
|
|
Gündüzleri ve Başka Zamanları Düşünmek
Ulu
Allah (C.C.) bir çok kereler Kur'ân-i Kerihin bir çok yerlerinde
düsünmeyi emretmis:
«— Hiç süphesiz, göklerin ve yerin yaratilisinda, günün ve gecenîn (uzayip
kisalarak) birbirini kovalayisinda derin düsünebilenler hesabina bîr
çok ibretli deliller vardir.» (Âl-i Imran Sûre-i Celilesi - 90)
buyurmustur.
Yine Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:
"Derin düsünmek isteyenler, yahud sükretmek niyetinde olanaar için
gece ile gündüzü (uzatip kisaltarak) birbirine kovalatan O'dur."
(Furkan Sûre-i Celilesi - 62)
Ata der ki: "Ayetteki ihtilâftan gece ile gündüzün, aydinlik ve
karanlik hususundaki degisikligini, ziyade ve noksani kasdetmistir."
Nitekim sâirin biri bunu ne güzel ifade etmistir:
«Ey gecenin baslangicinda sevine içinde uykuya dalan kimse.
Beklenmedik belâlari seher vakti kapiyi çalabilir.
Baslangici mes'ud geceye sevinme, nice gecenin bitiminde ates
tutusur.»
Diger bir sâir de söyle der:
«Geceler canlilar için birer duraktir.
Ki, onlarin sonunda ömürler ya dügümlenir ya da açilir
Onlarin kisasi kederler ile uzundur.
Uzunlari da sevinç ile kisadir.»
Ulu Allah (C'.C.) düsünenleri överek söyle buyuruyor:
"Bu derin düsünceliler ayakta, oturarak ve yanüstü uzanirlarken
Allah'i anarlar ve «ey Rabb'imiz, sen bütün bu varligi bosuna
yaratmadin, seni böyle bir isnaddan tenzih ederiz, o halde bizi
cehennem azabindan koru.» diyerek göklerin ve yerin yaratilisi
hakkinda enine - boyuna düsünceye dalarlar."
(âl-i imrân Sûre-i Celilesi; 191)
ibni Abbas (R.Anhuma) der ki. «Peygamber (S.A.V)´imiz, Allah (C.C.)
hakkinda akil yürüten bir gurup ile karsilasti, onlara buyurdu ki:
«Allah (C.C.)'in kendisi hakkinda degil, O'nun yarattigi varliklar
üzerinde akil yürütün. Çünki siz O'nun ululugunu
degerlendiremezsiniz.»
Rivayet edildigine göre Peygamberimiz (S.A.S.) bir gün düsünceye
dalmis bir gurup ile karsilasir. Onlara:
"Nicin konusmuyorsunuz?" diye sorar. Onlar da: «Allah (C.C.)'in
yarattigi varliklar hakkinda düsünüyoruz» diye cevap verirler. Bu
cevaplani üzerine Peygamber (S.A.S.)'imiz buyurur ki:
"iste böyle yapin. Allah (C.C.)'in kendisi hakkinda degil, yarattigi
varliklar üzerinde akil yürütün."
Su Bati tarafinda bembeyaz bir ülke vardir. Oranin akligi aydinligi
gibi ve aydinligi da akligi gibidir. Günese uzakligi kirk gündür.
Allah (C.C.) orada öy
elerini yaratti ki, onlar göz yumup açasiya kadar bile Allah
(C.C.)'in emrini kirmazlar.»
Dinleyenler «Yâ Rasûlallah (S.A.S), seytan onlari ayartmaya
kalkismaz mi?» diye sorarlar. Peygamber (S.A.S.)'imiz «Onlarin,
seytanin var olup olmadigindan bile haberleri yoktur.» diye cevap
verir. Bu sefer dinleyenler O'na: «peki, insanogullari ile
münasebetleri yok mudur?» diye sorarlar.
Peygamber (S.A.S.)'imiz: «Onlar insanoglunun da varolup olmadigindan
haberdar degillerdir.» diye karsilik verir.
Sahabilerden Ata (R.A.) öer ki: «Bir gün Ubeyd Ibni Ümer (R.A.) ile
birlikte Hz. Ayse'ye (R. Anha) gittik. Bizim iie perde arkasindan
konustu. «Yâ Ubeyd, ziyaretimize gelmeni engelleyen sebep nedir?»
diye sordu. Ubeyd de ona: «Peygamber (S.A.S.)'imizin arasira ziyaret
et ki, sevgin artsin» seklindeki hadisidir.» diye cevap verdi.
Bu sefer Ibni Umeyr ona «Bize Rasûlallah (S.A.S) ile ilgili olarak
gördügün en sasirtici olayi anlat.» dedi. Bunun üzerine Hz. Ayse
aglayarak dedi ki, «O'nun her seyi sasirtici idi. Nöbet gecelerinin
birinde bana geldi, yatagima girdi, tenim tenine degmisti ki, «Beni
birak da Rabb'ime ibadet edeyim.» diyerek yataktan kalkti, su
kirbasinin yanina vararak abdest aldi ve namaza durdu.
Namaza dururken bir yandan da yaslari sakalini islatacak sekilde
agliyordu, secdeye varinca da yeri islatacak kadar gözlerinden yas
akiyordu. Arkasindan yanüstü yere uzandi, sabaha kadar böyle kaldi,
sabah olunca ezen vermeye gelen Bilâl ona dedi ki, «Yâ Rasûlallah
(S.A.S), Allah (C.C.) senin geçmis gelecek» bütün günahlarini
bagisladigina göre niye agliyorsun?»
O da Bilâl'e dedi ki. «Yazik sana, yâ Bilâl! Allah (C.C.) bana bu
gece su âyeti indirdigine göre beni aglamaktan alakoymak mümkün mü?»
Sonra da su âyeti okudu:
"Hiç süphesiz, göklerin ve yerin yaratilisinda, günün ve gecenin
(uzayip ktsalarak) birbirini kovalayisinda derin düsünebilenler
hesabina bir cok ibretli deliller, vardir."
(Al-i Imrân Sûre-i Celilesi: 190)
Sonra da «Yazik olsun, bu âyeti okuyup da üzerinde akil
yürütmeyentere.» diye buyurdu.
Evzaî'ye (R.A.) «Bu âyetler hakkinda düsünmekten gaye nedir?» diye
sorarlar. O da «Onlari okuyup iyice anlamaktir.» diye cevap verir.
Muhammed Ibni Vasi (R.A.) der ki; «Basrali bir kisi Ebû Zerr'in
(R.A.) ölümünden sonra onun dul esi olan Ümmü Zerr'e (R. Anha)
vararak kocasniin nasil ibadet ettigini sordu. Ümmü Zerr de ona
«Bütün gününü evin bir kösesinde düsünceye dalmis olarak geçirirdi»
dedi.
Hosan-ül Basrî (R.A.) der ki; «Bir saatlik düsünce, bir gecelik
nafile namazdan daha hayirlidir.»
Fudayl (R.A.) der ki; «Düsünmek, sana iyiligini ve kötülügünü
gösteren bir aynadir.»
Ibrahim Ibni Edhem'e: «Cok düsünüyorsun» derler.
O da: «düsünmek aklin iligidir.» diye cevap verir.
Süfyan ibni Uyeyne (R.A.) bu konuda sik sik su beyti misal verirdi:
Adamin düsüncesi olunca.
Her seyde onun için ibret vardir.»
Tavus'un (R.A.) bildirdigine göre havariler Hz. Isa (A.S)'ya
sorarlar. «Yâ Ruhullah yeryüzünde su zamanda senin gibisi var mi?»
Hz. Isâ (A.S) da onlara:
«Evet var. Konusmasi zikir, susmasi fikir ve bakisinin amaci ibret
olanlar benim gibidirler» diye cevap verir.
Hasan-ül Basri (R.A.) der ki. «Hikmet tasimayan söz, bos
bogazliktir. Susmasi düsünce olmayar, yanilmistir. Bakisinin amaci
ibret olmayan kimse, bosubosuna oyalanmistir.»
Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:
«— Yeryüzünde bosu bosuna kibirlenenlerin idrâklerini âyetlerimi
kavramaktan alakoyacagim. Bunlar bütün âyetlerimi görseler bile,
yine iman etmezler, eger dogruluk yolunu görseler onu yol
edinmezler, buna karsilik azginlik yolunu görünce o yola koyulurlar.
Çünki onlar, bizim âyetlerimizi yakan saymislar, onlarin farkina
varamamislardir.»
(A´raf Sûre-i Celilesi; 146)
Âyette gecen «kibirlenen idrâklerini âyetlerimi kavramaktan
alakoyacagim.» cümlesini, "Benim tebligim hakkinda düsünmekten
kalblerini alakoyoarim" seklinde yorumlanmaktadir."
Ebû Said-ü Hudri'nin (R.A.) rivayet ettigine göre Peygamber
(S.A.V)'imiz:
«Gözlerinize ibadetten paylarim veriniz» buyurdu. Sahâbiler: «Yâ
Rasûlalllah (S.A.V) onlarin ibadetten payi nedir ki?» diye sordular.
Peygamber (S.A.V)'imiz onlara söyle buyurdu: «Kur'an´a bakmak, onun
âyetleri üzerinde düsünmek ve onun sasirtici yönlerinden ibret
almaktir.»
Mekke yakinlarmda çölde yasayan ehli halden bir kadin der ki:
«Eger Allah (C.C.) korkusu tasiyanlarin kalbleri, kendileri için bu
âlemin ötesinde hazirlanan Âhiret nimetleri üzerinde durarak
düsünceye dalsalardi, dünyadaki hic bir mes'ut yasama tarzi onlari
kandirmaz ve hiç bir basari karsisinda gözleri gülmezdi.»
Lokman-ül Hekim, yalniz basina oturmayi huy edinmisti, kölesi onun
yanina girince ona «Yâ Lokman, devamli yalniz basina oturuyorsun,
oysa eger insanlar ile düsüp kalksan senin için daha eglendirici
olurdu» dedi.
Lokman (A.S) da kölesinin bu sözlerine «uzun yalnizlik devamli
düsünmeyi saglar, uzun süreli düsünce de cennet yolunun
kilavuzudur.» diye karsilik verdi.
Veheb Ibni Münebbih (R.A.) der ki; "Uzun düsünce mutlaka bilgiyi
gelistirir, bilgi de insani mutlaka amel islemeye götürür."
Ömer ibni Abdüiâziz (R.A.) der ki; «Allah (C.C.)'in nimetler:
hakkinda düsünmek, en üstün ibadetlerdendir.»
Abdullah Ibni Mübarek bir gün suskun ve düsünceye dalmis gördügü
Seni Ibni Ali'ye (R.A.) «Nereye ulastin» diye sorar. O da «sirata»
diye karsilik verir.
Bisr (R.A.) der ki: «insanlar Allah (C.C.)'in ululugu hakkinda akil
yürütseler, O'na asla karsi gelmezlerdi.»
Ibni Abbas (R. Anhuma) der ki. «Düsüne tasina kilinan iki rek'atlik
namaz, havaî bir kalb ile yapilan bir gecelik namazdan üstündür.»
Ebu Süreye (R.A.) bir gün yolda yürürken ansizin yere çöker, obasina
bürünür ve aglameya baslar. Görenler ona «Niye agliyorsun?» diye
sorarlar. O da söyle cevap verir, «ömrümün gitmesi, amelimin azligi
ve ölümümün yaklasmasi üzerine düsünceye daldim da ondan agliyorum.»
Ebu Süleyman (R.A.) der ki. «Gözlerinizi aglamaya ve kalblerinizi
düsünmeye alistiriniz.»
Dünya hakkinda düsünmek. Âhiret ile araya giren bir perde ve Allâh
(C.C) dostlarina verilmis agir bir cezadir. Âhiret hakkinda düsünmek
ise hikmet kazandirir ve kalbi diri tutar.»
Hatem-ül Esâm (R.A.) der ki. «ibret bilgiyi, zikir muhabbeti ve
düsünce de Allah (C.C.) korkusunu çogaltir.»
Ibni Abbas (R.A.) der ki; «Iyilik hakkinda düsünmek, onu islemeye
yol açar, kötülükten pisman olmak, ondan vazgeçmeye sevkeder.»
Söylendigine göre ulu Allah (C.C.) kitablanndan birinde buyurur:
«— Ben her hikmet sahibinin sözünü kabul etmem. Onun hedefine ve
arzusuna bakarim. Hedefi ve arzusu ben olunca sususunu düsünce ve
hiç konusmasa bile sözünü hamd yaparim.»
Hasan-ül Basrî (R.A.) der ki; «Akli basinda kimseler zikirden
düsünceye ve düsünceden zikre geçerek kalblerini dile gelmeye
sevkederler. O da sonunda hikmet konusur.»
isak Ibni Halef (R.A.) der ki. «Dâvûd-üd Taî bir gece ay isigi
altinda evinin damina çikar ve bakislarini semaya dikerek göklerin
ve yerin azameti hakkinda düsünceye dalar. Bir yandan da göz yasi
döker. Bu halde iken kendisini kaybederek damdan yuvarlanir ve
komsunun evinin içine düser. Komsusu da eve hirsiz girdigini sanarak
yatagindan çirilçiplak siçrar ve kilicina sarilir. Fakat Davud ile
karsilasinca kendini geri çekerek kilicini indirir ve komsusuna
«seni damdan kim düsürdü» diye sorar.
Dâvûd da ona «farkinda degilim» diye cevap verir.
Cüneyd-ül Bagdadî (R.A.) der ki. «Meclislerin en sereflisi, en
üstünü Tevhid meydaninda düsünceye dalarak oturmak, ma'rifet yeli
ile serinlenmek, muhabbet kâsesi ile dostluk deryasindan içmek ve
hüsn-ü zan ile Allah (C.C.)'a bakmaktir.
Böyle bir oturum, ne muhtesem ve böyle bir sarap ne tatlidir, nasip
olanlara müjdeler olsun!»
Imam-i Safii (R.A.) der ki; "Konusmayi susmak devresi iie ve ilmî
arastirmayi düsünce ile destekleyiniz."
Meselelere saglikli acidan bakmak, aldanmaktan kurtarir. Kanaat
edinmede titizlik göstermek, asiriliktan ve pismanliga düsmekten
kurtarir, görüs keskinligi ve düsünce anlayisi ve zekâyi meydana
ckarir. Bilginlere danismak, vicdana istikrar ve basirete güc
kazandirir. Buna göre ise girismeden düsün, tesebbüs etmeden önce
tedbirini al, adim atmadan önce danis.
Faziletler dörttür:
Birincisi hikmettir ki, dayanagi düsüncedir.
Ikincisi iffettir ki, dayanagi sehvete hâkim olmaktir.
Üçüncüsü kuvvettir ki, dayanagi öfkeyi yenmektir.
Dördüncüsü adalettir ki, dayanagi psikolojik güçler orasinda denge
saglamaktir.»
Kalplerin Keşfi |
|