olan Iblis aralarinda bulunuyordu
îblis'in aralarina girmesi söyle oldu. Ipek bir cübbe veya tay-lasan
giyerek alimli bir ihtiyar kiliginda kapida belirmisti.
Münafiklar bu «ihtiyar kimdir» diye sordular, iblis cevap verdi,
«Necdli bir adem, ne için toplandiginizi duydum da
söyleyeceklerinizi dinlemeye geldim, bazi noktalarda size fikir
verme ve nasihatlerde bulunma ihtimali de vardir.» Bunun üzerine ona
«içeri gir» dediler, o da girdi ve konusmalara katildi.
Peygamber'imize (S.A.S.) ne yapilmasi gerektigi konusunda
tartisiyorlardi. Yüz kisi idiler, bir rivayete göre ise onbes kisi
idiler. Ileri gelenlerinden biri olan Ebul Buhteri -ki kâfir olarak
Bedr savasinda öldü— su görüsü ileri sürdü.
«O'nu zincire vurup hapsedin, kapiyi üzerine kitleyîn ve bundan
sonra O'ndan evvel gelip geçmis sair ve büyücülerin basina geien
akibetin O'nun da basina gelmesini bekleyin (yani zindanda ölmesini
bekleyin).»
Necd'li ihtiyar (yani aslinda seytan) bu fikre karsi cikarak der ki,
«bu fikir isabetli degildir. Allah (C.C)'a yemin ederim ki: eger siz
O'nu zincire vurup hapsedecek olsaniz, daha üzerine kapiyi
kapatir-kapatmoz basina gelenleri adamlari duyacak, hemen baskin
düzenleyip O'nu elinizden alacaklar, sonra da karsinizda hindi gibi
kabararak mukavemetinizi kiracaklardir, o yüzden bu fikir isabetli
degildir, baska bir çare düsünün.
Ileri gelenlerden bir digeri olan Ebul Esved Rabia Bin Amrüt Amiri
su görüsü ileri sürer: "O'nu aramizdan çikarir, beldemizden sürelim
nereye isterse gitsin, hic ilgilenmeyelim."
Necd'li (Allah (C.C)'in laneti üzerine olsun) bu görüse de derhal
karsi cikar ve der ki: «Vallahi bu da çikar yol degildir. Ne güzel
konustugunu, ne kadar çekici bir mantiga sahip oldugunu ve ileri
sürdügü yeni görüsler ile herkesin kalbini ne biçim büyüledigini
görmüyor musunuz?
Eger O'nu buradan kovacak olursaniz, bir arap kabilesine varip araya
yerlesebilir, onlari tatli dili ile kandirarak size karsi
kiskirtabilir. Sonra da toplayacagi bir ordu ile üzerinize yürüyerek
elinizden iktidari alabilir ve size istedigini yapabilir.
O'nun hakkinda baska bir çare düsünmelisiniz.»
Bunun üzerine meshur Ebul Cehl söz alarak der ki, «vallahi, O'nun
hakkinda benim bir fikrim var. Ama sizin sözleriniz buna uzak
kaliyor. Bana kalirsa her kabileden gözü pek atilgan, becerikli
birer delikanli seçeceksiniz, ellerine birer keskin kiliç
vereceksiniz, üzerine cullanacaklar. hepsi bir adam vuruyormus gibi
ayni anda kiliçlarini çekip üzerine indirecekler ve nefes almaya
firsat vermeden canini alacaklar, böylece O'ndan kurtulmus oluruz.
Bütün kabileler suc ortagi olacagi için O'nun kabilesi olan Abdül
Menaf kabilesi, digerlerinin tümüne karsi O'nun kan davasini gütmeye
cesaret edemezler, hep birlikte diyetini veririz, olur-biter.»
Necd'li ihtiyar. (Allah (C.C)'in laneti üzerine olsun) Ebul Cehrin
sözü bitince der ki: "görüs budur, baska core göremiyorum"
Böylece o toplantIda Peygamber'imizi (S.A.S.) öldürmeye karar
vererek dagildilar.
Fakat bu sirada Cebrail (A.S.) Peygamber'imîze (S.A.S.) gelerek «bu
gece her zamanki yataginda yatma diye talimat verir.
Gece olunca Kureys kâfirlerinin seçkin silâhsörleri Peygamber
(S.A.S.)'imizin evi önünde pusu kurdular, uyumasini gözetliyorlardi,
uyuyunca üzerine cullanacaklardi.
Öte yandan Peygamber'imiz (S.A.S.) Hz. Ali´yi (keremellahu vec-hehu)
o gece yataginda yatmakla görevlendirdi. Hz. Ali (R.A) bu hadiseden
sonra Peygamber (S.A.S.)'imizin cuma ve bayramlarda giyindigi yesil
bir paltoyu üstüne çekerek yataga uzandi. Böylelikle Hz. Ali
(kerremellahu vechehü) kendini (Allah (C.C)'a adayarak Peygamber
(S.A.S.) 'imizin hayatini kurtaran ilk müslu man oldu. Bu konuda
bizzat Hz. Ali'nin söyledigi bir siir söyledir:
Kendini iteri sürerek topraga ayak basanlann en hayirlisini korudum
Beytül Atik'a ve Hacerul Esved'i tavaf edeni.
O Allah (C.C)'in Resul'üdür. O'na tuzak kurmalarindan çekinmisti.
Kudret eli her yere uzanan ulu Allah (C.C) O'nu tuzaktan korudu.
Allah (C.C)'in Resul'ü. magarada güven içinde geceyi geçirdi.
Allah (C.C)'in örtü ve himayesi altinda saklanarak.
Ben ise onlari ve bana yapabileceklerini bekleyerek geceyi geçirdim.
Kendimi ölüme ve esarete adamistim.
O gece Peygamber'imiz (S.A.S) silâhsörlerin önünde evden çikti.
Allah (C.C) onlarin gözünü kararttigi için hic biri O'nu göremedi.
Peygamber (S.A.V)´imiz «Yasin» suresinin su kismini okuyarak onlarin
her birinin basina daha önce avucuna almis oldugu topragi saçmisti.
Peygamber'imizin (S.A.V) okudugu âyetler sunlardir.
Ulu (Allah (C.C)) buyuruyor ki:
"YASIN, Hikmet dolu Kur'an hakki için, hiç süphesiz, «sen
peygamberlerden birisin, dosdogru yol uyarinca. O kitab (Kur'an),
gücü her seye yeten, bagislayici tarafindan indirilmistir, atalari
ikaz edilmemis olan bir kavmi ikaz etmek için. Onlarin çogu üzerinde
söz (hüküm) gerçeklesti, onlar artik iman etmezler.
Biz onlarin boyunlarina, çenelerine kadar dayanan tasmalar taktik,
bu yüzden baslarini saga sola çeviremezler. Ayrica biz onlarin
önlerine ve arkalarina birer set çektik ve onlari örttük, bundan
dolayi göremezler."
(Yasin - 1-9)
Böylece Peygamberimiz (S.A.S.) evden ayrilarak diledigi yere yolcu
oldu.
bu sirada silâhsörlerin yanina, daha önce aralarinda bulunmayan bir
yabanci geldi, onlara «burda ne bekliyorsunuz?» diye sordu.
Silâhsörler: «Muhammed'i» diye cevap verdiler. Yabanci onlara dedi
ki. «Allah (C.C) sizi hayal kirikligina ugratti. Vallahi O, sizin
önünüzden geçip gitti. Giderken de her birinizin basina toprak
serpti ve diledigi yolu tunu. Basinizin üstüne bakasaniz a!.»
Bunun üzerine herkes eli ile basini yokladi, tepelerine topragin
serpildigini gördüler. Hemen pusudan çikarak Peygamberimiz
(S.A.S.)'in odasina girdiler, ve Hz. Ali'yi (kerremellahu vechehu)
Peygamberimizin paltosuna bürünmüs yatakta buldular, «vallahi, bu
Muhammed (S.A.V)'dir. iste. paltosuna bürünmüs, uyuyor» dediler.
Bu düsünce ile sabahladilar, fakat yataktan Hz. Ali (keremellahu
vechehu) kalkti. O zaman «bizimle geceleyin konusan yabanci dogru
söylemis» dediler. Kur-an-i Kerimin su âyeti bu konuda indi.
Ulu Allah (C.C) söyle buyuruyor:
"Hani bir keresinde o kâfirler, ya öldürmek veya sürmek seni
tutuklamak için tuzak kurmuslardi. Onlar tuzak kurarlar, ama AlLan
onlarin tuzagini bosa çikarir. Hiç süphesiz Allah tuzaklarini en
hayirli sekilde bosa çikarandir."
(Enfal Sûresi. 30)
Bu konuda bir sair söyle der:
Canini sikma! Zorlugun arkasi kolayliktir.
Her seyin bir vakti ve takdiri vardir,
Tekdir sahibi, bizim halimizi süphesiz görüyor Bizim tedbirimizin
üstünde Allah (C.C)'in tedbiri vardir.
Bu olayin arkasindan ulu Allah (C.C), Peygamber (S.A.V)'imizin
Mekke'den Medine'ye göç etmesine izin verdi. Ibni Abbas (R.A.) «ey
Robb'im! Bana dogru sekilde girip dogru sekilde çikmak nasib eyle.
Bana kendi nezdinden yardima bir kilavuz ihsan eyle» âyet-i
kerimesinin tefsiri sirasinda «Cebrail (A.S) Peygamber (S.A.V)'imize
yanina Hz. Ebu Bekr (R.A)'i almasini emretti» der.
Hakim, Hz. Ali (R.A)'ye dayanarak rivayet eder ki:
Peygamber'imiz (S.A.S.) göçme emrini aldigi zaman Cebrail (A.S)'e
«yanimda kim olacak» diye sorar. Cebrail (A.S.) de «Hz. Ebu Bekr
(R.A)» diye cevap verir, öteyandan Peygamber (S.A.V)'imiz çikisini
Hz. Ali (R.A)'ye bildirdi, yaninda bulunan emanetleri sahiplerine
teslim etmek üzere onu yerine birakti.
Hz. Ayse (R. Anha) hicret olayini söyle anlatir:
Bir gün biz Ebu Bekr (R.A)'in (babamin) evinde otururken kusluk
siralari, asagi - yukari günün en sicak saatlerinde Peygamber
(S.A.V)'imizin eve dogru geldigini gördüm.
Hz. Ebu Bekr (R.A)'in diger bir kizi olan Hz. Esma (R. Anhu) ise
Taberanî nin rivayetine göre olayin bu kismi hakkinda sunlari
söylemektedir:
«Resulüllah (S.A.V), Mekke'de iken biri sabah, öbürü aksamleyin
olmak üzere günde iki defa bize gelirdi. O gün ise (hicret öncesi
günü) kustuk vakti eve gelmekte oldugunu görerek babama dedim ki.
«babacigim, su gelen Resulüllah (S.A.V), basini sarmis, buraya dogru
geliyor, oysa ki bu saatte bize gelmek huyu degildi.»
Hz. Ebu Bekr (R.A). Esme'nin sözlerine söyle cevap verdi,
«anam-babam O'nun ugruna feda olsun, yemin ederim ki, bu saatte O'nu
buraya gelmeye mutlaka mühim bir olay sevketmistir.»
Bundan sonra olanlari Hz. Ayse (R. Anha) söyle onlatmaya devam
ediyor:
«Resulüllah (S.A.V) kapiya geldi, içeri girmek için izin istedi. Hz.
Ebu Bekr (R.A) izin verince içeri girdi. Ebu Bekr (R.A) oturmakta
oldugu sedirden inerek O'na yer verdi. Oturunca Ebu Bekr (R.A)'e
«yanindakileri disari çikar» dedi. Ebu Bekr (R.A) «bunlar senin ev
halkindir yani Ayse (R. Anha) ve Esma (R. Anha)'dir dedi.
Baska bir riveyette ise: «yabanci yok. Iki kizim var burada» diye
cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber'imiz (S.A.S.) söze girerek Ebu
Bekr (R.A)'e «göç etmeme izin veriidi» dedi. Hz. Ebu Bekr (R.A)
«anam-babam ugruna feda olsun, benim de yaninda gelmemi istiyor
musun? diye sordu. Peygamber (S.A.V)´imiz «evet» dedi.
Bu sirada Ebu Bekr (R.A.)'in agladigini gördüm, o zamana kadar
hiçbir kimsenin sevincinden aglayacagini sanmazdim.
Hz. Ebu Bekr (R.A.) Peygamber'imize (S.A.S.) «anam-babam yoluna feda
olsun, su iki binek hayvanimdan birini kendine al» dedi.
Peygamber'imiz (S.A.S.) «eger parasi ile satmaya razi olursan
alirim» diye cevap verdi.
Bir rivayette: (Dilersen kiymetini verir alirim) buyurdu, binek
hayvanini ancak para karsiliginda kabul etmesi. Allah (C.C) yolunda
yapacagi göçün hem mal ve hem de beden ile islenen bir ibadet haline
gelerek eksiksiz bir mahiyet kazanmasini istemesinden ileri
geliyordu.
Hemen yol hazirliklarina giristik, azik torbalarini hazirladik içine
bir pismis koyun koyduk. Kiz kardesim Esma bel kusagindan bir parça
keserek dagarcigin agzini bagladi, bu yüzden adi ondan sonra «çift
kusakli» diye kaldi.
Böylece yola çikan Rasûlüllah (S.A.S.) ile Ebû Bekr (R.A.) «Sevr»
magarasina vardilar, üç gün burada saklandilar. «Sevr» Mekke
yakinlarindaki bir dagin adidir, oraya ilk defa çikan Sevr Ibni
Abdü'l-Menat'in adina izafeten bu ismi almistir.
Diger bir rivayete göre Rasûlüllah (S.A.S.) ile Ebû Bekr (R.A.),
evin arka kapisindan çikarak yola koyuldular.
Yine bir rivayete göre yolda Ebü Cehl ile karsilastilar, fakat
onlari onun gözlerinden Allah (C.C) sakladi ve o farketmeden geçip
gittiler.
Hz. Esma (R. Anha) der ki: Hz. Bekr (R.A.) bes bin dirhem olan bütün
parasini yanina alarak bu yolculuga çikmistir.»
Kureys'üler Peygamber'imizi (S.A.S.) ellerinden kaçirinca. Mekke'nin
her tarafini aradilar, altini üstüne getirdiler. Her tarafa iz
sürücüler cikardilar. Magaranin yolunu tutan izciler. onlarin
izlerini tesbit ettiler ve magaranin agzina kadar izlerini sürdüler.
Peygamber (S.A.S.)'imizi ellerinden kaçirmak, Kureys'lilere egir
geldi, bu ise canlari çok sikildi, bu yüzden O'nu yakalayana yüz
deve adadilar.
Kadi Iyad'dan (R.A.) rivayet edildigine göre Sebir Dagi Peygamberi
(S.A.S.)´mize: «Yâ Rasûlüllah! (S.A.V) Benden kaç, çünki üzerimde
iken öldürülmenden ve o yüzden Allah (C.C)'in lanetine ugramaktan
korkuyorum» diye seslendi. Buna karsilik Hira Dagi öa «Bana gel. yâ
Rasûlellah! (S.A.V)» diye O'na seslendi.
Rivayete göre Peygamber (S.A.V)'imiz ile Ebu Bekr (R.A.) magaraya
girince Allah (C.C)'in emri ile magaranin agzinda hemencecik bir
«ummu gaylan» agaci bitiverdi ve bu agacin varligi magaranin yolunu
kâfirlerin gözlerinden sakladi, öte yandan ulu Allah (C.C), örümcege
magaranin agzini agla örmesini emretti, bir çift yabanî güvercin de
yine kapida yuva kurdular.
Bunlarin hepsi müsrikleri magaraya girmekten aLakoydu. Yine rivayete
göre, bugün HArem-i Serif'de görülen güvercinler o çiftin soyundan
gelir. Peygamber (S.A.S.)'imize saglamis olduklari himayenin
karsiliginda, nesillerinin artmasi ve Harem'de avlanma tehlikesinden
uzak olarak güven içinde yasamakla mükâfatlandirildilar.
Kureys kabilesinin her öbeginden seçilen delikanlilar, elleri
sopali, boltcli ve kiliçli olarak magaranin kapisina dayandilar.
Aralarindan biri
ayrilarak magaranin agzin sokuldu, orda yuva yapmis bir çift
güvercini görünce arkadaslarinin yanina döndü. Ona «Ne var. ne yok»
dediler. O da «Kapida iki yabani güvercin görünce içerde hiç
kimsenin bulunmadigini anladim» diye karsilik verdi. Peygamberimiz
(S.A.S.) bu konusmayi içerden duydu ve Allah (C.C)'in düsmanlarini
savdigini anladi.
Buna ragmen delikanllardan biri «içeri girin» dedi. Fakat onlardan
biri olan Ümeyye Ibni Half ona su cevabi verdi, «içeri girip ne
yapacaksiniz. Kapi Muhammed (S.A.S)'in dogumundan bile daha eski bir
örümcek agi ile örülmüs, eger O içeri girmis olsaydi yumurtalarin
kirilmis ve agin parçalanmis olmasi gerekirdi.»
Bu durum Kureysiileri askerî harekâta girismekten kesinlikle
alakoydu. Görüyor musun, agaç aranani nasil saklayarak kovalayani
sasirtti, öte yandan örümcek geldi, magara kapisini perdeledi,
boslugun yüzünü agi ile örerek izcilerin gözünü bagladi da aramaktan
caydilar. Böylelikle örümcek Peygamber'imizi (S.A.S.) koruma serefi
kazandi. Ibni Nakîb'in bu husustaki siiri ne kadar güzeldir:
«Ipek böcegi koza örer, her çesit elbiseye yakisir.
Fakat örümcek ondan daha üstündür. Peygamber (S.A.S.)'in basina
ördügü ag sayesinde...»
Buhari iie Müslim'in Hz. Enes (R.A)'den rivayet ettigine göre söyle
demistir:
Ebû Bekr (R.A.) bana söyle dedi, «Magarada iken Peygamber
(S.A.V)´imize «eger izcilerden biri ayaklarinin ucuna baksaydi bizi
görecekti» dedim. O bana «Sen bu iki kisiyi ne saniyorsun, bunlarin
üçüncüsü Allâh (C.C)'dir», diye cevap verdi.»
Siyer yazarlarindan birine göre Hz. Ebû Bekr (R.A), Peygamber
(S.A.S.)'imize «Bunlardan biri ayak parmaklarinin ucuna baksa bizi
görecekti» dedigi zaman Peygamber (S.A.S.)´imiz ona söyle cevap
verdi:
«Onlar o taraftan bize dogru gelselerdi, biz de bu taraftan
giderdik.»
Hz. Ebû Bekr (R.A), Peygamberimizin gösterdigi tarafa bakinca
magaranin açildigini, bir denizin belirdigini ve bir geminin karaya
yanasmis durdugunu gördü.
Hasan'ül - Basrî'den rivayet edildigine göre Peygamber (S.A.S.)´imiz
ile Hz. Ebu Bekr (R.A) gece magaraya dogru yol alirlarken Hz. Ebû
Bekr (R.A) Peygamber (S.A.S.)'imizin bazan önünden bazan da
arkasindan yürüyordu. Peygomber (S.A.S.)'imiz O'na bu davranisinin
sebebini sorunca, Ebû Bekr (R.A.) su cevabi verdi. «Kilavuzluk
aklima gelince önün sira yürüyorum, sonra gözetleme görevimi
hatirlayinca geride kalip arkan sira yürüyorum.» Peygamber
(S.A.S.)´imiz O'na: «Basimiza bir hal gelse benim ugruma seve seve
ötür müsün?» diye sordu. Ebû Bekr (R.A) «Seni, Hakki teblig etmek
üzere gönderene (Allâh (C.C)'a) yemin ederim ki, evet» diye cevap
verdi.
Magaraya vardiklarinda Ebû Bekr (R.A) Peygamber (S.A.S.)'imize
«Oldugun yerde dur, yâ Rasûlallah (S.A.S.), ben magarayi senin için
temizleyeyim» dedi ve öteyi - beriyi temizlemeye koyuldu. Magaranin
zeminini el yordami ile yoklarken rastladigi her deligi paltosundan
bir parça keserek tikiyordu, böyle böyle paltosunu bitirdi, fakat
son bir delik acik kaldi, onu da her hangi bir canli çikip Peygamber
(S.A.S.)´imizi isirmasin diye topugu ile tikadi.
Bundan sonra Peygamber (S.A.S.)'imiz içeri girdi, basini Ebû Bekr
(R.A)'in dizine dayayarak uykuya daldi, o sirada bir canli Ebû
Bekr'in topugunu isirdi, fakat Peygamber (S.A.S.)'imizi uyandirmamak
için kimildamadi, acidan gözleri yasarinca damlalardan biri
Peygamber (S.A.S.)'imizin yüzüne akti ve O'nu uyandirdi. Peygamber
(S.A.S.)'imiz Ebû Bekr (R.A)'e «Ne oluyor sana? diye sordu.
«Anam-Babam yoluna feda olsun, isirildim» diye cevap verdi.
Peygamber (S.A.S.)'imiz sokulan yere tükürük basti ve acisi dindi.
Meshur Islâm Sâiri Hassan Ibni Sabit (R.A.) bu mevzuda ne güzel
söyler:
«O serefli, magaradaki iki kisinin ikincisi idi.
O ikisi daga çikinca, düsman oranin her tarafini aradi.
Düsmanlar bütün canlilardan ögrendiler ki;
Peygamber (S.A.S.)'imize karsi duyulan sevginin dengi yoktur.»
Peygamber (S.A.S.)'imiz Mekke'den persembe günü yola çikmisti,
magaradan da Pazartesi gecesi ayrilmis olmaliydi, cünki orada üc
gece kaldi. Bu olay Rebiülevvel ayinin baslarinda meydana geldi.
Rebiüievvel ayinin onikinci Cum'a günü ise Medine'ye vardi.
Anlatildigina göre adi Zekeriyya olan bir Zâhid siddetli bir
hastaliga yakalanir, ölmek üzeredir, son demlerinde bir arkadasi
basina gelir ve ona «Lâilâhe illallah. Muhammed'ür - Rasûlüllah»
demeyi telkin eder, fakat zâhid bu telkini yüzünü eksiterek
reddeder.
Arkadasi ikinci sefer telkin eder, zâhid yine yüzünü çevirir,
arkadasinin üçüncü telkinini ise «hayir, söylemiyorum» diye sözlü
olarak reddeder. Arkasindan bayilir, basi arkadasinin dizleri
üzerine düser, bir müddet böyle kalir, arkasindan biraz açilir ve
gözlerin" açinca «bana bir sey dediniz mi?» diye sorar, ona «evet,
sana üc kere Kelime-i Sehâdet getirmeni telkin ettik. Iki keresinde
yüzünü döndün, üçüncüsünde de, «söylemiyorum» diye cevap verdin»
derler.
Zâhid onlara durumu söyle açiklar: «Bane Iblis geldi, elinde bir
bardak su vardi, sagimda durdu, bardagi sallayarak «su ister misin?»
dedi, «tabii» dedim. Bunun üzerine «Isâ Allah (C.C)'in ogludur»
dedi, o yüzden yüzümü öbür tarafa çevirdim.
Sonra ayak uçlarimdan yana bana sokuldu, ayni sözü söyledi, ona yine
yüzümü döndüm.
Üçüncü defa bana ayni cümleyi tekrar ettirmek isteyince «hayir,
söylemiyorum» diye cevap verdim. Iste o zaman sü dolu bardagi
hirsindan yere çaldi ve ortaliktan kayboldu.
Iste ben seytani reddettim, yoksa sizin telkininizi degil, simdi
söylüyorum: «Eshedü en la ilâhe illellâh ve eshedü enne Muhammeden
abdühu ve rasûlühü.»
Rivayete göre Ömer Bin Abdülâziz (R.A.) der ki:
«Sâîihlerden biri, seytanin insanoglunun kalbinin neresinde oldugunu
kendisine göstermesini Allâh (C.C)'dan ister. Bunun üzerine rüyada
ici disindan görünen yari seffaf bir insan vücudu görür, adamin basi
omuz ile kulagi arasindaki boslukta ve sol omuzu üzerinde kurbaga
sekline girmis olarak seytani görür, uzun ince bir hortumu vardir,
onu adamin omuzundan kalbine uzatmistir, bu yoldan oraya vesvese
akitmaktadir. Fakat, adam Allâh (C.C)'in adini andigi zaman kurbaga
kiligina girmis olan seytan görünmez oluyor.»
Allah'im! Lânetik seytani ve kiskançlarin dilini üzerimize musallat
eyleme.
Peygamberlerinin sonuncusu olan Hz. Muhammed (S.A.V.) hürmetine sana
zikir ve sükürde bulunmamiza yardim buyur.
Kalplerin Keşfi |
|