|
|1. BÖLÜM |
|2.BÖLÜM|
|3.
BÖLÜM | |4.BÖLÜM|
|5. BÖLÜM |
-
TADİL-İ ERKANA RİAYET (RÜKÜNLERİN HAKKINI VERMEK)
135-
Namazlarda tadil-i erkana riayet, İmam Ebû Yusuf'a göre, bir rükün olduğundan
farzdır. Bundan maksad, namazın kıyam, rükû ve secde gibi her rüknünü sükunetle
yerine getirmek ve bu rükünleri yaparken her uzuv yatışıp hareket halinden beri
bulunmaktır. Örnek: Rükûdan kıyama kalkarken vücud dimdik bir hale gelmeli ve
sükunet bulmalı, en az bir kere: "Sübhanellahi'l-Azîm" diyecek
kadar ayakta durup ondan sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında da
böylece bir tesbih mikdarı durmalıdır.
136- Tadil-i Erkan, İmam Azam ile İmam
Muhammed'e göre, vacibdir. Bu iki ayrı görüşten birincisine göre, tadil-i erkan
yapılmaksızın kılınan bir namazı yeniden kılmak gerekir, ikinci görüşe göre ise,
tadil-i erkanı terkden dolayı yalnız sehiv secdesi gerekir. Fakat böyle bir
namazı yeniden kılmak daha iyidir. Böylece insan ihtilaftan kurtulmuş olur.
Ayrıca kerahetle kılınan namazları da yeniden kılmak vacib görülmüştür.
137- Namazdan manevî haz duyanlar, namazda
tadil-i erkana riayet ederler, acele etmekten sakınırlar. Acele etmeyi saygıya
ve edebe aykırı görürler.
Hayatın en yararlı ve en kıymetli saatleri ibadetle geçen zamanlardır. Boş
yere veya kısa bir yarar uğrunda zamanlarını harcayan insanların namaz gibi
yüksek bir ibadetten, devamlı bir mutluluk yolundan ve İlahî huzurun zevkinden
mahrum olmamak için çalışmamaları pek garip ve acınacak bir hal değil midir?
-
NAMAZDAN KENDİ İHTİYARI İLE ÇIKMAK
138-
Namaz kılanın, kendi ihtiyarına bağlı olan bir işle namazdan çıkması da, İmam
Azam'a göre bir rükün olduğundan farzdır. Buna Huruç bisun'ihi (kendi ihtiyarı
ile çıkmak) denir. Fakat iki İmama (İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammed'e) göre bu
farz değildir. Bu ayrılıktan aşağıdaki iki mesele doğmaktadır:
139- Bir kimse namazın sonunda teşehhüd
mikdarı oturduktan sonra kasden namaza aykırı bir iş yapsa, gülse, konuşsa,
yiyip içse ittifakla namazı tamam olur. Fakat namaz kılanın ihtiyarına bağlı
olmayarak bir abdestsizlik işi meydana gelse, bu durumda iki İmama göre yine
namaz tamam olmuş olur. İmam Azam'a göre ise, namaz tamam olmuş sayılmaz; hemen
abdest alıp kendi ihtiyarı ile namazdan çıkması gerekir; değilse namazı batıl
olur.
140- Bir kimse son oturuşta teşehhüd
mikdarı oturduktan sonra, henüz ihtiyarı ile namazdan çıkmadan önce namaz vakti
çıksa veya başka bir namaz vakti girse, iki İmama göre onun namazı tamamdır.
İmam Azam'a göre bozulmuş olur; çünkü bu namaza kendi iradesi ile son vermiş
değildir.
141-
Namazların farzları olduğu gibi, bir kısım vacibleri de vardır. Bu vacibleri
yerine getirmekle namazın farzları tamamlanıp noksanları giderilmiş olur. Şöyle
ki:
1) Namaza başlarken yalnız "Allah"
ismi ile yetinmeyip büyüklüğü ifade eden "Ekber" sözünü de
ilave ederek "Allahü Ekber" demek vacibdir.
2) Namazlarda "Fatiha" süresini okumak vacibdir.
Üç İmama göre ise, bunu okumak farzdır.
3) Namazlarda farz olan Kur'an okuyuşunun ilk iki rekata bağlı
kılınması vacibdir.
4) İlk iki rekatın her birinde bir defa Fatiha
suresi okunup tekrarlanmaması vacibdir.
5) Fatiha suresini diğer okunacak sure ve
ayetlerden önce okumak vacibdir.
6) Fatiha suresine başka bir sure veya bir sure
yerini tutacak kadar ayet ilavesi vacibdir. Şöyle ki: Farz namazların önceki ilk
iki rekatlarında Fatiha'dan sonra diğer bir sure veya bir sureye denk bir mikdar
ayet okunması vacib olduğu gibi, vitir namazı ile nafile namazların her
rekatında Fatiha ve Fatiha'dan sonra bir sure veya ona denk bir ayet okunması da
vacibdir.
(Fatihaya başka bir sure veya ayetin eklenmesi üç İmama göre sünnettir.)
7) Yalnız başına namaz kılan kimse, sabah, akşam
ve yatsı namazlarını dilerse aşikare bir okuyuşla ve dilerse gizli bir okuyuşla
kılar. Geceleyin kılacağı nafile namazlarda da hüküm böyledir. Fakat öğle ile
ikindi namazlarında ve gündüz kılacağı nafile namazlarda gizli olarak okuması
vacibdir.
8) Cemaatla kılınan namazlardan sabah, cuma,
bayram, teravih, vitir namazlarının her rekatında; akşam ve yatsı namazlarının
ilk iki rekatlarında aşikare Kur'an okumak, öğle ile ikindi namazlarının bütün
rekatlarında, akşam namazının üçüncü ve yatsının son iki rekatlarında gizli
olarak kıraat yapmak vacibdir.
9) Vitir namazında kunut (dua) okumak ve kunut
tekbiri almak vacibdir. Bu İmam Azam'a göredir. İki imama (İmam Ebû Yusuf ve
İmam Muhammed'e) göre ise, bunlar sünnettir.
10) Kazaya kalan bir namaz, gündüzün cemaatla
kılındığı takdirde, eğer sabah namazı gibi aşikare kıraat yapılması gereken bir
namaz ise, yine aşikare kıraet yapılır. Gizli kıraat yapılması gereken bir namaz
ise, gizli kıraet yapılır. Tek başına namaz kılan ise, aşikare kıraet yapılması
gereken bir namazı kaza ederken dilerse hem aşikare, hem de gizli okuyabilir.
Bir rivayete göre de, gündüz kaza edeceği herhangi bir namazda gizli okuması
vacibdir; gizli veya aşikare okuma serbestisi yoktur.
11) Secde yaparken yalnız alınla yetinmeyip
alınla beraber burnu da yere koymak vacibdir.
12) Üç ve dört rekatlı namazlarda birinci oturuş
vacibdir.
13) Namazların her oturuşunda teşehhüdde bulunmak
(Tahiyyatı okumak) vacibdir.
14) Namaz içinde okunan secde ayetinden dolayı
tilavet secdesinde bulunmak vacibdir.
15) İki bayram namazının üçer ziyade tekbirleri
vacibdir. Bu namazların birinci rekatlarındaki rükû ve secde tekbirleri
sünnettir. İkinci rekatlarının rükû tekbirleri ise, vacib olan ziyade tekbirlere
yakın olduğu için o da vacibdir.
16) Namazların farzlarında sıraya riayet
edilmesi, iki farz arasına, farz olmayan bir şeyin girmesine meydan verilmemesi
vacibdir. Farz olan kıyamdan (ayakta duruşdan) sonra rükûa gidilmesi, rükûdan
sonra da secdeye varılması gibi...
17) Vaciblerin her birini de yerinde yapmak ve
sonraya bırakmamak vacibdir. Kur'an okuduktan sonra bir zaman bekleyip sehven
düşünceye dalmak ve sonra rükûa varmak gibi.
18) Namazların sonunda selam vermek. Önce sağ
tarafa, sonra sol tarafa yüz çevirerek "Esselâm" demek vacibdir.
"Esselâmu aleyküm ve Rahmetullah" (*)
denilmesinin vacib olduğu açık olarak belirtilmemiştir.
Bir görüşe göre, sol tarafa selam verilmesi sünnettir. Namazdan çıkılması ise,
bütün imamlara göre yalnız bir selam ile olur, bununla namaz biter. Bu selamı
vermiş olana, artık uyulmaz. Meşhur olan görüş budur.
(*) Selamet ve
Allah'ın rahmeti üzerinize olsun.
142-
Namazların sünnetleri de vardır. Bu sünnetler, namazların vaciblerini tamamlar.
Onlardaki noksanlıkları giderir ve fazla sevab kazanmaya sebeb olur. Sünnetlere
riayet edip devam etmek Allah'ın peygamberine sevgi alametidir. Bununla beraber
bu sünnetleri terk etmek, namazın bozulmasını ve tekrar kılınmasını gerektirmez.
Fakat küçümsemeksizin kasden terk edilmesi bir hata ve bir mahrumiyettir. Fakat
sünnetin hak görülmemesi, boş ve hikmetten uzak sayılarak küçümsenmesi, -Allah
korusun- küfürdür. Çünkü Sünnet de şer'î hükümlerden ve esaslardan biridir.
Namazlardan önce veya namazların içinde başlıca sünnetler şunlardır:
1) Beş vakit namaz için ve cuma namazı için ezan
okumak ve ikamet etmek sünnettir. Şöyle ki: Vaktinde cemaatle yerine getirilen
her farz namaz için ezan ve ikamet sünnet olduğu gibi, kazaya kalıp da cemaatle
kılınacak farz namazlar için de sünnettir. Birçok namaz cemaatle kaza edileceği
zaman, bunlardan yalnız ilk kılınacak namaz için ezan okunur. Sonra gerek bu
namaz için ve gerek bunun arkasından kılınacak diğer kaza namazları için birer
ikametle yetinilir.
Kendi evlerinde yalnız başına namaz kılacak erkekler için ezan ve ikamet
müstahabdır. Gerek yolcular için, gerek cemaatle namaz kılacaklar için ezan ve
ikameti terk etmek mekruhtur.
Cuma günü şehirde bulundukları halde, özürlerinden dolayı cuma namazını
kılamayanlara, öğle namazını kılarlarken ezan ve ikamet gerekmez. Kadınlar için
de ezan ve ikamet sünnet değildir. Ezan ve ikamet bahsine bakılsın!..
2) İftitah (başlangıç) tekbirini alırken elleri
yukarıya kaldırmak sünnettir. Şöyle ki: Erkekler ellerini, baş parmaklar kulak
yumuşaklarına değecek kadar, kadınlar da parmaklarının ucları omuzlarına
kavuşacak kadar ellerini göğüslerinin hizasına kaldırıp o vaziyette: "Allahü
Ekber" derler. Ellerin içleri kıbleye yönelik bulunmalıdır. Birbirine karşı da
bulunabilir.
(Üç İmama göre, erkekler de ellerini ancak omuzlarının hizasına kadar
kaldırırlar.)
3) Tekbir için eller kaldırılırken parmakların
aralarının zorlamaksızın biraz açık bulundurulması sünnettir.
4) İmam olan kimsenin, tekbirleri ve rükûdan
kıyama kalkarken "Semiallahu limen hamideh" sözünü ve namazın
sonunda her iki tarafa vereceği selamı ihtiyaç mikdarı aşikâre yapması sünnet
olduğu gibi, cemaatın da rükûdan kalkarken: "Allahumme Rabbena ve
lekelhamd" sözü ile tekbirleri ve selamı gizlice yapmaları sünnettir.
Yalnız başına namaz kılan rükûdan kalkarken bunların ikisini de söyler
(*).
5) İlk tekbirden sonra namazın başında gizlice "Sübhanekâllahümme"
okunması, bundan sonra Fatiha'dan önce yine gizlice "Eûzü Besmele"
okunması ve diğer rekatlarda da Fatiha'dan önce besmele çekilip Fatiha'ların
sonunda amîn denilmesi sünnettir. Burada imam ile cemaat ve yalnız başına
kılanlar arasında bir fark yoktur. Yalnız cemaat Fatiha'yı okumayacakları için "Eûzü
Besmele" okumaları gerekmez.
"Amîn" sözünün manası, dualarımızı kabul et, demektir.
Her rekatta Fatiha'dan önce Besmele'yi okumak, sahih sayılan bir görüşe göre
vacibdir. Fatiha'dan sonra okunacak surelerin başlarında Besmele okunmaz. Yalnız
İmam Muhammed'e göre, sessizce kılınacak namazlarda bu surelerin başlarında da
besmele okunur. (**)
6) Namazda erkeklerin, göbeklerinin altında tutmak üzere sağ ellerini sol
elleri üzerine koyup sağ ellerinin baş parmak ve serçe parmağı ile sol bileği
kavramaları ve sağ elin diğer üç parmağını sol kol üzerine uzatmaları sünnettir.
Kadınların da sağ ellerini sol elleri üzerine koyarak halka yapmaksızın
göğüsleri üzerinde bulundurmaları sünnettir.
7) Namaz aralarında kıyamdan rükûa ve secdelere giderken "Allahü Ekber"
denilmesi, rükûdan kıyama kalkarken "Semiallahü limen hamideh" denmesi, secdeden
kalkıp yine secdeye giderken "Allahü Ekber" denilmesi sünnettir.
8) Rükû ve secde tesbihleri, rükû halinde en az üç kere: "Sübhane
Rabbiye'l-azîm" denilmesi, secde halinde de en az üç kere: "Sübhane
Rabbiye'l-alâ" denilmesi sünnettir.
9) Rükû halinde, erkeklerin ellerinin parmakları açık olacak şekilde elleriyle
dizlerini tutmaları sünnettir. Kadınlar bu halde parmaklarını açık tutmazlar ve
dizlerini kavramazlar, ellerini dizleri üzerine koyarlar.
10) Bir özür yoksa, kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık
bulundurmak sünnettir.
11) Ka'de (Tahiyyata oturuş) ve celse (secdeden doğrulup bekleme) hallerinde
erkeklerin sol ayaklarını döşeyerek üzerlerine oturmaları ve sağ ayaklarını
güçleri yettiğince kıbleye doğru dikmeleri, kadınların da sol ayaklarını sağ
taraflarına yatık bulundurarak yere oturmaları sünnettir. Bu oturuşa "Teverrük"
denir.
12) Rükûda erkeklerin inciklerini dik tutmaları, kadınların da dizlerini bükük
bulundurmaları sünnettir. Bu halde erkeklerin sırtları düz bulunur. Kadınların
sırtları ise yukarıya doğru meyilli olur.
13) Secdeye varılırken önce dizleri, sonra elleri, sonra yüzü yere koymak ve
secdeden kalkarken de önce yüzü, sonra elleri dizlerin üzerine koyduktan sonra
dizleri yerden kaldırmak sünnettir. Buna güç yetmezse, el ile yere dayanarak
kalkılabilir.
14) Ka'delerde (Tahiyyatlara oturuşlarda) ve celselerde (secdeler arasındaki
bekleyişlerde) ellerin kıbleye yönelik olarak oyluklar üzerine konulup dizlerin
tutulması sünnettir.
15) Ka'delerdeki Teşehhüdlerde "La İlâhe" denirken, sağ elin
şehadet parmağı kaldınhp "İllallah" denirken indirilmesi
sünnettir. Bunu yaparken baş parmak ile orta parmak halka edilip diğer iki
parmak bükülmelidir. Birçok kimseler bu sünneti gereği üzere yapamayacaklarından
dolayı bunun terk edilmesini uygun görenler vardır.
16) Farz namazların, vitir namazının ve müekked sünnetlerin son oturuşlarında,
gayr-i müekked sünnetlerle diğer nafilelerin her oturuşunda Tahiyyattan sonra
Peygamber Efendimize Salat ve Selam okumak sünnettir. (***)
17) Bütün namazların son oturuşlarında Salat ve Selamdan sonra iki tarafa
selam vermeden önce dua edilmesi sünnettir. Bu dua, Kur'an-ı Kerîm'in mübarek
dua ayetlerinden biri ile yapılması veya bunlara benzer bulunmalıdır. Kullardan
istenebilecek şeyler hakkında olan: "Ya Rabbi! Bana şu kadar para ver", şeklinde
namazda dua edilmesi caiz görülmemektedir. Namazların sonunda adet edinilen dua:
"Rabbenâ âtina fi'd dünya haseneten ve fi'lahireti haseneten ve kınâ azâbe'n-nar"
(****)
18) Namazların sonunda selam verirken yüzün önce sağ tarafa, sonra sola
çevrilmesi sünnettir.
19) Sütre edinilmesi sünnettir. Şöyle ki: Sahra ve benzeri açık yerlerde namaz
kılan kimse, önünden başkasının geçmesini umuyorsa sağ veya sol kaşının hizasına
en az bir arşın boyunda secde yerinin önüne kaim veya ince bir ağaç diker.
Dikilemiyorsa, ağacı boyunca uzatır veya önüne uzunlamasına böyle bir çizgi
çizer. Enine yarım daire şeklinde bir çizgi çizilmesi de caizdir. Direk ve
sandalye gibi şeyler de sütre işini görürler.
Cemaatle kılınan namazlarda yalnız imamın önünde sütre bulunması kafidir.
Namaz kılanın önünden geçilmesi edebe aykırıdır. Günahı gerektirdiğinden bundan
kaçınılması lazımdır. Namaz kılan kimse, önünden geçmek isteyeni engellemek için
"Sübhanellah" diyebilir. Eli ile, gözü ile yahut başı ile hafifçe işaret
edebilir. Sütrenin bulunması, namaz kılanın dağınık düşüncelerini kaldırıp
ibadet için bir araya toplamaya ve gönlünü bir çerçeve içinde tutmaya yardımcı
olur.
(*) Birinci sözün anlamı: "Yüce
Allah kendisine hamd edenin hamdini işitti." İkincinin anlamı: "Ey Rabbimiz!
Hamd da sana mahsustur."
(**) Sübhaneke'den maksad:
"Sübhanekallahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve Tealâ ceddüke ve
la ilahe gayrük", cümlesidir.
Anlamı: "Ey Allah'ım! Seni tesbih ve tenzih ederim, sana hamd ve övgüde
bulunurum. Senin kutsal ismin mübarektir. Senin azamet ve celalin pek yüksektir.
Senden başka hak mabud yoktur."
"Eûzü" den maksad da: "Eûzü Billâhi mineşşeytanirracîm"
demektir. Anlamı şudur: "Allah tarafından kovulmuş olan Şeytan'ın kötülüğünden
Yüce Allah'a sığınırım." Bu sığınmaya "Teavvüz" denir.
(***) Bu Salat ve Selâm şu şekilde okunur:
"Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ ali seyyidina
Muhammed. Kema salleyte alâ seyyidina İbrahime ve alâ ali seyyidina İbrahime.
İnneke hamîdün mecid. Ve barik alâ seyyidina Muhammedin ve alâ ali Muhammed.
Kema barekte alâ seyyidina İbrahime ve alâ ali seyyidina İbrahim. İnneke hamîdün
mecîd."
Anlamı: "Ey Allah'ım! Efendimiz Muhammed' e ve efendimiz Muhammed'in ailesine
rahmet et (onların şerefini yücelt). Efendimiz İbrahime ve onun ailesine rahmet
ettiği gibi. Şübhesiz bütün hamd ve övgü sanadır, büyüklük ve yücelik sana
mahsustur. Efendimiz Muhammed'e ve onun ailesine bereket ver. Efendimiz İbrahime
ve onun ailesine bereket verdiğin gibi. Şübhesiz bütün hamd ve övgü sanadır,
büyüklük ve yücelik sana mahsustur."
(****) "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik, ahirette de bir güzellilk
(iyilik ve mutluluk) ver ve bizi ateş azabından koru", demektir.
143- Namazların bir kısım adabı vardır. Bunlar
birer mendub demektir. Bunları terk etmek yerilmeyi gerektirmez, bir günah
sayılmaz. Fakat bunları yapmak daha faziletlidir, daha çok sevab kazanmaya
sebebdir. Şuurlu bir müslüman namazın ne kadar büyük bir ibadet olduğunu bilir,
namaz sayesinde merhameti geniş olan ezelî mabudunun manevî huzurunda
bulunduğunu anlar. O mukaddes mabudunun kendisini görüp bildiğini düşünerek son
derece edebe riayet eder. Görünüş haliyle tevazu belirten bir durum alır. Mümkün
olduğu kadar kalbinin iç duygularını dünyadan ve bayağı düşüncelerden korumaya
çalışır. Bunun içindir ki:
"Namaz ancak kalb huzuru iledir." denilmiştir.
Namazların Başlıca Edebleri Şunlardır:
1) Namazda dışı ve içi ile bir sükunet, bir huzur ve Allah'a ibadet duygusu
içinde bulunmak.
2) Üst elbiseyi açık bulundurmayıp düğmelemek ve erkekler için, yenleri varsa,
ellerini yenlerinden dışarıya çıkarmak.
3) Kıyam halinde secde yerine, rükuda ayakların üzerine, secdede burnun iki
yanına, oturuşla kucağa, selamda sağ ve sol omuz başlarına bakmak.
4) Yalnız başına namaz kılan, rüku ve secde tesbihlerini üçten ziyade yapmak.
5) İkamet alınırken "Hayye alel-felâh = Haydin Kurtuluşa" denildiği zaman,
imam ve cemaat için ayağa kalkmak. İmam mihraba yakın bulunmazsa, her saf,
aralarından imam geçince ayağa kalkar.
6) İmam için "Kad kameti's-salat = Namaz başladı" denildiği anda namaza
başlamak, imam, bu harekeli ile müezzinin sözünü doğrulamış olur. Bununla
beraber ikamet bitlikten sonra, namaza başlanmasında da bir sakınca yoktur.
Hatta İmam Ebu Yusuf ile üç İmama göre, uygun olan da budur. İkamet alınırken
camiye giren kimse oturur. Sonra cemaatle beraber ayağa kalkar. İkametin
bitmesini ayakta beklemez.
7) Namazda esneme halinde ağzı tutmak ve dudakları dişlerle olsun kapamak.
Mümkün olmazsa sağ el ile kapamak. Öksürüğü ve geğirmeyi mümkün olduğu kadar
gidermek.
Bütün bunlar güzel sayılan işlerdir. İbadet arasında yapılması gereken saygı
belirtilerindendir.
144- Ezan, lûgatta bildirmek demektir.
Şeriat deyiminde, farz namazlar için belli vakitlerde bilindiği şekilde okunan
mübarek sözlerden ibarettir. Ezan okuyana "Müezzin" denir.
Farz namazlar için ezan okumak, bu namazların kılınacağını ilan edip
bildirmek, kitab ve sünnetle sabittir. Fakat müslümanlığın başlangıcında
bildiğimiz şekilde ezan okunmazdı. Bir müddet, namaz vakti gelince: "Essalâte,
Essalâte = Namaza, namaza" veya: "Essalâtü camiatün = Namaz
toplayıcıdır," deniliyordu. Yani, namaz müslümanların güzel bir toplum halinde
yaşamalarına vasıtadır. Birtakım güzellikleri ve şükür nevilerini kapsar diye
çağırma yapılmıştı. Peygamber Efendimizin birinci hicret yılında, Medine-i
münevvere'de Hazret-i Peygamberin Mescidi inşa edilip tamamlanmıştı. Ashab-ı
kiram muntazam bir halde toplanarak cemaatla namaz kılmaya başlamışlardı. İşte
bu sırada Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) namaz vakitlerinin
insanlara duyurulması konusunda arkadaşları ile bu işi görüşmeye başladı.
Sonunda ashabdan bazı zatların aynı şekilde görmüş oldukları sadık rüyaya ve o
rüyayı doğrulayan bir vahye dayanarak bildiğimiz gibi ezan okunmaya
başlanmıştır. Bu ezan erkekler için vacib kuvvetinde bir müekked sünnettir.
Müslümanlığın en büyük alametlerinden biridir. Peygamberimizin Hicreti bahsine
bakılsın!...
Ezan aracılığı ile halka hem namaz vakitleri, hem de namazların kılınacağı
bildirilmiş oluyor. Ayrıca namazın kurtuluşa ve mutluluğa sebeb olacağı da
söylenmiş oluyor. Bununla beraber, bütün cihana karşı İslam dininin en kutsal
esasları ilan edilmiş bulunuyor.
Doğrusu yeryüzünde namaz vakitleri değişik saatlere rastlamaktadır. Bu
bakımdan hiç bir saat yoktur ki, İslam mabedlerinin yüksek minarelerinden bütün
insanlığa Yüce Allah'ın varlığı, birliği, büyüklüğü, Peygamberimizin Risaleti,
namazın kurtuluşa ve mutluluğa sebeb olduğu, yüksek bir sesle ilan edilmiş
olmasın. Ne şerefli bir hakka davet görevi!..
Ezan ve ikametle ilgili bazı hükümler vardır. Şöyle ki:
1) Ezan şu mübarek kelimelerden ibarettir.
"Allahü Ekber, Allahü Ekber, Allahü Ekber, Allahü Ekber...
Eşhedü en lâ ilâhe illallah, Eşhedü en lâ ilâhe illallah.
Eşhedü enne Muhammeden resûlullah, Eşhedü enne Muhammeden resûlullah.
Hayye ale's salâh, hayye ale's-salâh.
Hayye alel-felâh, hayye alel-felâh.
Allahü Ekber, Allahü Ekber.
Lâ ilâhe illallah" ...
Memleketimizde bir müddet ezan yerinde ezanın şu tercümesi okunmuştur:
"Tanrı uludur, Tanrı Uludur, Tanrı Uludur, Tanrı Uludur
Şübhesiz bilirim bildiririm Tanrıdan başka yoktur tapacak, Şübhesiz bilirim
bildiririm Tanrıdan başka yoktur tapacak.
Şübhesiz bilirim bildiririm Tanrının elçisidir Muhammed, Şübhesiz bilirim
bildiririm Tanrının elçisidir Muhammed.
Haydin namaza, haydin namaza.
Haydin felâha, haydin felâha.
Tanrı uludur, Tanrı uludur.
Tanrıdan başka yoktur tapacak."
Sabah ezanlarında: "Hayye alel-felâh"lardan sonra iki defa "Essalâtü
hayrün mine'n-nevm= Namaz uykudan hayırlıdır, diye okunur.
2) Erkekler yalnız başına yahut cemaatle namaza durdukları zaman ikamet
yapılır. Ezan sözleri aynen okunur. Yalnız "Hayye alel-felâh"lardan sonra
yine iki kere: "Kad kametissalâh" denilir ki, namaz başladı demektir.
Bir de ezanda, her cümle arasında bir bekleme (sekte) yapılır, ikinci
cümlelerde ses biraz daha yükseltilir. Buna "Teressül, irtisal" denilir.
İkamette ise duraklama yapılmaz. Sürekli okunur ki, buna "Hedir" denir.
3) Her farz namaz için bir ezan ve bir ikamet meşrudur; yalnız cuma namazında
iki ezan vardır. Bunun için bir camide ezan ve ikametle vakit namazı usule göre
kılındıktan sonra, tekrar cemaatle veya yalnız başına namaz kılacak olanların o
vakit namazı için ezan ve ikamet getirmelerine gerek yoktur. Vitir, bayram,
teravih ve diğer nafile namazlarda ikamet yoktur.
4) Evde veya kırda kılınacak farz namazlar için hem ezan, hem de ikamet
getirmek daha faziletlidir. Yalnız ikametle de yetinilebilir. Fakat ezanla
yetinmek mekruhtur.
5) Bir namaz için daha vakti gelmeden ezan okumak caiz değildir. Böyle okunan
bir ezanı iade etmek gerekir. Çünkü bununla namaz vaktinin girmiş olduğu haber
verilmiş olmuyor. Ancak İmam Ebû Yusuf ile üç imama göre yalnız sabah namazı
için vaktinden önce ezan okumak caizdir.
6) Ezan ile ikamet arasını biraz ayırmak uygundur. Şöyle ki: Akşam ezanından
sonra üç kısa ayet okunacak kadar bir ara verilmeli, sonra ikamet yapılmalıdır.
Diğer vakitlerde ise, farz namazların iki rekatinde on iki ayet okumak şartı ile
namazın tamamlanması kadar bir zaman bekleme yapılmalıdır.
7) Ezan ve ikamet, vakit namazları için sünnet olduğu gibi, kaza namazları
için de sünnettir. Çünkü ezan ile ikamet, vakitlerin değil, namazların
sünnetidirler.
8) Bir kısım kaza namazları başka başka yerlerde kaza olarak kılınacakları
zaman, her biri için ezan ve ikamet gerekir. Fakat bir yerde kaza edilecekleri
zaman her bir namaz için ezan ve ikamet daha faziletli ise de, ilk kaza edilecek
namaz için ezan ve ikamet getirdikten sonra, diğer namazlar için yalnız ikamet
yeterlidir.
9) İkamet ile namaz arasında yemek-içmek veya yıkanmak gibi bir iş yapılsa,
ikameti tekrarlamak gerekir. Fakat ikamet getiren kimse, ikametten sonra sünnet
kılsa veya imam ikametten sonra hazır bulunsa, ikamet iade edilmez.
10) Müezzin olan şahsın sünneti bilen ve takvası olan kimse olması müstahabdır.
Cahillerin ve fasıkların ezan okumaları mekruhtur.
11) Sarhoşun, delinin, bûluğ çağına ermemiş çocuğun okuyacağı ezanı iade etmek mendub veya vacibdir. Aklı yerinde olan bir çocuğun ezan okuması da, bir
rivayete göre mekruhtur.
12) Ezanı oturarak okumak mekruhtur. Ancak kendisi için okuyacaksa keraheti
olmaz. Yolcudan başkası için, hayvan üzerinde ezan okumak da mekruhtur.
13) Ezanda telhin (ezan kelimelerinin harflerini bozacak şekilde okumak)
mekruhtur.
14) Kadınların, bunakların, cünüb olanların ezan okumaları veya ikamet
getirmeleri mekruhtur. Bunların ikametleri değilse de, ezanları iade
edilmelidir. Çünkü ezanın tekrarlanması, cuma gününde olduğu gibi, meşrudur.
Abdestsiz kimselerin de ikamette bulunmaları mekruhtur.
15) Müezzin cemaatin haline bakmalıdır. Cemaat bir namazın vaklinde
kılınmasını islediği takdirde, hemen ikamette bulunmalı, mahalle büyüğünün veya
dengi kimselerin gelmesini beklememelidir. Çünkü bunda riya, boyun eğme ve
cemaata eziyet verme vardır.
16) Müezzin ezan ve ikamet getirirken ayakta olarak kıbleye yönelir. "Hayye
ales-salâh = Haydin namaza" derken sağ tarafa, "Hayya alel-felâh=
Haydin felaha" derken de sol tarafa döner. Minarede ise, duruma göre sağ
taraftan sol tarafa doğru dolaşarak ezanı bitirir. Ezanda sesin yükselmesine
yardımcı olsun diye iki parmağının uçlarını iki kulağına tıkar.
17) Sesi yükseltmek ve güzelleştirmek gibi meşru bir özür olmaksızın ikamet
esnasında boğazı temizlemek (tenehnuh) mekruhtur. Ezan ve ikamet arasında
müezzinin konuşması da mekruhtur, öyle ki, bu arada kendisine verilecek olan bir
selamı da karşılamaz.
18) Ezan okunurken, ezanı duyanların dinlemeleri ve konuşmayı kesmeleri
gerekir. Kur'an okuyan kimsenin de durup ezanı dinlemesi daha faziletlidir.
Diğer bir görüşe göre, camide veya kendi evinde Kur'an okumakta bulunan kimse
okuyuşuna devam eder. Fakat kendi mahalle mescidinde ezan okununca onu dinler.
Bununla beraber ezan okunurken onu duyanların konuşmalarında bir kerahet olduğu
da söylenmektedir.
19) Ezan ve ikameti işiten kimsenin, müezzinin söylediklerini aynen
tekrarlaması müstahabdır. Yalnız müezzin: "Hayye ales-salâh, Hayyealelfelâh"
dediği zaman işiten bunların yerine: "Lâ havle ve lâ
kuvvete illa billah" (*) der. Sabah ezanında da
müezzin: "Essalatü hayrün minennevm" deyince, işiten kimse: "Sadakte
ve berirte = Doğrusun, gerçeği söylemiş bulunuyorsun" der.
Ezanı işiten kimse cünüb dahi olsa, bu şekilde müezzine karşılıkta bulunur,
çünkü bu bir övgüdür. Fakat hayız ve nifas hallerinde olan kadınlar bu ezan
çağrısına karşılık vermezler; çünkü onlardan namaz sorumluluğu düştüğünden sözle
karşılıkta bulunmak sorumluluğu da düşmüştür.
20) Ezanı işiten kimse, birinci defa "Eşhedü enne Muhammeden Resûlüllah"
denilince: "Sallallahu aleyke ya Resûlallah = Allah sana salât etsin, ey
Allah'ın Peygamberi!" der. İkinci defa müezzin tarafından: "Eşhedü enne
Muhammeden Resûlüllah" denilirken: "Karret aynî bike, ya Resûlallah =
Gözüm seninle aydın olsun, ey Allah'ın peygamberi!" der. Bunları söylerken de,
baş parmaklarının uçlarını öperek gözlerine sürer ki, bu müstahabdır. İkamette
bu yapılmaz.
21) Ezanı dinleyen bir müslüman, ezanın sonunda şu duayı yapar.(**)
Çünkü bu
duayı yapan kimse şefaata hak kazanır ve Peygamber Efendimiz ona şefaat eder.
22) Beş vakit namazlar için ezan okunduktan sonra, ayrıca cemaati namaza
çağırma maksadıyla "Vakti salâ" gibi bir ifade kullanılmasına "Tesvîb", tekrar
bildirme denir. Görülen ibadet gevşeklikleri için böyle bir uyarma yapılabilir.
Böyle yapılmasını sonraki alimler iyi görmüşlerdir.
Sonuç: Ezan-ı Muhammedi, müslümanlığın en büyük güzelliklerinden biridir.
Müezzin olan zat, bütün aleme karşı Yüce Allah'ın varlığını, birliğini, Hazret-i
Muhammed Efendimizin hak peygamber olduğunu ilan eder. Bütün insanları kurtuluşa
ve mutluluğa çağırır. Bu bakımdan pek hayırlı bir insan demektir. Bunun için
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Müezzin sesinin yetiştiği yerlere kadar
insan, cin ve diğer hiç bir şey yoktur ki, onu işitmiş olsun da, kıyamet gününde
müezzin için güzel şehadette bulunmasın."
Diğer bir hadis-i şerifin anlamı şöyle: "İnsanların kıyamette en uzun boylusu
müezzinlerdir."
Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh) şöyle demiştir: "Eğer üzerimde halifelik
görevi olmasaydı, müezzinlik yapardım." Bütün bunlar, müslümanlıkla hakka
hizmetin, Allah sözünü yüceltmenin, hayrı sevmenin ne kadar kıymetli ve şerefli
olduğunu göstermektedir.
(*) "Günahlardan sakınıp dönmek ve itaata güçlü
bulunmak, ancak Yüce Allah'ın koruması ve yardımı ile olur."
(**) "Allahümme Rabbe hazihi'd-daveti't-tammeti vessalati'l-kaimeti âti
Muhammedenil-vesilete ve'l-fazilete ve'd-derecete'r-refiate veb'ashü makamen
Mahmudenillezi veadtehu. İnneke lâ tuhliful, mîad."
Anlamı: "Allah'ım! Ey bu tam davetin (mübarek ezanın) ve kılınmak üzere
bulunan namazın mukaddes Rabbi! Peygamberimiz Hazret-i Muhammed'e vesileyi,
fazileti ve yüksek dereceyi ihsan et. Onu, kendisine söz verdiğin "Makam-ı
Mahmud'a" eriştir. Şübhesiz sen, sözünden caymazsın."
Vesile'nin cennette yüksek bir makam olduğu, faziletin de yine yüksek bir
makam olduğu, Makam-ı Mahmud'un ise, en büyük şefaat makamı olduğu ifade
edilmektedir. Böyle bir duada bulunmak Resûl-ü Ekreme muhabbetin ve ona sağlam
bağlılığın bir nişanıdır.
145- Aklı olan, bûluğ çağına eren, hür olan ve
zorluk çekmeksizin topluca namaz kılmaya gücü yeten müslüman erkeklerin toplanıp
cemaatle cuma namazını kılmaları farz, bayram namazlarını kılmaları vacibdir.
Diğer farz namazları cemaatle kılmaları ise, müekked sünnettir.
(Cuma namazından başka farz namazların cemaatle kılınması, Malikîlere ve bir
kısım Şafiîlere göre de bir müekked sünnettir, İmam Ahmet ibni Hanbel ile Ebu
Sevre ve Davudi Zahirî ile diğer bazı müctehidlere göre vacibdir. Bu halde bir
şahsın tek başına namaz kılması haramdır. İbni Rüşd, İbri Bişr ve bir kısım
şafiîlere göre ise, beldelerde bir farzı kifayedir, her mescidde cemaatle namaz
kılınması sünnettir. Bir kimsenin özel olarak yalnız başına cemaatle namaz
kılması da mendubdur. Hanbeli fıkıh alimlerinin açıklamalarına göre, esasen
cemaatle namaz, ikamet ve sefer halinde vacib, hem de sünnet yerine getirilmiş
olur. Cemaatın farzı ayn olduğunu söyleyenler de vardır.)
146- İslamda cemaatle namaz kılmaya büyük önem verilmiştir. Büyük sevaba ermek
için ve ihtilaftan kurtulmak için cemaatle namaz kılmaya devam etmelidir. Cemaat
ne kadar çok olursa, fazilet de o derece çoğalmış olur. Cemaatle namaz kılmanın
sevabı, yalnız başına namaz kılmanın sevabından yirmi yedi kat fazladır.
Cemaate devam, İslam nişanlarından ve iman alametlerindendir. Cemaatle kılınan
namaz ile müslümanların birliği ve birbirine bağlılığı gösterilmiş olur.
Müslümanlar arasında bir sevgi ve dayanışma duygusu uyanır, bilmeyenler
bilenlerden faydalanır, iyi kimselerin arkadaşlığı ile yapılan ibadetlerin ve
duaların Allah yanında kabule yakın olacağı daha ziyade umulur.
147- Cemaatle kılınan namazda, kendisine uyulan zata "İmam" denir. Bu zatın bu
görevine de "İmamet" denir. İmama uymayan, bir kimsenin kendi namazını imamın
namazına bağlamasına "İktida, ittiba" adı verilir. Bu uyan kimseye de "Muktedi,
müttabi, memum" gibi adlar verilmiştir. Kendi başına namaz kılana da "Münferid"
denir.
148- İmametin başlıca şartları: İslâm, buluğ, akıl, erkek olmak, Kur'an
okuyabilmek ve özürden beri olmaktır. Bu şartlara sahib olmayanlar imam
olamazlar. Bu konu aşağıdaki meselelerden anlaşılacaktır.
149- Cemaat arasında imamete en yararlı olan, sünneti en iyi bilen (fıkıh
bilgisi olan) kimsedir. Bunda eşit olsalar, okuyuşu daha güzel olandır. Bunda da
eşit olsalar takvası daha çok olandır (haramdan daha çok kaçınandır). Bu üç
vasıfta eşit olsalar, yaşta büyük olandır. Bunda da eşit olsalar, ahlakı daha
güzel olandır (yumuşak huylu ve daha çok haya sahibi olandır). Bu hususta da
eşit olsalar, yüzce, sonra soyca, sonra sesçe, sonra elbise bakımından
temizlikçe güzel olandır. Bunların hepsinde eşitlik kabul edilecek olursa,
aralarında kur'a çekilir. Bütün bunlar imamlık görevine verilen önemin
büyüklüğünü gösterir. Bunun içindir ki bu görevi eskiden bulundukları yerlerde
idareciler üzerlerine alırdı.
Bununla beraber cemaat arasında ev sahibi veya o yerin görevli imamı
bulunursa, bunlar tercih olunurlar, aranan vasıfları toplamış olmasalar bile
yine tercih edilirler.
Başkasının evinde imam olacak kimse, ev sahibinin izni ile imamlık yapar.
Başkasının evinde tek başına namaz kılacak olan kimse de, ev sahibinden izin
istemelidir, faziletli olan budur.
150- Fasıkın (aşikare haram işleyenin) ve bid'at sahibi olanın (din işlerine
dinde olmayan şeyleri karıştıranın) imameti tahrimen mekruhtur. Çünkü fasık din
işlerinde saygılı bulunmaz, İmam Muhammed ile İmam Malike göre, bunlara uymak
esasen caiz değildir.
Bid'at sahibine "Mübtedi" denir ki, inancı sünnet ve cemaat ehlinin inancına
aykırı olan kimse demektir. Bid'at sahibine uymanın kerahetle caiz olması,
inancı küfre varmadığı takdirdedir. Eğer inancı küfrü gerektiriyorsa ona uymak
bütün Hanefilerce de caiz olmaz. Şefaati, kabir azabını ve hafaza meleklerini
inkar etmek gibi...
151- Kölelerin ve babası belli olmayanların imamlığı mekruhtur. Çünkü bunlarda
cehalet daha fazla olur. Bilgili oldukları takdirde imamlık yapabilirler. İki
gözü kör olan da imam olabilir. Fakat görür kimselerin imamlığı daha
faziletlidir. Bununla beraber iki gözü görmeyenin imamlığında kerahet olduğunu
söyleyenler de vardır. Çünkü bu kimse özürlüdür, elbisesinin temizliğine fazla
dikkat etmeyebilir.
152- Erkeklerin kadınlara ve henüz bûluğ çağına ermemiş çocuklara uyup namaz
kılması caiz olmadığı gibi, aklı yerinde olanın bunağa, Kur'an okuyucusunun
okuyamayan (ümmî) kimseye, kıraati olmayanın dilsize, elbisesi temiz olanın
elbisesi pis olana, avret yerleri kapalı olanın açık bulunana, özrü olmayanın
özürlüye, bir özürlünün özrü değişik başka bir özürlüye uyması da caiz değildir.
Ancak özürleri bir olanların birbirlerine uymaları caizdir.
153- Kadının kadına imamlığı kerahetle caizdir. Eğer kadınlar kendi aralarında
cemaatle namaz kılacak olurlarsa, İmam olacak kadın aralarında durur, onların
önüne geçmez. Bu öne geçme de mekruhtur.
154- Abdestte ayaklarını yıkamış olan kimsenin ayaklarına mesih yapmış olan
kimseye, abdest alanın teyemmüm etmiş olana, ayakta namaz kılanın oturarak namaz
kılana, boyu dik ve doğru olanın rukü derecesinde kanbur olana uyması (iktidası)
caizdir. Son üç şekildeki uymanın cevazına İmam Muhammed muhaliftir.
155- Farz namaz kılanın nafile namaz kılana veya başka bir farz kılana uyması
caiz değildir. Fakat nafile namaz kılanın farz namaz kılana uyması caizdir.
Örnek: Öğlenin farzını kılmış olan bir kimse, öğle namazını kıldırmakta olan
imama uyacak olsa, bu ikinci defa kılacağı namaz bir nafile olarak caizdir.
156- Bir kimsenin, haklı olarak kendisinden hoşlanmayan bir cemaate namaz
kıldırması mekruhtur. Fakat hoşlanmayacak bir durum veya imamlığa daha ehliyetli
bir kimse yoksa, cemaatın hoşlanmasına bakılmaz. Çünkü bu halde cemaatın
hoşlanmaması yersizdir.
157- Mezheb değişikliği iktidaya (uymaya) engel değildir. Yeter ki imam olan
zat, namazın şartlarına ve rükünlerine riayet etsin. Şöyle ki: Müslümanların
fıkıh bakımından mezhebleri değişik olsa da, esasta bir olduklarından
birbirlerine uyabilirler. Bu hususta en faziletli olan, her müslümanın kendi
mezhebinde bulunan bir imama uymasıdır. Bu olmayınca, diğer bir mezhebde bulunup
da namazın farzlanna riayet eden herhangi bir imama uyulması, yalnız başına
namaz kılmaktan daha faziletlidir. Şu kadar var ki, bir müslim kendi mezhebine
göre namazı bozacak bir şeyin böyle bir imamda bulunduğunu görüp bilirse, ona
uyması sahih olmaz; bir Hanefinin, burnundan kan aktığı halde abdestini
yenilemeden imamlığa geçen bir Şafiîye uyması gibi...
(Malikî ve Hanbelî olanlara göre, namazın sıhhati için şart olan şeylerde
yalnız imamın mezhebine itibar olunur, uyanın (muktedinin) mezhebine bakılmaz.
Onun için, bir Malikî veya bir Hanbelî, başının tamamını meshetmemiş olan Şafiî
veya Hanefî bir imama uysa namazı sahih ulur. Çünkü böyle bir mesih, her ne
kadar Malikî ve Hanbelî mezheblerinde sahih değilse de, Hanefî ve Şafiî
mezheblerinde sahihtir.)
158- İmam olan zat, cemaata nefret verecek şeylerden sakınmalıdır. Bir imamın
kıraati veya tesbihleri cemaatı usandıracak derecede uzatması uygun değildir.
Burada sünnetin en az olan derecesi ile yetinmelidir. Çünkü bu uzatma cemaata
usanç verir, bu ise mekruhtur. Cemaatla kılınacak bir namazın sevabı ziyadedir.
Bu sevabtan başkalarını mahrum bırakmaya sebebiyet vermek uygun olmaz. Cemaatın
uzatmaya razı olmaları halinde kerahet olmaz.
Bununla beraber cemaatın rüku ve secde tesbihlerini ve teşehhüdü sünnet üzere
tamamlamalarına meydan vermeyecek bir şekilde imamın acele etmesi de mekruhtur.
Cemaatın yetişmesi için, imamın rüküu uzatması da mekruhtur.
159- İmamın kendisine kolay gelen ayet ve süreleri okuması vacibdir. Henüz
kuvvetlice ezberlememiş olduğu ayetleri okumamalı, cemaatın yardımcı olmasına
meydan bırakmamalıdır. Şöyle ki: imam bir ayette yanılır ve hatırlayamazsa
bakılır: Eğer sünnet mikdarı veya namazın caiz olacağı kadar okumuş ise, hemen
rüküa gitmelidir, yanıldığı yeri düzeltmeyi cemaatten beklememelidir. Bu mikdar
okumamış ise, başka bir ayete geçmelidir.
160- İmamın cemaatten en az bir arşın yüksekte veya alçak bir yerde durup
namaz kıldırması mekruhtur. Kendisi ile beraber cemaattan bazı kimseler
bulunursa mekruh olmaz.
161- İmam ile muktedinin (imama uyanın) yerleri hükmen bir olmalıdır.
Aralarında yüksek boylu bir duvar olup imamın görülmesini veya sesinin
iştilmesini engellese, o imama uymak sahih olmaz.
Yine, imam ile muktedi arasında veya bir muktedi ile öndeki saf arasında
uzaklık bulunsa bakılır: Eğer namaz mescid dışında kılınıyorsa ve aradaki mesafe
bir saf bağlanacak mikdardan az ise, imama uymak sahih olur. Fakat mesafe bundan
daha çok ise uymak sahih olmaz. Amma namaz mescid içinde kılınmakta ise, aradaki
uzaklık ne olursa olsun imama uymaya engel olmaz. Bununla beraber bazı alimlere
göre, Beytül-makdis gibi pek geniş olan mescidlerde, saflar arasında bağlantı
olmaksızın mescidin en uzak bir yerinde durup imama uyulması caiz değildir.
162- İmam hayvan üzerinde, imama uyan yaya bulunsa veya başka başka hayvanlara
veya gemilere binmiş olsalar, yer değişikliği olduğundan imama uymak sahih
olmaz.
Yine, camide veya başka bir yerde imam ile muktedi arasında kayık geçecek
büyüklükle bir ırmak veya araba yürüyecek genişlikle saflardan boş bir yol
bulunsa, imama uymaya engel olur.
163- Cemaata kavuşmak için koşa koşa yürümek mekruhtur, saygıya aykırıdır. Bu
gibi davranışlardan daima sakınmalıdır.
164- Cemaatın birçok kişiden ibaret olması şart değildir. Bir kişi ile de
cemaatin fazileti elde edilir. İmama uyan kişinin bir kadın veya mümeyyiz bir
çocuk olması yeterlidir. Bunun için evde ailece cemaatla kılınan namaz da,
yalnız başına kılınan namazdan kat kat faziletlidir. Fakat bir özre
dayanmaksızın evde cemaakla namaz kılıp camiye gitmemek bid'at ve mekruh
sayılmaktadır. Mescidlerde ve camilerde cemaatla kılınan namazların fazileti
daha çoktur. (146. maddeye bakılsın.)
165- Namazda imama uyan bir kişi ise, imamın sağında durur, iki ve daha çok
kimseler olunca, imamın arkasında dururlar. Keraheti olmayan duruş bu
şekildedir. Cemaatın imamdan ilerde durması ise caiz değildir. Bu hususta secde
yeri değil, ayakların yeri esas alınır. Cemaatın topuklarının imamın ayak
topuklarından ilerde olmaması yeterlidir.
(İmam Malik'e göre, cemaatin imamdan önde durması mekruh ise de, namazın
cevazını engellemez.)
166- Muktedi (imama uyan kimse), imama uymayı niyet etmeli ve kıldıkları farz
namaz aynı olmalıdır. Bunun için bir kimse imama uymayı niyet etmeksizin ona
uysa veya kendisi öğle namazını kılmak istediği halde imam ikindi namazını
kıldırmakta bulunsa, bu iktidası (imama uyması) caiz olmaz.
167- İmamın sesi kafi gelmezse, cemaatten biri tarafından iftitah ve intikal
tekbirleri yüksek sesle alınır ve rüküdan kalkarken de "Rabbena ve lekel-hamd"
denilir, yüksek sesle yine selam verilir. Bu bir tebliğ, bir bildirimdir. Ancak
tekbirler alınırken iftitah ve intikal tekbirleri olarak alınmalıdır, yalnız
bildirme için alınmamalıdır. Eğer ilk tekbir ile namaza başlamaya niyet edilmez
ise, bunu alan namaza başlamış olmaz. Diğerleri de tesbih, tahmid ve intikal
tekbirleri olarak alınmazsa, sevabdan mahrum olmayı gerektirir, imamın sesi
yettiği takdirde bu tebliğe gerek kalmayacağından, bu tebliğ işi mekruh olur.
Buna müezzin olanlar dikkat etmelidirler.
168- İmam birinci selamı ikinci selamdan daha yüksek sesle alır ki, bu onun
için bir sünnettir. Çünkü yüksek sesle alınması cemaata bir bildiridir. Bu
bildiriye ihtiyaç ise, daha çok birinci selamda görülür.
169- İmam selam verince, muktedi de teşehhüdü bitirmiş ise selam verir.
Salat-Selam ve duayı bitirmek için selam vermeyi geciktirmez. Teşehhüdü
bitirmeden selam vermesi de caizdir.
170- İmam namazdan sonra iki tarafa selam verirken "Aleyküm" sözü ile Hafaza
meleklerini ve bütün cemaatı kasdeder. Cemaattan her biri de sağ tarafa selam
verirken o taraftaki meleklerle cemaatı ve imam eğer o tarafta veya kendi
hizasında ise imamı da kasdeder. Sol tarafa selam verirken de o taraftaki
meleklerle cemaatı ve imam o tarafta ise imamı kasdederek onlara selam vermiş
olur. Yalnız başına namaz kılanlar da bu selam ile yalnız Hafaza meleklerini
kasdederler.
171- Cemaat selamdan sonra: "Allahümme entesselâmü ve minkesselâm,
tebarekte ya zelcelâli vel-ikram" (*) cümlesi okununcaya kadar yerlerinde
dururlar. Sonra yerlerinden kalkıp sünneti veya duayı başka uygun bir yerde
tamamlarlar. Bundan ziyade yerlerinde durmaları kerahete girer. Farzdan sonra
saffı bozmaları müstahabtır. Bunu yapmakla sonradan gelenler namazın tamamlanmış
olduğunu anlarlar.
172- İmam selam verince bakılır: Eğer namaz tamamlanmışsa, imam serbesttir.
Dilerse sağ tarafına, dilerse sol tarafına döner. Böylece kıbleyi sağ veya sol
tarafına alır ve öylece oturur. Dilerse çıkıp işine gidebilir. Eğer karşısında
namaz kılan yoksa, dilediği takdirde cemaate doğru döner. Namaz kılanın yüzüne
karşı dönüp durmaz; çünkü namaz kılanın yüzüne karşı oturmak mekruhtur. Fakat
namaz bitmiş olmayıp, kılınacak sünnet bulunursa, imam "Allahümme entesselâmü
ve minkesselâm" denilinceye kadar yerinde durur, sonra kalkar ve sağa, sola,
ileriye veya geriye çekilerek o sünnet namazı kılar. Eğer kendisi başka bir
şeyle uğraşmayacaksa, bu sünneti gidip evinde kılabilir. Çünkü sünnetlerin evde
kılınması daha faziletlidir. Ancak cemaat imam hakkında kötü bir zan
besleyecekleri düşüncesi varsa, sünnetleri eve gitmeden kılmalıdır.
173- Yalnız başına namaz kılanlara gelince, bunlar farz namazları kıldıkları
yerde durabilirler ve sünnetleri de orada kılabilirler. Bununla beraber nafile
namazları başka bir tarafa çekilip kılmaları daha güzeldir.
174- Cemaat, kıyam rükü, secde gibi yapılması gerekli rükünlerde, Sübhaneke
ile Tesbihat ve Tahiyyat gibi dua ve zikirlerde imama uyarak bunları yaparlar.
Fakat sözle yerine getirilmesi gereken kıraat rüknünde imama uymaz, imamın
aşikare okuduğu Kur'anı dinler ve susar.
Bu İmamı Azam ile İmam Ebû Yusuf'a göredir. Bu iki zata göre, aşikare okunan
namazlarda cemaatın okuması tahrimen (harama yakın) mekruh olduğu gibi, gizli
okunan namazlarda da cemaatın okuması böylece mekruhtur. İmam cemaate öncülük
etmektedir. Bunun için imamın okuması, cemaatın da okuması demektir. Nitekim bir
hadis-i şerifte buyurulmuştur:
"Kimin imamı varsa, imamın okuyuşu o kimse için de okuyuştur" Fakat
İmam Muhammed, gizlice kıraat yapılan namazlarda cemaatın da kıraat yapmasını
caiz görmüştür.
(İmam Malik'e göre, gizlice Kur'an okunan namazlarda muktedi (imama uyan) da
gizlice okur; bu müstahsendir. İmam Ahmed'e göre, gizlice okunan namazlarda
muktedi de gizlice okur. Bundan başka imamın namazlarda aşikare okuyuşunu
cemaatten herhangi biri işitmezse, o da kıraatta bulunur, bu vacibdir. Fakat
işitirse, okuması caiz olmaz, imamı dinlemesi gerekir. İmam Şafîî'ye göre de,
gizlice Kur'an okunan namazlarda muktedi, Fatiha'dan başka ayetler de okur.
Aşikare kıraat yapılan namazlarda ise, eğer rek'atı kaçırmayacaksa, yalnız
Fatihayı gizlice okur.)
175- İmam namaza başlamak için tekbir alırken ellerini yukarı kaldırmasa, Sübhaneke'yi okumasa, rükü ve secde tekbirlerini almasa ve bunlardaki tesbihleri
söylemese, "Semiallahu limen hamideh" demeyi, tahiyyatı ve selamı terk etse veya
teşrik tekbirini getirmese, cemaat bunları yapar. Bu dokuz şeyde cemaat imama
uymaz.
İmam Muhammed'e göre imam, "Sübhaneke'yi terk edip Fatiha'yı okuduktan sonra
sûreye başlamış olsa, artık cemaat da "Sübhaneke"yi okumaz.
176- İmam kunut duasını, bayram tekbirlerini, birinci oturuşu, tilavet
secdesini, sehiv secdesini terk etmiş olursa, cemaat da terkeder. İmam bir secde
fazla yapsa veya bayram tekbirlerini ashabı kiramdan rivayet edilen mikdardan
ziyade alsa veya cenaze namazında dörtten fazla tekbir getirse veya yanılarak
beşinci rekata kalksa, cemaat bu işlerde imama uymaz. İmam beşinci rekata
kalktığı zaman bakılır: Eğer imam dördüncü rekattan sonra oturuş (ka'de)
yapmışsa, cemaat oturarak bekler, imam hemen dönüp teşehhüdü iade etmeksizin
selam verirse, cemaat da onunla beraber selam verir. Fakat imam kalktığı beşinci
rekat için secdeye varırsa, cemaat kendi başına selam verip namazdan çıkar. Eğer
imam dördüncü rekatın arkasından oturuş (ka'de) yapmamış ise, cemaat yine
bekler. Eğer imam hemen kıyamdan ka'deye dönüp ondan sonra selam verirse, cemaat
da onunla beraber selam verir. Fakat imam beşinci rekatı secde ile bağlarsa,
hepsinin namazı bozulmuş olur. Bu durumda cemaatın yalnız başına teşehhüdü yapıp
selam vermesi fayda vermez.
177- Vitir namazında, cemaat daha Kunut duasını bitirmeden imam rüküa varsa,
cemaat da varır. Ancak Kunut duasından henüz hiç bir şey okumamış olsalar, imam
ile rüküda bulunmayı kaçırmayacak şekilde bir mikdar okurlar.
178- İmam (vitirde) kunut duasını unutup rüküa gittiği halde, cemaat ona
uymamakla imam başını kaldırıp kunut duasını okuduktan sonra tekrar rüküa
gitmekle cemaat da ona uymuş olsalar cemaatın namazı bozulur.
179- Cemaatla kılınan namazlarda safların düzgün olmasına, aralarında açıklık
bulunmamasına dikkat edilir. İmam olan zat da buna dikkat edip cemaatı uyarır.
Safların en faziletlisi birinci saftır. Sonra sırası ile arkaya doğru fazilet
azalarak gider. İmama yakın bulunmanın fazileti pek çoktur.
180- Cemaatten birinin saf arkasında yalnız başına durup imama uyması
mekruhtur. Ancak saflar arasında duracak bir yer bulamazsa, o zaman kerahet
olmaz.
181- İmamı rüku halinde bulan kimse, imama uymak için ilk saflara gittiği
takdirde rekatı kaçıracağından korkarsa, son safa geçerek imama uyar, saflardan
birine katılmaksızın tek başına yalnızca bir yerde durup imama uymaz; rekat
kaçırılacak olsa bile...
182- Namaz kılanın önünden geçmek mekruhtur. Ancak önünde bir perde, ağaç,
direk benzeri bir engel bulunursa mekruh olmaz. Bu kerahiyet, kırlarda, büyük
mescidlerde namaz kılanın secde edeceği yerden geçmek halindedir. Çünkü böyle
büyük ve açık yerlerde namaz kılanın önünden hiç geçilmemesinde güçlük vardır.
Evlerde ve küçük mescidlerde ise, namaz kılanın mutlak surette önünden geçmekle
kerahet meydana gelir.
İmamın karşısında bulunan sütre (duvar gibi bir engel), cemaat için de
yeterlidir. Daha önce bu açıklanmıştı.
183- Yüksek veya aşağı bir yerde namaz kılanın önünden geçildiği takdirde
bakılır: Eğer geçen kimse ile namaz kılanın bazı azaları arasında bir hizaya
gelme ve karşılaşma olursa, geçen kimse günah işlemiş olur; değilse olmaz.
Bununla beraber hiç bir zaman namaz bozulmaz.
Bir görüşe göre, geçenin aşağı yarısı, namaz kılanın yukarı yarısına gelecek
şekilde karşılaşma olsa yine kerahet olur; yerde namaz kılanın önünden ata
binmiş bir kimsenin geçmiş olması gibi...
184- İmam abdestsiz olarak namaz kıldırdığını, cemaat dağıldıktan sonra
anlamış olursa, mümkün olduğu kadar bunu cemaate duyurması gerekir. Bir diğer
görüşe göre de, cemaata bildirmek gerekmez.
185- Bir imamın taşradaki akrabasını görmek için, bir zaruret veya dinlenmek
için yılda bir hafta kadar imamlık hizmetini bırakması adete ve şeriata göre
hakkıdır.
186- Bir özür bulunmadıkça cemaata devam etmelidir. Devam edilmemesini mubah
kılacak özürler, teyemmümü mubah kılacak derecede olan hastalıklardır. Felce
uğramak, yürüyemeyecek kadar yaşlı olmak, kör olmak, haksız yere saldırıya
uğramaktan korkmak, şiddetli yağmur ve çamur bulunmak, soğuk ve karanlık hali
olmak, hizmet etmeye mecbur olduğu ve ayrıldığı zaman zarar göreceği bir hasta
bulunmak, yolculuğa çıkma hazırlığı ile uğraşmak gibi sebeblerdir. Din ilimleri
ile uğraşıp kitab yazmak, fıkıh öğrenip öğretmek de, bu özürlerden sayılır.
Bununla beraber devamlı olarak, bu meşguliyet yüzünden, cemaatı terk etmek doğru
değildir.
Yalnız gevşeklik ve tenbellik yüzünden cemaatı terk edip duran kimse, cezaya
hak kazanır, şahidliği kabul edilmez. İmam bid'at ehlinden olduğu için cemaatı
terk eden kimse ise, cezaya hak kazanmaz. Cemaata devam etmek istediği halde,
haklı bir özürden dolayı muntazam bir şekilde devamdan mahrum kalan kimse de,
niyetine göre cemaat sevabına kavuşur.
(*) "Allah'ım! Sen selamsın ve selam sendendir. (Bütün noksanlıklardan
berisin. Dünya ve ahiret selameti de ancak senin yardımınla olur. Sen
mukaddessin), ey celal ve ikram sahibi olan (Rabbim! )..."
-
KADINLARIN AYNI HİZADA DURMALARI
187- Cemaat değişik insanlardan ibaret
olunca, imamın arkasında önce erkekler, sonra erkek çocuklar, sonra kadınlar saf
bağlarlar. Bu sırayı erkeklerle erkek çocukların gözetmesi sünnettir. Erkeklerle
kadınların bu sırayı gözetmesi ise farzdır.
Bunun için bir kadın veya buluğ çağına yakın bir kız, bir erkeğin önünde veya
tam hizasında aynı namazı cemaatle kılacak olsa, erkeğin namazı bozulur. Buna:
"Muhazatü'n-Nisa = Kadınların erkeklerle bir hizada bulunması" denir.
Böyle aynı hizada bulunmakla namazın bozulması için on şart vardır:
1) İmam olan zat, kadınlar için imamete niyet etmelidir; çünkü böyle bir niyet
bulunmazsa, kadınların imama uymaları sahih olmaz, imama uymamış sayıldıkları
için de, erkeklerle aynı hizada bulunmak söz konusu olmadığından erkeklerin
namazını bozmuş olmazlar. Yalnız cenaze namazında kadınlara imameti niyet etmek
gerekli değildir. Bir de bazı alimlere göre, cuma ve bayram namazlarında da,
kadınlara imameti niyet etmek şart değildir.
2) Erkekten ilerde veya tam bitişiğinde namaz kılan kadın, ister mahrem olsun,
ister olmasın buluğ çağına ermiş veya buna yakın olmalıdır. Dokuz yaşındaki bir
kız, ergenlik çağına yakın olacağı için engel sayılır. Sekiz veya yedi yaşında
bulunup semiz ve gösterişli kız da aynı sayılır.
3) Kadın veya kız namazın ne olduğunu bilmelidir. Namazın ne olduğunu bilmeyip
rasgele cemaata uyan bir deli kadının aynı hizada bulunması erkeğin namazını
bozmaz.
4) Bir hizada bulunma, kıyam veya rükü gibi bir rükün mikdarı devam etmelidir.
Bu, İmam Muhammed'e göredir, İmam Ebû Yusuf'a göre, böyle bir rükün tamamen
yerine getirilmelidir. Onun için hemen aynı hizada bulunmakla namaz bozulmaz.
5) Bir hizada bulunuş, rükü ve secde ile kılınır bir namazda bulunmalıdır. Bu
bakımdan cenaze namazında ve tilavet secdesinde olacak muhazat bir engel teşkil
etmez.
6) Muhazat (aynı hizada bulunuş) olabilmesi için erkeğin yanında bulunan
kadınla başlangıç tekbirleri bakımından ortaklık olmalıdır. Kadın, ya hizasında
bulunduğu erkeğin iftitah tekbirine kendi iftitah tekbirini bağlayarak ona
uymalı veya bu erkek ile beraber tahrimelerini üçüncü bir şahsın tahrimesine
bağlamış bulunmalıdırlar. Bu bakımdan aynı namazı erkek ile kadın yan yana
durarak tek başlarına kılsalar yahut yalnız biri imama uyup diğeri tek başına
kılacak olsa, namazları bozulmaz.
7) Namaz, erkek ile kadın arasında, yerine getirilme bakımından müşterek
olmalıdır. Şöyle ki: Kadın, ya kendisi ile aynı hizada bulunduğu erkeğe veya her
ikisi diğer bir erkeğe uymuş olmalı ve aynı namazı beraber kılmış olmalıdırlar.
Buna göre erkek ile kadın, bir veya birkaç rekat kılındıktan sonra imama uyup
da imamın selamından sonra kalkarak kaçırılan rekatları kılarlarken aralarında
muhazat meydana gelse, bununla namaz bozulmaz; bu ikisine "Mesbuk" denir. Mesbuk
ise kendi başına kıldığı rekatlarda yalnız başına namaz kılan kimse sayılır.
8) Erkek ile kadının yerleri bir olmalıdır. Buna göre, erkek veya kadından
biri mescidin zemininde, diğeri de en az bir adam boyu yükseklikte olan bir
yerde durarak aynı hizada bulunarak cemaatle namaz kılsalar, bu hal onların
namazlarının sıhhatini bozmaz.
9) Erkek ile kadının yönleri bir olmalıdır. Buna göre, Kabe'nin içerisinde her
biri başka bir yöne dönerek cemaatle namaz kılarlarken, aynı hizada bulunsalar,
bu namazı bozmaz.
10) Erkek ile kadın arasında,bir engel bulunmamalıdır. Aralarında direk gibi
bir şey veya bir insan sığacak kadar bir açıklık bulunursa, bu şekilde aynı
hizada bulunmak namazı bozmaz.
Sonuç: Bu on şan toplanınca muhazat (aynı hizada bulunmak), erkeklerin
namazını bozar. Şöyle ki: Aynı imama uyan kadınlar erkeklerin önünde bir saf
tutsalar, bütün erkeklerin namazı bozulur. Erkeklerin arasında üç kadın bulunsa,
bunların hem sağ ve hem sol yanlarındaki birer erkeğin ve arka taraflarındaki
her safdan üç erkeğin namazı bozulmuş olur. Erkekler arasındaki kadınlar iki
kişi olursa, yanlarındaki birer erkek ile yalnız bunların arkasında bulunan
saftaki iki erkeğin namazı bozulur. Daha geride olanların namazına bir şey
olmaz. Aradaki kadın bir tane olunca, sağ ve sol yanındaki birer erkek ile arka
tarafındaki saftan bir erkeğin namazı bozulur, diğerlerinin namazı bozulmaz.
Namazları bozulan erkekler, diğer erkek ve kadınlar arasında birer engel
durumuna geçeceklerinden artık bu namaz bozuluşu diğerlerinin namazına geçmez.
Erkeklerin namazlarını böylece bozmaya sebeb olan ve onların huzurlarını
kaçıran kadınlar ise, şübhe yok ki bundan dolayı günah işlemiş ve Yüce Allah'ın
azabına layık bulunmuş olurlar. Onun için buna sebebiyet vermekten kaçınmalı,
İslam terbiyesine riayet etmelidir. Yalnız yaşlı kadınlar cemaatle devam edecek
olurlarsa, mescidlerde kendilerine ayrılan yerlerden ileri geçmemelidirler.
Değilse bekledikleri sevab kazanacakları günahı karşılayamaz. Zaten kadınların
cemaata devam etmeleri aslında kerahetten sayılmaktadır. Kadınların mescidleri,
evlerinin içidir. Bir hadis-i şerifte:
"Kadınların namazlarının en faziletlisi, evlerinin içinde kıldıkları
namazlardır." buyurulmuştur.
Kadınların, namazları ile evlerini nurlandırmaları kendileri için çok büyük
bir şereftir. Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulmuştur:
"Oturduğunuz yerleri namazla ve Kur'an okumakla
nurlandırınız."
188- Bilindiği gibi namazlar farz, vacib, sünnet
ve müstahab kısımlarına ayrılmakta ve ikişer, üçer, dörder rekatlı
bulunmaktadır. Bu namazlar daha önce yazdığımız üzere farzlarına, vaciblerine,
sünnetlerine ve adabına riayet edilerek şöyle kılınır:
1) Sabah Namazları
Sabah namazının iki rekat sünnetini kılmak için: "Niyet ettim bugünkü
sabah namazının sünnetini kılmaya", diye niyet edilir. Hemen eller
yukarıya kaldırılıp "Allahu Ekber" diye tekbir alınır. Ondan
sonra eller bağlanır ve "Sübhaneke allahümme ve bihamdike ve
tebarekesmüke ve tealâ ceddüke ve la ilahe gayrük" okunur. Arkasından
"Eûzübillahimineşşeytani'r-racim Bismillahirrahmanirrahim"
diyerek eûzü besmele çekilip Fatiha suresi okunur sonra "Amîn" denir ve bir
mikdar daha Kur'an okunur (1). Arkasından "Allahu Ekber" deyip
rükûa varılır. Bu halde en az üç defa "Sübhane Rabbiye'l-Azîm"
denir. Sonra "Semiallahülimen hamideh" denilerek ayağa
kalkılır. Ayakta "Allahümme rabbena ve lekelhamd" denilir (2).
Ondan sonra "Allahu Ekber" diyerek secdeye varılır. Secde
halinde de üç defa "Sübhane Rabbiyel'alâ" denir. Sonra
"Allahu Ekber" denilerek kalkılır ve dizler üzerine oturulur ve bir
tesbih miktarı durulur. Yine "Allahu Ekber" denilerek ikinci
secdeye varılır. Bunda da üç defa "Sübhane Rabbiyel'alâ"
denilir. Bununla bir rekat bitmiş olur.
Bu ikinci secde arkasından "Allahu Ekber" denilerek ikinci
rekata kalkılır. Tam ayakta iken yalnız besmele çekilir. Fatiha suresi ve bir
mikdar daha Kur'an okunur. Birinci rekatta olduğu gibi, rükû ve secde yapılır.
İkinci secdeden sonra oturulur ki, buna "Ka'de = oturuş" denir.
Burada "Ettehiyyatü lillâhî ve Allahümme Salli ve Barik, Rabbena atina"
diyerek dualar sonuna kadar okunur. Sonra "Esselâmü Aleyküm ve
Rahmetullah" diyerek sağ tarafa ve yine "Esselâmü Aleyküm ve
Rahmetullah" diyerek sol tarafa selam verilir. Böylece iki rekatlı
namaz bitmiş olur (3).
Bütün bu tekbirler, tesbihler ve kıraatlar, yalnız namaz kılanın işitebileceği
bir sesle gizlice yapılır.
Namazda erkeklerle kadınların ellerini nasıl kaldıracakları, nasıl
bağlayacakları, rükû ile secdede ve ka'delerde nasıl vaziyet alacakları "Namazın
sünnetleri ve edebleri" bölümünde bildirilmiştir.
Sabah Namazının iki rekât Farzına gelince: Önce yalnız erkeklere mahsus olmak
üzere ikamet getirilir. Sonra "Bugünkü sabah namazının farzını kılmaya"
diye niyet edilir. Eller kaldırılarak "Allahu Ekber" diye
namaza başlanıp eller bağlanır. Sabah namazının sünnetinde bildirildiği gibi iki
rekat kılınır ve tamamlanmış olur. Yalnız sabah namazlarının farzlarında
Fatiha'dan sonra biraz fazla Kur'an okunması sünnettir. Bu sünnetin en az
derecesi kırk ayettir. Bununla beraber üç kısa ayet de okunması caizdir. Vaktin
çıkmasından korkulduğu zaman az ayet okunur. Öyle ki, yalnız Fatiha ile veya
birkaç ayet ile yetinilir.
Yalnız başına bu sabah namazının farzını kılan kimse, tekbirleri ve "Semiallahu
limen hamideh" cümlesini, Fatiha'yı ve ekleyeceği ayetleri aşikare
olarak okuyabilir.
2) Öğle Namazları
Öğle namazının ilk dört rekat sünnetinin evvelki iki rekatı, tam sabah
namazının iki rekat sünneti gibi kılınır. Yalnız bunda niyet "Bugünkü
öğle namazının ilk sünnetine" diye yapılır. Bir de bunda ikinci
rekattan sonraki oturuş, son oturuş değil, birinci oturuş (ka'de) olduğundan bu
oturuşta yalnız "Tahiyyat" okunur. Sonra "Allahu Ekber"
deyip ayağa kalkılır. Yalnız Besmele, Fatiha ve bir mikdar da Kur'an okunarak
yukarda bildirildiği şekilde, rükû ve secde yapılır. Ondan sonra dördüncü rekat
için "Allahu Ekber" denilerek ayağa kalkılır. Bunda da yalnız
besmele ile Fatiha ve bir mikdar da Kur'an okunarak yine bildirildiği gibi, rükû
ve secdelere varılır. Sonra oturulur; bu oturuş son ka'dedir. Bunda da Tahiyyat
okunduktan sonra, Salli ve Barik, Rabbena atina duaları tamamen okunup,
yazdığımız şekilde, iki tarafa selam verilir. Böylece bu dört rekat sünnet
kılınmış olur.
Öğle Namazının Dört Rekat Farzına Gelince: Sünnetten sonra
namaza aykırı bir iş yapmadan ayağa kalkılır. İkamet getirilir. O günkü öğle
namazının farzını kılmaya niyet edilir. Eller yukarıya kaldırılarak "Allahu
Ekber" diye tekbir alınır. İlk iki rekatı sabah namazının iki rekat
farzı gibi kılınır. Ancak bu iki rekattan sonraki oturuş, birinci ka'de
olduğundan bunda yalnız "Tahiyyat" okunur. Ondan sonra "Allahu Ekber"
denilerek üçüncü rekata kalkılır. Yalnız Besmele ile Fatiha okunur. Anlatıldığı
gibi rükû ve secdelere varılır. Sonra "Allahu Ekber" diyerek
dördüncü rekata kalkılır. Besmele ile yalnız Fatiha suresi okunarak rükû ve
secdelere gidilir. Sonra oturulur. Bu oturuş son ka'dedir. Bunda "Tahiyyat"
okunduktan sonra "Salli ve Barik, Rabbenâ âtinâ"
duaları okunur ve iki tarafa selam verilir. Böylece öğlenin farzı bitmiş olur.
Öğlenin farzında okunacak ayetler, sabah namazında okunacak mikdardan daha az
olur.
Öğlenin Son İki Rekat Sünnetine Gelince: Bu da,
"Bugünkü öğle namazının son sünnetini kılmaya" diye niyet edilip
tamamen sabah namazının sünneti gibi kılınır. Bu son sünneti dört rekat kılmak
müstahabdır. O zaman ya her iki rekatta bir selam verilir veya dört rekatın
sonunda selam verilir. Dört rekat sorumda selam verilince, ilk oturuşta yalnız
"Rabbena atina" duası okunmaz. Üçüncü rekat için tekbir alınarak ayağa kalkınca
yine "Sübhaneke" okunur. Sonra bu son iki rekat evvelki iki rekat gibi kılınır.
Yalnız başına namaz kılan kimse, öğle namazlarının hem sünnetlerinde, hem de
farzında kıraati, tekbirleri, tesbih ve tahmidleri gizlice yapar.
3) İkindi Namazları
İkindi namazının dört rekat sünnetinin her iki rekatı, müstakil (iki rekatlı)
namaz gibidir. Onun için bu dört rekatın her iki rekatı (şef'î) tamamen sabah
namazının iki rekat sünneti gibi kılınır.
Şöyle ki: Önce o günkü ikindi namazının sünnetini kılmaya niyet edilir. Bu
namazın ilk iki rekatı bildirildiği gibi kılınınca oturulur. Bu oturuş, son
oturuş demektir. Bunda "Tahiyyat ve salavatlar" okunur. Yalnız "Rabbena atina"
duası okunmaz. Sonra "Allahu Ekber" diyerek üçüncü rekata
kalkılır. Sübhaneke ve Eûzü Besmele'den sonra Fatiha ile bir mikdar ayet
okunarak rükûa ve secdelere varılır. Ondan sonra tekbir ile dördüncü rekata
kalkılarak yalnız Besmele ile Fatiha ve bir mikdar da Kur'an okunur. Sonra yine
rükû ve secdelere varılır. Ondan sonra oturulur. Bu son oturuş olduğu için bunda
"Tahiyyat ile Salavatlar" ve "Rabbenâ âtinâ" okunur ve iki tarafa selam verilir.
İkindi Namazının Farzına Gelince: Bu da tamamen öğle
namazının farzı gibi kılınır. Yalnız niyet değişir. O günkü ikindinin farz
namazını kılmaya niyet edilir.
Tek başına namaz kılan kimse, ikinci namazının sünnetini de, farzını da öğle
namazı gibi gizli okuyarak kılar.
4) Akşam Namazları
Akşam namazının üç rekat farzı, öğle ile ikindi namazlarının ilk üç rekat
farzları gibi kılınır. Şöyle ki: O günün akşam namazının farzını kılmaya niyet
edilip namaza tekbir ile başlanır. Yukarda açıklandığı üzere ilk iki rekatı
kılınarak oturulur. Bu, birinci oturuştur. Bunda yalnız "Tahiyyat" okunur. Ondan
sonra üçüncü rekata kalkılarak yalnız besmele ile Fatiha suresi okunur. Sonra
"Allahu Ekber" denilerek rükû ve secdelere varılır. Ondan sonra
oturulur ki, bu da son oturuştur. Bunda "Tahiyyat ile Salavatlar" ve "Rabbenâ
âtinâ" okunur, iki tarafa selam verilir.
Akşam namazının farzında vaktin darlığından dolayı kısa sureler okunur.
Akşam Namazının Sünnetine Gelince: Bu da "Bu akşam
namazının sünnetini kılmaya" diye niyet edilip tam sabah namazının
sünneti gibi kılınır. Bu sünneti altı rekat olarak kılmak ise müstahabdır. Bu
halde her iki rekatta bir selam vermeli ve aynı şekilde her iki rekatı
kılmalıdır. Bununla beraber dört rekatında bir selam verilip ikindi namazının
sünneti gibi de kılınabilir. Bu ziyade olan dört rekat namaza "Salât-ı
Evvabîn" denir. Bunun çok sevabı vardır.
Tek başına akşam namazının farzını kılan kimse, onu sabah namazının farzı gibi
aşikare de kılabilir.
5) Yatsı Namazları
Yatsı namazının ilk dört rekat sünneti, tamamen ikindi namazının dört rekat
sünneti gibi kılınır. Dört rekat farzı da, tamamen öğle ve ikindi namazlarının
farzları gibi kılınır. İki rekat son sünnetine gelince, bu da tamamen sabah ve
akşam namazlarının iki rekat sünnetleri gibi kılınır. Yalnız niyetler değişir,
yatsı namazının farzına ve sünnetine niyet edilir. Yatsı namazının son sünneti
de, dört rekat olarak kılınabilir. Bu halde tamamen ilk dört rekat gibi kılınır.
Bununla beraber iki rekatta bir selam vermek sureti ile de kılınabilir. Bu
takdirde her iki rekatın ka'desinde "Tahiyyat ile Salavatlar" ve "Rabbena atina"
duası okunur. Geceleyin kılınan nafile namazlarda daha faziletli olan, böyle iki
rekatta bir selam vermektir.
Tek başına namaz kılan kimse, yatsı namazının farzını sabah namazının farzı
gibi namaz surelerini sesli okuyarak da kılabilir.
6) Vitir Namazı
Üç rekattan ibaret olan vitir namazı da şöyle kılınır: Önce o günün vitir
namazını kılmaya niyet edilir. "Allahu Ekber" denilerek namaza
başlanır. Sübhaneke okunduktan sonra "Eûzü Besmele" çekilerek Fatiha okunur.
Arkasından bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okunur. Açıklandığı şekilde rükû ve
secdelere gidilir. Sonra ikinci rekata kalkılır ve yalnız besmele ile Fatiha
suresi ve bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okunarak yine rükû ve secdelere
varılır. Ondan sonra oturulur. Bu oturuş birinci ka'dedir. Bunda yalnız "Tahiyyat"
okunur. Ondan sonra "Allahu Ekber" denilerek üçüncü rekata
kalkılır. Bunda da yalnız Besmele ile Fatiha ve bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm
okunarak daha ayakta iken eller kaldırılıp "Allahu Ekber" diye
tekbir alınır. Tekrar eller bağlanıp ayakta "Kunut" duası okunur. Sonra
"Allahu Ekber" diye rükû ve secdelere gidilir. Ondan sonra oturulur. Bu
da son oturuşdur. Bunda da bildiğimiz gibi "Tahiyyat ile Salavatlar" ve "Rabbenâ
âtinâ" duası okunarak iki tarafa selam verilir.
İmam Şafiî'ye göre, vitirde Kunut duasını okumak, ramazanın son yarısına
mahsustur ve rükûdan kalkınca, okunur. Şafiî'lere göre vitir namazının en azı
bir rekat, en çoğu da on bir rekâttır.
(1) Bir mikdardan maksad, en az bir sure veya en
az üç kısa ayet veya kısa ayete denk bir ayettir.
(2) Rükû ile secde arasındaki doğruluşa (kıyama) kavme denir ki, bu halde
eller yanlara salıverilir.
(3) Bu kelimeler için 169., 179. ve 171. maddelere bakılsın.
-
VİTİR NAMAZINA DAİR BAZI MESELELER
189- Vitir namazının bazı özellikleri vardır ki,
bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz:
1) Vitir namazı, yalnız Ramazan ayında cemaatla kılınır. İmam olan zat da üç
rekatın hepsinde tekbirleri, tesmi'leri ve kıraatı aşikare yapar. Kunut duası
imam ve cemaat tarafından gizlice okunur. Ramazan ayından başka günlerde ise,
vitir namazını cemaatla kılmak mekruhtur.
2) Mesbuk olan kimse, imamla beraber Kunut duasını okur. Yetişememiş olduğu
rekatları kaza edince, artık Kunut duasını okumaz. Mesbuk için ileride bilgi
verilecektir.
3) Bir kimse vitir namazında şübhelenip üçüncü rekatta mı, yoksa ikinci
rekatta mı olduğunu kestiremezse, bulunduğu rekatta Kunut'u okur. Rükûdan ve
secdelerden sonra kalkar bir rekat daha kılar, tekrar Kunut'u okur. Rükû ve
secdelerden sonra "Teşehhüd"de bulunur. Selam ile namazını tamamlar. Eğer
birinci rekatta iken böyle şübheye düşse, üçüncü rekat olmak ihtimali olan her
rekatta Kunut duasını okur.
4) Vitirden başka namazlarda Kunut duası okunmaz. Yalnız bir musibet ve bela
gibi hallerde sabah namazının farzında Kunut okunabilir.
(İmam Malik ve İmam Şafii'ye göre, daima sabah namazlarının farzında rükûdan
sonra kavme halinde Kunut duası okunur. Bu Kunut, Malikî'lere göre müstahab,
Şafiî'lere göre sünnettir.)
5) Sabah namazlarında Kunut duasını okuyan bir Malikî veya bir Şafiî'ye uyan
bir Hanefî sükut eder, Kunut'u okumaz. Eğer okumak isterse gizlice okur.
6) Kunut duasını bilmeyen, yalnız "Rabbenâ âtinâ" ayet-i
kerîmesini okuyabilir. Üç defa "Allahümme'ğfîrli" de diyebilir.
Üç defa: "Ya Rabbî" demesi de caizdir. (*)
(*) Sünnet olan Kunut duası şudur:
"Allahümme inna neste'înüke ve nestağfirüke ve nestehdîke ve nü'minü
bike ve netübû ileyke ve netevekkelü aleyke ve nüsni aleykelhayre küllehü
neşkürüke ve la nekfürüke ve nahleu ve netrükü men yefcürük. Allahümme iyyake
na'budü ve leke nusalli ve nescüdü ve ileyke nes'a nahfidü, nercû rahmeteke ve
nahşa azabeke inne azabeke bilküffari mülhık."
Anlamı: "Allah'ım! Biz senden bize yardım etmeni, bizi bağışlamanı, bize
hidayet vermeni istiyoruz. Sana iman ediyoruz, sana tevbe ediyoruz, sana
güveniyoruz, seni bütün hayırla övüyoruz, sana tevbe ediyoruz, sana
şükrediyoruz, seni inkar etmiyoruz. Sana isyan edip duranları hal'ederiz ve terk
ederiz (onlardan ilişiğimizi keseriz).
Allah'ım! Biz ancak sana ibadet ederiz, senin rızan için namaz kılar ve secde
ederiz. Senin rahmetine kavuşmak için koşarız ve çalışırız. Senin rahmetini
umarız ve azabından korkarız. Muhakkak ki senin azabın kafirlere erişecektir."
-
NAMAZLARIN CEMAATLE KILINMA ŞEKLİ
190- Yukarda verdiğimiz bilgi, tek başına namaz
kılanlar hakkındadır. Cemaatle namaz kılanlar şu şekilde hareket ederler:
1) Cemaatten her biri imama uymayı niyet eder. Kılacak olduğu namaz hangi
vaktin ise onu kasdederek: "Niyet ettim bugünkü falan vaktin farz namazını
kılmaya, uydum şu imama" şeklinde niyet eder. Sonra imam ellerini kaldırır,
aşikare "Allahu Ekber" diyerek namaza başlar. Ona uyanlar da
ellerini kaldırarak gizlice "Allahu Ekber" deyip imamla namaz kılmaya başlarlar.
Beraberce namaz kılanların hepsi "Sübhaneke"yi okur, sonra cemaat susar. İmam
gizlece "Eûzü Besmele" okur. Sonra kıraata başlayarak namazı kıldırır.
Şöyle ki: İmam sabah, akşam, yatsı namazlarının ilk ikişer rekatlarında ve
vitir namazının her üç rekatında Fatiha suresi ile buna ilave edeceği ayetleri
aşikare olarak okur, cemaate işittirir. Bütün tekbirleri, tesmi'leri ve
selamları aşikare yapar. Akşam namazının üçüncü ve yatsı namazının üçüncü ve
dördüncü rekatlarında, öğle ve ikindi namazının bütün rekatlarında kıraati
gizli, tekbirleri, tesmi'leri ve selamları aşikare yapar.
2) İmam sabah namazının ilk rekatında okuyacağı ayetleri, ikinci rekatta
okuyacağı, ayetlerden iki kat fazla yapmalıdır. Bu hem bir sünnettir, hem de cemaatın birinci rekata yetişmesine bir sebebdir.
3) İmama uyanlar tekbirleri gizlice alırlar. İmam rükûdan kalkarken aşikare
olarak "Semiallahu limen hamideh" ve gizlice "Rabbena
ve lekelhamd" (*) deyince, cemaat da gizlice yalnız: "Allahümme
Rabbena ve lekelhamd" yahut sadece "Rabbena lekelhamd"
der. Sonra rükûda imamla beraber gizlice üç kere "Sübhane Rabbiye'l-Azim"
ve secdede de yine üç kere "Sübhane Rabbiye'l-alâ" derler.
4) İmam ile cemaat birinci oturuşlarda Tahiyyatı, ikinci oturuşlarda ise,
Tahiyyatı, salavatları ve Rabbena âtinâ'yı gizlice okurlar. İmam önce sağ
tarafa, sonra sol tarafa aşikare olarak selam verince, cemaat da ona uyarak
birlikte gizlice selam verir.
İmam aşikare okuduğu Fatiha'nın sonunda gizlice "Amin"
diyeceği gibi, cemaat da gizlice yine "Amin" der.
5) İmam selam verdikten sonra, müezzin aşikare olarak: "Allahümme
entesselâmu ve minkesselâm. Tebarekte ya zelcelâli vel-ikram" der.
Sünnet varsa onu kılar. Sonra Peygamber efendimize salat-selam okunur. Ya
müezzin sesli olarak veya imam ile cemaattan her biri gizlice "Ayetü'l-Kürsî"yi
okur. Otuz üçer kere "Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber"
derler. Bu tesbihlerin sayısı parmaklarla hesablanabileceği gibi, tesbih
taneleri ile de hesablanabilir. Önemli olan sayıları tam yapmaktır.
6) Yukarıdaki şekilde otuzüçer kere tesbih, tahmid ve tekbirden sonra, müezzin
yüksek sesle: "Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh. Lehulmülkü ve
lehulhamdü ve hüve ala külli şey'in kadîr. Sübhane Rabbiyel aliyyil'alel-vehhab"
der. (**) Bütün cemaat dua edip ellerini yüzlerine sürerler.
Yalnız başlarına namaz kılanlar da bunları okurlar. Bütün bunlar namazların
adab ve müstahablarındandır. Bunlara riayet edenler büyük sevab kazanırlar.
7) Yukardan beri saydığımız namazların vakitlerinde rükün ve rekatları ile
kılınması, Peygamber Efendimizden şübhe götürmeyen bir rivayetle sabit olmuş ve
zamanımıza kadar geçen yıllarda bütün ümmetin ittifakı ile kararlaşmıştır.
Peygamber Efendimiz:
"Beni nasıl namaz kılar gördünüz ise, öylece namaz kılın" diye
emretmiştir.
Onun için Peygamber Efendimizin kılmış olduğu namazlara aykırı bir namaz,
İslam dininde asla geçerli sayılmaz.
(*) İmamı Azam'dan diğer bir rivayete göre, imam
"Rabbena ve lekelhamd" demez.
(**) Anlamı: "Allah'tan başka hak mabud yoktur. O, birdir. O'nun ortağı
yoktur. Mülkü O'nundur, hamd O'na mahsustur. O her şeye kadirdir. Çok yüce ve
çok bağışlayıcı olan Rabbim, bütün noksanlardan münezzehtir.
191- Cuma, müslümanlarca bir bayram günüdür. Bu
mübarek günde müslümanlar mabedlerde toplanırlar. Okunacak hutbeleri dinleyerek
faydalanırlar. Hep birlikte cuma namazını kılarlar. Sonra ya başka ibadetlerle
uğraşır veya ziyaretlerde bulunur yahut günlük işleri ile uğraşmaya koyulurlar.
Bir hadis-i şerifde buyuruluyor:
"Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün, cuma günüdür. Adem
aleyhisselam O gün Cennet'e konulmuş, O gün Cennetten çıkarılmıştır. Kıyamet de
o gün kopacaktır."
Bütün bu olaylar, nice hayırları ve; hikmetleri toplamaktadır.
192- Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hicretleri zamanında
Medine'ye yakın bulunan "Salim İbni Avf" yurdunda "Ranuna" denilen vadi
içerisinde "Beni Salim Mescidinde" ilk cuma hutbesini okumuş ve ilk cuma
namazını kıldırmıştır.
193- Cuma namazının vakti tam öğle namazının vaktidir. Cuma namazı için
minarelerde ezan okunur. Camilere gidince önce aynen öğle namazının sünneti
gibi, dört rekat cumanın ilk sünneti kılınır. Ondan sonra cami içinde bir ezan
daha okunur. Minberde cemaata karşı bir hutbe okunur. Bu hutbeden sonra ikamet
alınarak cumanın iki rekat farzı cemaatle aşikare okuyuşla kılınır. Bir farzdan
sonra yine öğlenin ilk dört rekat sünneti gibi, cumanın son dört rekat sünneti
kılınır. Bundan sonra da "Zuhrü ahir" diye dört rekat namaz kılınır ki, buna
dair ileride bilgi verilecektir. Arkasından da "Vaktin sünneti" niyeti ile aynen
sabah namazının sünneti gibi iki rekat namaz daha kılınır.
194- Cuma şartlarını kendilerinde toplayan kimseler için iki rekat cuma namazı
"Farz-ı ayın"dır. Cuma namazının diğer namazlardan başka olarak kendisine özgü
on iki şartı daha vardır. Bunların altısı vücubunun (farz olmasının), diğer
altısı da edasının şartlarıdır.
-
CUMANIN VÜCUBUNUN ŞARTLARI
195- Cumanın bir kimseye farz olabilmesi için,
onda şu altı şartın bulunması şarttır:
1) Erkek olmak: Bunun için cuma namazı erkeklere farzdır, kadınlara farz
değildir.
2) Hürriyet: Bu bakımdan cuma namazı kölelere farz değildir. Bir sözleşmeye
bağlı olarak kısmen hür olan (mükateb gibi) kölelere farzdır.
3) İkamet: Dinî hüküm bakımından misafir (yolcu) sayılan kimselere cuma
namazı farz değildir. Sefer ve misafirlik bahsine bakılsın.
4) Sıhhat: Hasta olduğundan cuma namazına çıktığı takdirde hastalığının
artmasından veya uzamasından korkan kimseye cuma namazı farz değildir. Yürümeye
takati olmayan çok yaşlı kimseler de bu hükümdedirler. Hasta bakıcısı da
böyledir, eğer camiye gidince hastanın zarar göreceğinden korkuyorsa, ona da
cuma farz olmaz.
5) Gözlerin sağlıklı olması: Onun için gözleri kör olanlara cuma namazı farz
değildir. Böyle körleri camiye götürüp getirecek kimseleri olsa da, İmamı Azam'a
göre yine ona cuma farz olmaz. Fakat iki imama göre, her iki gözü görmeyen
kimseyi camiye götürüp getirecek bir adam varsa, o zaman böyle körlere de cuma
farz olur.
6) Ayakların sağlıklı olması: Kötürüm veya ayakları kesilmiş olan kimselere
cuma namazı farz değildir. Kendilerini yüklenecek kimseleri bulunsa da hüküm
aynıdır.
Düşman korkusu, şiddetli yağmur, fazla çamur ve benzeri engeller de, cuma
namazına gidilmemesini mubah kılan özürlerdendir.
Bununla beraber bu altı şartı taşımayan kimseye her ne kadar cuma namazı farz
değilse de, gidip cuma namazını kılacak olsa, vaktin farzını yerine getirmiş
olur. Kadınların veya âmâ ve benzeri özrü olan kimselerin cuma namazını
kılmaları gibi. Artık bunlar o günün öğle namazını ayrıca kılmakla yükümlü
değillerdir.
-
CUMANIN EDASININ ŞARTLARI
196- Cumanın edası için şu altı şart vardır:
1) Cuma namazını bulunulan yerdeki idarecinin veya onun göstereceği kimsenin
kıldırmasıdır. Şöyle ki: Cuma namazını en büyük idareci veya onun izni ile diğer
bir şahıs kıldırmalıdır. İdareci veya onun görevlendirdiği bir şahıs bulunmayan
bir yerde, müslüman cemaatın tayini ile içlerinden biri cuma namazını
kıldırabilir. İslam hükümlerinin uygulanmadığı (daru'l-harb gibi) yerlerde cuma
namazı böyle kılınır.
|