|
|1. BÖLÜM | |2.BÖLÜM|
136-
Abdest belli organları usulüne göre yıkamaktan ve meshetmekten ibaret bir
temizliktir, bir ibadet ve itaattir. Abdeste, güzel oluşundan ve temizliğe
yardımcı olmasından dolayı "Vuzu" adı verilmiştir. Abdestin manevî birçok
faydaları ve sevabları olduğu gibi, maddî olarak da pek çok yararları vardır.
Vakit vakit abdest alan bir müslüman temizliğe riayet etmiş, temizliği
alışkanlık haline getirerek kendisini, birçok hastalıklara sebebiyet verecek
kirli hallerden korumuş olur.
"Abdest üzerine abdest, nur üzerine nurdur." buyurulmuştur. Bir hadîs-i
şerifde şu anlamdadır: "Her kim emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu
şekilde namaz kılarsa, geçmiş günahları bağışlanır."
137- Namaz gibi bir kısım din görevlerini
yerine getirmek için abdest almaya gerek vardır. Bu görevlerden her birinin
yapılması, abdestin bir sebebidir. Abdestsiz bir kimse namaz kılamaz, tavaf
edemez, bir mahfaza içinde olmaksızın Kur'an'ı tutamaz, Kur'an'ın tam bir
ayetinin veya bir kısmının yazılı bulunduğu bir levhaya el süremez. Bunları
yapmak haramdır. Fakat Kur'an-ı Kerimi ezber olarak veya karşıdan mushaf'a
bakarak abdestsiz okuyabilir. Aklı olan ve büluğ çağına eren ve suyu kullanmaya
gücü yeten her müslüman, gerektiği zaman abdest almakla yükümlüdür.
138-
Abdestin farzları dörttür: Yüzü bir kez su ile yıkamak, iki eli dirseklerle
beraber bir kez yıkamak, her iki ayağı topuklarla beraber bir kez yıkamak ve
başın dörtte birini ıslak bir elle ve kullanılmadık temiz bir su yaşlığı ile bir
kez silmek (meshetmek) tir. Şöyle ki:
Yüz denilen organ, iki kulak memesi, arasındaki yer ile alnın saz biten
yerinden çene altına kadar olan kısımdır. Kulaklarla sakal arasında bulunan
kılsız kısımlar da yüzden sayılır. İşte yüz denilen bütün bu kısmı su ile bir
kez yıkamak farzdır.
Sakal sık olunca, onun üstünü yıkamak yeterlidir, altındaki deriyi yıkamak
gerekmez. Fakat sakal seyrek olunca, altındaki deri kısımları da yıkamak
gerekir.
Dirseklere gelince, bunlara "Mirfak" denir. Elleri dirseklerle beraber yıkamak
farz ise de, dirseklerden daha yukarısını yıkamak zorunluluğu yoktur. Ayakların
iki taraflarında bulunan ve "Topuk" denilen şişkin kısımları da yıkamak gerekir.
Fakat bunların yukarısını yıkamak gerekmez.
Başa meshe gelince: alınla arkaya doğru başın ön kısmına meshedilmesi daha
faziletlidir. Meshedilen yer iki kulağın üstüdür. Bu kısımdaki saçların üzerine
meshedilmesi yeterlidir. Fakat bu kısımdan aşağıya sarkan saçların üzerine
meshedilmesi, başın üstünde topak olsalar dahi, yeterli olmaz.
(Malikî ve Hanbelîlere göre, başın tamamını meshetmek vacibtir. Şafiîlere göre
en az bir parmak mesih yeterlidir.)
139-
Abdestin başlıca sünnetleri şunlardır:
1) Abdeste başlarken önce temiz olan elleri
bileklere kadar yıkamak. Temiz olmayan elleri önce yıkamak ise farzdır. Böylece
diğer organlar kirlenmiş olmaz.
2) Abdeste "Eüzü Besmele" ile başlamak. Abdest
arasında okunacak Besmele ile bu sünnet yerine getirilmiş olmaz.
(Hanbelîlere göre, abdestin başlangıcında Besmele okumak vacibdir; kasden terk
edilirse, abdest batıl olur. Yanılarak veya bilmeyerek terk edilmesi abdesti
geçersiz kılmaz.)
3) Niyet etmek: Abdesti, namaz kılmaya veya
abdestsizliği gidermeye veya Yüce Allah'ın emrini yerine getirmeye niyet ederek
almak.
Niyet kalb ile olur, dil ile "Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya"
denilmesi güzel görülmüştür. Niyetin vakti, elleri veya yüzü yıkamaya başlama
zamanıdır.
(Malikîlerle Şafiîlere göre, abdestin başında niyet etmek farzdır. Hanbelîlere
göre de, niyet abdestin sıhhatının şartıdır.)
4) Mazmaza (ağıza su vermek) ve istinşak (buruna
su çekmek). Şöyle ki: Elleri yıkadıktan sonra önce üç kez ağıza dolusunca su
alınır ki, buna "Mazmaza" denir. Sonra üç kez de burnun yumuşağına kadar gidecek
şekilde buruna su verilir ve sümkürülür. Buna da "İstinşak" denir. Her su
verişte su yenilenir. Bunları yapmakla hem ağzın, hem de burnun içi yıkanmış ve
kullanılacak suyun tadı ve kokusu anlaşılmış olur.
5) Mazmaza ve istinşakı aşırı derecede yapmak.
Şöyle ki: Mazmazada su, boğaza kadar iner. İstinşakta su, burnun katı yerine
kadar çıkarılır. Fakat oruçlu olanlar mazmaza ve istinşakı böyle aşırı
yapmazlar.
6) Misvak kullanmak. Şöyle ki: Misvak, arak
denilen ağacın dalından yapılan ve dişleri temizlemek için kullanılan bir
fırçadır. Böyle lifleri olan diğer ağaç dallarından da yapılabilir. Misvak,
parmak kalınlığında ve bir karış boyunda olmalıdır. Sağ ele alınır ve serçe
parmağının üstünden geçirilir, baş parmak ve işaret parmağı ile tutularak ıslak
olan ağzın sağ tarafından enine olarak dişler fırçalanır. Bunun kullanılması
oruca zarar vermez.
Misvakın pek çok yararları ve sevabı vardır. Dişleri temizler, ağız kokusunu
giderir, sağlığa yararlı olur. Bir hadis-i şerifte: "Misvak, ağzı temizleyici
ve Rabbin rızasını kazandırıcıdır," buyurulmuştur. Diğer bir hadis-i şerifde
de: "Eğer ümmetime güçlük vermeyecek olsaydım, her abdest için misvak
kullanmalarını onlara emrederdim," buyurulmuştur.
Misvak bulunmaz veya kullanıldığında dişleri kanatırsa, onun yerine parmak
kullanılabilir. Şöyle ki: Baş parmak ağzın sağ tarafına, şehadet parmağı da sol
tarafına salınarak üst ve alt dişler ovalanır. Misvak kullanmak yalnız namazlara
özgü değildir, kullanılması her zaman iyidir; çünkü temizliğe yardımcıdır. Kıl
fırçalarla yapılan diş temizlemelerine de üstünlüğü vardır.
Kadınlar oruçlu olmadıkları zaman çiğnedikleri sakız misvak yerine geçer.
7) Sıra gözetmek: Abdest alırken önce yüz, sonra
kollar yıkanır. Bundan sonra başa meshedilir ve arkasından da ayaklar yıkanır.
Ayaklarda mest varsa, mestlerin üzeri meshedilir. Bu şekilde sıra gözetilmezse,
yine abdest sahih olur, ancak sünnete uyulmuş olmaz.
(Şafiî ve Hanbelîlere göre, abdest alırken bu sıraya uymak farzdır.)
8) Abdesle sağ tarafdan başlamak: Sağ kol, sol
koldan önce ve sağ ayak, sol ayakdan önce yıkanır. Sağ taraf daha şerefli olduğu
için böyle yapılır.
9) Abdest organlarını üçer kez yıkamak. Bunlardan
biri farz, diğer ikisi sünnettir. Üçten fazla veya üçten az yıkamak sünnete
aykırıdır. Şüphe sebebiyle veya su azlığı dolayısıyla bu sayılar azaltılıp
çoğaltılabilir.
10) Elleri ve ayakları yıkamaya başlarken parmak
uçlarından başlanır.
11) Eller ve ayaklar yıkanırken parmakların
arasını yoklayıp yıkamak (hilallamak): El parmakları birbirine sokularak, ayak
parmakları da el parmaklarından biri ile yapılır. Sol elin serçe parmağı ile sağ
ayağın altından ve serçe parmağın arasından hilallamaya başlayarak sıra ile sol
ayağın serçe parmağında sona erdirilmesi iyidir. Parmakları akar suya koymak da
hilallama yerine geçer.
12) Abdest suyunu, bıyıkların ve kaşların
altlarına ve yüzün çevresinden sarkmış bulunan fazla kıllara eriştirmek.
13) Sakalın çeneden aşağıya uzamış kısmını
meshetmek ve sık olan sakalı bir avuç su ile alt tarafından el parmakları ile
hilallamak. Bu, iki İmama göredir, İmamı Azam'a göre müstahabdır.
14) Başın tamamını bir su ile meshetmek. Buna
"Kaplama Mesih" denir. Sünnet üzere kaplama mesih şöyle yapılır: Her iki el
tamamen ıslatılır. Sonra bu iki elin baş parmakları ile işaret parmaklarından
sonra gelen üç parmak birbirine bitiştirilir. Bu ellerin ayaları yukarı
kaldırılıp o bitişik parmaklar uç uca gelmek üzere birbirine yaklaştırılır.
Böylece bitişik halde olan iki elin parmakları başın ön tarafından enseye
kadar çekilir. Sonra ellerin ayaları başın iki tarafına yapıştırılarak ense
tarafından başın önüne kadar çekilir. Böylece bütün başın meshi bitmiş olur.
Sonra başa değdirilmeyen baş parmakların içi ile kulakların dışları ve şehadet
parmakları ile de kulakların içleri meshedilir. Parmakların arkaları ile de
boyun meshedilir. Bununla beraber başın her tarafı istenildiği bir şekilde
meshedilebilir.
(Şafiîlere göre, meshi üç kez tekrarlamak sünnettir.)
15) Kulakları meshetmek. Bu mesih bir su ile
yapılabileceği gibi yukarıda bildirildiği şekilde de yapılabilir. Serçe
parmaklarını kulak deliklerine sokarak kımıldatmalıdır.
(Hanbelîlere göre, kulakları ve içlerini meshetmek farzdır; çünkü bunlar da
baş kısmına dahildir.)
16) Boynu meshetmek: Başı ve kulakları
meshettikten sonra, iki elin arkaları ile ve üçer parmakla, yeni bir suya gerek
kalmaksızın boyun meshedilir. Boğazı meshetmek bid'attır.
17) Abdest organlarını, üzerlerine dökülen su ile
iyice ovmak.
18) Abdest organlarını, arada kesinti yapmadan
yıkamak. Bir organ henüz kurumadan diğerini yıkamaya geçmek. Buna "Vila" denir.
Havanın sıcaklığı sebebiyle yıkanan organın hemen kuruması vilaya engel
değildir.
Bazı alimlere göre vila: Abdest alırken araya başka bir iş sokmamaktır.
(Malikîlerle Hanbelîlere göre, abdest organları yıkanırken hemen birbiri
ardından yıkanmaları ve araya başka bir iş sokulmaması farzdır.)
140- Abdestin birçok edebleri vardır. Başlıcaları şunlardır:
1) Henüz vakit girmemişken abdest alıp namaza hazır bulunmak. Ancak özür
sahibleri abdestlerini vakit girdikten sonra alırlar.
2) Kıbleye yönelerek abdesti almak.
3) Abdest sularının elbiseye sıçramaması için, yüksek bir yerde durmak.
4) Abdest için başkasından yardım istememek. Ancak bir özür sebebi ile
başkasından yardım istemelidir. Başkasının kendi arzusu ile abdest suyunu
hazırlaması veya abdest alana su dökmesi edebe aykırı olmaz.
5) Abdest alma sırasında zaruret olmadıkça dünya lakırdısı yapmamak.
6) Abdestin başından sonuna kadar niyeti unutmayıp kalbde tutmak ve her organı
abdest niyeti ile yıkarken Besmele çekmek ve dua etmek. Salat ve selam getirmek.
7) Elleri yıkarken dar olmayan yüzükleri oynatmak. Eğer yüzük dar ise,
muhakkak suretle yüzükleri oynatıp altına su geçmesini sağlamak gerekir.
8) Abdest alırken ağıza ve buruna sağ el ile su vermek ve sol el ile
sümkürmek.
9) Yüzü yıkarken göz pınarlarını yoklamak, abdest suyunu dirseklerin ve
topukların yukarlarına eriştirmek.
10) Abdest için yeterinden fazla su harcamamak. Organlardan su damlamayacak
kadar da kısıntı yapmamak. Deniz kenarında bulunulsa bile, gereksiz su harcamak
kerahet olur.
11) Abdest suyu güneşte ısıtılmış olmamalıdır.
12) Abdest için toprak ibrik kullanmak ve bunu sol tarafta bulundurmak.
Kullanırken de, ağzından değil, kulpundun tutmak ve ibriği kendine özel
yapmamak. Destiyi boş bırakmayıp diğer bir abdest için dolu bulundurmak.
13) Abdest tamamlanınca kıbleye karşı şehadet kelimelerini okumak. Bir hadis-i
şerifin anlamı şöyle: "Sizden biriniz abdest alırda, abdestini noksansız
tamamlar ve sonra: "Şahidlik ederim ki, Yüce Allah'dan başka ibadet edilecek
varlık yoktur; Hazret-i Muhammed de 0'nun kulu ve Resulüdür; derse ona cennetin
sekiz kapısı açılır. Artık dilediği kapıdan cennete girer."
14) Artan abdest suyundan ayakta kıbleye karşı biraz içip: "Ya Rabbî! Beni,
her günah işledikçe tevbe eden ve günahdan kaçınıp tertemiz bulunan iyi
kullarından et." diye dua etmek.
Şöyle de dua edilebilir.
"Allah'ım! Senin şifanla beni şifalandır, senin ilacınla beni tedavi
et. Beni korkudan, hastalıklardan ve ağrılardan koru."
15) Abdestin sonunda bir veya birkaç defa "Kadir" suresini okumak.
16) Abdest aldıktan sonra, eğer kerahet vakti değilse, iki rekat namaz kılmak.
Bu saydıklarımız, din ve sağlık yönünden çok yararlı oldukları için abdestin
edebleri olmuşlardır. Abdestin sünnet ve edeblerine aykırı olan şeyler ya
tahrimen, ya da tenzihen mekruhtur.
141- Abdeste ait
önceki alimlerden zamanımıza kadar gelmiş dualar vardır. Her abdest uzvu
yıkanırken onunla ilgili uygun bir dua okunur. Bunlar okunmasa da, yine abdest
tamam olur; fakat okunmaları iyidir. Şöyle ki:
1) Abdest alacak kimse, abdeste başlarken "Eûzü ve Besmele" çektikten sonra:
اَلحَمْدُلِلَهِ الَّذِىجَعَلَ المَاءَ طَهُورًاوَجَعَلَ اْلاِسْلاَمَ نُورًا
"Yüce Allah'a hamd
olsun ki, suyu temizleyici ve İslam'ı nur yapmıştır," der.
2) Ağzına su alırken:
اَللَّهُمَّ اَسْقِنِىمِنْ حَوْضِ
نَبِيِّكَ كَاْساً
"Allah'ım! Peygamberinin Kevser Havuzundan bana öyle bir kâse içir ki,
ondan sonra asla susamayayım," der.
3) Burnuna su verirken:
اَللَّهُمَّ لاَتَحْرِمْنِىرَايِحَةَ
نَعِيمِكَ وَجِنَانِكَ
"Allah'ım! Beni nimetlerinin ve cennetlerinin güzel kokularından mahrum
etme," der.
4) Yüzünü yıkarken:
اَللَّهُمَّ بَيِّضْ
وَجْهِىبِنُورِكَ يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ
"Allah'ım! Bazı yüzlerin aklanacağı ve bazı yüzlerin kararacağı günde benim
yüzümü ak yap," der.
5) Sağ kolunu yıkarken:
اَللَّهُمَّ
اَعْطِنِىكِتَابِىبِيَمِنِىوَحَاسِبْنِىحِسَاباًيَسِيراً
"Allah'ım! Kitabımı sağ elime ver ve benim hesabımı kolay yap," der.
6) Sol kolunu yıkarken:
اَللَّهُمَّ
لاَتُعْطِنِىكِتَابِىبِشِمَالِىوَلاَمِنْ وَراَءِ
ظَهْرِىوَلاَتُحَاسِبْنِىحِسَابَاًشَدِيداً
"Allah'ım! Kitabımı soldan ve arka tarafımdan verme ve beni zor bir hesaba
çekme," der.
7) Başını meshederken:
اَللَّهُمَّ غَشِّنِىبِرَحْمَتِكَ
وَاَنْزِلْ عَلَىَّمِنْ بَرَكَاتِكَ
"Allah'ım! Beni rahmetinin içine koy, üzerime de bereketlerinden indir,"
der.
8) Kulaklarını meshederken:
اَللَّهُمَّ اجْعَلْنِىمِنَ
الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُ
"Allah'ım! Beni, hak sözü işitip de onun en güzeline uyanlardan yap,"
der.
9) Boynunu meshederken:
اَللَّهُمَّ اعْتِقْ رَقَبَتِىمِنْ
الناَّرِ
"Allah'ım! Bedenimi cehennem ateşinden azad et," der.
10) Ayaklarını yıkarken:
اَللَّهُمَّ ثَبِّتْ
قَدَمَىَّعَلَىالصِّرَاطِ يَوْمَ تَزِلَّ فِيهِ اْلاَقْدَامُ
"Allah'ım! Bir takım ayakların kayacağı günde, ayaklarımı Sırat Köprüsü
üzerinde sabit kıl," der.
-
VASIF BAKIMINDAN ABDESTİN NEVİLERİ
142- Abdestler, vasıfları ve gerekli olmaları bakımından üç kısma ayrılır.
1) Farz olan abdestler: Bunlar, müslümanların namaz kılmak, tilavet secdesi
yapmak veya Kur'an-ı Kerimi elleriyle tutmak için alacakları abdestlerdir.
2) Vacip olan abdestler: Kabe'yi sadece tavaf etmek için alınan abdestlerdir.
3) Mendub olan abdestler: Bunlar sırf temiz bir hal üzere bulunmak, ezbere
Kur'an okumak, ezan okumak, kamet getirmek, din ilimlerini okuyup okutmak, din
kitablarını tutmak, cenazeyi yıkamak ve ardından yürümek veya öfkeyi sindirip
yok etmek için alınan abdestlerdir. Herhangi bir hata arkasından alınan
abdestler de bu kısımdandır. Bu gibi maksadlarla alınan abdest ile namaz
kılınabilir, Kur'an ele alınabilir.
-
ABDESTİN SIHHATİNE ENGEL OLMAYAN
ŞEYLER
143- Dudaklar adet
üzere yumulduğu zaman, görülmeyen kısımlarını yıkamak abdest için gerekli
değildir. Bunların kuru kalması abdeste zarar vermez; çünkü bunlar ağız
kısmındandır.
144- İyileşip de henüz kabuğundan ayrılmamış olan bir çıbanın içini yıkamak
gerekmez.
145- Şehir ve köy halkının tımaklarmda olan kirler ve vücudlarındaki kirler,
pire ve sinek tersleri, abdestin sıhhatına engel olmaz.
146- Boyacıların tımaklarında kalan boyalar, zaruret gereği tırnakların
üzerinde ince bir tabaka teşkil eden ve altlarına su işlemesine engel olan
boyalar, abdeste manidir. Abdest organlarına yapışan hamur, mum, çapak, balık
pulu gibi şeyler de böyledir.
147- Abdest organlarından birinin bir zarurete dayanarak yıkanamaması veya
meshedilememesi, abdestin sıhhatına engel olmaz. Örnek: Bir yarayı veya ayakta
bulunan bir yanık yerini yıkamak eğer sahibine zarar verirse bunlar
meshedilebilir, mesh de zarar verirse terk edilir.
Yine, bir yaranın üzerinde bulunan ilaç, yara yerini taşmış olursa, bu taşan
kısım yıkanır; fakat yıkanması zarar verirse, mesh ile yetinilir.
148- Abdest alırken veya abdestten sonra, bir abdest organının yıkanıp
yıkanmamış olmasında şübheye düşünürse bakılır:
Eğer şübheye düşen kimse, her zaman şübhelenmiyorsa, o organını (uzvunu)
yıkar. Fakat vesveseli bir kimse ise yıkamaz, onun şübhesine bakılmaz.
149- Bir kimse abdest aldığını sağlam olarak bildiği halde, abdestini bozup
bozmadığı üzerinde şübheye düşse, o kimse abdestli sayılır. Kesin olarak bilinen
bir şey şübhe ile ortadan kalkmaz. Aksine abdestini bozmuş bulunduğunu
kesinlikle bildiği halde, sonradan abdest alıp almadığından şübhe eden kimse de
abdestsiz sayılır.
150- Abdest organlarından birini veya birkaçını yitirmiş olan kimse, mevcut
bulunan organlarını yıkar. Ayakları kesilmiş olan kimseden bunları yıkamak
farziyeti düşer ve bu durum abdestin sıhhatine engel olmaz.
-
MESTLER ÜZERİNE MESH VERİLMESİ
Mestler Üzerine Mesh Verilmesi
151-
Ayağa giyilen ve "Mest" adı verilen mest hükmündeki şeyler üzerine, abdest alınırken meshedilmesi caizdir. Bu, İslam dininin gösterdiği bir
kolaylıktır. Bu meshden maksad, mestlerin üzerine ayakların uclarından başlayıp
aşık kemiklerini aşmak üzeri inciklere doğru ıslak olan el parmaklarını
sürmektir.
152- Ayaklara meshetmenin farz mikdarı, giyilen her iki mestin ön ve üst
tarafından el parmaklarının en küçüğü itibarı ile üç parmaklık yerin
meshedilmesidir. Bu kadarlık bir yerin meshedilmesi ile farz yerine getirilmiş
olur.
(Malikîlere göre, mestlerin bütünü üzerine mesh yapılması gerekir. Bu mikdarın
azına mesh yeterli değildir. Hanbelîlere göre, mestlerin üstünün çoğuna
meshedilmesi kafidir. Şafiîlerde ise, mestlerin üstüne bir parmak kadar mesh
yapılması yeterlidir.)
153- Mestlerin altına mesh yapılmaz. Mestler üzerine mesh yapılırken ıslak
olan el parmaklarının açık olması, meshin el parmakları ile yapılması, ayak
parmaklarının ucundan başlayarak yukarıya doğru yapılması, sünnete uygun olan
meshdir. Yoksa, mestin üzerine su dökmek, mesti sünger gibi bir şeyle ıslatmak,
enine olarak mestin üzerine meshetmek veya meshe mestin goncundan başlamak
yeter. Ancak böyle yapmak sünnete aykırıdır.
154- Ayakları topukları ile beraber örten çizmeler, potinler, kendileri ile üç
mil kadar yürünebilecek kuvvetli ve kalın çoraplar, konçlu aba terlikler de mest
hükmündedir. Bunların üzerine de mesh yapılabilir.
Meshin Cevazındaki Şartlar
155- Bir meshin caiz olabilmesi için yedi şart gereklidir:
1) Mestler, abdest için ayaklar yıkandıktan sonra giyilmelidir. Bir özürden
dolayı ayağa veya ayağın sargısına meshedilmesi de yıkama hükmündedir. Onun için
böyle bir meshden sonra giyilen mestler üzerine mesh yapılabilir.
2) Mestler, topuklar dahil, ayakların her tarafını örtmüş olmalıdır.
Topuklardan kısa olan mestler ve benzeri ayakkabılar üzerine mesh yapılmaz.
3) Ayağa giyilen mestler üzerine en az üç mil yol yürüyebilmelidir. Bir mil
dinimizde dört bin arşındır. Bir arşın da yirmi dört parmaktır.
4) Giyilen mestlerin topuklarından aşağı kısımlarında, ayağın küçük parmağı
ölçüsü ile, üç parmak delik, sökük ve yırtık bulunmamalıdır. Şu kadar var ki,
böyle bir noksan, ayak parmaklarının uclarına rastlarsa, mikdara değil, sayıya
bakılır: Üç parmak görünmedikçe, yırtık zarar vermez. Yine mestlerde üç parmak
kadar sökük bulunduğu halde, mestlerin sağlamlığından dolayı yürürken bu sökük
açılıp parmaklar gözükmezse, yine meshe engel olmaz. Bir mestte bulunan ayrı
ayrı yırtıklar toplanır; fakat iki mestteki yırtıklar toplanmaz. Bunun için bir
mestte iki ve diğer mestte bir veya iki parmak mikdarı yırtık bulunursa mesh
yapmaya engel olmaz.
(Malikîlere göre, bir ayağın en az üçte biri görülecek kadar bir mestte yırtık
yoksa meshi bozmaz. Şafiî ve Hanbelî mezheblerine göre, ayakta yıkanması farz
olan mikdar, mestlerdeki bir yırtıktan görülecek olsa, mesh bozulmuş olur. O
yıkanması farz olan mikdar, çorap veya başka bir şeyle örtülmüş olsa bile hüküm
değişmez.)
5) Mestler, bağsız olarak ayakta durabilecek kadar kalın olmalıdır.
6) Mestler, dışarıdan aldıkları suyu hemen içine çekerek ayağa ulaştıracak bir
halde olmamalıdır.
7) Her ayağın ön tarafından en az küçük el parmağı kadar bir yer mevcut
bulunmalıdır.
Bu itibarla, bir veya iki ayağının ön tarafı bulunmayan kimse mestlerine mesh
yapamaz. Ökçe taraflarının bulunması yeterli değildir. Çünkü bir ayağı yıkamakla
diğerine mesh bir arada toplanamaz. Fakat bir ayağı tamamen mevcut bulunmayan
kimse, diğer ayağına giydiği mest üzerine mesh yapabilir. Çünkü mesh ile yıkama
bir arada toplanmamıştır.
Mesh Müddeti
156- Meshin müddeti, ikamet halinde olan (yolcu hükmünde bulunmayan) kimse
için birgün bir gece, yani yirmi dört saattir. En az on sekiz saat (üç günlük)
bir mesafeye gitmek üzere yola çıkan bir misafir (yolcu) için ise, üç gün
(yetmiş iki saat) geçerlidir. Bu müddetin başlangıcı, mestler giyildikten sonra
ilk abdestin bozulma zamanından itibarendir. Örnek verilirse, bir kimse
abdestini tamamladıktan sonra o taharet üzerine mestlerini giyse de, beş saat
sonra ondan abdesti bozucu bir hal meydana gelse, bu beşinci saatten itibaren
meshin müddeti mukim için yirmi dört saat ve misafir için yetmiş iki saat devam
eder. Mestleri giyiş zamanına bakılmaz.
157- İkamet halinde iken yolculuğa çıkan kimse, misafirin müddeti üzere
hareket eder, o zamanı doldurur. Aksine olarak misafir olan kimse, bir gün ve
bir gece (yirmi dört saat) meshettikten sonra mukim olsa, mesh müddeti bitmiş
olur. Artık ayaklarını yıkaması gerekir.
158- Mestlerine mesh yaparak abdestli bulunan kimse, mestlerini ayaklarından
çıkannca, yalnız ayaklarını yıkaması gerekir, abdestini tamamen tazelemesi
gerekmez. Ayaklarını yıkamak suretiyle abdest alıp mestlerini giymiş olan bir
kimse, daha bu abdesti bozulmadan herhangi bir sebeble mestlerini ayaklarından
çıkarsa, abdesti bozulmuş olmayacağı için ayaklarını tekrar yıkaması gerekmez.
(Malikîlere göre, mest için bir zaman yoktur. Guslü gerektiren bir durum
olmadıkça, mestler üzerine daima mesh yapılabilir. Ancak cuma namazını kılacak
kimseler için, her cuma günü mestlerini çıkarıp ayaklarını yıkamaları mendubdur.
Şafiî ve Hanbelîlere göre, mubah (haram işleme niyeti bulunmayan) bir seferdeki
yolcu için mesh müddeti üç gün, üç gece (yetmiş iki saat)'dir. Günah işlemek
için yola çıkıldığı takdirde bu müddet yirmi dört saattir.
Sargı Üzerine Mesh
159- Kırılan veya yarası bulunan bir uzvu (organı) yıkamak zarar verince,
kırık üzerindeki tahtaya veya yara üzerindeki sargıya, hem abdest ve hem de
gusül için bir kez meshedilir. Bu mesh de zarar verirse, terk edilir.
160- Elde, tırnakta ve diğer uzuvlarda bulunan herhangi bir yara üzerine
konulmuş sakız, pamuk gibi şeylerin veya ilaçların üzerine de zaruret halinde
bir kere mesh yapılır. Bunlara sıcak su zarar vermiyorsa, mesh yeterli olmaz,
yıkamak gerekir. Yapılacak meshin bütün sargıyı kaplaması gerekmez; çoğunluğunu
meshetmek kafi gelir.
161- Sargıyı çözmek zarar veriyorsa, özürlü yerin etrafını sargı altından
yıkamak gerekmez. Bunlardan açık bulunan yerleri meshetmek yeterlidir.
162- Böyle bir sargı üzerine yapılan mesh için belli bir müddet yoktur. Özür
devam ettiği müddetçe sargı üzerine mesh yapılır. Bu sargının taharet hali üzere
(abdestli olarak) sarılmış olması da şart değildir.
163- Bir sargı üzerine mesh yapıldıktan sonra sargı değiştirilirse, tekrar
mesh gerekmez. Yine bir sargıya mesh yapıldıktan sonra, onun üzerine başka bir
sargı daha sarılmış olsa, yeniden bir mesh daha yapılmaz. Henüz özür kalkmadan
sargı açılsa, mesh bozulmuş olmaz.
164- Bir özürden dolayı iki ayaktan biri üzerine mesh yapılınca, diğerini
yıkamak gerekir. Çünkü bu mesh de yıkamak hükmündedir.
165- Özür tamamen kalkınca, mesh bozulmuş olur, artık sargı üzerine mesh
yapılmaz. Yerinin yıkanması gerekir.
Meshi Bozan Şeyler
166- Abdesti bozan her şey meshi de bozar. Onun için müddet henüz bitmemiş
ise, yeniden alınacak abdestte mestlere veya sargılara da yeniden mesh verilir.
Aşağıda yazılı hallerden dolayı da mesh bozulur:
1) Üzerine meshedilmiş olan mestin ayaktan çıkması veya çıkarılması. Bu
durumda eğer abdest mevcut ise, yalnız ayakları yıkamak kafidir. Yeniden tam bir
abdest almak gerekmez. Bir mestin goncuna kadar, ayağın çok kısmımın çıkmış
olması da, tamamen çıkması hükmündedir.
2) Mesh müddetinin sona ermesi. Bu halde henüz abdest devam ediyorsa, yalnız
ayakları yıkamak yeterlidir. Yeniden tam bir abdest almaya gerek yoktur. Bununla
beraber mesh müddeti son bulsa bile ayakları çıkarıp yıkamanın soğuktan donmaya
sebebiyet vereceğinden korkulursa, yine meshe devam edilir.
167- Aşağıdaki
hallerin her biri abdesti bozar:
1) Önden ve arkadan kan, irin, meni, sidik, gaita (necaset) gibi bir pisliğin
veya herhangi bir sıvının çıkması, abdest ve gusulde yıkanması farz olan yere
kadar taşmasa bile, abdesti bozar.
2) Arka taraftan yel çıkması.
3) Ağızdan ve burundan, ön ile arkadan başka herhangi bir organdan sıvı
halinde kan çıkması. Şöyle ki: Akıcı bir halde ağızdan çıkan kan, tükürükten
fazla veya ona eşit ise, abdesti bozar, değilse, bozmaz. Bu renginden anlaşılır.
Diğer yerlerden çıkan kan ise, çıkış yerinden yanlarına taşınca abdesti bozar.
İğne ucu gibi çıkıp da yerinde kalan kan damlası abdeste engel olmaz. El veya
parmak ile silinmesi de zarar vermez. Yaradan çıkan irin ve sarı sular da hüküm
bakımından aynıdır.
Vücuttaki kabarcıklardan çıkan saf su da, sahih görüşe göre, kan hükmündedir.
Diğer bir görüşe göre böyle bir suyun çıkması abdesti bozmaz. Bu görüşe uyuldugu
takdirde, çiçek ve uyuz hastalıklarına tutulmuş olanlar için bir kolaylık
vardır. Zaruret halinde bu görüşle amel etmekte bir sakınca olmadığı, İmam
Hulüvanî'den nakledilmiştir.
(Şafiîlere göre, önden ve arkadan başka diğer herhangi bir yerden gelen kan,
irin ve sarı su sebebiyle abdest bozulmaz.)
4) Ağız doluşu kusmak. Şöyle ki: Kolaylıkla yutulmayacak kadar ağızdan yemek,
su ve safra gibi şeylerin gelmesi abdesti bozar. Bu maddeler bir mecliste azar
azar gelip de bir ağız dolusu miktarına ulaşmış olsalar yine hüküm aynıdır.
Abdest bozulur. Bu, İmam Ebû Yusuf'a göredir. İmam Muhammed'e göre, kusuntu
başka başka meclislerde gelse bile, sebeb aynı olduğu takdirde yine abdest
bozulmuş olur.
5) Az veya çok bir zaman bayılmak, çıldırmak, yürürken irade dışında
sallanacak şekilde sarhoş olmak. Bu sarhoşluk bir zorlama sonucu olsa, yine
hüküm değişmez.
6) Rükûlu ve secdeli bir namazda iken mükellef bir insanın kasden veya sehven
(yanılarak) uyku halinde olmaksızın, yanındakiler işitecek kadar kahkaha ile
gülmesi, hem abdestini, hem de namazını bozar. Çocuğun veya uyuyanın kahkaha ile
gülmeleri, sadece namazı bozar, abdesti bozmaz.
7) Çocuk doğurmak. Çocuğun doğması ile kan görülmese bile abdest yine bozulur.
8) Erkeğin hanımı ile aşırı derecede oynaşması da abdesti bozar. Kendilerinden
bir sıvı çıksın veya çıkmasın hüküm aynıdır. Fakat İmam Muhammed'e göre, bu
durumda mezî gibi bir yaşlık çıkmadıkça abdest bozulmuş olmaz.
9) Erkeğin tenasül organına kaybolacak şekilde tıkanmış olan bir pamuğun,
üzerinde ıslaklık olmasa bile, sonradan dışarıya çıkmış olması veya çıkarılması abdesti bozar. Yine bu organa tıkanmış olan ve bir kısmı dışarda kalan pamuğa
sidiğin sirayet etmiş olması da abdesti bozar. İç kısımdaki yaşlık abdeste zarar
vermez. Ancak pamuk dışarıya çıkıp düşerse, o zaman abdest bozulur. Çünkü az bir
ıslaklık pamukla bulunmuş demektir.
10) Kadının tenasül organı içine veya dışına tıkanan bez veya pamuğun yaş
olarak dışarıya çıkması veya çıkarılması abdesti bozar. Şöyle ki: Bu organın dış
kısmına tıkanan pamuğun iç tarafı ıslanmış olunca, abdest bozulmuş olur. Pamuğun
dışına ıslaklığın geçmesi şart değildir. Fakat bu organın iç kısmına tıkanan
pamuğun dışarısına kadar yaşlık gelmedikçe, abdest bozulmaz.
11) Yan üstü yatarak, bağdaş kurarak, dirseklere dayanarak, ayakları yan
taraftan çıkarıp oturarak, namaz dışında secde haline geçerek uyumak abdesti
bozar. Yine oturur vaziyette uyurken yere düşmese bile, kıçı yerden kesilip
yükselmiş olsa abdesti bozulur.
12) Çıplak hayvan üzerinde yokuş çıkarken uyumak. Ancak düz yolda veya
yokuştan aşağıya doğru inerken hayvan üzerinde uyumak abdesti bozmaz. Palanlı ve
eğerli hayvan üzerinde, hangi şekilde olursa olsun uyumak zarar vermez.
13) Teyemmüm etmiş olan bir kimsenin abdest alabileceği bir suyu görmesi ile
abdesti bozulmuş olur.
14) Özür sahibi olanlar için namaz vaktinin çıkmış olması. (99. maddeye
bakınız.)
168- Aşağıdaki haller abdesti bozmaz:
1) Bir hastalık olmaksızın gözden gelen yaş ve su veya ağlamak.
2) Yara ve benzeri yarıklar içinde görülen ve dışarıya çıkmayan kan, irin ve
sarı sular.
3) Bir yaradan kopan deri parçası.
4) Mayasıl ıslaklığı ve parmaklar arasındaki pişinti.
5) Yarıdan az olmak şartı ile donmuş kanın tükrük veya sümüğe bulaşmış olması.
6) Kulaktan, burundan veya yaradan kurt çıkması. Bu kurt temizdir, üzerindeki
yaşlık ise azdır, onda akıcılık kuvveti yoktur.
7) Ağız dolusu olmayan kusuntu.
8) Baştan inen veya içeriden yükselip çıkan balgam, ağız dolusu olsa bile, abdesti bozmaz. Çünkü balgam yapışkan ve kaypak olduğundan pisliği içine çekmez.
Üstündeki yaşlığı ise azdır. Bu hüküm İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göredir,
İmam Ebû Yusuf'a göre, iç boşluğundan gelen ağız dolusu balgam abdesti bozar.
9) Kokusu olsun veya olmasın, erkek ve kadının tenasül organından çıkan yel.
10) Rutubetsiz ye kokusuz olarak arka taraftan çıkarılan şırınga. Bununla
beraber uygun düşen, ihtiyat olarak abdesti yenilemektir.
11) Erkeğin tenasül organına damlatıldıktan sonra geri gelen yağ. Bu da İmamı
Azam' a göredir.
12) Pıhtılaşmış bir halde kusulan kan parçası.
13) Baştan buruna veya kulağa kadar akıp gelen, fakat gusülde yıkanması farz
olan yere taşmayan kan.
14) Kullanılan misvak (ve fırça) üzerinde veya ısırılan sert meyvalar üzerinde
görülen ve akıcılığı bilinmeyen kan izleri.
15) Pire, kene, sivri sinek, kara sinek gibi haşeratın karınları doluncaya
kadar emdikleri kan.
Sülüğün karnı doluncaya kadar kan emdikten sonra düşmesi halinde kendisinden
kan çıkarsa abdesti bozar.
16) Saçların tıraş edilmesi, bıyıkların kırpılması, tırnakların kesilmesi.
17) Kıçı tamamen yere yerleştirmek suretiyle oturarak uyumak.
18) Namazda iken ayakta, oturarak, rükûda ve secdede uyumak.
19) Namaz dışında, cenaze namazında ve tilavet secdesinde kahkaha ile gülmek.
(Şafiîlere göre, namaz içinde de kahkaha ile gülmek abdesti bozmaz.)
20) Ne kendisinin, ne de başkasının duyamayacağı bir sesle gülümseme
(tebessüm). Bununla abdest bozulmayacağı gibi, namaz da bozulmaz. Fakat yalnız
kendisinin işitebileceği bir sesle gülmek, abdesti bozmasa da namazı bozar.
21) Herhangi bir kimsenin bedenine veya tenasül organına el ile dokunmak.
(Malikîlere göre, mükellef olan bir kimse, buluğ çağına yakın bir kadının açık
bulunan bir uzvuna veya ince hafif bir şeyle örtülü bir yerine lezzet maksadı
ile dokunsa abdesti bozulur. Bir maksad olmaksızın duyulan bir lezzet de
böyledir. Öyle ki, kadın mahrem olsa bile, lezzetlenme duygusu olan bir dokunma
ve yapışma ile abdest bozulur.)
(Şafiîlere göre, herhangi bir yabancı kadının hiç bir engel bulunmaksızın bir
uzvuna dokunmak abdesti bozar. Lezzet bulunmasa bile, hüküm yine böyledir.
Bundan kadının saçları, dişleri ve tırnakları müstesnadır. Bunlara dokunmak, bir
lezzet olsa bile, abdesti bozmaz. Yine Şafiîlere göre, bir erkek veya bir kadın,
kendisinin veya başkasının oturağını veya ön tenasül organını bir engel
olmaksızın elinin içi ile tutsa, abdesti bozulur. Maliki ve Hanbelîlere göre de
böyledir. Ancak bunlara göre, bir kadının kendi tenasül organını tutması
abdestini bozmaz.)
Not: Bu gibi ihtilaflı meselelerde ihtiyata riayet edilmesi daha iyidir.
Hanefî mezhebinde olan bir kimse, kendi mezhebine göre abdesti bozmayıp başka
mezhebe göre abdesti bozan bir hal ile karşılaştığı zaman, ihtilaftan kurtulmak
için abdest almalıdır. Böyle hareket etmek, bilhassa imamlar için mendubdur.
-
GUSÜL VE GUSLÜ GEREKTİREN HALLER
169- Gasl, yıkamak demektir. Gusül ve iğtisal da, yıkanma
anlamını taşır. Din deyiminde gusül: Bütün bedenin yıkanmasıdır, boy abdesti
alınmasıdır. Buna taharet-i kübra (büyük temizlik) denir. Böyle bir temizliği
gerektiren hal cünüblüktür. Ayrıca kadınların hayız ve nifas kanlarının sona
ermesidir. Cünüblük hali ise, aşağıda açıklanacağı üzere, şehvetle meninin
atılmasından ve cinsel ilişkiden meydana gelir.
170- Şehvetle yerinden ayrılan ve şehvetle dışarıya atılan bir meniden dolayı
gusletmek gerekir. Şehvetle yerinden aynlıp, şehvet kesildikten sonra dışarıya
atılan meniden dolayı da, İmamı Azam ile İmam Muhammed'e göre, gusletmek
gerekir. Fakat İmam Ebu Yusuf'a göre gusül gerekmez.
Rüyada şehvetle ayrılan bir meninin, şehvet kesildikten sonra dışarıya
akıtılmasını sağlamak için tenasül organını tutmak ve sonra dışanya akıtmakta,
misafir ve soğukta bulunanlar için İmam Ebu Yusuf görüşünü seçmekte kolaylık
vardır. Bu yönden bu görüşün tercih edilmesini uygun görenler vardır.
171- Bakmak ve dokunmak suretiyle şehvetle gelen meniden dolayı da gusletmek
gerekir.
172- Cinsel ilişki halinde sünnet yerinin veya o kadar bir kısmın duhulü ile,
buluğ çağına ermiş erkek ve kadının gusletmeleri gerekir. Meninin gelip
gelmemesine bakılmaz. Bunlardan yalnız biri buluğ çağına ermiş ise sadece ona
gusül gerekir, diğerine gerekmez. Ancak buluğ çağına yaklaşmış bir devrede ise,
yıkanmadan namaz kılmasına izin verilmez. Namaza devam için taharette tedbirli
olmak lazımdır. Bu ve buna benzer hangi haller olursa olsun ihtiyat olan yol
gusletmek suretiyle şüpheli hallerden sakınmaktır.
173- Uykudan uyanan kimse, yatağında, çamaşırında veya bedeninde bir yaşlık
görünce bakılır: Eğer rüyada cinsel ilişkide bulunduğunu hatırlıyorsa,
gusletmesi gerekir. Yaşlığın meni olup olmamasında şüpheye düşmesi bir önem
taşımaz. Ancak ihtilam olduğunu hatırlamadığı takdirde, yaşlığın mahiyetinin ne
olduğu üzerinde durulmaz ve gusül gerekmez. Çünkü akıntının şehvetle geldiği
bilinmemektedir. Bu mesele İmam Ebû Yusuf'a göredir, İmamı Azam ile İmam
Muhammed'e göre, gelen akıntının mezi olduğunu anlıyorsa, gusl etmesi gerekmez.
Fakat meni olduğunu biliyor veya şübheye kapılıyorsa, gusletmesi gerekir.
İhtiyata uygun olan da budur. Onun için fetva buna göredir.
174- Yatağından uyanıp kalkan kimse, ihtilam olduğunu hatırladığı halde,
tenasül organında bir yaşlık görse gusletmesi gerekir. Ayakta veya oturduğu
yerde uyuyan kimse, uyanıp da bu organında bir yaşlık görse, bakılır: Eğer bu
yaşlığın meni olduğuna kanaati varsa veya uyumadan önce bu organı hareketsiz bir
halde idi ise, gusletmesi gerekir. Fakat böyle bir kanaati yoksa ve tenasül
organı da önceden uyanık durumda idi ise, gusletmesi gerekmez. Bulunan yaşlığın mezi olduğuna hükmedilir. Çünkü organın uyanık olması, mezinin çıkmasına sebeb
olur.
175- Sarhoş veya bayılmış olan bir kimse uykusundan uyanıp da, kendisinde meni
bulacak olsa, gusletmesi gerekir. Mezi bulacak olsa yıkanması gerekmez.
176- İdrarını yaparken, tenasül organı uyanık olduğu halde meni gelse,
yıkanması gerekir. Organ uyanık olmayınca; gusletmek gerekmez, çünkü uyanıklık
şehvetin bulunmasına delildir.
177- Bir erkek veya bir kadın rüyada ihtilam olsa da, meni dışarıya çıkmış
olmasa, yıkanmak gerekmez. İmam Muhammed'e göre, böyle bir kadının ihtiyat
olarak yıkanması gerekir. Çünkü kadından çıkacak bir sıvının yine ona dönmesi
ihtimali vardır.
178- İhtilam olan veya cinsel ilişkide bulunan bir kimse, idrarını yapmadan
veya çokça yürümeden veya yatıp uyumadan yıkansa da, sonra kendisinden meninin
arta kalan kısmı çıkacak olsa, ikinci kez yıkanması gerekir. Fakat idrarını
yaptıktan veya epeyce yürüdükten veya uyuduktan sonra şehvetsiz olarak gelecek
meni guslü gerektirmez. Çünkü bu durumda o meni, yerinden, şehvet olmaksızın
ayrılmış bulunur. Yine bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi çıkacak
olsa, tekrar gusletmesi gerekmez.
179- Bir yatakta yatıp uyuyan iki kimse, uyandıkları zaman ihtilam olduklarını
hatırlamayarak yatakta meni gibi bir yaşlık görseler veya kurumuş meni görüp de
o yatakta kendilerinden önce başka bir kimse yatmış olsa bu durumda meninin kime
ait olduğu bilinmese, her ikisinin de ihtiyaten yıkanması gerekir.
180- Şehvet olmayıp da döğülmeden, ağır bir yük kaldırmadan ve yüksek bir
yerden düşmeden dolayı meni gelmesiyle gusül gerekmez.
(İmam Şafî'ye göre bu hallerde de gusül gerekir.)
181- Yerinden şehvetle ayrılan bir meni, bedenin dışına veya dış hükmünde olan
yere çıkmadıkça gusül gerekmez.
182- Bakire bir kızın bekaretini yok etmemek sureti ile yapılan bir ilişkide
meni gelmeyince gusül gerekmez; çünkü bekaret, sünnet yerine kadar duhule engel
olmuş demektir.
183- Cünüblük, hayız veya nefselik (loğusalık) halinde iken, gayrimüslim bir
kadın veya gayrimüslim bir erkek ihtida etse, gusletmesi farz olur. Hayız veya
nefseliği son bulmuş olsa da, yıkanmamış bulunsa, yine gusül gerekir. Fakat
yıkanmış bulunan veya henüz cünüplük, hayız ve nefselik haline düşmemiş olan
erkek veya kadın gayrimüslim ihtida etse, yıkanması mendub olur.
184- Guslün
farzları, ağzı, burnu ve bütün vücudu birer kez yıkamak üzere üçtür. Bu farzlar,
aşağıda bildirileceği şekilde yapılır.
185- Ağıza ve buruna bolca su alınmalı. Bu işe abdestle yapılan ağız ve buruna
su vermelerden daha çok özen gösterilmelidir.
186- Vücut yıkanırken iğne ucu kadar bir yerin kuru kalmamasına dikkat
edilecek, kulaklar ve göbek oyuğu yıkanacak. Su saçların, sakalların, kaşlann ve
bıyıkların, aralarına ve altlarındaki deriye kadar geçecektir. Bunlar sık olsa
bile, suyun ulaşması sağlanacaktır. Bunların araları ve dipleri kuru kalırsa,
gusül tamamlanmış olmaz. Ancak kadınların başlarından aşağıya sarkmış olan
saçlarının yıkanması şart değildir. Önemli olan bunların diplerine suyun
geçmesidir. Erkeklerde bir zorunluk bulunmadığı için, böyle sarkmış olan
saçlarının her tarafını yıkamak gerekir.
187- Kapanmış olan küpe deliklerinin içini de yıkamalıdır. Öyle ki, bu
deliklerin ıslanmış olduğuna kanaat getirmelidir. Böyle bir kanaat yoksa, onları
el ile ovarak ıslamalıdır. İçlerine zorla su geçebilecek bir halde olan küpe
deliklerini de, içlerine su geçecek bir şekilde el ile ıslatıp yıkamalıdır.
188- Tırnaklar arasında kalan kurumuş çamurların ve göz çapakları gibi
şeylerin altlarını da yıkamalıdır; bunu yapmak gereklidir. Fakat tırnaklar
üzerindeki kirler, topraklar, kınalar gusüle engel olmazlar. Çünkü bunlar suyun
geçmesine engel değildirler. Bu konuda köylü ile şehirli eşittir. Sahih olan
görüş budur.
189- Bir özür sebebiyle sünnet olamamış kimsenin, organında toplanmış olan
derinin içini de yıkaması lazımdır. Ancak açılmasında bir zorluk olursa, o zaman
içi yıkanmaz. Çünkü bu deri bedenin dışından sayılır. Buraya kadar gelen bir
sidik ile abdest bozulur.
190- Suyun geçmesini engelleyecek şekilde dişlerin arasında nohut büyüklüğündc
sert yemek parçası bulunmamalıdır. Vücudun hiç bir yerinde suyun geçmesini
engelleyecek balık pulu veya çiğnenip kurumuş ekmek parçası gibi bir şey de
bulunmamalıdır. Çünkü bunların altlarına su geçmeyince, gusül sahih olmaz.
191- Birbirine bitişik olup da aralarında su geçirmeyecek bir halde bulunan
parmakları yıkarken, su ile aralarını ovmalıdır, içi boş olan göbeğin içini de
yıkamalıdır. Üzerlerinde pislik bulunmasa da, avret yerlerini su ile yıkayıp
temizlemelidir. Bunların da kuru kalması gusülün sıhhatine engel olur.
192- Ayaklarda bulunan çatlaklar üzerine merhem koyulunca, eğer altlarını
yıkamak zarar vermeyecekse, altlarını yıkamak gerekir. Zarar verecekse üstleri
yıkanır. Bu da zarar veriyorsa, üzerlerini meshetmekle yetinilir. Mesih de
zararlı ise, meshedilmez.
193- Bir kimse guslettikten sonra ağzını veya burnunu yıkamadığını veya
bedeninden bir yerin kuru kaldığını anlarsa, yeniden gusletmesi gerekmez; yalnız
o yerleri yıkaması yeter. Bu arada farz bir namaz kılmışsa onu tekrar kılması
gerekir.
194- Gözlerin içini soğuk veya sıcak su ilc yıkamak güç ve zararlı olduğu
için, ne abdest alırken, ne de guslederken gözlerin içini yıkamak gerekmez.
Körler için de böyledir. Temiz olmayan bir sürme ile gözler sürmelenmiş olsa
bile, bunu yıkamak gerekmez. Gözlerin hafifçe kapatılması hem abdest için hem de
gusül için bir engel teşkil etmez. Yeter ki su, kirpiklere ve pınarlara
ulaştırılmış olsun.
(Malikîlere göre. gözlerin ve ağız ile burnun içleri, bir de meydanda olmayan
kulak deliği bedenin dışından sayılmaz. Bu bakımdan bunları abdestte ve gusülde
yıkamak farz değildir; sünnettir.
Hanbelîlere göre, ağız ile burnun içleri yüzden sayılır. Onun için hem
abdestte, hem de gusülde yıkanmaları farzdır.)
Takma olan gözleri çıkarıp abdest ve gusülde altlarını yıkamaya gerek yoktur.
Bu yıkama zararlı olunca, zaten çıkarılmaları caiz olmaz.
195- Guslün başlıca
sünnetleri şunlardır:
1) Gusle niyet ederek, besmele çekerek ve misvak kullanarak başlamak. Bu niyet
guslün sıhhati için şart değildir. Sevabı vardır. Temizliğin bir ibadet
sayılması için bir sebebdir.
(Maliki ve Şafiî'lere göre, gusülde niyet farzdır. Hanbelîlere göre de, bu
niyet guslün sıhhatinin şartıdır. Durum böyle olunca, ihtilafdan kurtulmak için
guslederken abdestsizliği gidermeyi ve namaz gibi bir ibadetin yerine
getirilmesini hatırlamalıdır.)
2) Gusülde önce elleri, sonra oyluk yerlerini yıkamak. Eğer bedende meni gibi
bir pislik varsa onu gidermek.
3) Gusülden önce, sünnet üzere abdest almak. Bir kap içinde veya toprak
üzerinde yıkanıldığı zaman ayakları yıkamayı sona bırakmalıdır.
4) Abdest aldıktan sonra önce üç kez başa, sonra üç kez sağ omuza, sonra üç
kez sol omuza su dökmek. Her su döktükçe, beden iyice ıslansın diye, bedeni
iyice oğuşturmak. Bir kap içinde veya toprak üzerinde yıkanılıyorsa, çıkarken
önce sağ ayağını, sonra sol ayağını yıkamak.
(İmam Malik ve İmam Ebu Yusuf'dan bir rivayete göre, gusül yaparken bedeni
ovalamak farzdır.)
5) Gusül yaparken fazla su harcamamak ve çok kısıntı da yapmamak.
6) Kimsenin görmeyeceği bir yerde yıkanmak. Eğer erkekler erkekler arasında,
kadınlar da kadınlar arasında bulunurlar da yıkanmak için tenha bir yer
bulamazlarsa, bir köşeye çekilip avret mahallerini bir peştemal ile örterek
yıkanırlar. Avret yerlerini açmaları caiz olmaz. Erkeklerin veya kadınlarla
erkeklerin arasında bulunan kadınların da bunlar arasında yıkanmaları caiz
değildir. Bu durumda teyemmüm ederek namazlarını kılmaları uygundur. Çünkü
hükmen su bulunmamış demektir.
Yine, gerek erkekler ve gerekse kadınlar kendi cinsleri arasında yıkanmak için
bir peştemal veya benzeri bir örtü bulamazlarsa ve böylece avret yerlerini açmak
mecburiyetinde kalırlarsa teyemmüm ile kılarlar. Sonra tenha bir yer veya bir
peştemal bulunca gusledip teyemmüm ile kılmış oldukları namazları iade ederler.
Hamamlarda bu örtünme işine çok dikkat etmelidir.
7) Tenha bir yerde yıkanıldığı zaman, yine avret yerini açık bulundurmamak.
Açık bulundurulursa kıble yönüne dönmemek.
8) Guslederken konuşmamak.
9) Gusülden sonra elbeseyi giyerken çabukça örtünüvermek.
10) Gusülden sonra bedeni bir havlu veya bir mendil ile silmek.
11) Bir kimse bir akar suya veya bir havuza dalsa veya yağmur altında durup
bütün vücudu ıslansa, ağzına ve burnuna su vermek halinde, gusül farziyetini
yerine getirmiş olur. Bu durumda organlarını kımıldatır veya su içinde biraz
beklerse, sünneti yerine getirmiş sayılır.
12) Yukarıda sıralanan sünnetlere uygun bulunmayan bir gusül, guslün edeblerine uygun düşmemiş ve kerahetten de kurtulmamış olur.
Abdestte sayılan edebler, gusülde de aynen uyulması gereken edeblerdir. Ancak
guslederken kıbleye doğru durulmaz. Avret yerleri peştemal ile örtülü ise
kıbleye dönülebilir.
Abdestte mekruh olan şeyler, gusülde de mekruhtur. Bir de gusülde dua okumak
mekruhtur. Yine gusülde bir organdan su damlarken onu alıp diğer organı yere
düşmeyen bu su ile yıkamak caizdir; çünkü gusülde bütün beden bir organ sayılır.
Abdestte bunu yapmak caiz değildir.
196- Yukarıda geçen
169. maddede açıklandığı gibi, cünüblükten, hayız ve nifas kanlarından
kesilişinden dolayı gusletmek farzdır. Bu farzın dışında bazı hallerde gusletmek
sünnet veya müstahabdır. Bunların başlıcaları şunlardır:
1) Cuma ve iki bayram namazları için gusletmek.
2) Hac ve umrede ihrama girerken ve Arefe günü vakfe yapmak için yıkanmak
(gusletmek).
3) Medine-i Münevvere ile Mekke-i Mükerreme'ye girmek için yıkanmak.
4) Müzdelife ve Mina'da bulunmak için yıkanmak.
5) Günahdan tevbe için yıkanmak.
6) Güneş ve ay tutulması halleri ile yağmur duasında bulunmak için yıkanmak.
7) Kan aldırmak ve ölü yıkamak için gusletmek müstahab olduğu gibi,
baygınlıktan sonra ayılan kimsenin yıkanması da müstahabdır.
8) Yolculuktan dönenin ve yeni elbise giyecek kimsenin yıkanması.
9) Berat ve Kadir gecelerine kavuşmaktan dolayı yıkanmak.
10) İnsanların toplanacağı bir yerde bulunmak için yıkanmak.
11) İstihaze (illet kanından) kurtulan kadının yıkanması.
12) Cünüblüğünün hemen arkasından hayız (adet) görmeye başlayan bir kadın,
isterse, cünüblüğü için yıkanır, isterse yıkanmasını adetin sona ermesine
bırakır.
13) Her cinsel ilişki için yıkanmak. Zevcesi ile cinsel ilişkide bulunan
kimse, henüz yıkanmadan tekrar ilişkide bulunabilir. Fakat bu arada yıkanması
veya abdest alması mendubdur.
14) Henüz namaz vakti gelmeden yıkanmak. Çünkü namaz vaktine kadar cünüb bir
kimsenin yıkanmayı geciktirmesi günah sayılmaz; fakat daha önce yıkanmanın
fazileti vardır.
Sünnet ve müstahab olan gusüller, sadece hürmet ve temizlik için yapılır. Bu
kısım müstahab ve sünnet olan yıkanmalarda ağıza ve buruna su çekmek mecburiyeti
yoktur.
-
GUSÜL ETMESİ FARZ OLANLARA HARAM
VEYA MEKRUH OLAN ŞEYLER
197- Üzerlerine
gusül farz olanlara, gusletmeden önce haram olan şeyler şunlardır:
1) Namaz kılmak. Bir ayet olsa bile, Kur'an niyeti ile Kur'an okumak. Hamd ve
dua ile ilgili ayetleri, dua ve zikir niyeti ile okumak caizdir. Cünüb veya adet
halinde olan bir kadının dua niyeti ile Fatiha Suresini okuması caizdir.
Yine bu durumda olan kimsenin çocuklara Kur'an ayetlerini kelime kelime
öğretmesi de caizdir. Şehadet kelimesini söylemek, tesbih ve tekbir getirmek
yine caizdir.
2) Kur'an-ı Kerime, bir veya yarım ayet olsa bile, el sürmek ve Mushaf-ı
Şerif'i tutmak haramdır. Ancak Kur'an'a yapıştırılmamış olan bir kılıf, bir
mahfaza ve sandık içinde onu taşımak ve onu dış taraftan tutmak caizdir.
3) Kabe'yi tavaf etmek ve bir zorunluk olmadığı halde bir mescide girmek veya
içinden geçmek. Fakat zaruret hali olursa, geçilebilir. Bir kimsenin evinin
kapısı, mescidin içine doğru açılsa ve evine girip yıkanmak için mescit içinden
geçmek zorunda kalsa, o kimse mescit içinden geçerek evine girer ve yıkanır. Bu
bir mecburiyet halidir. Mescit içinde uyurken ihtilam olan kimse, dışarıya
çıkmak için teyemmüm eder; fakat bu teyemmüm ile Kur'an okuyamaz, namaz da
kılamaz.
4) Üzerinde ayeti kerime yazılı bulunan bir levhayı veya bir parayı el ile
tutmak.
Üzerlerine gusül gerekli olanların yıkanmadan önce yapmaları Mekruh
olan şeyler şunlardır:
1) Din kitablarından herhangi birini el ile tutup okumak.
2) El ve ağzı yıkamadan yiyip içmek.
El ile tutmayıp yer üzerinde bulunan bir sayfaya veya bir levhaya Kur'an'dan
yazı yazmak. Bu da İmam Muhammed'e göre mekruhtur.
Cünüb ile hayız ve nifas halinde bulunanların Kur'an-ı Kerim'e bakmaları
mekruh değildir. Bu, el ile tutmak hükmünde değildir.
(İmam Malik'e göre, Cünüb olan kimse, Kur'an okuyamazsa da hayız halinde olan
kadın okuyabilir; çünkü cünüb olan kimse hemen yıkanabilir. Fakat adetli ise,
adet müddeti dolmadan yıkanamadığı için özürlü sayılır.)
-
TEYEMMÜMÜN NİTELİĞİ VE FARZLARI
198-
Lûgatta
teyemmümün anlamı, bir şeyi kasdetmek'tir. Din deyiminde ise; Su
bulunmadığı veya suyu kullanmaya güç yetmediği zaman, toprak cinsinden temiz bir
şeyle abdestsizliği gidermek için yapılan bir işlemdir.
Şöyle yapılır: Abdestsiz olan yahut gusletmesi gereken bir kimse, iki elini
toprak cinsinden temiz bir şeye bir kez vurup bununla yüzünü mesheder. Sonra
yine iki elini ikinci kez vurup bununla da dirseklerine kadar iki kolunu
mesheder. Bu işlem, abdestsizliği gidermek yahut namaz kılmak veya taharetsiz
sahih olmayan bir ibadeti yerine getirmek niyeti ile yapılır. İşte teyemmümün
esası bundan ibarettir. O halde teyemmümün farzları bir niyet ve iki mesihden
ibarettir.
İmam Züfer'e göre, teyemmümde niyet farz değildir.
199- Teyemmüm, bu ümmetin özelliklerindendir, ahir zaman ümmeti için bir
kolaylıktır. Yüce mabuduna ibadet edecek olan bir müslümanın alışmış olduğu
temizlik halinden yoksun olarak ibadet etmemesini sağlar. Bu konuda müslümanın
duyduğu ruhsal bir ihtiyacı giderir, insanı yaratılışının aslı olan toprağa
döndürerek onda tevazu ve yaratıcıya saygı duygularını canlandırır.
200- Teyemmüm Hicretin beşinci yılanda meşru olmuştur. Peygamber efendimizin
Medine'ye hicretlerinin beşinci senesi Şaban ayının ilk günlerinde Peygamberimiz Huzaa kabilesinin bir oymağı olan "Beni Mustalık" savaşında bin kişilik bir ordu
ile susuz bir yerde gecelemişlerdi. Sabah namazını kılmak için abdest alacak su
bulamadılar. Sabahın erken bir vaktinde şu anlamdaki ayet-i kerime nazil oldu:
"Yolculuk halinde olur da su bulamazsanız, temiz toprak ile teyemmüm ediniz." (Nisa: 43, Maide: 6) Böylece teyemmümle namaz kılmalarına
Yüce Allah'ın emri çıktı. Ashab-ı Kiram sevindiler ve teyemmüm ederek sabah
namazını kıldılar.
-
TEYEMMÜMÜN SÜNNET ÜZERE YAPILMASI
201- Sünnete uygun
bir teyemmüm, aşağıdaki şekilde yapılır:
1) Teyemmüme başlarken Besmele getirip namaz için tahareti niyet etmelidir.
(Hanbelîlere göre, Besmeleyi okumak vacibdir, bunu yapmayınca teyemmüm olmaz.)
2) Parmaklar açık olduğu halde iki eli toprağa vurduktan sonra ileri sürüp
geri çekmelidir.
3) Elleri kaldırınca, eğer fazla tozlanmışlarsa onları yan yana getirip
birbirine hafifçe vurmalı. Bu şekilde ellerdeki tozlar silkildikten sonra, bu
ellerle bütün yüzü meshetmelidir.
4) İlk vuruşta yapıldığı gibi elleri yine temiz toprağa tekrar vurduktan sonra
silkmeli ve sol elin baş parmağını ayırarak diğer parmakların iç tarafları ile
sağ elin parmak uclarından başlayarak kolun dış tarafını dirseklere kadar çekip
meshetmeli. Sonra yine sağ elin iç tarafına dönerek sol elin baş parmağı ile
serçe parmağını halka ederek baş parmakla beraber elin ayası ile dirsekten
bileğe kadar elin iç tarafını meshetmeli. Baş parmağı daha ileriye yürüterek sağ
elin baş parmağının üstünü de meshetmelidir.
5) Sol ele sağ elin meshedilişi gibi, aynen sağ elle de sol eli meshetmelidir.
6) Açıklandığı şekilde teyemmümde sıra gözetilerek önce yüzü, sonra kolları
meshetmeli ve bu işlemde kesinti yapmamalıdır.
202- Teyemmümü mubah kılacak bir özür
bulunmalıdır. Bu özür, gerçek olarak veya hükmen suyu kullanmaya güç
bulunmamaktır. Şöyle ki: Abdest alacak veya gusledecek kimsenin bulunduğu yerden
en az bir mil (dört bin adım) uzakta suyun bulunmasıdır. Bu durumda su,
gerçekten bulunmamış sayılır. Yahut su bulunur da, onunla yıkandığı takdirde
hastalanmaktan, hastalığının artmasından veya uzamasından tecrübesi neticesi
olarak korkarsa veya yetkili müslüman bir doktor su kullanmasını zararlı
sayarsa, yine teyemmüm edilir; çünkü hükmen su bulunmamış demektir.
(Malikîlere göre, yetkili müslüman bir doktor bulunmazsa, bu teyemmüm
konusunda müslüman olmayan yetkili bir doktorun sözü yeterlidir.)
Şu durumlarda da hükmen su bulunmamış sayılır: Cana, mala, şeref ve emanete
ait bir tehlikenin, yakında bulunan bir suyu kullanma halinde bulunması. Bulunan
suyun abdest veya gusle yetişmemesi. Bulunan su, abdest veya gusle harcandığı
takdirde, kendisinin veya arkadaşının veya beraberindeki hayvanın susuzluktan
helak olacağını kuvvetli bir ihtimal ile bilmesi. Kuyudan su çekebilmek için ip
ve kova gibi aletlerin bulunmaması. Bulunan su ancak pisliği gidermeye kafi
gelip de bundan fazla su bulunmaması. Mevcut olan su ile abdest alındığı veya
gusledildiği takdirde, bayram ve cenaze namazlarının tamamen kaçırılacağından
korkulması. Ancak bu namazların bir kısmına yetişilebileceği anlaşılınca veya
cenazenin velisi olur da, kendisini bekleyeceklerini bilince, teyemmüm etmek
caiz olmaz.
Yine, sadece namazı kaçırmak korkusu ile, kazası mümkün olan (bedeli bulunan)
namazlar için teyemmüm etmek caiz olmaz. Cuma ve diğer vakit namazları gibi...
Çünkü bunlara yetişilemezse, cuma yerine öğle namazı kılınır. Vakit namazlarına
yetişilemezse, bunlar kaza edilir.
203- Teyemmüm ederken niyet bulunmalıdır. Şöyle ki: Teyemmüm edecek kimse,
elini teyemmüm edecek toprağa korken veya eline dokunan toprak ile yüzünü meshe
başlarken, bu işi abdestsizlikten temizlenmek, namaz kılmak veya abdestsiz
yapılması caiz olmayan bir ibadette bulunmak maksadı ile yapmalıdır. Böyle bir
niyet olmaksızın alınan bir teyemmüm ile namaz kılınmaz. Sadece teyemmümü niyet
etmek yeterli değildir. Bu duruma göre, su bulamayan abdestsiz bir kimse,
Kur'an'ı eline almak veya bir mescide girmek niyeti ile teyemmüm etse, bu
teyemmümle onun namaz kılması sahih olmaz. Çünkü Kur'an'ı tutmak abdestsiz caiz
değilse de, bunu yapmak bir ibadet değildir; maksad ise Kur'an okumaktır.
Abdestsiz olarak ezbere Kur'an okumak caizdir. Boy abdesti almak durumunda olan
bir kimse için mescide girmekte taharet şarttır. Fakat bu da kasdolunan bir
ibadet sayılmaz; onu için bu maksadla alınan teyemmüm ile namaz kılınmaz.
Abdestsiz bir kimse için ezber olarak Kur'an okumak bir ibadet ise de, bunun
yapılması taharete bağlı değildir. Taharetsiz (abdestsiz) yapılabilir.
Ezan okumak, ikamet yapmak, kabirleri ziyaret etmek, ölüyü gömmek, selama
karşılık vermek veya hayırlı bir iş yapmak niyeti ile yapılan teyemmümlerle de
namaz kılanamaz.
204- Teyemmüm, her yönden temiz olan toprak cinsinden bir şeyle yapılır. Şöyle
ki: Üzerlerinde pislik dokunmamış olan toprak, kum, çakıl, horasan, alçı gibi
toprak cinsinden olan şeylerle teyemmüm yapılır. Yine taş cinsinden olan mermer,
kiremit, tuğla, yakut, zümrüt, zebercet, tutya ve mercanla veya nemli olsun,
yanık olsun toprakla veya çoğu toprak karışımı olan maddelerle, kaya tuzu ile,
çamurla sıvanmış duvarla da teyemmüm edilebilir. Bunların üzerinde toz bulunması
şart değildir. Fakat kurumadıkça çamurla teyemmüm edilmez; bu imam Ebû Yusuf'a
göredir, İmam Azam'a göre, vaktin çıkmasından korkulur ve çamurun toprağı sudan
ziyade olursa, çamur ile teyemmüm edilir.
Odunların ve otların yanması ile meydana gelen küllerle, demir, altın, gümüş
gibi eriyip şekil değiştiren ve yumuşayan madenlerle, inci, cam, kumaş ve
elbiselerle, hayvan postekileri ile teyemmüm yapılmaz. Çünkü bunlar toprak
cinsinden sayılmazlar. Ancak bunların üzerinde belli bir şekilde toz bulunursa,
o zaman üzerlerinde teyemmüm edilebilir.
Bir de üzerlerindeki topraklardan dolayı, cevher halinde bulunan altın, gümüş,
bakır benzeri madenlerle teyemmüm edilebilir.
(İmam Ebû Yusuf ile İmam Şafiî'ye göre, teyemmüm yalnız toprakla yapılır, İmam
Malik'e göre, toprak ve kumla teyemmüm caiz olduğu gibi otlarla, ağaçlarla ve
karla da caiz olur. İmam Ahmed İbni Hanbel'e göre, teyemmüm yalnız yanmamış olan
ve başkasından gasbedilmemiş olan tozlu bir haldeki temiz bir toprakla yapılır.
Kum ve diğer şeylerle yapılmaz.)
205- Tahareti engelleyen durum son bulmuş olmalıdır. Vücudun herhangi bir
yerinden çıkan kan daha kesilmeden abdest alınamayacağı gibi teyemmüm de
yapılamaz.
206- Meshe engel olan deri üzerindeki kurumuş hamur ve balık pulu gibi şeyler
giderilmiş olmalıdır. Aksi halde, mesih yüz ve kollar üzerinde bulunan engeller
üzerine yapılmış olur.
207- Teyemmüm, iki elin iç taraflarını iki kez toprak cinsinden temiz bir şey
üzerine koymakla yapılmalıdır. Bununla beraber niyet eden kimseye başkası
teyemmüm ettirebilir.
208- Teyemmüm iki elin veya bunların yerini tutacak olan bir şeyin tümü veya
çoğunluk kısmı ile yapılır. Bunun için iki parmakla teyemmüm caiz olmaz. Fakat
bir el ile yüz ve diğer bir elle de kol meshedilebilir. Bu halde, bir elle
tekrar toprağa vurulup diğer kol da meshedilir.
Eli çolak olup su kullanamayan kimse, yardımcısı yoksa, yüzünü ve kollarını
yere sürmek sureti ile teyemmüm eder. Elleri ve kolları kesilmiş olan kimse de,
yalnız yüzünü yere sürerek teyemmüm eder. Bu kimsenin yüzünde yara bulunsa,
teyemmüm etmeksizin namazı kılar.
209- Yüz ile kollar tamamen meshedilmelidir. Yüz kısmı sayılan yerin her
tarafı meshedilir. Yüzük ve bilezik gibi şeyler de çıkartılır veya yerlerinden
oynatılır. Diğer bir görüşe göre, organların çoğunluğunu meshetmek yeterlidir.
Dörtte bir kısmın meshedilmemesi teyemmümün sıhhatine engel olmaz.
-
TEYEMMÜMÜ MUBAH KILAN VE KILMAYAN
BAZI HALLER
210- Henüz namaz vakti girmeden de teyemmüm
edilebilir. Fakat namaz için müstahab olan vakit geçmeden su bulabileceğini
tahmin eden kimse için teyemmümü geciktirmek mendubdur.
(Üç imama göre, bir namaz için vakti girmedikçe teyemmüm yapılmaz; çünkü
teyemmüm bir zaruret için taharet sayılmıştır. Özürlünün tahareti gibi, vakitten
evvel abdesti sahih olmaz.)
211- Bir mil mesafeden daha yakında su bulunduğunu sanan kimse, suyun
bulunduğunu sandığı yöne doğru üç-dört yüz adım gider veya birini göndererek
suyu aratır. Ancak yolda düşman tehlikesi gibi bir korkusu olursa, bu aratma
yapılmaz.
212- Suyun varlığından bilgi verecek uygun bir kimse bulunduğu halde ondan
sormaksızın teyemmüm etmek caiz değildir. Bu durumda eğer teyemmüm ederek namaz
kılar da, sonra bir milden daha yakın bir yerde su bulunduğu kendisine haber
verilirse, kıldığı namazı iade eder.
213- Su bulunacağı kendisine söz verilen kimse, kazaya kalmak korkusu olsa
bile, namazını geciktirir. Ancak suyu va'd edenin yanında veya bir mil mesafeden
daha yakınında su bulunmuş olmalıdır.
214- Boy abdesti alması gereken bir kimse, yalnız organlarının bir kısmına
veya sadece abdestine yetecek kadar su bulsa, yine teyemmüm eder; o suyu
harcaması gerekmez.
215- Yalnız içilmek için kırlarda sarnıçlar içinde hazırlanmış olup herkesin
yararlanmasına terk edilmiş bulunan sular teyemmüm etmeye engel olmaz. Ancak bu
sular çok olur da abdest ve gusül almaya izin verilmiş olduğu bilinirse, bu
sular kullanılır, teyemmüm edilmez.
216- Hacıların hediye için taşıdıkları zemzem suyu, teyemmüm yapmaya engeldir.
Ancak zemzemin içine, en az bir misli kadar gül suyu karıştırılmış olursa, bu
takdirde zemzem mukayyed su hükmüne girer ve onunla abdest almak caiz olmadığı
için teyemmüm yapılır.
217- Cünüblükten dolayı teyemmüm etmiş olan bir kimsenin abdesti bozulsa,
cünüb sayılmaz, abdestsiz olur. Bu kimse yalnız abdeste yetecek kadar su bulsa,
bununla abdest alır. Bu kadar su bulamazsa, tekrar namaz için teyemmüm eder.
218- Abdest almak veya gusletmek için başkasının yanında bulunan suyu istemek
gerekir. Ancak suyun çok kıt olduğu bir yerde istenmeyebilir.
219- Abdest alacak veya gusledecek bir kimsenin, ihtiyacından çok parası
olduğu zaman, değer kıymeti ile veya biraz fazlasıyla satılmakta olan suyu
ihtiyacı için satın alması gerekir. Fakat normal fiyatın iki misli ile satın
almak gerekmez; çünkü bu aşırı bir fiyattır.
220- Suyu kullanmaktan aciz olup da parası bulunan kimse, normal bir ücretle abdest verdirecek kimse bulursa, teyemmüm edemez.
221- Başkasının yardımı ile abdest alabilecek olan bir kimsenin yardımcısı
kendi kölesi, kendi çocuğu veya kendi ücretli hizmetçisi ise, teyemmüm etmesi
ittifakla caiz olmaz. Böyle kendi başına abdest alamayacak derecede özürlü olan
kimse, abdest için kendisine yardım edebilecek başka bir adamı varsa, yine
teyemmüm edemez. Zevcesinin bulunması da, teyemmüm etmesine engeldir. Kabul
edilen görüş budur. Fakat İmam Azam'dan bir rivayete göre, bu durumda olan kimse
teyemmüm edebilir.
Deniliyor ki, zevc ile zevce abdest verme konusunda birbirine yardım etmek
zorunda değillerdir. Bunun için, bunlardan biri diğerine yardımcı sayılmaz.
Ancak birbirlerine yardım görevinde bulunmaları bir iyilik olduğundan, yardımın
yapılması güzel kabul edilmiştir. Öyle ki, bunlardan biri diğerine yardım etmeyi
üzerine alınca, makbul olan görüşe göre, artık teyemmüm yolunu seçemez.
222- Bir zindanda habsedilmiş olan kimse, temiz su veya toprak bulamayınca,
İmam Azam ile İmam Muhammed'e göre, namazını sonraya bırakır. İmam Ebû Yusuf'a
göre, bir şey okumaksızın namaz kılar gibi ayakta durur, rükû ve secde
vaziyetlerini alır, kendisini namaz kılan gibi gösterir. Sonra kurtulunca,
kılamadığı namazları kaza eder.
223- Abdest uzuvlarının (organlarının) yarısında veya çoğunda yara bulunan bir
kimse teyemmüm eder; fakat yarısından azı yaralı ise, sağlam yerlerini yıkar ve
yaraların üzerlerine mesheder, teyemmüm yapamaz.
Gusül için de, eğer vücudun yarısı veya daha çoğu yaralı ise teyemmüm edilir.
Vücudun yarısından azı yaralı ise sağlam yerler yıkanır ve yaraların üzerleri
meshedilir.
224- Bir abdest ile birçok farz ve nafile namaz kılınabildiği gibi, bir
teyemmüm ile de kılınabilir.
(İmam Şafiî'ye göre, bir teyemmüm ile yalnız bir farz namaz ve birçok nafile
namaz kılınır. Sahih olan bir görüşüne göre de, bir teyemmüm ile bir farz namaz
ve bununla beraber ayrıca cenaze namazları da kılınabilir. Ancak bir teyemmüm
ile bir farz namazdan başka bir farz namaz kılınamaz.)
Bu ihtilaftan kurtulmak için, her farz namazda yeniden teyemmüm etmek daha
iyidir.
225- Temiz bir toprak cinsinden çok kimseler teyemmüm edebilirler. Çünkü
yeryüzü el değdirilmesi ile kullanılmış sayılmaz.
226- Abdesti bozan ve guslü gerektiren haller
teyemmümü de bozar, hükümsüz kılar. Teyemmümü mubah yapan özrün kalkması da, bu
özürden dolayı yapılmış olan teyemmümü bozar. Bu bakımdan su bulunmadığı için
veya bir hastalık için yapılmış olan bir teyemmüm, su bulununca veya hastalık
kalkınca hemen bozulur. Su ile abdest alınmadıkça veya cünüblük hali varsa,
yıkanmadıkça namaz kılınamaz.
227- Cünüblük sebebiyle yapılan teyemmüm, abdest yerine de geçer. Araya yeni
bir cünüblük veya abdestsizlik hali girmedikçe, suyu kullanmaya güç yetinceye
kadar bu teyemmüm ile birçok namaz kılınabilir. Aynı şekilde, su ile gusleden
kimse, bu temizliği devam ettikçe abdest almaya gerek olmaksızın dilediği
namazları kılabilir.
228- Bir özürden dolayı teyemmüm eden kimse, diğer bir özre tutulsa, birinci
özrün son bulması üzerine teyemmüm de son bulur, diğer özür için tekrar teyemmüm
etmesi gerekir. Örnek: Su bulunmadığı için teyemmüm eden kimse, henüz su
bulamadan abdest almaya engel teşkil edecek bir hastalığa yakalansa ve bu arada
su bulacak olsa, önceki teyemmümü bitmiş olur. Bu hastalıktan dolayı tekrar
teyemmüm etmesi gerekir; çünkü teyemmümün sebebi değişmiştir.
229- Teyemmüm ile namaz kılmakta olan bir adam su görse, namazı bozulmuş olur. Abdest alıp yeniden namaz kılması gerekir. Fakat namaz tamamlandıktan sonra
suyun bulunması, kılınan o namazın iade edilmesini gerektirmez.
|