|
|1. BÖLÜM |
|2.BÖLÜM|
|3.
BÖLÜM |
|4.BÖLÜM|
|5. BÖLÜM |
403- Beş vakitte kılınan, namazların
sünnetlerinden başka birtakım nafile namazlar daha vardır ki, bunlara Tatavvu
(Nafile) namazı denir. Bunlar müstahab ve mendub namazlardır. Bunlar, Yüce
Allah'a manevî yönden yakınlığa sebeb olurlar. Her birini kendine has birtakım
fazilet ve sevabları vardır. Nafile namazların başlıcaları şunlardır:
1) Tahiyyetü'l-Mescid: Bu, bir müstahab namazdır. Şöyle ki: Bir mescide
sadece ziyaret için veya öğretmek ve öğrenmek gibi bir maksad için giren kimse,
orada nafile olarak iki rekât namaz kılar. Bir mescide bir günde birkaç defa bu
şekilde girilse, bir defasında böyle namaz kılınması yeterlidir. Bununla,
Allah'a ibadet edilen bir yere gereken saygı yerine getirilmiş olur.
Tahiyyetü'l-Mescid, bir mescid veya camiye girilince, daha oturmadan
kılınmalıdır. Faziletli olan budur. Oturulduktan sonra da kılınabilir. Bir
mescide girip de, meşguliyetinden veya vaktin keraheti gibi bir sebebden dolayı
Tahiyyatü'l-Mescid namazını kılamayacak olan bir müslümanın: "Sübhanellahi
velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber" demesi de müstahab
görülmüştür.
Bir mescide, herhangi bir namazı kılmak için veya farzı kılmak ve imama uymak
niyeti ile girmek de, Tahiyyetü'l-Mescid yerine geçer.
2) Abdest veya gusülden sonra namaz: Şöyle
ki: Abdest veya gusül alındıktan sonra vakit varsa, daha yaşlık kuruyacak kadar
bir zaman geçmeden iki rekât namaz kılınması mendubdur. Bu, abdest veya gusül
nimetine kavuşmanın bir şükür ifadesidir. Böyle bir temizliğe kavuşmak için
manen temiz bir inanca, maddeten de temiz bir suya sahib olmak, hem de
özürlerden beri bulunmak ve beden sağlığına kavuşmuş olmak lâzımdır. Artık bu
şartları toplayan bir insanın Yaratıcısına şükür için iki rekât namaz kılması
pek güzel olmaz mı? Bununla beraber abdest veya gusül arkasından herhangi bir
farz veya sünnet namazın kılınması ile de bu şükran görevi yapılmış olur.
3) Duhâ (Kuşluk) Namazı: Şöyle ki: Güneş
doğup bir mikdar yükseldikten sonra, istiva zamanına kadar iki, dört, sekiz veya
on iki rekât namaz kılınır ki, bu mendubdur. Bu, Peygamber Efendimizin mübarek
işi ile sabittir. Bunun sekiz rekât kılınması daha faziletlidir. Bunun en iyi
vakti, gündüzün dörtte biri geçtikten sonradır.
4) Teheccüd Namazı: Yatsı namazından sonra
daha uyumadan veya bir mikdar uyuduktan sonra kılınacak nafile namaza Salât-ı
Leyl (Gece Namazı) denir. Bunun sevabı pek çoktur. Bir mikdar uyuduktan sonra
kalkılıp kılınırsa, "Teheccüd" adını alır. Peygamber Efendimiz teheccüd namazına
devam ederlerdi. Bu gece namazı iki rekâttan sekiz rekâta kadardır. Her iki
rekâtta bir selâm verilmesi daha faziletlidir.
Bir hadîs-i şerîfde: "Her kim geceleyin
uyanır, hanımını da uyandırır, iki rekât namaz kılarlarsa, Yüce Allah'ı çok
zikreden erkekler ile kadınlardan yazılırlar" buyurulmuştur.
Yüce Allah'ı çok zikreden erkekler ile kadınlara, Yüce Allah'ın büyük bir
mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamış olduğu şu âyet-i kerîme ile
müjdelenmektedir: "Allah'ı çok zikreden erkekler ve kadınlar için Allah
büyük bir mağfiret ve mükâfat hazırlamıştır." (Ahzab, 35)
Bir kimse adet haline getirdiği bir teheccüd namazını özür olmaksızın terk
etmemelidir. "Allah yanında amellerin en
sevimlisi, az bile olsa, devamlı olanıdır."
5) Regaib Gecesi Namazı: Şöyle ki: Receb ayının ilk cuma
gecesine "Leyle-i Regaib" denir. Bazı alimlerin açıklamasına göre, Peygamber
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu gece pek çok ruhanî ahval ve ikrama
kavuşmuş olmakla Yüce Allah'a şükür için on iki rekât namaz kılmıştır. Peygamber
Efendimizin bu Regaib gecesinde ana rahmine düşmüş olduğuna dair olan bir
rivayet, uygun görülmemektedir. Çünkü bu gece ile Hazret-i Peygamberimizin
doğumu arasındaki zaman, bu hesaba aykırı düşmektedir. Ancak Hazret-i Amine'nin,
Peygamber efendimize hamile kaldığını bu gece anlamış olması düşünülebilir.
Sebeb ne olursa olsun, bu gece pek mübarek bir gecedir. Zaten Regaib, istenilen,
değeri çok olan, bağış, ihsan, ikram ve nefis şeyler demektir ve "Rağibe"
kelimesinin çoğuludur. Bu geceyi ibadetle geçirmenin sevabı çok büyüktür. Fakat
bu gecede kılınacak namazın sünnet veya mendub olması hakkında kuvvetli bir
delil bulunmamaktadır. Bu gecede toplanıp cemaatla namaz kılınması bid'at
sayılmaktadır. Zaten teravihden başka hiç bir nafile namazın çağrışarak cemaatla
kılınması sünnet değildir, mekruh sayılır. Ancak bir yerde bulunan iki, üç
kişinin bu gibi namazları cemaatla kılmaları caiz görülmüştür.
6) Mi'raç Gecesi Namazı: Receb ayının
yirmi yedinci gecesine raslayan mübarek Mi'raç Gecesinde on iki rekât nafile
namaz kılınması iyi görülmüştür. Her rekâtında Fatiha ile başka bir sûre
okuyarak iki rekâtta bir selâm vermeli, sonra yüz defa "Sübhanallahi
velhamdü lillâhi ve lâ ilahe illallahu vallahu ekber" demeli. Bundan
sonra, yüz defa istiğfar ederek yüz defa da Salât ve Selâm okumalıdır.
Gündüzün de oruçlu bulunmalıdır. Bu durumda günahla ilgili olmaksızın
yapılacak her duanın kabulü, Allah'dan umulur.
7) Berat Gecesi Namazı: Şaban ayının on
beşine raslayan geceye Berat gecesi denir. Pek mübarek bir gecedir. Berat
gecesinde, yaratıkların bir sene içindeki rızıklarına, zengin veya fakir, aziz
veya zelil olacaklarına, diriltilip öldürüleceklerine ve ecellerine, hacılarla
ilgili işlerine dair Allah tarafından meleklere bilgi verileceği söylenmektedir.
Bu bakımdan berat gecesinde ibadet etmenin ve nafile namaz kılmanın çok sevabı
vardır. Fakat bu geceye ait sünnet bir namaz yoktur. Bu konudaki rivayetler
sağlam değildir.
Berat gecesinde kılınacak namaza Salâtü'l-Hayr (Hayır Namazı) denilmiştir. Bu
namaz birçok rivayete göre yüz rekâttır. Her rekâtta Fatiha sûresinden sonra on
defa İhlâs sûresi okunur.
8) Kadir Gecesi Namazı: Ramazan ayının
yirmi yedinci gecesine rasladığı kuvvetle tercih edilen gece Kadir Gecesidir,
pek mübarek bir gecedir.
Kur'ân-ı Kerîm, bu geceden başlayarak Peygamber Efendimize inmiştir. Bu geceyi
ibadetle geçirmenin sevabı çoktur. Bu gecenin bir anı vardır ki, ona raslayan
bir dua muhakkak kabul olunur. Bu şerefli gecede, teravihden sonra bir müddet
daha ibadette bulunulması, nafile namaz kılınması, bu geceyi ibadetle geçirmek
demektir.
Deniliyor ki, Kadir Gecesi namazının en azı iki rekât, ortası yüz rekât ve en
çoğu da bin rekâttır. Bu namaz iki rekât kılındığı takdirde her rekâtinde iki
yüz âyet okunmalı, yüz rekâta kadar kılındığı zaman her rekâtinde Fatiha
sûresinden sonra "Kadir Sûresi" ile üç defa da İhlâs sûresi okunup her iki
rekâtta bir selâm verilmelidir. "Allahümme inneke afüvvün tühibbu'l-afve
fa'fü annî = Allah'ım! Sen affedicisin, bağışlamayı seversin; beni
affet", duası da tekrarlanmalıdır.
Bu namazın bu şekilde kılınacağına dair rivayetler pek kuvvetli değildir. Asıl
maksad, bu geceyi mümkün olduğu kadar ibadetle geçirmektir. Bu kutsal gecede
elden geldiği kadar, diğer nafile namazlar gibi namazlar kılınabilir. Bununla
beraber ağır ve zor davranışlardan kaçınılması daha faziletlidir.
9) Yolculuk Namazı: Bir müslüman bir yola çıkacağı veya bir yoldan
döndüğü zaman iki rekât namaz kılmalıdır. Bu, mendubdur. Giderken evde, gelince
mescidde kılmak daha faziletlidir. Peygamber Efendimiz seferden kuşluk vaktinde
dönerler ve Mescid-i Saadet'e gidip iki rekât namaz kılarlardı. Bir müddet de
orada otururlardı (sallallahu aleyhi ve sellem).
10) Tesbih Namazı: Bu namaz, her rekâtinde yetmiş
beş defa "Sübhanallahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu vallahu
ekber" diye tekbir alınan dört rekâtlı bir namazdır. Allah rızası için
nafile namaza niyet ederek "Allahü Ekber" diye namaza başlanır. Sübhaneke'den
sonra on beş kere "Sübhanallahi velhamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallahu
vallahu ekber" okunur. Sonra Eûzü Besmele çekilerek Fatiha ile bir sûre
daha okunur. Arkasından tekrar on defa "Sübhanallahi..."
tekbiri okunur. Sonra rükûa varılıp rükû tesbihlerinden sonra yine on defa
"Sübhanallahi..." okunarak rükûdan (Semi'allahü limen hamideh,
Rabbena ve lekelhamd denilerek) kalkılır. Bu kıyam halinde de on defa "Sübhanallahi..."
okunur. Ondan sonra secdeye varılıp secde tesbihleri yapıldıktan sonra yine on
defa "Sübhanallahi..." okunur. Secdeden tekbir ile kalkılır ve
celse halinde yine on defa "Sübhanallahi..." okunur. İkinci
secdeye tekbir ile varılıp üç defa yine secde tesbihleri yapıldıktan sonra on
defa "Sübhanallahi..." okunur. Böylece namaz tekbirlerinden
fazla olarak alınan tekbirlerin toplamı "Yetmiş beş" olur.
Bu birinci rekâttan sonra ikinci rekâte kalkılır ve yine önce on beş defa
"Sübhanallahi..." okunur. Sonra birinci rekâtta yapıldığı şekilde
kılınarak ka'de (son oturuş) yapılır. Tahiyyat ile Salâvatlar okunur ve selâm
verilir. Her iki rekâtta yapılan bu tesbihlerin toplamı yüz elli olur. Bundan
sonra selâm verilip aynı şekilde iki rekât daha kılınır. Böylece dört rekâtta
yapılan tesbihlerin sayısı üç yüz olur.
Bu tesbih namazında yanılma olsa, yapılacak sehiv secdelerinde bu tekbirler
getirilmez.
Tesbih namazının da sevabı çoktur. Bu namaz her vakit kılınabilir. Hiç olmazsa
haftada veya ayda veya ömürde bir defa olsun kılınmalıdır.
11) Tevbe Namazı:
Bir müslüman insanlık
gereği bir günah işlerse, hemen bundan pişman olup tevbe etmesi lâzım gelir.
İşte böyle bir kimsenin işlediği günahdan tevbe için güzelce abdest aldıktan
sonra kırsal bir yere çıkıp iki rekât namaz kılması ve o günahdan dolayı
Allah'dan mağfiret dilemesi mendubdur. Böyle günah işleyip de sonra kalbinde
pişmanlık duygusu beliren kimse, bu günahı bir daha yapmamaya karar verip Yüce
Allah'dan bağışlanmasını dilerse, Allah'ın onu bağışlayacağına dair bir hadîs-i
şerîf vardır.
12) Hacet Namazı: Âhirete veya dünyaya ait bir dileği bulunan kimse,
güzelce abdest alır ve bir rivayete göre dört, diğer bir rivayete göre on iki
rekât namazı yatsıdan sonra kılar. Sonra Yüce Allah'a hamd eder, Peygamber
Efendimize de salât ve selâmda bulunur. Ondan sonra hacet duasını okuyup o işin
olmasını Yüce Allah'dan diler.
Hacet namazının birinci rekâtında Fatiha sûresinden sonra üç defa Ayete'l-kürsî,
diğer üç rekâtinde de birer Fatiha ile birer İhlâs ve Muavvizeteyn sûreleri
okunması hakkında bir hadîs-i şerîf vardır. Hacet duası şudur:
* "Allahümmeinni es'elüke tevfika ehlilhüda ve a'male ehlil-yakîni ve
münasahata ehlittevbeti ve azme ehlissabrı ve cidde ehlilhaşyeti ve talebe
ehlirrağbeti ve taabbüde ehlilvera'i ve irfane ehlil-ilmi hatta ehafüke.
Allahümme innî es'elüke mehafeten tahcüzünî an ma'sıyetike hatta a'mele
bitaatike amelen estahıkku bihi rizake ve hatta unasıhake bittevbeti havfen
minke ve hatta uhlisa lekennasıhate hubben leke ve hatta etevekkele aleyke fil-umuri
hüsne zannin bike, Sübhaneke halikı'nnuri."
Anlamı: Allah'ım! Ben senden hidayet ehlinin
başarısını, yakîn erbabının amellerini, tevbe edenlerin ihlâsını, sabredenlerin
azmini, haşyet sahiblerinin ciddiyetini, rağbet erbabının isteklerini, takva
ehlinin iadet hallerini, ilim sahiblerinin anlayışını dilerim. Böylece korkarak
senden gereği üzere korkmuş olayım.
Allah'ım! Ben senden öyle bir korku isterim ki, beni sana isyan etmekten
engellesin de, sana itaat ederek bir amel işleyeyim, onunla senin rızanı
kazanayım; böylece senden korkarak ihlasla tevbe edeyim, sana muhabbetle ibadeti
ihlas üzere yapayım ve sana güzel zan besleyerek bütün işlerde sana tevekkül
edeyim. Ey nuru yaratan, sen bütün noksanlıklardan münezzehsin!..
13) İstihare Namazı: İnsan kendi hakkında
bir şeyin hayırlı olup olmadığına dair bir işarete kavuşmak isterse, yatacağı
zaman iki rekât namaz kılar. Birinci rekâtta "Kâfirûn" sûresini, ikinci rekâtta
da "İhlâs" sûresini okur. Namaz sonunda da istihare duasını okur. Sonra da
abdestli olarak kıbleye yönelip yatar. Rüyada beyaz ve yeşil görülmesi hayra
işarettir. Siyah veya kırmızı görülmesi de şerre (kötüye) işarettir. Bu şekilde
İstihare namazının yedi gece yapılması ve kalbe ilk gelene bakılması da bir
hadîs-i şerîfle buyurulmuştur.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ashabına istihareyi
öğretirlerdi. İstihare namazını kılmak mümkün olmayınca, yalnız duası ile
yetinilir. Aslında meşru ve hayırlı bir iş için yapılacak istihare, onun
istenilen vakitte yapılıp yapılmaması yönünden yapılır. Yoksa doğrudan doğruya o
hayırlı iş için yapılmaz. Belli bir senede hac yapılıp yapılmaması gibi...
İstihare duası Peygamber Efendimizden şöyle rivayet edilmiştir:
** "Allahümme, innî estehîruke bi'ilmike ve
estakdiruke bikudretike ve es'elüke min fadlike'l-azîmi. Feinneke takdiru ve lâ
akdiru ve ta'lemu ve lâ a'lemu. Ve ente allâmu'l-ğuyûbi. Allahümme in künte
ta'lemu enne haze'l-emre hayrun li fi dînî ve meaşî ve akıbeti emrî ve a'cili
emri ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu lî sümme barik fîhi. Ve in künte ta'lemu
enne haze'l-emre şerrun lî fi dînî ve maişî ve akıbeti emri ve a'cili emrî ve
âcilihi fasrifhu anni vasrifnî anhu. Fakdir lîye'l-hayre haysü kâne. Sümme
erdınî bihi."
Anlamı: Allah'ım! Sen
bildiğin için, hakkımda hayırlı olanı senden isterim ve kudretin yettiği için
de, ben senden güç isterim. Senin büyük ihsanından hayır dilerim. Çünkü senin
her şeye gücün yeter; ben ise güçsüzüm. Sen her şeyi bilirsin; ben bilmem. Sen
olacak şeyleri de bilensin.
Allah'ım! Eğer bu iş, benim dinim, dünya yaşayışım, akıbet olarak işim, dünya
ve âhiretim hakkında hayırlı olduğunu biliyorsan, bunu bana takdir et ve bana
kolaylaştır. Sonra onda bana bereket ver. Eğer bu iş benim dinim, yaşayışım,
akıbet olarak işim, dünya ve âhiretim hakkında benim için kötülük olduğunu
biliyorsan, bunu benden kaldır, beni de ondan uzaklaştır. "Hayır nerede ise bana
onu takdir ve nasib et. Sonra beni ona razı kıl..."
14) Katil Namazı: Her nasılsa kısasla
öldürülecek olan bir müslüman bu cezanın uygulanmasından önce iki rekât nafile
namaz kılarak tevbe istiğfar etmelidir, hayırlı dualar yapmalıdır. Bu namaz onun
Allah tarafından bağışlanmasına vesîle olabileceği cihetle güzel görülmüştür.
15) İstiska (Yağmur Duası) Namazı: Yağmurlar kesildiği zaman,
müslümanlar yağmur duasına çıkarlar, ikramı bol olan yaratıcımızdan yağmur
yağdırmasını isterler. İmam Azam'a göre "İstiska"dan maksad yalnız duadır,
mağfiret dilemektir. Bunda cemaatle namaz sünnet değildir; fakat caizdir.
İnsanlar isterlerse ayrı ayrı namaz kılabilirler. İki İmama göre ise, İstiska
için en büyük idarecinin veya onun göstereceği kimsenin, cuma namazı gibi
aşikâre okuyuşla iki rekât namaz kıldırması mendubdur. Bu namazın arkasından,
bayramlarda olduğu gibi, hutbe okunur. Hatib minbere çıkmaz, yerde durur. Kılıç,
ok veya sopa gibi bir şeye dayanarak hutbelerini okur.
Üç gün arka arkaya İstiska duasına çıkılması güzeldir. Yağmurun inmesi
gecikirse, eski elbiseler giyilerek ve başlar öne eğilerek tevazu içinde yaya
olarak sahraya çıkılır. Önceden tevbeler yapılır, sadakalar verilir. Haksız yere
alınmış şeyler varsa, sahiblerine geri verilir. Müslümanlar için mağfiret
istenir.
İmam Muhammed'e göre hatib, hutbe esnasında elbisesi dört köşeli ise bunun
aşağısını yukarıya, yukarısını da aşağıya çevirir. Değirmi ise sağını sol tarafa
ve solunu da sağ tarafa getirir. Giydiği kaba kaftan ise, içini dışarıya ve
dışını da içeriye getirir ve bu şekilde elbisesini giyer. Bu, sıkıntılı durumun
değişmesi için bir hayır nişanı olarak yapılır. Fakat cemaat elbiselerini böyle
tersine giymez.
Müslümanlar yağmur duasına çıkarlarken çocuklarını, evcil hayvanlarla onların
yavrularını beraberlerinde götürürler. Çocukları ve yavruları bir müddet
analarından uzaklaştırırlar. Böylece üzüntülü bir hal içinde zayıflara ve
ihtiyarlara dua ettirerek kendileri de amîn derler. İşte üzüntü, tevazu, kalb
yumuşaklığı ve büyük bir teslimiyet içinde Yüce Allah'ın rahmet ve yardımı
istenir. Daha sahraya çıkmadan yağmur yağmaya başlarsa, buna bir şükür karşılığı
olsun diye yine sahraya çıkarlar. Bunu yapmak mendubdur.
Yağmurlar istenenden çok yağmaya başlayınca, bunun kesilmesi veya başka
taraflara dönmesi için dua edilmesinde bir sakınca yoktur.
Yağmur yağarken: "Allahümme sayyiben nafi'an = Allah'ım! Bunu
yararlı yağmur yap" denir, istenilenden fazla yağınca da: "Allahümme
havaleyna ve lâ aleyna = Allah'ım! Bunu zarar vermeyecek yerlere
yağdır, bizim üzerimize yağdırma" diye dua edilir.
Dua eden isterse ellerini yukarıya kaldırır, isterse iki işaret parmağı ile
işaret eder. Her zaman sonsuz rahmetine ve yardımına kavuşmakta bulunduğumuz
ikram ve merhameti bol olan Allah'ımızı hiç bir an unutmamak ve her vesile ile
O'na muhtaç olduğumuzu anlayarak Yüce varlığına yönelmek ve yalvarışta bulunmak,
bizim için bir kulluk borcudur.
Bir düşünelim: Zaman zaman bulutlardan topraklarımıza yağan o yararlı
yağmurlar kesilse, bunun sonu olarak da ırmaklar ve dereler kurusa, su kanalları
bomboş kalsa, acaba bu suları bize kim getirebilecektir?
Kaynaklarından daima fışkırıp duran ve hayatımıza hizmet eden o tatlı ve
berrak suları Yüce Allah yerin dibine geçirse, acaba bunları kim bize
getirebilecektir?
İşte "De ki: Bana bildiriniz bakalım. Eğer
suyunuz bir sabah yerin dibine batıp çekilse, size böyle akıp giden bu suyu
(Allah'dan başka) kim getirebilecektir?"
(Mülk, 30) âyet-i kerîme de, dikkat ve düşüncemizi bu noktaya çekiyor. Artık
insanlık için habersiz kalmak ve Hak'dan yüz çevirip nankörlük etmek asla caiz
olmaz.
Peygamber Efendimizin bize nakledilen yağmur duası şudur:
***
"Allahümme, eskına ğaysen muğîsen henîen
merîen ğadekan mücellilen seyhan ammen tabakan. Allahümme, eskine'l-ğayse ve lâ
tec'alnaminelkanitîn. Allahümme, inne bilbilâdi ve'l-ibadi vel-hakkı minel-levâi
ve'd-danki ma lâ neş-kü illâ ileyke. Allahümme, enbit lena Ezzer'a edirre lena
eddar'a ve eskına min, berakâtissema'i ve enbit lena min berekâtı'l-arzı.
Allahümme, inna nestağfiruke inneke künte ğaffaren feersilissemae aleyna midrara."
Anlamı: "Bize yardım eden, içimize sinen, bol ve
faydalı olup her tarafı kaplayan ve her tarafı sulayan genel bir yağmur ihsan
et.
Allah'ım! Bizi yağmurla sula, bizi ümitlerini kesmiş kimselerden etme.
Allah'ım! İllerde, kullarda ve yaratıklarda öyle bir güçlük ve darlık var ki,
senden başkasına arzedemeyiz. Allah'ım! Bizim için ekinler bitir, hayvan
memelerini sütle doldur, bizi göğün bereketlerinden sula ve yeryüzünün
bereketlerinden bize ürün bitir. Allah'ım! Biz senden mağfiret dileriz. Şübhe
yokki sen, çok bağışlayansın. Artık bize gökten bol bol yağmur yağdır."
16) Küsûf (Güneş Tutulması) Namazı: Güneş
tutulduğu zaman, cuma namazını kıldıran imam, ezansız ve ikametsiz en az iki
rekât namaz kıldırır. İmam Azam'a göre gizlice ve iki imama göre de aşikâre
olarak fazla mikdar kıraatta bulunur. Her rekâtında bir rükû ve iki secde yapar.
Namazdan sonra da güneş açılıncaya kadar kıbleye doğru ayakta veya insanlara
karşı oturarak dua eder. Cemaat da "amîn" der. Böyle bir imam bulunmazsa,
insanlar bu namazı kendi evlerinde tek başlarına kılarlar. Bunu büyük bir camide
kılmak, mescidlerde kılmaktan daha faziletlidir. Sahrada da kılınabilir.
Küsûf namazında İmam Azam'a, İmam Malik'e ve İmam Ahmed'e göre, hutbe okunmaz.
Çünkü Peygamber Efendimiz, güneş tutulması olayından dolayı namaz kılınmasını,
dua edilmesini, sadaka verilmesini öğütlemişlerdir. Hutbe okunmasını
emretmemişlerdir. İmam Şafiî ile İbni Hacer ve bazı alimlere göre, namazdan
sonra hutbe okunması müstahabdır.
17) Husüf (Ay Tutulması) Namazı: Ay tutulduğu zaman, müslümanların
kendi evlerinde tek başına olarak güneş tutulması namazı gibi, gizli ve aşikâr
okuyuşla iki veya dört rekât namaz kılmaları güzel görülmüştür. Bu namazın
camide cemaatla kılınması, İmam Azam'a göre sünnet değildir; fakat caizdir.
(İmam Şafiî ile İmam Ahmed ve diğer bazı hadis alimleri de, bu namazın
cemaatla kılınması görüşündedirler. İmam Malik'e göre ise, cemaatla kılınamaz.
İnsanların geceleyin her taraftan toplanıp bunu cemaatla kılmaları güç bir
iştir.)
Şiddetli rüzgâr, fazla karanlık, geceleyin fazla aydınlık, yer sarsıntıları ve
taşkın hastalıklar gibi korkunç olaylar karşısında da güneş ve ay tutulması
namazları gibi bir namaz kılınması güzel görülmüştür.
Bu gibi arızalar ve olaylar, hep Allahü Teâlâ'nın azamet ve kudretine,
hikmetli işlerine delâlet eden birer nişandır.
"Biz o âyetleri (mucizeleri) ancak
korkutmak için göndeririz." (İsra, 59) âyet-i kerîmesinin beyanı üzere,
bu gibi alâmetler insanları korkutmak, onları günahlardan kurtarıp ibadet ve
tevbeye yöneltmek için zaman zaman meydana gelen kudret alâmetleridir. Bunları
gören sağduyulu bir kimsenin ruhunda bir korku ve bir heyecan belirir.
Gözlerinin önünde Yüce Allah'ın celâl ve azameti canlanmaya başlar. Artık o
kimse, büyük yaratıcımızın bu âlemi ne kadar muntazam ve mükemmel bir şekilde
yaratmış olduğunu anlar. Daima o büyük yaratıcının korumasına muhtaç olduğunu
kavrar. Bu anlayışla, ezelden beri var olan yaratıcısına döner. O'na saygı için
namaz kılar, O'nun koruma ve yardımına kavuşmak için dua eder. Böylece gafletten
uyanır. Anlayışlı bir ruha sahib olmak için çalışmış olur.
Güneş ve ay'ın tutulmasının ne gibi muntazam kanunlar dairesinde meydana
geldiği bilinmektedir. Düşünen bir insan için, bu kanunları, böyle belirli ve
mükemmel bir şekilde meydana getiren Yüce Yaratıcıyı anlamak en yüksek bir
görevdir.
Güneş ve ay tutulması ile, aydınlık nimeti karanlığa dönüyor. İki parlak
kürenin görüntüsünü yoğun bir gölge kaplıyor. Bu durum devam edecek olsa,
hayatımızda kim bilir ne acı değişiklikler meydana gelir. Halbuki her şeyi
bilen, hikmet sahibi olan âlemlerin yaratıcısının koyduğu tabiat kanunları buna
engel oluyor. Bu korkunç üzüntü verici durum az sonra kalkıyor. O iki kudret
kaynağı, yine olanca parlaklığı ile aydınlık ve nurlarını etrafa saçıp durmaya
başlıyor. Artık bundan dolayı Kerim ve Rahim olan yaratıcımıza binlerce, yüz
binlerce şükretsek, yine kulluk görevimizi yerine getirmiş olamayız.
Hiç kimsenin doğmasından veya ölmesinden dolayı ay ile güneşin tutulmayacağını
Peygamber Efendimiz beyan buyurmuşlardır. Şöyle ki: Peygamber Efendimizin
muhterem çocuğu İbrahim, bir buçuk yaşında iken hicretin onuncu yılında vefat
etmişti. O'nun ölümü gününde güneş tutulmuştu, insanlar bu masum yavrunun
ölümünden dolayı güneşin tutulduğunu sanmışlardı. Bunun üzerine Peygamber
Efendimiz:
"Güneş ile ay bir kimsenin ne ölümünden, ne
de hayata kavuşmasından dolayı asla tutulmazlar. Bunların tutulduğunu gördüğünüz
zaman namaz kılın, Yüce Allah'a dua edin."
Diğer bir hadîs-i şerîfde de: "Bunlar Yüce
Allah'ın alâmetlerinden iki nişandır" diye buyurulmuştur.
Peygamber Efendimizin mübarek ifadeleri daima böyle gerçekleri aydınlığa
kavuşturmuş, insanları yanlış düşüncelerden ve inançlardan engellemiştir. Her
yönü ile pak olan İslâm dini, akla ve hikmete uygun olmayan inanç ve
davranışlardan büsbütün beri bulunmuştur. Artık böyle yüksek bir Peygambere ve
mukaddes dine kavuşmamızdan dolayı ne kadar şükür secdelerine kapansak, yine az
değil mi?
404- Beş vakit vardır ki, onlara Mekruh Vakitler
denir.
Birincisi: Güneşin doğmasından bir mızrak boyu (beş derece) ki, memleketimize
göre kırk ile elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır.
İkincisi: Güneşin yükselip de tam tepeye geldiği zeval anının bulunduğu
vakittir.
Üçüncüsü: Güneşin sararmasından ve gözleri kamaştırmaz bir hale gelmesinden
itibaren batışı zamanına kadar olan vakittir.
Dördüncüsü: Fecr-i Sadık'ın doğmasından güneşin doğacağı zamana kadar olan
vakittir.
Beşincisi: İkindi namazı kılındıktan sonra güneşin batmasına kadar olan
vakittir.
405- Evvelki üç kerahet vaktinde ne kazaya kalmış farz namazlar, ne vitir gibi vacib olan namazlar, ne de önceden hazırlanmış bir cenaze namazı kılınabilir, ne
de evvelce okunmuş bir secde ayeti için tilavet secdesi yapılabilir. Bunlar
yapılırsa, iadeleri gerekir.
Bu üç vakitte nafile namaz da kılınmaz. Ancak kılınacak olsa, kerahetle caiz
olur ve iadesi gerekmez. Çünkü bu kerahet, nafile namazların sağlıklı olmasına
engel değildir. Bununla beraber bu vakitlerden birine raslayan bir nafile namazı
bozup kerahet vaktinden sonra onu kaza etmek daha faziletlidir.
Bu üç vakit, ateşe tapanların ibadet zamanlarıdır. Onlara benzemekten
kaçınmak, hak dine saygının gereğidir.
Diğer iki kerahet vaktinde ise, yalnız nafile namaz kılmak mekruhtur. Farz ve
vacib namaz mekruh değildir. Cenaze namazı, tilavet secdesi de mekruh değildir.
Bu iki vakitten birinde başlanmış olan bir nafile namazı, kerahetten kurtulması
için bozulmuş olursa, sonradan onu kaza etmek gerekir.
406- Güneşin batışı halinde, yalnız o günün ikindi namazı kılınabilir. Fakat
diğer bir günün kazaya kalmış olan ikindi namazı kılınamaz. Çünkü kamil bir
vakitte vacib olan bir ibadet, nakıs olan (keraheti bulunan) bir vakitte kaza
edilemez. Kerahet vakti ise, ibadetlerin noksanlığına sebebdir.
Güneşin doğuşuna raslayan herhangi bir namaz ise bozulmuş olur. Bunun için bir
kimse, daha ikindi namazını kılmakta iken güneş batsa, namazı bozulmaz. Fakat
sabah namazını kılmakta iken güneş doğsa, namazı bozulur. Çünkü birinci halde,
yeni bir namaz vakti girmiş olur. İkinci halde ise, namaz vakti çıkmış; fakat
yeni bir namaz vakti girmemiş olur.
407- Tam zeval anına raslayan bir namaz farz veya vacib ise, bozulur. Eğer
nafile ise, mekruh olmuş olur. Yalnız İmam Ebû Yusuf'dan bir rivayete göre, cuma
günü zeval vaktinde nafile namaz kılınması caizdir ve kerahati yoktur. Zeval
vakti son bulup da güneş batıya doğru yönelmeye başlayınca, artık ittifakla
kerahet vakti çıkmış olur. Zeval vakti için namaz vakitleri bölümüne bakılsın.
408- Kerahet vaktinde okunan bir secde ayetinden dolayı, o vakitte secde
yapılabilir. Fakat bu secdeyi kerahet vaktinden sonraya bırakmak daha
faziletlidir. Yine kerahet vakitlerinden birinde hazırlanmış olan bir cenazenin
namazı o vakitte kılınabilir. Öyle ki, faziletli olan, bu namazı geciktirmeyip
hemen kılmaktır. Çünkü cenazelerde acele etmek mendubdur.
409- Güneşin batışından sonra daha akşam namazını kılmadan nafile namazı
kılmak mekruhtur. Çünkü akşam namazı geciktirilmiş olur. Oysa ki, akşam
namazında acele etmekte fazilet vardır.
410- Cuma günü imam hutbeye çıktıktan sonra veya ikamet getirildikten sonra
nafile bir namaza başlamak mekruhtur.
411- İki bayram namazından önce ve bayram hutbeleri arasında ve bu hutbelerden
sonra bayram namazı kılınan yerde nafile namaz kılmak mekruh olduğu gibi, güneş
tutulması, yağmur duası ve hac hutbeleri arasında da mekruhtur. Bu hutbeleri
dinlemek lazımdır.
412- Mekruh olmayan bir vakitle başlanmış olan nafile bir namaz bozulmuş olsa,
(bunu kaza etmek vacib olduğundan) ikindi namazından sonra güneşin batışına
kadar ve fecrin doğuşundan sonra güneşin bir mızrak boyu yükselmesine kadar kaza
edilemez, mekruhtur. Bununla beraber kaza edilse sahih olur. Diğer kerahet
vakitleri de böyledir. Ancak başta sıralanan ilk üç kerahet vakti böyle
değildir. Onların birinde kaza edilmesi sahih olmaz. Yeniden kazası gerekir.
413- Güneş doğduktan sonra görünüşüne göre bir veya iki mızrak boyu yükselmesi
ile kerahet vakti çıkmış olur. Artık istenilen nafile ve kaza namazları
kılınabilir. Bu zamanı belirlemek için başka kolay bir usul de vardır. Şöyle ki:
Çeneyi göğse dayayarak güneşe bakmalı; eğer güneş ufuktan yükselmiş olmasından
dolayı görünmezse, kerahet vakti çıkmış demektir.
-
NAMAZLARDA MEKRUH OLAN VE OLMAYAN
OKUYUŞLAR
414- Namazlarda mütevatir
(gerçek bir nakil ile sabit) yedi kıraattan (Kur'ân
okunuşundan) herhangi biri seçilebilir. Ancak tuhaf ve
garib görülecek kıraatlar seçilemez. Çünkü
işin gerçeğini anlayamayacak bazı kimselerin günaha girmelerine sebebiyet
verilmiş olabilir.
Hanefi İmamları, Ebû Amr
ile Hafs'ın Asım'dan olan
kıraatlarını seçmişlerdir.
415- Kur'ân-ı Kerîm'i namazda sırası üzere
okumakta bir sakınca yoktur. Fakat mukim (ikamet halinde) olan bir kimse için
sünnet olan Mufassal denilen sûreleri okumaktır. Şöyle ki: Kıraat
mikdarında misafir (yolcu) için sünnet olan,
Fatiha'dan sonra dilediği bir sûreyi okumaktır. İmam olsun olmasın, mukîm için
sünnet olan, sabah ve öğle namazlarında Fatiha'dan sonra "Tıvâl-i
Mufassal" denilen sûrelerden, ikindi ile yatsı namazlarında "Evsat-ı
Mufassal" denilen sûrelerden, akşam namazlarında da "Kısar-ı
Mufassal" denilen sûrelerden bir sûre okumaktır.
"Hücurat" sûresinden "Burüc"
sûresinin sonuna kadar olan sûreler Tıval-ı
Mufassal'dır. "Tarık" sûresinden "Lem
yekûn" sûresinin sonuna kadar olan sûreler Evsat-ı
Mufassal'dır. Bundan sonraki sûreler de, Kısarı Mufassal'dır.
Bu sûrelere "Mufassal" denilmesinin sebebi, bunların birbirlerinden arka arkaya
Besmele ile ayrılmış bulunmalarıdır.
416- Namazların Fatiha sûresinden sonra, bir mikdar
daha Kur'ân okunması gereken rekâtlarında tam bir
sûre okunması daha faziletlidir. Bununla beraber bir sûrenin bir kısmı bir
rekâtta, diğer kısmı da öteki rekâtta okunabilir, bunda kerahet yoktur.
417- Namazın bir rekâtinde bir sûrenin sonunu,
diğer rekâtinde de başka bir sûrenin sonunu okumak,
sahih olan görüşe göre mekruh değildir.
418- Namazın bir rekâtinde bir sûrenin başından
veya ortasından, diğer rekâtinde de başka bir
sûrenin başından veya sonundan okumakta veya kısa bir sûre okumakta kerahet
yoktur. Fakat iyisi, bir zaruret olmadıkça böyle okumamaktır.
419- Namazın bir rekâtında bir sûre, diğer rekâtında da arada iki veya daha
ziyade bulunmak üzere aşağıya doğru başka bir sûre okunması mekruh değildir.
Fakat arada bir sûrenin bulunması mekruhtur. Ancak terk edilen bu sûre, önce
okunan sûreden en az üç âyet mikdarı uzun
bulunuyorsa mekruh olmaz.
420- Namazda bir sûrenin bir âyetinden arada en az iki âyet bulunmak üzere
diğer âyetine geçmek mekruh değildir. Fakat iyisi,
bir zaruret olmadıkça geçmemektir.
421- Bir rekâtta iki sûreyi toplayarak okumakda
kerahet yoktur. Ancak arada bir veya birkaç sûre bırakılmış olursa mekruh olur.
Bununla beraber farz namazlarda böyle iki sûrenin bir rekâtta toplanmaması daha
iyidir.
422- Zaruret olmadıkça, bir rekâtta bir âyetten diğer âyete
geçmek mekruhtur. Aralarında üç âyet dahi bulunsa
böyledir. Eğer yanılarak böyle bir geçiş yapılmış
olur da sonra hatırlanırsa, bu âyetler sıraları üzere yeniden okunur.
423- Namazda Kur'ân okunurken bir âyet yerine
başka bir âyet okunsa bakılır: Eğer tam bir duraklama ile durduktan sonra başka
âyete başlanmışsa, namaz bozulmaz.
وَالْعَصْرِ
إِنَّ الْإِنسَانَ
denildikten sonra:
اِنَّ
اْلاَبْرَارَلَفِئ نَعِئم
âyet-i kerîmesini okumak gibi.
Fakat duraklama yapılmaksızın okunan âyete başka bir âyet bitiştirilmiş ise
bakılır: Eğer manâ değişmemişse, yine namaz bozulmaz.
اِنَّ الَّذِينَ اَمَنُواوَعَمِلُوالصَّالِحَاتِ
كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزَلاً
Yerine
اِنَّ
الَّذِينَ امَنُواوَعَمِلُواالصَالِحَاتِ فَلَهُمْ جَزَاءُالْحُسْنَى
okumak gibi.
Fakat manâ değişmişse, bütün fıkıh alimlerine göre namaz bozulur. Yukarıdaki
âyet-i kerîmeyi:
اِنَّالَّذِينَ اَمَنُواوَعَمِلُواالصَّالِحَاتِ
هُمْ شَرُّالْبَرِّيَة
Şekilde okumak gibi.
424- Bir namazda âyet-i kerîme tekrarlansa veya bir sûre bir rekâtta iki defa
okunsa veya bir sûre iki rekâtta da okunsa bakılır: Eğer yalnız başına kılınan
bu namaz bir nafile namaz ise mekruh olmaz. Fakat farz namaz ise, unutmak veya
başka bir sûre bilmemek gibi bir özü bulunmadıkça mekruh olur.
425- Birinci rekâtta "Nas" sûresi okunsa, ikinci
rekâtta da bu sûrenin okunması uygun olur. Çünkü tekrar etmek, geriye dönüp
okumaktan daha iyidir. Ancak hatim ile namaz kılan bir kimse, birinci rekâtta "Muavvizeteyn"
sûrelerini okumuş ise, ikinci rekâtta Fatiha'dan sonra Bakara sûresinden bir
mikdar okur.
426- İkinci rekâtta, birinci rekâtta okunan sûrenin üstündeki sûreyi okumak
mekruhtur. Kasden yapılmazsa mekruh olmaz. Bununla
beraber okunmaya başlanmış ise terk edilmemelidir. Bunun nafile namazlarda
mekruh olmayacağını söyleyenler de vardır.
427- Namazda Sübhaneke'yi,
Eûzü Besmele'yi ve Amîn lâfzını aşikâre okumak mekruhtur.
428- Ayakta okunan âyetleri rükû halinde bitirmek mekruhtur. Okunan âyetleri
ve sûreleri namaz içinde parmakla saymak da İmam Azam'a
göre mekruhtur. İki imama göre bunda bir sakınca yoktur.
429- Nafile namazların birinci rekâtları ikinci rekâttan uzun tutmak
mekruhtur. Ancak Peygamber Efendimizden nakledilmiş bir hadîs varsa mekruh
olmaz. Örnek: Bir rivayete göre Peygamber Efendimiz vitir namazının
berinci rekâtında "A'lâ"
sûresini, ikinci rekâtında "Kâfirûn" sûresini ve
üçüncü rekâtında da "İhlâs" sûresini okumuşlardır.
İmam Muhammed'e göre, yalnız teravih namazlarında birinci rekâtlar, ikinci
rekâtlardan daha uzun olabilir.
430- Farz namazlarla nafile namazlarda, ikinci rekâtları birinci rekâtlardan
uzun yapmak mekruhtur. Fakat nafilelerde üçüncü rekâtları birinci ve ikinci
rekâtlardan uzun tutmakta kerahet yoktur. Çünkü nafilelerde her iki rekât
müstakil bir namaz sayılır.
431- Farz namazlarda ve cemaatla kılınan
namazlarda okunan âyetlerden dolayı namaz kılmakta olan kimsenin: "Ya
Rabbi! Beni ateşten koru" diye duada bulunması veya Yüce
Allah'dan mağfiret dilemesi mekruhtur. Yalnız başına nafile namaz kılanın
bu şekilde dua etmesinde bir sakınca görülmemektedir.
432- Namazda sünnet mikdarı
Kur'ân okunduktan sonra, insanda bir tutukluk (ve şaşırma) olursa, hemen
rükûa gitmeli, başka bir âyete veya sûreye geçmemelidir.
Fakat henüz sünnet mikdarı okumamışsa, başka bir
yere geçmesinde kerahet olmaz.
433- Kur'ân-ı Kerîm, farz namazlarda yavaşça ve
harfleri belirterek okunmalı. Teravih namazlarında ise, yavaş ve
sür'atli okuyuş arasında bir kıraat yapmalıdır.
Diğer gece namazlarında sür'atle okunabilir. Fakat
mana anlaşılabilecek şekilde olmalı ve tecvid hatası
bulunmamalıdır.
434- Namazda ve namaz dışında sesli olarak Kur'ân
okunurken, sadece sesi güzelleştirmek ve okuyuşu süslemek için makamla okumak
iyi kabul edilmiştir. Çünkü bir hadîs-i şerîfde:
"Kur'ân-ı Kerîm'i seslerinizle bezeyiniz"
buyurulmuştur. Yeter ki bununla mana değişmesin,
kelimelerin aslı bozulmasın ve tecvid kurallarına
uyulsun. Harfler uzatılarak bir harf, iki harf gibi okunmasın. Bazı müezzinlerin
namazda tebliğ görevini yaparken fazla bir elif daha ilâve ederek:
رَابَّنَالَكَ الْحَمْدُ demeleri bu
nevidendir. رب Allah, راب
ise, üvey baba demektir. Mana değişikliğinden dolayı namazı bozacağından, bu
gibi nağmelerden kaçınmak lâzımdır.
Sonuç: Yapılan nağmeden dolayı Kur'ân
kelimelerinin manaları değişirse namaz bozulur. Fakat "Med"
ve "Lin" denilen harflerde değişiklik aşırı derecede
olmazsa namaz bozulmaz. Aşırı derecede olursa namaz bozulur, isterse mana
değişmesin. (*)
(*) Harekesiz olan Elif harfinin üstünde üstün olursa, Vav
harfinin üstünde ötre olursa, ye harfinin harekesi
esre olursa bu harfler birer med harfleri olur. رَبَّنَا
مُؤْمِنُونَ
مُسْلِمِينَ
kelimelerinde olduğu gibi. Vav ve ye harflerinin
evvelindeki harf üstün ve kendileri sakin olursa, bu harflerden her biri bir "lîn"
harfi olur. حَوْف
غَيْب kelimelerinde olduğu gibi.
-
ZELLETÜ'L-KARİ'YE (OKUYUCUNUN
YANILMASINA) AİT ESASLAR
435- Namaz içinde meydana gelen bir okuyuş
yanlışlığı ile namaz bozulur mu, bozulmaz mı konusu pek önemlidir. Buna dikkat
gerekir. Kur'ân okurken bir hata yapılmasına veya okuyucunun sürçmesine
Zelletü'l-Karî (Okuyucunun Sürçmesi) denir. Bu konuda başlıca esaslar şunlardır:
436- Kur'ân-ı Kerîm'in bir kelimesi kasden değiştirilir de, bununla mana
değişmiş olursa, namaz ittifakla bozulur. Ancak kelime övgüye ait olup onun
yerine yine övgüye ait bir lâfız okunmuş olursa bozulmaz. Fakat böyle bir
davranış caiz görülmez.
Amma yanılarak değiştirilmiş olursa, bakılır: Eğer okunan lâfzın benzeri
Kur'ân'da bulunmaz, manası da Kur'ân'daki kelimenin manasından uzak olup
aralarında fazla bir ayrılık bulunarak iki mana arasında bir ilgi bulunmazsa,
bununla namaz ittifakla bozulur. "Hâzâ't-turâbu" yerine,
"Hazâ'l-gubâru" okumak gibi. Fakat okunan lâfız tesbih, hamd ve
zikir manasında ise bozulmaz.
Eş ve benzeri Kur'ân'da bulunmadığı halde, manası da bulunmayan bir lâfız
hakkında da hüküm böyledir. "Yevmetüb-le's-serâiru" yerine,
"Yevme tüblâs-serâilu" okunması gibi.
437- Yanılarak okunan bir lâfzın benzeri Kur'ân'da bulunur da, bu lâfız, ile
Kur'ân'daki kelimenin manası aşırı şekilde değişmemekle beraber ikisinin manası
biribirinden uzak bulunursa İmam Azam ile İmam Muhammed'e göre namaz bozulur.
İhtiyat da bundadır. Fakat İmam Ebû Yusuf ile diğer bazı fıkıh alimlerine göre
namaz bozulmaz. Çünkü bunda herkes için bir güçlük vardır. İnsanların çoğu
bundan kurtulamaz. Onun için fetva da buna göredir.
438- Yanılarak okunan bir lâfzın benzeri Kur'ân'da bulunmamakla beraber
bununla mana değişmeyecek olsa, İmam Azam ile İmam Muhammed'e göre namaz
bozulmaz. Çünkü mana asıldır, en çok manaya önem verilir. Fakat İmam Ebû Yusuf'a
göre bozulur; çünkü burada asıl olan, Kur'ân'da benzerinin bulunup
bulunmamasıdır. "Kavvâmîne" yerine "Kayyâmîne"
okunması gibi...
Demek oluyor ki, İmam Azam ile İmam Muhammed, yanılarak yanlış okunan lâfız
ile, Kur'ân'daki mananın fazla değişip değişmemesini göz önüne almışlardır.
Şöyle ki: Eğer mana fazla değişirse, namaz bozulur, değilse bozulmaz; okunan
lâfzın benzeri Kur'ân'da bulunsun veya bulunmasın.
İmam Ebû Yusuf ise, okunan lâfzın Kur'ân'da benzerinin olup olmamasını esas
tutmuştur. Bundan dolayı, eğer Kur'ân'da benzerinin olup olmamasını esas
tutmuştur. Bundan dolayı, eğer Kur'ân'da benzeri varsa namaz bozulmaz, isterse
mana aşırı derecede değişmiş olsun. Eğer benzeri Kur'ân'da yoksa namaz bozulur,
isterse mana aşırı derecede değişmiş olmasın.
Yukarda (436, 437, 438.) maddelerde gösterilen üç esas, önceki devir (mütekaddimîn)
müctehidlere göredir. Aşağıdaki esaslar da, daha sonraki devir (müteahhirîn)
fıkıh alimlerine göredir. Bunlar bu konuda biraz daha genişlik göstermişlerdir.
439- Kur'ân-ı Kerîm'in okunuşunda yanılarak i'rab yönünden yapılacak hata,
manayı ne kadar değiştirecek olursa değiştirsin, namazı mutlaka bozmaz. Çünkü
insanların çoğu i'rabın şekillerini ayırmaya güç yetiremez. "İbrahime"
kelimesinin sonunu "İbrahimu" şeklinde ötre ve "Rabbuhu" kelimesinin "Ba"
harfini de üstün "Rabbehu" şeklinde üstün okumak gibi... "Na'budu" kelimesinin
be'sini de "Na'bedu" şeklinde esre okumak böyledir.
440- Kur'ân kelimelerinden şeddesiz olan bir harfi sehven şeddeli okumak veya
şeddeli bir harfi şeddesiz okumak, uzatılacak bir harfi uzatmamak, kısa okunması
gereken bir harfi uzatmak, idğam edilecek harfleri ayrı ayrı okumak ve ayrı ayrı
okunacak harfleri idğam etmek (birleştirip şeddeli okumak) namazı bozmaz. "İyyâke"
kelimesini şeddesiz okumak gibi. Yersiz olarak yapılan imale de namazı bozmaz. "Bismillahi"
veya "Mâliki yevmi'd-dîn" âyetlerini imale ile okumak gibi...
İnce okunacak bir harfi kalın okumak, kalın okunacak bir harfi ince okumak da
böyledir; çünkü bunlarda da çoğunluğun yetersizliği vardır.
441- Kur'ân okunurken durulmayacak yerde durulsa veya ilk olarak bu yapılsa,
bakılır: Eğer bununla mana bozulmazsa ittifakla namaz fasid olmaz. Fakat mana
değişirse, bunda ihtilâf vardır. Kabul edilen fetva bununla da namazın
bozulmamasıdır. Müctehidlerden sonraki alimlerin görüşü budur. Çünkü bunda da
çoğunluk için bir güçlük vardır, herkes manayı bilip ona göre Kur'ân okuyamaz.
Ayrıca unutmak ve nefes kesilmek gibi hallerden de kurtulamaz. Bunun için "Lâ
ilâhe" diyerek durduktan sonra "İlâhû" denilse veya "Kaleti'l-Yehudu = Yahudiler
dedi" deyip durulduktan sonra "Uzeyrün ibnullahi = Üzeyr Allah'ın oğludur" diye
başlanılsa, tercih edilen görüşe göre, namaz bozulmaz.
442- Kur'ân'daki bir harf yerine sehven başka bir harf okunacak olsa, bakılır:
Eğer bu iki harf arasında Kaf ve Kâf gibi mahreç (harflerin çıkış) yakınlığı
varsa veya bunlar Sin ile Sad gibi bir mahreçten olup aralarında değişiklik caiz
ise bununla namaz bozulmaz.
(فَلاَتَقْهَرْ) yerine
(فَلاَتَكْهَرْ)
ve
(فَتْح قَرِيبٌ )
yerine
( فَتْح غَريبٌ)
okunması gibi.
( الصَّمَدُ)
yerine
(السَّمَدُ)
okunması da böyledir.
(ج ل ى)
harfleri bir mahreçten oldukları halde aralarında değişme caiz değildir. Bu
harfler birbirlerine çevrilemezler.
443- İki harf arasında mahreç birliği veya yakınlığı olmadığı halde çoğunluk
bakımından güçlük bulunup bunların aralarını ayırmak zor olsa, bunlardan birinin
yerine diğerinin telâffuz edilmesi, fıkıh alimlerinden çoklarına göre namazı
bozmaz.(ض) yerine
( د ذ ) veya
(ظ ) harfinin okunması ve
( ذ ) yerine de
(ز)
veya
(ظ) harfinin söylenmesi gibi.
(ص) ile(س , ط) ile
(ت) harfleri de böyledir.
Birçok fıkıh alimi namazın bozulmayacağı fetvasını vermiştir. Ancak bunlar kasden yapılırsa, o zaman namaz bozulur.
Bu bakımdan
(وَلاَالضَالِين) yerine
(وَلاَالظَالَين) veya
(وَلاَالذَالِّين)
okunması namazı bozmaz. Bununla beraber bu mesele üzerinde başka görüşler de
vardır. Bu harflerin aralarını ayırmaya gücü yetecek kimse için, bunların böyle
değiştirilmesine meydan vermemek gerekir. Kasden böyle okunursa namaz bozulur.
444- Aralarını zahmetsiz olarak ayırmak mümkün olan iki harfden
birini diğeri ile değişmek,
(ص)
yerine
(ط)
harfini koymak, namazı ittifakla bozar.
(الصالحات)
yerine
(الطالحات)
okumak gibi.
(الله احد)
yerine (الله احت)ve
(فطرة الله التى فطره)
yerine
(فتر)
okumak da böyledir.
445- Namazda bir kelimenin bir kısmı kesilse,
(الحمد) yerinde unutmaktan veya
nefes kesilmesinden dolayı yalnız
(ال) denilip sonra
(حمد) denilse veya okunacak
bir kelime hatıra gelmeyip başka bir kelimeye geçilse, fıkıh alimlerinin çoğuna
göre namaz bozulmaz. Mana değişse bile hüküm aynıdır. Çünkü unutmada ve nefes
kesilmesinde zaruret vardır ve bu da herkesde olan bir haldir. Öyle ki,
(مطلع الفجر )
yerine nefes kesildiği için
(مطلع الفج )
denilerek rükûa varılsa, namaz bozulmuş olmaz.
Bununla beraber namazı bozacak bir kelimenin tamamını okumakla bunun bir kısmını
okumak eşittir, her iki halde de namaz bozulur.
446- Kur 'ân okurken bir kelimenin son harfi diğer bir kelimeye bitiştirilecek
olsa, bütün alimlere göre namaz bozulmaz.
( إِيَّاكَ
نَعْبُدُ) ve
(إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ
) âyetlerini
( إِيَّاكَ نَعْبُدُ)
ve
(إِنَّا
أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ) diye okumak gibi. Ancak bu gibi okuyuşlarda
kesinti yapılmamasına dikkat etmelidir.
Yine,
(يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ)
yerinde
(يَحْسَبُونَهُم)
diye bitiştirilse namaz bozulmaz.
447- Kur 'ân okurken yanılarak
bir harf ziyade edilecek olsa, bakılır: Eğer mana değişmezse namaz bozulmaz.
(يَدْخِلُهُ نَاراً)
yerine
(يَدْخِلُهُمْ نَاراً)
okunması gibi. Fakat mana değişirse, bir görüşe
göre namaz bozulur. (اِنَّكَ
لَمِنَ الْمُرْسَلِين) yerine
(وَاِنَّكَ لَمِنَ
الْمُرْسَلِين) okumak gibi; çünkü bu halde
yeminin cevabı yemin kılınmış oluyor. Bununla beraber namazın bozulmayacağını
söyleyenler vardır.
(مَثَانِينَ)
yerine
(مَثَانِنَ)
ve
(زَرَابِى)
yerine
(زَرابيب)
okunduğu takdirde de namaz bozulur.
448- Kur'ân-ı Kerîm'in kelimelerinden birinin bir harfi sehven noksan okunsa,
bakılır: Eğer bu harf kelimenin aslından olup mana değişirse, İmam Azam ile İmam
Muhammed'e göre namaz bozulur. (مِمَّارَزَقْنَاهُم)
yerine
(مِمَّارَزَقْنَاهُم)
,(هُمْ) ve
(جَعَلْنَا)
yerine
(عَلْنَا) okunması gibi.
Yine, asıl harflerden olmamakla beraber kaldırılan harfden dolayı küfür
inancını gerektiren bir mana meydana gelirse, yine namaz bozulur.
449- Namazda Kur'ân'ın bir kelimesi veya harfi kesilerek okunmazsa, bakılır:
Eğer mana değişmezse, namaz bozulmaz.
(وَلَقَدْ جَاءَ بهم رُسُلهم) yerine
(ولقد
جاءهم رُسُلُهم) okumak gibi.
(وَمَاتَدرى نفسنٌ ماذاتكسِبُ غَداً )
âyet-i kerîmesinde
(ذ)
'yi ve
(جَزَاءُ
سَيئَةٍ سيِئْةٌ مِثْلُهَا) âyet-i kerîmesinde de ikinci
(سَيئَة)
kelimesini okumamak da böyledir. Fakat mana
değişirse, bütün fıkıh alimlerine göre namaz bozulur.
(فَمَالَهُمْ لاَئُوْمِنُونَ)
yerine
(فَمَالَهُمْ ئُومنُون) okunması gibi.
Kaldırılan harf asıl harflerden olmadığı veya asıl harflerden olmakla beraber
mana değişmediği takdirde namaz bozulmaz.
(الواقِعة) kelimesinin "Ha"sız
okunması
(تعالى جدُّربّنا) yı,
(تعلى جدُّرَبنا)
okumak da böyledir.
450- Kur 'ân 'in bir kelimesi namazda tekrarlanırsa, bakılır: Eğer bununla
mana değişmezse, namaz bozulmaz; değişirse bazı fıkıh alimlerine göre yine
bozulmaz. Diğer bazılarına göre ise bozulur. Sahih görülen de budur. (رَبّ
العالمين) yerine
(رَبِّ رَبِّ العالمين) okumak gibi. Bununla mananın
değişeceğini bilen kimsenin, bunu kasden böyle okuması, şübhesiz namazı bozar.
Fakat bir dil sürçmesi veya kelime düzeltmesi maksadı ile olduğu takdirde,
namazın bozulmayacağı daha uygun görülmektedir.
Yine, bir kelimenin bir harfi tekrarlansa, bakılır: Eğer şeddeli bir
harfi izhar (şeddeyi çözme) şeklinde olursa, namaz bozulmaz.
(ومن يرَتَد)
yerine
(ومَن يَرتَداد)
okumak gibi. Fakat
(الحمدلله)
yerine, üç lâm ile (الحمداللله) şeklinde okunursa namaz bozulur.
451- Ayetlerdeki kelimelerin
harfleri sehven öne alınsa veya arkaya geçirilse, bakılır: Eğer mana değişirse,
namaz bozulur.
(عصف)
ve
(خسر)
yerine
(عفص)
ve
(سرخ)
okunması gibi. Fakat mana değişmezse, namaz bozulmaz.
(غِثاءاحوى)
yerine
(غثاءأوحى)
okunması gibi. Tercih edilen budur.
452- Kur 'ân okunurken yanılarak bir kelime ilâve edilse, bakılır: Eğer o
ziyade edilen kelime Kur'ân'da bulunmamakla beraber manayı değiştirmiyorsa,
namazı bozmaz.
(لاتعبدون الاالله وبالوالدين احسانا) âyet-i kerîmesinin sonuna
(أوبّراً) kelimesini ilâve gibi.
İlâve edilen kelime Kur'ân'da bulunmamakla beraber manayı değiştirirse yine
hüküm aynıdır.
(فيهمافا كهة ونخلٌ ورمان)
âyet-i kerîmesini
(ونخلٌ وتُفَّاحٌ
ورمَّان) diye okumak gibi.
Şu kadar var ki,
(تفاح) kelimesi Kur'ân'da bulunmadığı için, İmam Ebû Yusuf'a
göre, bununla namaz bozulur. Fakat ziyade edilen Kur'ân'da bulunduğu halde,
inanç bakımından küfre girecek derecede manayı değiştirirse, namazı bozar.
(من آمن بالله واليوم لآخروعَمِلَ صَالِحَاًفَلَهُمْ اجرهم) âyet-i kerîmesine "Salihan"dan
sonra
(وكفر)
kelimesini ilâve etmek gibi.
453- Kur'ân-ı Kerîm 'in kelimelerinden biri, diğerinin önüne geçirilse, mana
değişmediği takdirde namaz bozulmaz.
(فيهازفيرٌوشَهيق) yerine
(فيهاشهيق وزفير) okunması gibi. Fakat mana değişirse,
alimlerin çoğuna göre namaz bozulur.
(ان الابرارلفى نعيم وان الفجارلفىجحيم)
âyet-i kerîmesine de, "Cehîm" evvel, "Naîm" sonra okumak gibi.
454- Kur'ân-ı Kerîm'in iki
kelimesi, diğer iki kelimesinin önüne yanılarak geçirilse, bakılır: Eğer mana
değişmezse, namaz bozulmaz.
(يوم تسودٌوجوه وتبيض وجوه)
okunması gibi. Fakat mana değişirse, namaz bozulur.
(فلاتخافوهم وخافون)
yerine
(فخافوهم ولاتخافون) okunması gibi.
455- Kur'ân-ı Kerîm'de Yüce Allah'ın isimlerinden birine yanılarak te'nis
(dişilik) harfi ilâve edilse, bir görüşe göre namaz bozulur. Daha sahih görülen
diğer bir görüşe göre bozulmaz.
(الاان يأتيهم الله )
âyet-i kerîmesini
(الاَّان تأتيهم الله)
okumak da bunun gibidir.
456- Bir ismin yerine sehven diğer bir isim okunarak onunla nisbet değişirse,
bakılır: Eğer kendine nisbet yapılan Kur'ân'da bulunmazsa, namaz ihtilafsız
bozulur.
(مريم ابنه غيلان) okunması gibi. () okunması ile de bozulur. Eğer nisbet Kur'ân'da
bulunursa, bütün fıkıh alimlerine göre namaz bozulmaz.
(مريم ابنة لقمان)
ve (موسىبن عيسى)
okunması gibi.
457- Rahmet âyetini azab âyeti ile bitirmek veya aksine olarak azab âyetini
rahmet âyeti ile bitirmek ve
(الَرَحمن علىالعرش استوى) yerinde (الشيطان) diye
okumak, bütün fıkıh alimlerine göre namazı bozar. Yalnız İmam Ebû Yusuf 'dan bir
rivayete göre bozmaz; fakat diğer sahih görülen bir rivayete göre bozar. Çünkü
Yüce Allah'ın vermiş olduğu habere aykırı olan haber verilmiş olur.
458-
(بلى) yerine
(نَعَمْ)okunsa, meselâ:
(اَلستَ بربكم قالوابلى) yerine
(نَعَمْ) denilse, bütün fıkıh alimlerine göre namaz bozulur. Çünkü "belâ"
olumsuzu red ve isbatı tasdîk içindir. "Naam" ise, olumsuzu tasdîk içindir.
Şöyle ki: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna "Belâ" diye cevab
verilince, mana: "Evet, sen bizim Rabbimizsin," olur. Oysa, "Naam" denilince
mana: "Evet, sen bizim Rabbimiz değilsin" demek olur ki, bu bir inkârdır.
459- Okunan lâfız, Kur'ân'da bulunduğu halde, Kur'ân'daki kelime ile
aralarında mana bakımından yakınlık bulunmazsa, bakılır: Eğer küfür inancını
gerektiren şeylerden olursa, bütün fıkıh alimlerine göre namazı bozar. Bu
hususta İmam Ebû Yusuf dan sahih görülen rivayette böyledir.
(وَعدًاعلينااناكنافاعلين)
yerine
(غافِلين)
okunması gibi.
460- Peltek konuşan kimse
( ر )
harfini
( غ )
veya
( ل )
yahut
( ى )
olarak söylese, namazı bozulmaz.
(رب العالمين)
yerine
(لب العالمين)
demesi gibi. Bununla beraber böyle bir kimsenin mümkün olduğu kadar dilini
düzeltmeye çalışması gerekir. İçinde doğru okuyamadığı harf bulunmayan âyetleri
seçmesi gerekir. Böyle bir kimse, ümmî (okuma-yazma öğrenmeyen kimse)
yerindedir. Güzel Kur 'ân okuyanların buna uyması caiz olmaz.
461-
(الحمدلله)
cümlesini
(الهمدلله)
veya (الخمدلله)
okuyanlar veya
(قل هوالله احد)
âyetini
(كل هوالله احد)
diye telâffuz edenler de, başka türlü okuyamadıkları takdirde, peltek hükmünde
bulunurlar.
462- Bir kimse namaz kılarken aşırı derecede bir hata ile Kur'ân okuduktan
sonra, dönüp sahih şekilde okursa, namazı caiz olur.
Deniliyor ki, bir namaz birçok yönlerden sahih olduğu halde, bir yönden bozuk
olsa, ihtiyat olarak bozulduğuna hüküm verilir. Bundan kıraat hususu
müstesnadır; çünkü bunun üzerinde çoğunluk bakımından düzgün okuma güçlüğü
vardır. Onun için sıhhat yönü tercih edilir. Bununla beraber bu hususta da,
namazı yeniden kılmak ihtiyata daha uygundur.
(İmam Şafiî'ye göre, Fatiha'nın gayrındaki hata namazı bozmaz. Çünkü bu İmama
göre kasden olmayan söz namazı bozmaz. Bu hatanın ise kasıd ile bir ilgisi
yoktur. Fatiha'daki hata ile namazın bozulması ise, mezhebine göre, Fatiha'sız
namazın caiz olmamasından dolayıdır.) Kıraat bölümüne bakılsın.
-
KUR'AN-I KERİMİ ÖĞRENİP OKUMAK VE
DİNLEMEK GÖREVLERİ
463-
Her müslümana, namazı
caiz olacak kadar Kur'ân-ı Kerîm'den ezberlemek bir farzı ayndır. Fatiha sûresi
ile diğer bir sûreyi ezber etmek de vacibdir; bununla farz da yerine getirilmiş
olur. Kur'ân-ı Kerîm'in diğer kısımlarını ezberlemek de, müslümanlar için bir
farz-ı kifayedir.
464- Kur'ân-ı Kerîm'i namaz dışında Mushaf'a bakarak okumak, ezber okumaktan
daha faziletlidir. Çünkü böyle yapmakla okuma ibadeti ile Mushaf'a bakma ibadeti
toplanmış olur.
465- Kur'ân-ı Kerîm'i namaz dışında da kıbleye yönelerek ve güzel elbise
giyerek taharet üzere okumak müstahabdır. Başlarken "Eûzü Besmele"yi okumak da
müstahabdır.
466- Kur'ân-ı Kerîm'i ayda bir defa hatmetmek iyidir. Senede bir, kırk günde
bir, haftada bir hatmedilmesini tercih edenler de vardır. Üç günden az bir
zamanda hatmedilmesi müstahab değildir. Çünkü böyle az bir zaman içinde Kur'ân-ı
Kerîm'in manalarını düşünmek mümkün olamaz. Tecvidi bile gözetilemez.
467- Kur'ân-ı Kerîm'i dinlemek bir farz-ı kifayedir. Bununla beraber başka bir
işle uğraşmakta olan kimselerin yanında Kur'ân âyetlerinin sesli olarak okunması
uygun değildir. Bu durumda Kur'ân'ı dinlemeyenler değil, okuyanlar günah işlemiş
olur.
468- Kur'ân-ı Kerîm'i okumak, nafile ibadetten ve aşikâre okumak, gizli
okumaktan ve dinlemek de okumakdan daha faziletlidir. Yeter ki, işte gösteriş
bulunmasın.
469- Bir kimse yürürken veya bir iş görürken Kur'ân-ı Kerîm'i okuyabilir.
Yeter ki bu durum, Kur'ân'ın gafletle okunmasına sebebiyet vermiş olmasın.
470- Namaz kılınması mekruh olan vakitlerde dua etmek, tesbihde bulunmak ve
Peygamber Efendimize salât ve selâm getirmekle meşgul olmak, Kur'ân-ı Kerîm'i
okumaktan daha faziletledir.
471- Kur'ân-ı Kerîm'i güzel sesle ve tecvid kurallarına uyarak okumak,
müstahabdır. Bir hadîs-i şerîfde şöyle buyurulmuştur:
"Her şeyin bir süsü vardır. Kur'ân'ın süsü de, güzel sestir."
Fakat tecvide aykırı şekilde ses yükseltip alçaltmalar ve nağme yapmalar caiz
değildir. Kelimeleri değiştiren bir okuyuş, ihtilafsız haramdır. Böyle bir hata
ile okuyan kimseye doğrusunu bildirmek, işiten kimse için bir borçtur. Ancak bu
yüzden aralarında bir kin doğacak olursa uyarma terk edilir.
472- Kur'ân-ı Kerîm'i okuyup öğrenmiş olan kimse, sonra Kitab'dan okuyamayacak
derecede unutacak olsa günahkâr olur.
473- Kur'ân-ı Kerîm'i okumak bir ibadet olduğu gibi, başkasına da öğretmek pek
büyük bir ibadettir. Bir hadîs-i şerîfde şöyle buyurulmuştur: "Sizin en
hayırlınız, Kur'ân'ı öğrenip başkalarına da öğreteninizdir..."
Diğer bir hadîs-i şerîfde de şöyle buyurulmuştur:
"Güzel Kur'ân okuyan müslümanlar, Cennet ehlinin arif olanlarıdır."
Kur'ân-ı Kerîm, maddî ve manevî, bedenî ve kalbî bütün hastalıkların
şifasıdır. Nitekim "Kur'ân devâdır" hadîs-i şerifi de bunu
bildirmektedir. Artık her müslüman için gerekmez mi ki, Kur'ân-ı Kerîm'i
bellesin, onu okumakla şereflensin, birçok sevablara kavuşsun!..
474- Namaz içinde yapılması veya yapılmaması
mekruh olan şeyler tahrîmî (harama yakın) ve tenzihi (helâla yakın) olmak üzere
iki kısımdır. Şöyle ki: Bir vacibin terkini taşıyan bir iş tahrimen mekruhtur.
Bir sünnetin terkini taşıyan bir iş de, tenzihen mekruhtur. Bununla beraber
tenzihen mekruh olanlar da, önemleri bakımından ve tahrimen mekruhlara
yakınlıkları yönünden birbirlerinden farklıdırlar. Örnek: Müekked bir sünneti
terk etmek, bir vacibi terk etmek derecesine yakın bir keraheti taşır.
Farzların, vaciblerin ve müstahabların ve bunların zıdlarının değişik olması
gibi...
Namazda mekruh olan şeylerin başlıcaları şunlardır:
1) Namaz kılarken bir özür bulunmaksızın bir direğe, duvara veya sopaya
dayanmak mekruhtur.
2) Namazda bir sağa ve bir sola doğru meyletmek mekruhtur. Çünkü böyle bir
hareket gereksiz ve huzura aykırıdır.
3) Bir özür olmaksızın namazda birbiri peşine olmamak üzere birkaç adım
yürümek mekruhtur. Fakat görülen bir yılanı veya bir akrebi öldürmek gibi bir
özür sebebiyle atılacak birkaç adım mekruh değildir. Bununla beraber bunları
öldürmek, biraz yürümeye ve birkaç kez çarpmaya muhtaç olursa, bununla namaz
bozulur. Ancak bu halde namazı bozmaya dinde izin vardır. Çünkü herhangi bir
zararı kaldırmak için namazı bozmak caizdir. Bir kimseyi ölümden kurtarmak için
veya bir malı, değeri bir dirhem olsa bile, zayi olmaktan kurtarmak için namaz
bozulabilir; bu mal ister namaz kılana ve ister başkasına ait olsun farketmez.
4) Namazda bit veya pire tutmak ve öldürmek veya kovalamak mekruhtur. Karınca
ve pire gibi bir şeyin ısırmasından rahatsız olan kimsenin namaz içinde bunları
yalnız tutup atmasında kerahet yoktur.
5) Namazda hoş bir kokuyu koklamak, tükrüğü atmak veya elbise ile bir iki kez
yelpazelenmek, namazdan önce veya namaz içinde erkek için kolları dirseklere
doğru toplamak mekruhtur.
6) Namazın kıyam, rükû ve secde hallerinde, bir özür bulunmaksızın elleri
sünnet olduğu üzere konulması gereken yerler üzerine koymamak mekruhtur. Kıyam
halinde elleri yanlara salıvermek gibi...
7) Namazda dizleri yere koymadan önce elleri yere koymak ve secdeden kalkarken
dizleri ellerden önce kaldırmak mekruhtur. Ancak bir özür sebebiyle yapılabilir.
8) Namazda kıç üzerine oturup but ve bacakları yukarıya dikmek mekruhtur.
9) Erkeklerin secde ederken kolları tamamiyle yere döşemeleri mekruhtur.
10) Rükû veya secde yaparken, başlangıç tekbirinde olduğu gibi elleri yukarıya
kaldırmak mekruhtur.
11) Namaz içinde bir özür olmaksızın bağdaş kurmak veya dizleri dikip oturmak
mekruhtur.
12) Rükûda ve secdede, kavme ile celsede sükûneti terk etmek (duraklama
yapmaksızın hareket halinde bulunmak) ve çok acele rükû ile secde yapmak
mekruhtur.
13) Namazda gerinmek, esnemek ve el ile ağzı kapamak mekruhtur. Çünkü gerinmek
bir gaflet ve tenbellik eseridir. Esnemek de bir gevşeklik nişanıdır. Eğer
esneme halinde ağız yumulabiliyorsa, bu mekruh olmaz. Buna güç yetmiyorsa, namaz
içinde sağ elin arkası ile, namaz dışında da sol elin arkası ile ağız
kapatılmalıdır.
14) Namazda bir zaruret olmaksızın kendi arzusu ile öksürmek mekruhtur.
Öksürüğü mümkün olduğu kadar gidermek, edebi gözetmek bakımından pek güzeldir.
15) Namazda sesi işitilmeyecek derecede üfürmek mekruhtur. Bu üfürme halinde,
en az iki harften ibaret bir ses işitilecek olursa, namaz bozulur.
16) Namaz içinde verilen selâmı el ile veya baş işareti ile almak mekruhtur.
17) Namazda okumaya engel olmayacak miktarda ağıza altın, gümüş, inci ve
benzeri erimez bir şey almak mekruhtur. Bunlar okumaya engel olursa namaz
bozulur. Ağızda eriyen şeyler de böyledir.
18) Namazda, dişlerin arasında bulunan nohut tanesinden küçük bir yemek
parçasını yutmak mekruhtur. Nohut tanesinden büyük olursa, namazı bozar.
19) Yenmesi yasak olmayan bir yemek hazır olduğu halde namaza başlamak
mekruhtur. Bu yemek ister iştah çekici olsun, ister olmasın eşittir. Ancak
vaktin çıkmasından korkulursa, o zaman önce namaz kılınır.
20) Namazda gözleri yummak, gözleri semaya doğru kaldırmak veya sağa-sola
bakmak veya boynunu çevirerek sağa-sola bakmak mekruhtur. Bakılması caiz olmayan
bir şeyi görmemek için veya tam bir saygı ile Yüce Allah'ın huzurunda
bulunmaktan dolayı gözleri yummakta kerahet yoktur.
21) Namazda iki elin parmaklarını birbirine çatmak, parmak çıtlatmak veya
çıtlayacak şekilde sıkmak ve elleri böğrüne koymak mekruhtur.
22) Namazda daha selâm vermeden terleri veya yüze dokunmuş olan toprakları
silmek mekruhtur. Ancak bir zararı kaldırmak ve bir yarar sağlamak için
silinebilir. Göze girip zahmet veren bir teri silmek gibi...
23) Rükû halinde sünnet üzere olan duruma aykırı bir şekilde başı yukarı
tutmak veya aşağıya indirmek, imamdan önce rükûa veya secdeye gitmek ve ondan
önce rükûdan veya secdeden baş kaldırmak mekruhtur. Fakat imam daha rükûa veya
secdeye gitmeden, muktedi (imama uyan) rükûa veya secdeye gidip başını kaldırsa
namazı bozulur. Ancak İmam daha selâm vermeden bu rükûu veya secdeyi imam ile
veya ondan sonra iade ederse, bozulmaz.
24) Rükûda veya secdede tesbihleri terk etmek veya üçden az okumak mekruhtur.
25) Kıyamdan rükûa, rükûdan secdeye, secdeden kıyama geçiş hallerinde meşru
olan tekbirleri ve zikirleri, bu intikallerden sonra okumak mekruhtur. Kıyamdan
rükûa vardıktan sonra "Allahü Ekber" demek ve rükûdan kıyama tam döndükten sonra
"Semi'allahü limen hamideh" demek gibi. Bu şekilde bu zikirlerin yeri
kaybedilmiş olur.
26) Kırda namaz kılarken çakıl taşlarını el ile düzeltmek mekruhtur. Ancak
üzerlerinde secde etmek mümkün değilse, yapılabilir. Bu durumda iki defalık bir
düzeltme caizdir.
27) Başkasına ait olan bir yerde, sahibinin rızası olmaksızın kılanan namaz
mekruhtur. Bir görüşe göre böyle bir yer, bir müslümana ait olup ekilmemiş ise,
üzerinde namaz kılmakta kerahet yoktur.
28) Bir kimse başkasına ait olan bir yer ile herkese ait bir yol üzerinde
namaz kılmak mecburiyetinde kalsa, bakılır: Eğer şahsa ait yer ekilmiş veya
gayri müslime ait ise, o yol üzerinde kılması daha iyidir. Gayri müslimin bu
namaza razı olmayacağı bilinen şeydir.
29) Namazı huzuru bozacak ve kalbi meşgul edecek şeylerin bulunduğu yerlerde
kılmak mekruhtur. Çalgı ve eğlencelerin bulunduğu yerlerde namaz kılmak gibi. Mescidlerde çalınması düşünülecek olan ayakkabılar da arka tarafa bırakmak,
huzuru bozacağından mekruh sayılmıştır.
30) Yanmakta olan sobaya, ocağa ve ateş dolu mangala karşı namaz kılmak
mekruhtur. Muma, kandile, lâmbaya karşı namaz kılmak ise, mekruh değildir. Yine
asılı bulunan Mushaf-ı Şerife veya bir kılıca karşı namaz kılmak da mekruh
değildir. Çükü bunlara hiçbir kimse tarafından tapılmamıştır.
31) Bir insanın yüzüne karşı, arada engel olmaksızın namaz kılmak mekruhtur.
Fakat bir insanın arkasına karşı namaz kılmak mekruh değildir. Ancak bu adamın
konuşmasından dolayı şaşırmak umuluyorsa, mekruh olur.
32) Temiz olmayan şeylere karşı ve temiz olmayan şeyler yakınında namaz kılmak
mekruhtur. Bunlar namaza olan saygıya aykırı hallerdir. Mezarlıkta, yol
ortasında, hamamda, hayvan boğazlanan yerlerde namaz kılmak da böyledir. Fakat
mezarlıkta veya hamam gibi yerde namaz için bir yer ayrılmışsa, kerahet olmaz.
33) Namazda bir gerek bulunmaksızın bir çocuğu yüklenmek veya kendisini meşgul
edecek bir eşya taşımak mekruhtur.
34) Helaya (tuvalet) gitmek sıkıntısı olduğu halde namaza başlamak mekruhtur.
Öyle ki, namaz içinde böyle fazla bir sıkıntısı gelip kalbi meşgul edecek
olursa, vakit müsait olduğu takdirde namazı bırakmalıdır. Böylece namaz kalb
huzuru ile kemal üzere kılınmış olur. Aksi halde namaz sahih olursa da, günah
işlenmiş sayılır.
35) Namaz engel olmayacak mikdardan az bir pisliğin elbisede, bedende ve namaz
yerinde bulunması mekruhtur.
36) Kirli elbiselerle, ev işlerinde giyilen elbiselerle namaz kılmak
mekruhtur. Çünkü süs sayılan temiz elbiselerle namaz kılınması emrolunmuştur.
Ancak başka elbise yoksa, bunlarla kılınabilir.
37) Bir özür olmaksızın elbiseyi giymeyip omuzlar üzerine alarak salıvermek
suretiyle namaz kılmak mekruhtur.
38) Namazda, elleri çıkaracak bir aralık bırakmaksızın ihram gibi bir şeyin
içine bürünmek mekruhtur.
39) Bir özür olmadan yalnız tek bir elbise ile (bir entari ile) namaz kılmak
mekruhtur. Erkeklerin sıcak bölgelerde gömlek giymeyip yalnız şalvar ile namaz
kılmaları da böyle mekruhtur.
40) Bir zaruret olmaksızın erkeklerin ipek elbise ile namaz kılması mekruhtur.
(Kerahet ve İstihsan bölümüne bakılsın).
41) Elbiseyi topraktan veya diz yerinin belirmesinden korumak için rükûa veya
secdeye giderken "az bir hareketle" yukarıya çekmek mekruhtur. Bilindiği gibi
"çok hareket" namazı bozar.
42) Namazı gasbedilmiş bir elbise ile kılmak mekruhtur. Başka bir elbise
bulunmasa, yine hüküm aynıdır. Çünkü başkasının malından sahibinin izni
olmaksızın yararlanmak caiz değildir.
43) Erkeklerin secde ederken yere değmesin diye, bütün saçlarını arka tarafa
toplayıp bağlamaları mekruhtur.
44) Erkeklerin uzatmış oldukları saçlarını, kadınlar gibi bağlayıp başlarının
üzerinde bağlamış veya başlarının etrafına sarmış oldukları halde namaz
kılmaları mekruhtur. Böyle bir şeyin namaz içinde kasden yapılması ise "çok
hareket" olacağından namazı bozar.
45) Namaz içinde az bir hareketle insanın üzerinde elbise çıkarması, başındaki
sarığı çıkarması veya böylece bir şeyi giyinmesi veya başını sarması mekruhtur.
Fakat böyle bir şey, fazla bir hareketle yapılırsa, namaz bozulur. Namazda
elbise ile veya vücudun organları ile gereksiz olarak oynamak da mekruhtur.
46) Namazda başın etrafına mendil gibi bir şey bağlayıp tepesini açık bırakmak
mekruhtur.
47) Namazda tenbellikten ve gevşeklikten dolayı başı açık bulundurmak
mekruhtur. Tenbellikten maksad, baş örtmeyi bir ağırlık saymaktır. Gevşeklikten
maksad da, namazda baş örtmeyi önemsememektir. Halbuki bu bir sünnettir. Böyle
olmayıp da özürden dolayı olursa, başın açık bulunmasında bir kerahet yoktur.
Sadece sıcaktan veya hafiflemekten dolayı başı açık bırakmak ise, mekruh
görülmüştür, bu bir özür sayılmaz.
Bir de namazda tevazu ve huşu maksadı ile başı açık bırakmakda bir kerahet
yoktur, denilmiştir. Bununla beraber deniliyor ki, tevazu ve huşu bir kalb
işidir. O halde kalb ile tevazu ve huşuda bulunup başı örtmek daha iyidir. Yine
denebilir ki, tevazu ve huşu maksadı ile başı açık bırakmak, kalbdeki tevazu ve
teslimiyetin bîr dış görüntüsüdür. Bunun için iyidir. Şu kadar var ki, namaza
başlarken sadece tevazu ve huşu maksadı ile başları açık bırakacak kimseler pek
az bulunur.
Şunu da ilâve edelim ki, biz namazlarımızı Peygamber Efendimizin kıldığı gibi
kılmakla emrolunmuşuz. Çünkü bir hadîs-i şerîfde Peygamber Efendimiz şöyle
buyurmuştur: "Beni namaz kılarken nasıl görüyorsanız siz de öyle namaz
kılın." Peygamber Efendimiz ise, namazlarını mübarek başları örtülü
olarak kılmışlardır. Bu bir âdet işi değildir. Doğrusu namazda peygamberimizin
uyguladığı sünnet işine uymak ve başkalarına benzemekten sakınmak meselesidir.
İhramda başların açık bulundurulması başka bir hikmete bağlıdır. O, mahşer
hayatının bir örneğidir. Namaz buna kıyas edilmez. İbadetlerde kıyas geçerli
olmaz. Artık gerçek bir özür bulunmadıkça, başı güzel bir şekilde secdeye engel
olmayan bir giysi ile örtmenin daha faziletli olduğu kesindir. Öyle ki, secde
esnasında baştan düşen bir giysiyi (tek el ile) başa yerleştirmek faziletli
görülmüştür. Fakat iki elle (çok hareket ile) yapılmaz.
Bu konuda kerahet ve fazilet erkeklere göredir. Kadınlara göre ise, başlarının
namazda örtülü olması her halde şarttır. Başlarının açık bulunması, namazlarını
bozar. Bu konu, din kitablarımızın bir çoğunda, özellikle &qu |