|
-
HAC
İLE UMRENİN MAHİYETLERİ
1- Hac,
lûgatta, saygı değer makamları ve diğer yerleri ziyaret kasdında bulunmaktır.
Din deyiminde ise: "Arafat'da özel vaktinde bir mikdar durmaktan ve ondan sonra
Kâbe-i Muazzama'yı usulü üzere tavaf ederek ziyaret yapmaktan ibarettir. Hac
yapan kimseye Hâcc (Hacı) denir. Bunun çoğulu "Hüccac"dır.
2- Umre, lûgatta ziyaret manasınadır. Din
deyiminde: "Kâbe-i Muazzama'yı tavaftan ve Safa ile Merve denilen iki yer
arasında sa'y etmekten (koşar gibi gidip gelmekten) ibarettir. Bunun için belli
bir zaman yoktur. Senenin her mevsiminde yapılabilir. Yalnız Arefe günü ile
Kurban bayramının dört gününde yapılması mekruhtur. Ramazan ayında yapılması
mendubdur.
3- Umre, müekked bir sünnettir. Bunu yapan
kimseye "Mutemir" denir. Farz olan hacca, Hacc-ı Ekber denildiği gibi, umreye de
"Hacc-ı Asgar" denilir. Bununla beraber Arefe günü cumaya raslayan bir farz
hacca da "Hacc-ı Ekber" denilmektedir.
(Umre, İmam Malik'e göre de bir müekked sünnettir. Fakat İmam Şafiî'ye göre,
ömürde bir defa hemen yerine getirilmesi gerekmeyen bir farz-ı ayndır.
Hanbelî'lere göre, hemen yerine getirilmesi gereken bir farzdır.)
4- Hac,
farz, vacib ve nafile kısımlarına ayrıldığı gibi, ifrad hac, temettü hac ve
kıran hac nevilerine de ayrılır. Şöyle ki:
1) Farz hac, şartlarını
kendisinde toplayan bir müslümanın ömründe bir defa yapmakla yükümlü olduğu
hacdır.
2) Vacib hac, nezredilen veya
başlanmışken bozulan nafile bir hacca karşılık kaza edilecek olan hacdır.
3) Nafile hac, buluğ çağına
ermemiş olmakla mükellef bulunmayanın veya farz haccı yapmış bulunan bir
kimsenin Allah rızası için nafile olarak yapacağı haçtır ki, bu hac tekrar
tekrar yapılabilir. (*)
4) İfrad hac, beraberinde umre
yapmaksızın yalnız başına yapılan farz, vacib ve nafile hacdır ki, ihrama
girerken yalnız hacca niyet edilir. Bunu yapana "Müfrid" denilir.
5) Temettü hac, hac mevsiminde
önce umre için ihrama girilip umre yapıldıktan sonra aynı mevsimde daha yurda
dönmeden tekrar ihrama girerek usulü üzere yapılan farz hacdır. Bu haccı yapana
"Mütemetti" denir. Bu, ifrad hacdan daha faziletlidir.
6) Kıran hac, hac aylarından
önce veya hac ayları içinde mikattan evvel veya mikatta Umre ile farz haccı bir
ihramda toplayıp bir niyetle Umre yapıldıktan sonra usulü üzere yerine getirilen
hacdır. Bu şekilde hac yapılması Temettü hac yapılmasından daha faziletlidir. Bu
haccı yapana da "Karin" denir. Bunların açıklama ve uygulamaları ileride
gelecektir.
5- Haccın farz, vacib ve sünnet olan
herhangi bir işine "Nüsük" denir. Bunun çoğulu "Menasik" dir. Bu söz, aslında
ibadet ve su ile bir şeyi temizlemek demektir.
(*) On iki
yaşını bitirip henüz buluğa ermemiş olan erkek çocuğuna mürahık,
dokuz yaşını tamamlayıp da buluğa ermemiş olan kız çocuğuna mürahıka
denir.
6-
Haccın rükünleri, mahiyetini teşkil eden farzları ikidir. Biri, Arafat'da bir
müddet beklemek, diğeri de Kâbe-i Muazzama'yi farz manada tavaf etmektir.
7- Arafat, Mekke-i Mükerreme'nin güney
doğusunda altı saat uzaklıkta bulunan bir yerdir. Hac yapacaklar için Arafat'da
durmak zamanı, Zilhice ayının dokuzuna rastlayan Arefe gününün zeval vaktinden
itibaren Kurban bayramı ilk gününün fecrinin doğuşuna kadar olan zamanın
herhangi bir kısmıdır. Bu müddet içinde bir dakika dahi olsa, beklemekle bu farz
yerine gelmiş olur. Bu Arafat'da uyanık bir halde durmakla uyumak veya baygın
bulunmak halleri eşittir.
8- Belirtilen müddetten önce veya sonra,
Arafat'da durmakla "Vukuf" farizası yerine getirilmiş olmaz. Ancak Zilhicce'nin
hilâlinde şüphe olur da Zilkade otuz gün olarak tamamlanmış bulunur ve sonradan
Zilkade'nin yirmi dokuz gün olduğu anlaşılırsa, bu takdirde Arafat'da durmanın
ilk Kurban Bayramı gününe rastlamış bulunması istihsan yolu ile caizdir ve
yeterlidir.
9- Hacıların Arefe günü sanarak Arafat'da
durdukları günün Terviye (Zilhiccenin sekizinci) günü olduğu anlaşılırsa, bu
bekleme yeterli olmaz. Arefe günü tekrar durmaları gerekir. Şu kadar ki, bütün
insanlar tarafından vakfe ve farz tavaf yapıldıktan sonra haccın sahih
olmadığına (bir gün önce yapıldığına) dair ortaya çıkacak haberler ve
şahidlikler artık dinlenmez.
10- Arafat meydanının ortasında "Cebel-i
Rahmet" yanında kıbleye karşı durulup Allah'a ayakta dua edilmesi daha
faziletlidir. Burası, manevî değeri çok büyük olan bir yerdir. Dünyanın her
tarafından akın edip gelen, yurdları, dilleri ve renkleri başka başka olan;
fakat düşünce ve gayeleri bir olan yüz binlerce müslüman, Arafat'da, kefenlere
bürünmüş, kabirlerinden dirilip Mahşer meydanında toplanacak bir muhteşem insan
kitlesini andırır. Bunların hep birden duygulu bir dille Allahü Teâlâ
Hazretlerini tevhid ve tebcile başlamaları, Allah'dan bağış dilemeleri ve ikram
beklemeleri, melekleri bile heyecana getirecek yüksek ve ruhanî bir manzara
meydana getirir.
Şüphe yok ki, Allahü Teâlâ Hazretleri, bu garip kullarına lütfedecek ve
meleklerine şöyle hitab buyuracaktır: "Şu uzak ülkelerden gelip toz-toprak
içinde kalmış, kıyafetleri perişan bir halde, benim rahmet ve yardımımı dileyen
kullarıma bakınız! Ben şanı yüce, onları bağışlayacağım ve mağfiretime
erdireceğim." Böylece feyiz ve bereketi nihayetsiz olan Yüce Allah'ın rahmeti ve
yardım denizleri dalgalanıp duracaktır.
Ne kutsal bir tecelli, ne yüce bir başarı!..
(İmam Malik'e göre Arafat'da bekleme müddeti, Arefe günü güneşin zevalinde
gündüzün fecrine kadar devam eder. O günün güneşin zevalinden batışına kadar,
bir an bile olsa, beklemek vacibdir. Güneşin batışından sonra da bir mikdar
beklemek gerekir ki, farzdır.)
11- Kâbe-i Muazzam'a, Mekke-i Mükerreme
şehrinde Allahü Teâlâ'nın emri ile İbrahim aleyhisselâm'ın ilk olarak veya
yenilemek suretiyle yapmış olduğu dört köşeli yüksek ve mübarek bir binanın
işgal ettiği kutsal bir yerdir. Burası bütün müslümanların kıblesidir. Bu
kıblegâha, İlâhi bir mabed ve İlâhi rahmetin tecelli kaynağı olmasından dolayı
Beytullah Beyt-i Muazzam adı verilmiştir.
Kâbe-i Muazzama, Harem-i Şerif ve Mescidü'l Haram denilen büyük bir Mescidin
ortasında bulunmaktadır. Bu mescidin etrafında kubbeler vardır. Geri kalan kısım
açıktır. Yedi minaresi, birçok kapıları, içinde minberi, Zemzem kuyusu ve
İbrahim aleyhisselâm'ın Makamı vardır.
12- Ziyaret tavafına gelince: Bu,
Arafat'da vakfeden sonra Kâbe-i Muazzamanın etrafında yedi defa dolaşmaktan
ibarettir ki, bunun dört defası farz olan bir rükündür.
Ziyaret tavafının vakti, Kurban Bayramının ilk günü fecir doğduktan sonra
hayatın son gününe kadar uzayan bir zamanın herhangi bir kısmında yapılacak bir
tavaf ile hac farizası tamamlanmış olur.
-
TAVAFIN MAHİYETİ VE NEVİLERİ
13-
Tavaf, lûgatta ziyaret etmek ve bir şeyin etrafında dolanmak manasıdır. Tavaf
edene Taif ve tavaf edilen yere de Metaf denir.
Din deyiminde tavaf, Kabe'nin etrafında yedi defa dönmekten ibarettir. Şöyle
ki:
Kabe'nin güney tarafındaki bir köşesine Rükn-ü Hacer ve diğer köşesinde Rükn-ü
Yemanî denir. Rükn-ü Hacer'de Hacer-i Esved denilen mübarek bir taş vardır ki,
tavafa buradan başlanır. Beyt-i Muazzama sola alınarak Kabe'nin kapısına doğru
gidilmek suretiyle Beyt'in çevresinde dolaşır. Böylece Hacer-i Esved'den
başlayarak yapılan bir dolaşım yine orada tamamlanmış olur. Buna bir "şavt"
denir. Aynı şekilde yedi defa yapılan şavt ile tavaf biter.
14- Tavaf, bir nevi namazdır. Allahü
Teâlâ'ya heyecan ve muhabbetle yapılan tazimin bir nişanesidir. Allah'ın Arş'ı
etrafında dolaşan kutsal meleklerin hallerine bir benzeyiş şeklidir.
Kâbe-i Muazzama, bu yaşanılan âlemde, göremediğimiz melekler alemindeki İlâhî
makamın bir görüntüsü yerindedir. Bu maddî Beyt'in çevresindeki beden
hareketleri, melekler âleminde Arş çevresinde yapılan ruhanî hareketlerin birer
işaretidir.
15- Gerek tavafa başlarken ve gerek tavaf
esnasında Hacer-i Esved'in önüne her geldikçe ona karşı durulur. Namaza durur
gibi, eller kaldırılır, tekbir ve tehlil getirilir. Mümkünse öpülür veya eller
sürülür. Bu da mümkün değilse, yalnız ona karşı eller yukarı kaldırılır, işaret
yapılır ki, buna İstilâm (Selâmlamak) denilmektedir.
Hacer-i Esved'e böyle el koymak, Yüce Allah'a ibadet ve itaat etmek üzere söz
vermenin ve bunda kararlı olmanın bir nişanı demektir.
16- Tavafın nevilerine gelince: Bunlar
aşağıda yazıldığı şekilde beş kısımdır:
1) Kudûm Tavafı: Taşradan
Mekke-i Mükerreme'ye varılınca ilk yapılan tavaftır. Bu tavaf, afaki (Mikat
dışında gelenler) için sünnettir. Buna Tavaf-i Lika da denir.
(İmam Malik'e göre bu tavaf vacibdir.)
2) Ziyaret Tavafı: Arafat'dan
döndükten sonra yapılan tavaftır. Buna "Tavaf-i İfaze" de denir. İşte haccın iki
rüknünden biri bu tavaftır ki, dört şavtı farzdır.
3) Sader Tavafı: Hac esnasında
Mina'da taşlar atıldıktan sonra, Mekke'ye inilince yapılan tavaftır. Buna "Veda
Tavafı" da denir. Bu tavaf, Mikat dışından gelenler (Afakî'ler) için vacibdir.
Bununla hac işleri (menasik) tamamlanmış olur. Hacılar bu tavafla Kabe'ye veda
ederek vatanlarına dönmeye başlarlar.
(Bu tavaf, Şafiîler'de vacib veya sünnettir.)
4) Nafile Tavaf: Mekke'de
bulunan müslümanların Kabe etrafında zaman zaman yaptıkları nafile tavaftır.
Böyle bir tavaf, Mikat dışından gelenler için, nafile namaz kılmaktan daha
faziletlidir. Çünkü onlar her zaman bu şerefi elde edemezler.
5) Umre Tavafı: Bunun dört şavtı
Umre'nin rüknünden olan tavaftır ve farzdır. Bunun yerine başka bir şey geçemez.
Umre'de kudûm tavafı ile Sader tavafı yoktur. Umre'ye İhramla başlanır, traş
olmak veya saç kısaltmakla Umreye son verilir.
17- Tavaf esnasında tekbir ve tehlil
getirilir, salât ve selâm okunur. Tavaf şavtları arka arkaya yapmak şart
değildir. Bu tavaf henüz tamamlanmadan namaz için veya abdesti tazelemek için
bırakılsa, tavaf bozulmaz. Geri kalan kısım sonra tamamlanabilir. Tavaf
sırasında kadınların erkeklerle aynı hizada bulunmaları tavafı bozmaz.
-
HACCIN FARZ OLMASININ ŞARTLARI
18- Bir
kimseye haccın farz olması için sekiz şart vardır. Şöyle ki:
1) Müslüman olmalıdır. Gayri müslimler hac ile
mükellef değildir. Buna göre bir gayri müslim hac yaptıktan sonra müslüman olsa,
diğer şartlar bulununca yeniden hac etmesi gerekir.
Yine, bir mü'min hac ettikten sonra -Allah korusun- dinden çıkıp da sonra
tevbe ederek İslâmiyete dönünce, diğer şartlar bulununca tekrar hac etmesi
gerekir.
2) Buluğa ermiş olmalıdır. Bir çocuk, aklı
başında ve kâr ile zararı ayıracak durumda da olsa, hac ile mükellef olmaz. Onun
yapacağı hac nafile olur. Onun için buluğ çağına erer de hac şartlarını
toplarsa, tekrar hac etmesi gerekir.
Velisi ile beraber hacda bulunan çocuğa, velisi hac işlerini yaptırır. Taşları
attırır, tavaf yaptırır ki, büyüyünce görevini daha iyi yapabilsin. Bu taşlamayı
çocuk terk etse, bundan bir şey gerekmez. Çünkü çocuğa hac vacib değildir.
3) Akıl sahibi olmalıdır. Deli olanlar hacla
yükümlü değillerdir. Bunlar iyileşir de hac şartlarını elde ederlerse, o zaman
hac etmeleri gerekir.
4) Hür olmalıdır. Köleler ve cariyeler hacla
yükümlü değillerdir. Bunların yaptıkları haclar birer nafiledir. Bunlar azad
edildikten sonra diğer şartlara sahib bulundukları takdirde hac etmeleri
gerekir.
5) Haccın farz olduğunu bilmiş olmalıdır. Şöyle
ki: Küfür diyarında (dâr-ı harbde) gayri müslimlere ait bir memlekette bulunup
İslâmı kabul eden kimse, haccın farz olduğunu bilmedikçe,hac ile yükümlü olmaz.
Fakat İslâm ülkesinde böyle bilmemezlik özür sayılmaz. Onun için İslâm yurdunda
bulunan bir gayri müslim, haccın farz olduğunu bilsin veya bilmesin, ihtida eder
de, hac şartlarına sahib bulunursa, hac ile mükellef olur.
6) Hac görevine güçlük olmaksızın gidip yerine
getirmeye yeterli bir vakit bulunmalıdır. Bunun için bir kimse görevi için diğer
şartlara tamamen sahip olduğu tarihten itibaren bu görevi yerine getirmeye
elverişli bir vakit bulmadan ölürse, bu farzla mükellef tutulmaz.
7) Hicaz'a gidip gelinceye kadar kendisinin ve
aile halkının âdete göre nafakaları bulunmalıdır. Temel ihtiyaçlardan sayılan
malların bulunması ile hac farz olmaz. Fakat ihtiyaçtan fazla gelir getiren bir
mal veya eşya bulunsa, bunları satıp hac etmek gerekir. Bir evde kira ile
oturmak da, haccın farz olmasına engel değildir.
Temel ihtiyaçlar için zekât bölümüne bakılsın!..
8) Kendi durumuna uygun binek vasıta ve yolda
yapacağı harcamaları karşılayacak parası bulunmalıdır. Buna Rahiliye, Zadü-t
Tarika (yol azığına sahib bulunmak) denir. Şöyle ki:
Hac için yol azığına ve bilinecek vasıtaya gücü yeter olması şarttır. Bu
kudretin hac aylarında veya herkesin buluduğu yerde hacıların âdet üzerine hacca
gidecekleri zamanda bulunması gerekir. Bu esnada temel ihtiyaçlardan başka hacca
yetecek kadar mala sahib olan kimsenin, diğer şartlara da sahib olması halinde,
ona hac farz olur. Bu malı başka yere harcayamaz. Harcarsa, hac üzerinde borç
kalmış olur. Fakat bu zamandan önce elde edilen mal, bundan önce istenilen yere
harcanabilir. Bundan dolayı kendisine hac görevi vacib olmuş sayılmaz.
Meselâ: Muharrem ayında hacca yetecek kadar malı
olan kimse, bunu bir iki ay içinde başka bir yere harcayıp da, memleketinde
hacca gidilmesi âdet olan bir zamanda elinde mal kalmamış olsa, kendisine hac
farz olmuş olmaz. Ödünç ve ikram suretiyle verilen azık ve binek yeterli
sayılmaz. Bu ikram minnet altında bırakmayacak kimseler tarafından olsa bile
hüküm aynıdır. Onun için Hac etmek üzere yapılan bir malı kabul etmek her halde
gerekmez.
Bununla beraber Mekke-i Mükerreme'ye on sekiz saatten yakın bulunan yerlerdeki
müslümanlar için yaya yürümeye güçleri olunca binek bulunması şart değildir.
(İmam Malik'e göre, azık ve binit için yeterince imkâna sahib olmak şart
değildir. Bu konuda Mekke'ye gidip en düşük şartlarla hac işlerini yerine
getirmeğe imkân bulunması yeterlidir. Onun için fazla güçlük bulunmaksızın yaya
olarak veya kira ile karşılayabileceği bir binek ile hac etmeğe ve yiyecek
harcamalarını sanatı ile yolda yürüdükçe elde etmeğe gücü olan bir müslümana
canı ve malı için bir tehlike yoksa, hac farz olur. Yurdunda ailesine bir nafaka
bırakıp bırakmaması fark etmez. Ancak nafakasız kalmakla helak olmaları korkusu
olunca, o zaman hac ile yükümlü olmaz.)
-
HACCIN YAPILMASINI GEREKTİREN
ŞARTLAR
19-
Haccın yerine getirilmesinin farz olmazı için beş şart vardır. Şöyle ki:
1) Beden sağlıklı olmalıdır. Onun için hac
görevini yerine getirebilmek için vücud sağlığına sahip olmayan kimseye hac farz
olmaz. Kör ve kötürüm olanlar da böyledir.
Fakat iki İmama ve İmam Azam'dan bir rivayete göre, kendisini koruyup yol
gösterecek kimsesi bulunan âmâya (iki gözü köre), diğer şartlarla sahib olunca,
hac etmesi farz olur.
2) Haccın yerine getirilmesi için arızî engeller
bulunmamalıdır. Bir kimse tutuklanırsa (hapsedilirse) veya zorla hacdan
engellenirse, hac ile yükümlü olmaz.
3) Yol emniyeti bulunmalıdır. Yolda tehlike
bulundukça, hacca gidilmesi farz olmaz.
4) Sefer mesafesinden (en az onsekiz saatlik bir
uzaklıktan) hac yapacak bir kadın için yanında kocası veya meübbeden mahremi
bulunan bir erkek bulunmak şarttır. Bunların akıllı, buluğa ermiş veya buluğ
çağına gelmiş olmaları gerekir. Beraberinde böyle bir kimse bulunmayan kadın
için hac farz değildir. Kendisine hac farz olan bir kadının yanında böyle bir
mahremi bulunduğu takdirde, kocası onu hacdan alıkoyamaz. Çünkü böyle bir farzı
yerine getirmek, koca hakkından önde gelir. Genç bir kadının yalnız süt kardeşi
veya damadı ile hac etmesi, zamanın bozukluğu bakımından bazı alimlere göre caiz
görülmemiştir.
5) Hacca gidecek kadın, kocasından boşanmış veya
kocası ölmüş ise, iddeti bitmiş olmalıdır. Böyle bir iddet bekleme içinde
bulundukça kadın hacca gidemez. Öyle ki, yola çıktıktan sonra Mekke'ye en az on
sekiz saat uzak bir yerde iken kocasının orada ölmesi gibi bir sebeble iddet
bekleyecek olan kadının o yerden iddeti bitmeden önce çıkmaması gerekir.
-
HACCIN SIHHATİNİN ŞARTLARI
20- Hac
görevinin sahih olarak yerine getirelebilmesi için şöylece dört şart vardır:
1) İslâm olmak. Bu haccın farziyetinin şartı
olduğu gibi, sıhhatinin da şartlıdır. Bir gayri müslim haccettikten sonra
müslüman olsa dahi, önceden yapımış olduğu bu haccı sahih olmaz.
2) Özel yerlerde bulunup görev yapmış olmak. Bu
yerlerden maksad, Arafat ile Kabe'dir. Onun için Arafat'da vakfe yapmadıkça
(beklemedikçe) ve Kabe'yi tavaf etmedikçe hac sahih olmaz.
3) Belli bir vakit olmak. Bundan maksad,
Arafat'daki vakfe zamanıdır ki, Arefe gününün zeval vaktinden Kurban Bayramı
fecrinin doğuşuna kadar devam eden bir zamandır. Ziyaret tavafının vakti ise,
daha önce belirtildiği gibi, hayatın sonuna kadardır. Fakat bu tavafın vacib
olan vakti, nahr (kurban boğazlama) günleri, Kurban Bayramının ilk üç günüdür.
Bununla beraber İfrad haccının, Temettü haccının, kıran haccının hac
görevlerini (menasikini) yapmak için yine belli bir vakit vardır. Bu da Şevval
ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Bu aylara Hac Ayları Hac
mevsimi denir.
Bu aylar içinde en son hac vakti, Arefe günü ile Kurban günüdür. Arefe günü
Zevalden sonra Arafat'da az veya çok bulunup Bayramın ilk gününde ziyaret
tavafını yapan kimse, hac farzını yerine getirmiş olur.
(Şafiîlere göre de, Arafat'da vakfe zamanı, Zilhicce ayının dokuzuncu günü
zeval vaktinden sonra onuncu günün fecrine kadardır. Bu zaman içinde bir an bile
olsa, vakfe yeterlidir.)
4) Hac niyeti ile İhram yapmış olmak. Şöyle ki:
İhram, haccı veya umreyi veya her ikisini yerine getirmek için, mubah olan
şeylerden bir kısmını geçici bir zaman için kendine haram kılmaktır, bunları
yapmaktan sakınmaktır. Bu ihram, hacca veya umreye veya hac ile umreye niyet
etmek ve "telbiye" getirmekle meydana gelir. Telbiye, şu sözleri
(*) söylemektir.
21- İhram yapana "Muhrim" denir. Muhrim
olmayana da "Helâl" denir. İhlâl da, ihramdan çıkmak ve bir şeyi harem
sahasından dışarıya çıkarmak manasına gelir.
İhram, Beytullah için bir tazim alâmetidir. Öyle ki dışardan bir iş ve ticaret
için gelen bir müslüman, hac ve umre niyetinde bulunmasa da, yine ihramsız
olarak Harem bölgesine giremez. Bu haramdır, hürmete aykırıdır.
22- İhrama giren bir erkek, dikişli
elbiselerini çıkarır. Bir peştemal kuşanır. Üzerine bir omuz havlusu alır.
Başını ve ayaklarını açık bulundurur. Temizlenir, yıkanır veya abdest alır. İki
rekât namaz kılar. Yüksek bir sesle "Lebbeykallahümme Lebbeyk..."
diye telbiyede bulunur. Zevcesi ile cinsel ilişkiyi terk eder. Zevcesini okşayıp
öpmez. Güzel koku sayılan misk, anber ve kâfur gibi şeyleri sürünmez. Bunları
yatağına da sürmez. Kara av hayvanlarını avlamaz, havyanlara da hayvanı
göstermez. Harem bölgesindeki yeşil otları ve yeşil ağaçları kesip koparmaz.
Saçlarını kesmez ve kısaltmaz, traş etmez. Hac veya umre işlerini tamamlayıncaya
kadar bu yasakları gözetir.
Kokusundan hoşlanılacak her şey Tîb (güzel koku) sayılır.
İhrama giren kadınlar elbiselerini çıkarmazlar, başlarını ve ayaklarını açık
bulundurmazlar. Telbiye getirirken seslerini yükseltmezler.
23- İhrama girenlerin çadır altına
sokulmaları, şemsiye tutmaları, yüzük takmaları, bellerine kemerlerini
bağlamaları, kolları içine sokup giyinmeksizin sırtlarına palto gibi bir şey
almaları haram değildir.
24- Yalnız farz hac için veya Temettü
haccı ile Kıran haccı için Şevval ayının birinci gününden Zilhicce'nin dokuzuna
kadar herhangi bir günde İhrama girilebileceği gibi, bundan önce de girilebilir.
Çünkü İhram haccın şartıdır. Şart ise, meşrutun vaktinden daha öne geçebilir, bu
caizdir. Abdest almanın (taharetin) namaz vaktinden öne geçmesi gibi... Ancak
ihrama daha önce başlanılması, zamanın uzaması bakımından sakıncalı olacağı için
mekruhtur. Çünkü ihram sebebiyle yasak olan şeylerden korunmak uçun zaman için
kolay değildir.
(Şafiî'lere göre hac için, hac aylarından önce ihrama girmek caiz değildir.
Anca umre için girilmiş olur.)
(*) "Lebbeykallahümme Lebbeyk. Lebbeyke
lâ şerike leke Lebbeyk. İnnelhamde venni'mete leke vel-mülk. Lâ şerike lek."
Anlamı: "Allah'ım Ben senin emrine boyun eğerim ve hazırım. Senin
ortağın yoktur. Senin davetine ihlâsla uyarım, senin ortağın yoktur. Şüphe yok
ki, hamd da, nimet de sana mahsustur, mülk de... Senin ortağın yoktur ."
-
MİKAT İLE İLGİLİ BİLGİLER
25- Hac
için afaktan (Mikat dışından) gelenler için ihrama girecekleri belli yerler
vardır ki, bunlar beş yerdir. Bunların her birine "Mikat" denir. Çoğulu "Mevakıt"
dır. Bunlar: "Zülhuleyfe, Zati Irk, Cuhfe, Karn, Yelemlem" denilen yerlerdir. Bu
yerlere gelmeden önce ihrama girebilirler. Öyle ki, Süveyş yolu ile hacca
gidenler "Rabiğ" hizasında ihrama girerler. Burası Şamlıların mikatı olan ve
Mekke'ye üç merhale uzakta bulunan, bugün izi kalmamış "Cuhfe" kasabası
yakınındadır.
26- Bir hac yolcusu, ihramsız olarak
mikatı geçerse, bakılır: Eğer henüz hac işlerini (menasikini) yapmaya başlamadan
mikata dönerse, ihrama girerek telbiyede bulunur. Böylece kendisine bir ceza
gerekmez. Fakat mikata dönmez de sonradan ihrama niyet ederse veya hac
menasikinden birini yaptıktan sonra ihram için mikata dönerse, ceza olarak
kurban (bir koyun kesmek) gerekir. Haccın kaçırılmasından korkulmazsa, mikata
dönmek daha faziletlidir.
27- Mekke'de bulunaların hac için
mikatları, bulundukları Mekke'dir. Bu şehirden ihrama girerler. İsterse Mekke
halkından olmasınlar. Fakat Umre yapmak için Harem bölgesi dışına çıkar ve
oradan, çoğunlukla "Tenîm" denilen yerden, ihrama girerler. Bunun için bu yere
Umre de denilmiştir.
28- Mekke şehri çevresinde belli bir
sahaya "Mekke Haremi, Harem Bölgesi" denir. Bu bölgenin dışında olup mikatlara
kadar uzayan sahaya da "Hill" adı verilir.
Hill Bölgesinin Mekke'ye en yakın yeri, batı tarafından üç-dört mil uzaklıkta
bulunan "Ten'îm" adındaki yerdir.
Hill sözü, ihrama son vermek manasına da kullanılır.
29- Harem Bölgesi ile mikatlar arasında
bulunan kimseler, bulundukları yerlerden veya Mekke içinden ihrama girerler.
Bunların yakınlıkları sebebi ile Mekke'ye girip çıkmaları çok olacağından onlara
böyle bir kolaylık gösterilmiştir.
-
HACCIN FARZİYETİNİN SEBEBİ
VE EDASININ FEVRİ OLUP OLMADIĞI
30-
Haccın farz olmasına sebeb Beytullah'ın (Kabe'nin) bulunmasıdır. Bu kutsal
mabedi ziyaret için Yüce Allah'ın emri ile hac farz kılınmıştır. Bu sebeb
tekerrür etmediği için haccın farziyeti de tekrarlanmaz. Mükellef olan kimsenin
ömründe bir defa hac etmesiyle bu farz yerine getirilmiş olur. Öyle ki, akıl ve
baliğ olan bir müslüman fakir iken yürüyerek hac etmiş olsa, sonradan zengin
olmakla tekrar hac yapması gerekmez.
31- Hac, Hazret-i Peygamberin
hicretlerinin dokuzunca yılında farz kılınmıştır. Bu sene Resûlüllah Efendimiz
(sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından Ebû Bekir Es-Sıddık (radıyallahu anh)
Hac Emiri tayin buyurulmuştu. Hicretin onuncu yılında da Peygamber Efendimiz
Mekke'ye yönelerek hac farizasını yerine getirmişlerdi.
32- Hac farizasını yerine getirmeye
gelince, bu fevrî (farz olunca hemen yerine getirilmeli) midir yoksa ömrî (ömrü
içinde yapılması yeterli) midir? Burada iki görüş vardır. Bir görüşe göre, hac
farizası ömrîdir. Yükümlü bunu hayatta bulundukça dilediği sene yapabilir.
Geciktirmesinden dolayı günah işlemiş olmaz. Ancak hac farizasını yapmadan
ölürse günahkâr olur.
Fakat sahih görülen diğer bir görüşe göre, bunun edası (yerine getirmesi)
fevrîdir. Şartlarını kendinde toplayan kimsenin hemen zamanında hacca gitmesi
ona farz olur. Bu tarihte hacca gitmezse günah işlemiş olur. Öyle ki, sonradan
bu şartları yitirse, hac üzerine borç kalır, bundan sorumlu bulunur.
33- Hac aylarında (hac mevsiminde) hac
şartlarını kendinde toplayan ve yolculuğu için yeterli bir müddet bulunan
kimseye de hac farz olur. Bu haccın farziyetinin yerine getirilmesi de bir
görüşe göre ömrî ise de, daha sahih görülen diğer bir görüşe göre fevrîdir
(hemen o mevsimde hac yapmak gerekir).
-
HACCIN FARZİYETİNDEKİ ŞER'İ
HİKMETLER
34-
Bilindiği üzere hac, İslâmın beş önemli esasından biridir. "İslâm dini
beş esas üzerine kurulmuştur," hadis-i şerifi bunu bildirmektedir.
Hac, şartlarını kendinde toplayan her müslüman için çok kutsal bir farzdır.
Namaz ile oruç birer bedenî ibadettir. Zekât malî bir ibadettir. Hac ise hem
bedenî, hem de malî bir ibadettir. Bu farz, hem bedende olan sıhhat ve
selâmetin, hem de mal varlığının bir şükür görevi demektir.
Haccın yapılmasındaki değişik usul ve adap, insanın ezelî ve ebedî olan
mabuduna yapacağı tazimatın, göstereceği kulluk tarzının, arzedeceği ihtiyacın
en mükemmel şeklini kapsar.
35- İlim ve hikmet sahibi olan
yaratıcımızın kutsal bir mabedini ziyaret ederek Yüce varlığına temiz kalble ve
samimî duygularla yalvarıp yakarmak ve hürmette bulunmak, bir kul için ruha
ferahlık veren yüksek bir mana taşır.
Bundan başka bütün müslümanların kıblesi olan ve İbrahim aleyhisselâm gibi
büyük bir peygamberin makamını içinde bulunduran yüce bir mabedde yapılacak
ibadet ve duaların sevap ve mükâfatına nihayet yoktur.
Resûlüllah Efendimizin içinde doğup büyüdüğü, İslâm güneşinin ilk doğmaya
başladığı, İslâmiyetin binlerce kutsal anılarını içinde saklamış bulunduğu
mübarek bir beldeyi ziyaretteki feyiz ve bereket de her türlü düşüncenin
üstündedir.
36- İslâm âleminin doğusundan ve
batısından temiz bir heyecanla akın edip gelen binlerce dindaşın böyle kutsal
bir yerde toplanmaları, aralarındaki din birliğini ve din kardeşliğini, din
sevgisini canlandırmaları ve birbirlerinin durumlarını öğrenerek fikir
alış-verişinde bulunmaları ne kadar büyük değer taşıyan bir harekettir.
Yolculuğun sağlık ve fikir yönünden sosyal faydalarını kabul eden yabancı
milletler, dince mecbur olmadıkları halde, birçok zorluklara katlanarak dünyanın
en uzak yerlerini gezip dolaşıyorlar. İslâmiyet ise, en yararlı bir yolculuğa
bir kutsal ruh ve mecburiyet vermiş, müslümanları böyle bir yolculuğun sonsuz
maddî ve manevî bereketlerinden faydalanmıştır.
37- Farz olan hac görevini bir anlayış
içerisinde yerine getirecek müslümanların bundan ne kadar faydalanacakları pek
aşikârdır. Hele bu farzı yerine getirme mutluluğuna kavuşan anlayışlı bir
müslümanın bu sayede birçok bilgiler kazanarak aydınlanacağı ve sonra dönüp
kendi çevresini birçok yönden uyararak aydınlatacağı da şüphesizdir.
38- Sonuç olarak denir ki, haccın farz
oluşundaki hikmet ve yararlar pek büyüktür. İslâmın yayılmasına ve yükselmesine
yöneliktir. Zaten İslâm dininin emir ve tavsiye ettiği hangi ibadet vardır ki, o
müslümanların maddî ve manevî alanlardaki yükselmesini ve bereketini sağlamasın?
Yeter ki müslümanlar kendi kutsal dinlerinin bu emir ve öğütlerini gereği üzere
değerlendirerek yerine getirmeye çalışmış olsunlar.
Ne mutlu mal varlığına ve beden sağlığına sahip olup da bu ve buna benzer din
görevlerini yerine getirip başaranlara!..
39- Haccın
vacibleri şunlardır:
1) İhrama mikat denilen yerlerden başlamak:
Medine-i Münevvere tarafından hacca gidenler "Zül-Huleyfe"den, Irak, Horasan
ve Maveraünnehr halkı "Zati Irak"dan,
Şam, Mısır ve Mağrib halkı "Cuhfe" hizasındaki bir yerden (Rabiğ hizasından),
Necidliler "Karn" dan,
Yemenliler de "Yelemlem"den ihrama girerler.
Yolları bu mikatlardan birine rastlamayan müslümanlar da, bunlardan birinin
hizasında bulunacak bir yerden ihrama başlarlar.
2) İhramın yasaklarını terk etmek: Dikişli elbise
giyilmesi, av avlanması, ihramda iken saçların kesilmesi, çirkin söz söylemesi
gibi...
3) Arafat'da zevalden sonra güneş batıncaya kadar
durmak.
4) Kurban Bayramının birinci gününün fecrinden sonra ve güneşin
doğmasından önce, bir saat bile olsa, Müzdelife'de durmak.
Müzdelife, Mekke'ye dört ve Arafat'a iki saatlik mesafede bulunan bir yerin
adıdır.
5) Dört şavtı farz olan Ziyaret Tavafını yediye
tamamlamak.
6) Ziyaret tavafına nahir (kurban kesme)
günlerinden birinde (1.2. ve 3. günlerde) yapmak.
7) Sader (veda) tavafı yapmak. Bu mikat dışından
gelen ve afakî denilen hacılara aittir ki, bu veda tavafından ibarettir.
8) Tavaf esnasında abdestli olmak ve avret
yerleri tamamen kapalı bulunmak.
9) Kabe'yi tavaf daima Hacer-i Esved'in bulunduğu
yerden (onun karşısından) başlayıp Kabe'yi sola alarak tavaf etmek. Bunu
yürüyerek yapmak. Hastalar ve güçsüzler omuzlar üzerinde taşınarak tavaf
ettirilir.
10) Her tavaftan (yedi şavttan) sonra iki rekât
namaz kılmak.
11) Tavafları Hatîm denilen yerin dışında yapmak.
Şöyle ki: Kabe'de "Rükn-i Irakî" denir. Kabe'nin altın oluğu, bu iki rüknün
arasında ve Hanefî Makamının önündedir. Bu oluğun akacağı yarım dairelik yer,
bir yarım duvarla çevrilmiştir. Bu duvara "Hatîm=Hazret-i İsmail" ve bunun
kuşattığı o yere de "Hicrü'l-Kâbe" denir. Bu yerin bir kısmı Kabe'den sayılır.
Orada namaz kılınır, dua edilir. Fakat bu yerin Kabe'den olduğu, ahad haberi
(tek kişilerin rivayeti) ila sabit olduğundan Beytullah'a yüzü çevirmeksizin bu
duvara karşı namaz kılınmaz. Bu duvarın her iki tarafı açıktır. İşte Harem-i
şerif için bu duvarın arkasından Kabe tavaf edilir ki, bu vacibdir.
12) Hac mevsiminde Safa ile Merve arasında
yürümek (Sa'y etmek) ve buna Safa'dan başlamak. Özürleri olmayanları bunu piyade
olarak yapmaları.
Safa ile Merve, Mescid-i Haram'ın hemen civarında yüksekçe birer tümsektirler.
Bunlar, gidiş dönüşü olan büyük bir cadde ile birbirlerine bağlıdırlar. Safa'dan
başlayıp Merve'ye dört ve Merve'den Safa'ya üç defa gidip gelmek vacibdir. Bu
yedi gidiş ve gelişe "Sa'y" denir. Her defa Kabe görülünceye kadar tümseklerin
üzerine çıkılır. Şimdi Merve tarafında yüksek binalar bulunduğu için Kabe oradan
görülememektedir.
Farz hac için yapılan sa'y Kudüm ve Ziyaret tavaflarından sonra yapıldığı
gibi, Umre için yapılan sa'y, Umre tavafından sonra yapılır.
Bu sa'y yerine "Mes'a" denilir. Eni yaklaşık 20 metre, uzunluğu da 500
metredir.
(İmam Şafiî'ye göre sa'y, haccın ve umrenin bir rüknüdür. Bunu yapmadan hac ve
umre tamam olmaz.)
Bu şekilde hareket etmek, bütün kâinatın sahibi ve yaratıcısı bulunan Yüce
Allah'a tazim ve dilekleri arz için Beytullah'ın mukaddes kapısı önünde şevk ve
heyecanla gidip gelmenin, dileklerin kabulünü beklemenin bir işareti demektir.
13) Mina denilen yerde küçük taş
yığınlarına (cemrelere) ufacık taşları atmak. Buna "Remy-i Cemerat = Taşları
atmak" denir. Şöyle ki:
Mekke şehrine iki saatlik mesafede bulunan Mina kasabasında birbirine bir ok
atımı kadar uzak üç yerde üç taş yığını vardır. Bunlara Mina'dan Mekke'ye doğru
sırası ile: "Cemre-i Ula, Cemre-i vusta, Cemre-i Akabe" adı verimiştir. Bu taş
yığınlarının her birine Kurban Bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde:
"Bismillâhi Allahu Ekber" denilerek yedişer taş atılır. Bu yedi taş birden
atılsa, yeterli olmaz, bir taş yerine geçer.
Bu taşlar üç metre uzaklıktan atılır. Taşların cemre yakınlarına düşmesi de
yeterli olur. İki metre kadar uzağa düşenler yeterli olmaz. Yeniden atılmaları
gerekir.
Taşları atacak olan şahıs hasta olsa, eline konulacak taşları atar veya bu
taşları onun adına başkası atar. Baygın düşen kimse adına da taşları başkası
atar. Hac işlerinde böyle başkası yerine görev yapmak, zaruret sebebiyle
caizdir.
Akabe Cemresinde ilk taş atmakla Telbiye'ye son verilir. Artık "Lebbeykallahümme
Lebbeyk...." yapılan telbiyelere bu anda karşılık manevî mükâfat
verilmiş olur.
(İmam Malik'e göre, Arefe gününün zevalinden sonra Telbiye'lere son verilir.
Çünkü o gün Anafat'da durmakla yapılan ibadetler kabul olunmuş ve haccın büyük
bir rüknü yerine getirilmiş olur.)
Bu taşların atılmalarındaki hikmet, Yüce Allah'ın ilminde saklıdır. Bu bizim
için gerekli olan bir ibadet emridir. Biz bunu yapmakla Yüce Allah'ın emirlerine
kayıtsız şartsız itaat ve bağlılığımızı göstermiş oluruz. Bir de kötü ruhlara ve
şeytan vesvesesine karşı olan nefretimizin bir işareti ve belirtisidir. Hazret-i
İbrahim aleyhisselâm'ın sünnetine bağlılığın da ince bir anlamını taşır.
14) Mina'da taşları attıktan sonra kurban
kesmek. Bundan sonra da Harem bölgesi içinde ve kurban bayramının ilk üç
gününden birinde saçları traş etmek veya kısaltmak. Şöyle ki:
Kurban kesmek, hac ile umrenin her ikisini yapanlara vacibdir. Bu görevi
yapmak, hac ile umreyi birlikte yerine getirme nimetine şükür karşılığıdır.
Yalnız farz hac yapan ve mikat dışından gelenlere, misafir olduklarından kurban
kesmek vacib değildir. İsterlerse nafile olarak kesebilirler.
Kadınlar saçlarının ucundan biraz kırkarlar.
40- Saçları traş etmeğe Halk, biraz
kısaltmağa da Taksîr denir. Bunları yapmak, İmam Azam'a göre belli bir yer ve
zamana bağlıdır. Yalnız Harem bölgesinde ve kurban kesme günlerinde
yapılabilirler.
İmam Ebû Yusuf'a göre bunlar bir yere ve zamana bağlı değildir. Bunlar
sonradan başka bir yerde de yapılabilir. İmam Muhammed'e göre zamana bağlı
değilse de, belli bir yere bağlıdırlar. Buna göre, kurban kesme günlerinden
sonra da yapılabilir. Fakat Harem bölgesinde yapılması şarttır. Başka bir yerde
yapılırsa, ceza olarak bir koyun kurban etmek gerekir.
Traş olmak (halk), taksirden (saç kısaltmaktan) daha faziletlidir. Saçsız
olanlar başlarının üzerine usturayı gezdirmekle bu vacibi yerine getirmiş
olurlar.
41- Haccın vaciblerinden birini terk
etmek, haccın sıhhatına engel olmaz. Fakat ceza olarak yalnız kurban kesmek
gerekir. Kurbanın eti Mekke fakirlerine dağıtılır. Bununla beraber terk edilen
bir vacib yeniden yapılınca, ceza düşer. Abdestsiz yapılan bir tavafı yeniden
yapmak gibi...
42-
Farz haccın sünnetleri şunlardır:
1) İhrama girerken gusletmek veya abdest almak.
Bu yıkanma, yalnız temizlik maksadı iledir. Bundan dolayı hac için ihrama
girecek bir kadın adet görmekte veya lohusa ise, temizlik için yıkanması
sünnettir.
2) İhramın sünneti niyetiyle iki rekât namaz
kılmak. Bu namazın ilk rekâtında "Kâfırûn" sûresinin ve ikinci rekâtında "İhlâs"
sûresini okumalıdır.
3) İhram için beyaz ve temiz iki parçadan ibaret
örtüye burünmek. Bunların yenisi ve beyaz renklisi, yıkanmışından ve başka
renklerden daha iyidir.
4) İhramdan önce gülyağı gibi hoş koku sürünmek.
5) İhramdan sonra her seher vaktinde, her namaz
kılışta, her yokuşa çıkışta ve inişte, her yolcu kafilesi ile karşılaşmada orta
bir sesle üç defa Telbiye getirmek (Lebbeykallahümme Lebbeyk... demek).
6) Telbiyelerden sonra, Peygamber Efendimize
çokça salât ve selâm okumak.
7) Salât ve selâmdan sonra Yüce Allah'a yalvarmak
ve özellikle şu duayı (*) okumak.
İmam Muhammed'e göre, belli ve aynı duayı devamlı olarak yapmak, kalbin ince
duygusunu giderir ve samimiyete aykırı olur. Bir alışkanlık halini alarak tam
bir anlayışla yapılmamış bulunur. Onun için herkes dilediği şekilde dua
etmelidir, bu müstahabdır. Bununla beraber Peygamber Efendimizden nakledilen
duaları bereketlenme maksadı ile okumak güzeldir.
8) Mekke-i Mükerreme'ye girmek için yıkanmak ve
gündüz vakti girmek, Kabe'yi görünce dua etmek, Beytullah'ın önünde tekbir ve
tehlilde bulunmak.
9) Afakî olanlar (Mikat dışından gelenler) için
kudüm tavafı yapmak geç kalıp da Mekke'ye girmeden Arafat'a çıkanlardan bu Kudüm
tavafı düşer.
10) Mekke'de bulundukça zaman zaman nafile olarak
tavaf etmek.
11) Ziyaret tavafının ilk üç şavtında erkeklerin
"Remel" yapmaları (adımlarını kısaltarak ve omuzlarını silkerek çalımlı bir
şekilde yürümeleri). Bu hareket hacıların güç ve sağlamlığına bir işarettir.
Resûllüllah Efendimiz kaza olarak yerine getirdikleri Umre haccı esnasında
ashab-ı kiramla beraber bu şekilde tavaf ederek, karşıdan seyreden ve ashab-ı
kiramın zayıf düştüklerini sanan Mekke'lilere müslümanların kuvvet ve
yiğitliğini göstermek istemişti. Peygamberimizin bu sünneti hâlâ
uygulanmaktadır.
Bu Remel, Kudüm Tavafında yapılabilirse de, Ziyaret Tavafında yapılması daha
faziletlidir. Sader Tavafında ise yapılmaz.
13) Safa ile Merve arasında Sa'y ederken oradaki
iki yeşil direk (ışık) arasını erkeklerin koşarak geçmeleri ve sonra
yavaşlamaları.
Bu hızlı yürüyüşe "Hervele" denilir.
14) Zilhicce ayının yedinci günü öğle namazından
sonra Mekke'de tek bir hutbe okunup insanlara hac işlerini (menasiki) öğretmek.
15) Zilhicce'nin sekizinci günü, güneşin
doğmasından sonra Mekke'den Mina'ya çıkmak ve o gece Mina'da kalmak. Mina Harem
Bölgesindedir.
16) Zilhicce'nin dokuzuncu günü, güneşin
doğuşundan sonra Mina'dan Arafat'a çıkmak.
Arafat'da en büyük İslâm idarecisi veya onun görevlendireceği kimse, öğle
namazı ile ikindi namazını birlikte olarak öğle vaktinde kıldırır. Zevalden
sonra ve namazdan önce iki hutbe okur. İnsanlara Arafat ile Müzdelife'de bir
müddet durup beklemelerini (vakfe yapmalarını) söyler ve hac ile ilgili bazı
bilgiler verir.
17) Kurban Bayramının ilk gününde bir hutbe
okumak ve haccın geri kalan görevlerini anlatmak. Bu hutbe ile beraber üç hutbe
okunmuş oluyor.
18) Arafat ve Müzdelife'de kılınan namazlarda
yalvarıp yakararak dua etmek ve göz yaşları dökmek veya döker gibi bir tavır
takınmak. Hem kendisi, hem de ana-babası için ve bütün müslümanlar için hayırlı
dualar yapmak.
Arafat, Harem bölgesi dışında bulunan bir sahadır. Burada hacıların duruşu
cuma gününe rastlasa, cuma namazı kılınmaz.
19) Güneşin batışından sonra Arafat'dan yavaş
yavaş inmek. Müzdelife'ye varıldığı zaman gelip geçenlere engel olmamak için
vadiden yüksekçe bulunup "Meş'ar-i Haram" denilen "Kuzah" tepesi yakınında
konaklamak.
20) Bayram gecesi Müzdelife'de kalıp Bayram sabahı Mina'ya inmek. Nahr,
(kurban kesme) günlerinde bütün yol eşyası ile beraber Mina'da kalmak.
21) Mina'da taşlar atılırken Mina'yı sağa ve
Mekke'yi sola almak. Sırasıyla önce Cemre-i Ula'yi, sonra Cemre-i Vusta'yı, daha
sonra Akabe Cemresini taşlamak ve bu son cemrede taşları aşağıdan yukarıya doğru
atıvermek.
22) Taşlamaya ilk gün, güneşin doğması ile zevali
arasında, diğer günlerde ise zeval ile güneşin batışı arasında başlamak.
23) Mina'dan Mekke'ye acele inmek. İsteyen kimse
için Zilhicce'nin on ikinci günü güneşin batışından önce yola çıkmak. Güneşin
batışına kadar beklemek günahtır.
24) Mina'dan Mekke'ye inerken Muhaseb ve Ebtah
denilen düz bir yerde azıcık duraklamak.
25) Veda tavafından ve iki rekât namazdan sonra
Zemzem suyundan, Kâbeye bakarak ayakta kana kana içmek ve bu mübarek sudan başa
ve bedene dökünmek.
26) Hacer-i Esved ile Kabe kapısı arasında
bulunan Mültezem isimli yere göğsünü ve yüzünü koyup sürüvermek.
27) Kimseye zahmet vermeksizin Kabe'nin
örtülerine yapışıp duada bulunmak. Kabe içine girmek mümkün olunca, tam bir edeb
ve hürmetle girip iki rekât namaz kılmak.
Kâbenin örtüsüne sarılmak, Mültezem'e sürünmek, Allah'ın rahmetine yakınlığın
bir nişanıdır. Beytullah'a olan muhabbetin ve Yüce Allah'ın mağfiretini ısrarla
istemenin ve Vacib Teâlâ Hazretlerine sığınmanın bir işaretidir.
28) Medine-i Münevvere'ye gidip Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem'i ziyaret etmek.
Haccın sünnetlerini terk eden faziletten mahrum kalır. Daha doğrusu günâh
işlemiş olursa da, üzerine kurban kesmek gibi bir ceza gerekmez.
(Şafiîlere göre, Arefe gecesi Mina'da kalmak sünnettir. Teşrik (bayram)
gecelerinde kalmak ise vacibdir.)
(*) Anlamı: "Ey
Allah'ım! Ben senden rızanı ve cennetini dilerim. Gazabından ve ateşinden sana
sığınırım."
43- Hac
yolculuğunda bulunacak kimselerin gözetecekleri bir kısım edebler vardır.
Başlıcaları şunlardır:
1) Tam helâl bir mal ile hac etmelidir. Çünkü
helâl olmayan bir mal ile hac yapılması haramdır.
2) Yola çıkmadan önce, kul borçları varsa
ödenmelidir.
3) Günahlardan tevbe etmeli, kazaya kalmış
ibadetler varsa, onları kaza etmelidir.
4) Gösterişten, öğünüp böbürlenmekten, süs ve
saltanattan sakınmalı, tevazu içinde olmalıdır.
5) Hac yolculuğu üzerinde bilgi ve tecrübe sahibi
kimselerle istişare yapılmalıdır.
6) Kimlerle arkadaş olacağına, hangi yoldan ve
hangi vasıtalarla yolculuk yapacağına dair "İstihare" yapmalıdır (İki rekât
namaz kılarak Allah'dan hayırlısını istemelidir.)
7) Gerekirse kendisine yol gösterecek, yardımda bulunacak ve sabır
tavsiye edecek iyi bir arkadaş edinmelidir.
8) Yolda arkadaşları ile ve diğer yolcularla
çekişip dövüşmekten sakınmalıdır.
9) Düşmanları varsa, onları bağışmalaya ve
anlayışla karşılamaya çalışmalıdır.
10) Hac yolculuğuna ay başında perşembe günü veya
pazartesi günü sabahleyin çıkmalıdır.
11) Ailesi, komşusu ve dostları ile vedalaşmalı
ve onların dualarını dilemeli. Bunun için onlan ziyarete gitmelidir. Onlar da
kendisini hac dönüşünde karşılanmalıdır ki, bu da bir sünnettir.
12) Hacca giderken ve hacdan dönünce evinde iki
rekât namaz kılmalı ve dua etmeli.
-
FARZ HAC ÜZERİNDE UYGULAMA
44- Hac
görevini vacibleri, sünnetleri ve edebleri ile yapacak olan kimse, şu şekilde
hareket eder:
1) Helâl ve temiz bir mal elde eder. Ödenmesi
gerekli borçları varsa, onları öder. Kazaya kalmış ibadetleri varsa, mümkün
olduğu kadar onları kaza eder. Günahlarından tevbe eder ve Allah'dan mağfiret
diler. Kendisini kötü söz ve hareketlerden korur. Güzel ahlâklı olmaya çalışır.
Tevazu hali içinde bulunur. Yola çıkacağı zaman evinde iki rekât namaz kılar. "Bismillahi
tevekkeltü alellahi lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh" diyerek Allah'a
sığınır. Ailesi, komşusu ve dostları ile vedalaşarak yola çıkar.
2) Mikat denilen yerlerden birine varınca yıkanır
veya abdest alır. Giderilmesi gereken fazla kılları yok eder, tırnakları keser.
Elbiselerini çıkarır. Beyaz ve temiz olan iki parçadan ibaret dikişsiz havlulara
bürünür. Hoş kokulu şeylerden sürünür. Başını açık ve ayaklarını çıplak
bulundurur. Üstleri açık ve topukları kısa olan ayakkabı giyer. İhram için iki
rekât namaz kılar. İhrama niyet edip: "Allahümme innî ürîdü'l-hacce,
feyessirhu lî ve tebabbelhü minnî = Ya Rabbi! Ben hac etmek istiyorum,
onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul et" diye dua eder. Sonra "Lebbeykallahümme
Lebbeyk..." diye telbiyede bulunur.
3) Böyle ihrama girdikten sonra, eğer zevcesi
yanında ise, onunla ilişkide bulunmaz, öpmez ve okşamaz. Dikişli elbise
giyinmez. Artık hoş kokulu şeyler sürünmez. Saçları kesmez ve kıllarını
gidermez, tırnaklarını kesmez. Güvercin ve geyik gibi kara av hayvanlarını
avlamaz. Yeşil ağaçları ve otlan kesip koparmaz. Kötü ve çirkin sözler söylemez.
Arkadaşları ve başkaları ile çekişmez. Fakat yıkanabilir ve para kesesini
(kemerini) beline bağlayabilir.
4) Her namaz kıldıkça ve yolcu kafilelerine her
rastladıkça, yokuş çıkınca ve yokuştan inince, yüksek sesle "Lebbeykallahümme
Lebbeyk..." diye telbiyede bulunur. Mekke'ye varacağı zaman yıkanır
veya abdest alır, Mekke'ye girince, hemen mescid-i Haram'a koşar. Beytullah'ı
görünce telbiye getirir, "Allahü Ekber" diye tekbir alır, "Lâ İlahe İllallah"
diye tehlilde bulunur. Salât ve selâm okuyarak: "Allahümme zid beyteke
teşrîfen ve tazimen ve tekrimen ve birren ve mehabeten = Ey Allah'ım!
Beyt-i şerifine mahsus teşrifi, tazimi, teklimi, ihsan ve yüceliği artır," diye
dua eder.
Sonra Hacer-i Esved tarafına yönelerek tekbir alır. Hacer-i Esvedi selâmler.
Mümkünse, kimseye eziyet vermeden onu öper veya elini sürer. Sonra da Kabe'yi
sola alarak Hatîm'in dışından Kudüm Tavafına başlayıp remel yapar. (adımlarını
kısaltıp omuzların silkerek çalımlıca yürür.) Her dolaşmada Hacer-i Esved'in
karşısına gelince onu selâmlar. Bu tavafı tamamladıktan sonra İbrahim
aleyhisselâm'ın makamında, eğer kalabalık ise Mescidin uygun bir yerinde iki
rekât namaz kılar. Sonra yine Hacer-i Esved'i selâmlar!
5) Böylece Kudüm Tavafını tamamladıktan sonra
Sa'y için Safa ile Merve caddesine çıkar. Önce Kabe'yi görebilecek şekilde Safa
tümseğine çıkar. Kabe'ye yönelerek tekbir ve tehlil getirir, salât ile selâmda
bulunur. Sonra buradan Merve'ye doğru gider. Yolda bulunan iki yeşildirek (ışık)
arasında biraz koşar. Bu şekilde dört defa Safa'dan Merve'ye karşı tekbir ve
tehlil getirir, salât ve selâmda bulunur. Böyle her gidiş gelişte telbiye yapar.
Koşarak Yürüdüğü zaman: "Allahümme'ğfir verham ve tecavez amma ta'lem.
Feinneke entel'aliyyül'azîm = Ya Rabbi! Bağışla ve merhamet et.
Bildiğin kusurlarımıza bakma. Şübhesiz ki sen, yücesin, büyüksün," diye dua
eder.
Bu gidiş ve gelişin (Şavtların) arka arkaya yapılması daha faziletlidir. Ara
vererek yapılması da caizdir.
6) Yalnız hacca (İfrad hacca) niyet etmiş olan
kimse, böyle sa'y ettikten sonra da Mekke'de yine ihramlı olarak kalır. Kıran
hacca niyet eden de böyledir. Dilediği zaman Kabe'yi tavaf eder. Zilhicce'nin
sekizinci (terviye) gününde sabah namazını yine ihramlı olarak Mekke'de kılar.
Sonra Mina'ya çıkar. Orada arefe gününün sabah namazını kılıncaya kadar durur.
Sonra Arafat'a gider. O gün güneş batınca da, Arafat'dan Müzdelife'ye yönelip
geceyi Müzdelife'de geçirir. Akşam namazını yolda kılmayıp onu yatsı namazı ile
bareber Müzdelife'de imamla kılar. Kurban Bayramı gününün fecri doğunca hemen
sabah namazını kılar. Sonra Müzdelife'de "Meş'ar-i Haram" denilen yere gider ve
orada biraz durur. Bütün bu yerlere gidiş gelişlerde telbiyede bulunur.
7) Meş'ar-i Haram'da iken fecir tamamen açılınca
henüz güneş doğmadan Mina'ya doğru vakar ve sükûnetle yürümeye başlar. Mina'da
"Akabe Cemresi" denilen yere yedi küçük (nohut büyüklüğünde) taş atar. Bu
taşları sağ elinin baş parmağı ile şehadet parmağı arasında tutarak atar. Her
birini attıkça tekbir getirir. Taşları atınca orada beklemez. Sonra dilerse
kurban keser. Ondan sonra traş olur veya saçlarının uçlarından parmak uçları
kadar kırpar. Bunları yapınca bütün ihram yasakları kendisine helâl olur; yalnız
zevcesi ile yine ilişki kuramaz.
8) Bundan sonra aynı günde (Bayramın birinci
gününde) veya ikinci ve üçüncü gününde Mekke'ye inip Ziyaret Tavafı yapar. Kudüm
tavafında Remel yapmamış ise, bunu Ziyaret Tavafının ilk üç devresinde yapar. Bu
tavafı bitirince iki rekât namaz kılar. Artık bu farz olan Ziyaret tavafından
sonra zevcesi ile ilişki kurabilir. Böylece bütün hac yasakları kalkmış olur.
Ziyaret Tavafı için, Mina'dan Mekke'ye Bayramın birinci günü inmek daha
faziletlidir.
9) Ziyaret Tavafını yaptıktan sonra tekrar
Mina'ya gider. Cemrelere taş atmak için üç gün Mina'da oturur. Bayramın ikinci
günü zeval vaktinden sonra, Mina'daki "Mescid-i Hayf yakınında bulunan Cemr-i
Ula'dan başlayarak cemrelerin üçünü de taşlar. Şöyle ki: Yürüyerek önce Cemre-i
Ulâ'ya, sonra Cemre-i Vusta'ya yedişer taş atar. Her taşı atarken tekbir alır.
Bu iki cemreden her birinin yanında bekleyerek hem kendisine, hem ana-babasına,
hem de din kardeşlerine dua eder. Sonra Cemre-i Akabe yakınına gider. Buna da
yedi taş atar; ancak burada dua için durmaz.
Bayramın üçüncü gününde de, zevalden sonra bu şekilde cemreleri taşlar. Eğer
Mina'da iken Bayramın dördüncü günü de girecek olsa, o gün de böyle taşları
atar. Bu güne ait olmak üzere cemre taşları zevalden önce de atılabilir. Bu
şekilde atılan taşların sayısı yetmişe ulaşır. Bu taşlar Müzdelife'de iken veya
Mina'ya gelirken toplanır. İhtiyat olarak taşlar yıkanır. Bu taşları, cemrelerde
biriken taşlardan alıp atmak mekruhtur.
10) Bundan sonra tekrar Mekke'ye döner veya yolda
"Muhassab" denilen düzlükte biraz durup dinlenir. Ondan sonra Mekke'ye giderek
Harem-i şerife varır. Veda Tavafını yaparak iki rekât namaz kılar. Sonra Zemzem
kuyusunun yanına gider ve Beytullah'a karşı durup kana kana içer. Bu su ile
yüzünü ve başını yıkar. Mümkünse bedenine de döker. İçtikçe şöyle dua eder:
"Allahümme es'elüke ilmen nafıan ve rızkan vasian ve şifaen minkülli
dâin = Allah'ım! Ben senden faydalı ilim, geniş rızık ve her
hastalıktan şifa dilerim."
11) Zemzem suyunu içtikten sonra Kabe'nin yüksek
eşiğini öper. İmkân bulursa içine girip iki rekât namaz kılar. Yüzünü duvarına
sürüp Yüce Allah'a hamd eder ve mağfiret diler. Tam bir edeble tekbir ve tehlil
getirerek Mültezem'e gelir. Yüzünü ve göğsünü oraya kor. Kabe'nin örtüsüne
yapışarak dua eder. Artık Mekke'de kalmayacaksa, yüzünü Beytullah yönünden
ayırmayarak ayrılık üzüntüsü ve kederi ile ağlaya ağlaya veya ağlar gibi bir
durumda arka arka çekilip Harem-i Şerifden çıkar. Dilediği gün memleketine
döner.
Bu hac görevlerini (menasikini) yapmada kadınlar da erkekler gibidir. Ancak
kadınlar âdetleri üzere elbiselerini giyinmiş, başlarını ve ayaklarını örtmüş
bulunurlar. Bununla beraber yüzlerine dokunmamak üzere bir örtü (peçe) de
kullanabilirlir. Telbiyelerde seslerini yükseltemezler. Tavafda ve Safa ile
Merve arasında hızla yürümezler. İhramdan çıkmak için saçlarının uçlarından
biraz kesmekle yetinirler. Hacer-i Esved'i selâmlamak için erkeklerin arasına
sokulmazlar.
Adet görmeye başlayan bir kadın, haccın bütün görevlerini yapar. Fakat bu hali
ile tavaf yapamaz. Tavafı sonraya bırakır. Bu geciktirmeden dolayı kendisine
kurban kesmek veya başka bir ceza gerekmez.
Ziyaret Tavafından sonra âdet gören kadından vacib olan veda tavafı düşer.
45-
Yukarıdaki uygulama,yalnız "İfrad Hac" hakkındadır. Sadece Umre yapmak isteyen
kimse şu şekilde hareket eder:
1) Umre haccı yapacak olan zat, afakî (mikât
dışından) olduğuna göre, mikat yerinde ihrama girer. Mekke halkından ise, Harem
Bölgesi dışından ihrama girer. Daha önce açıklandığı gibi elbisesini çıkarır ve
iki parçadan ibaret dikişsiz ve beyaz örtüleri takınır. Sonra: "Allahümme
innî uridü'l-umrete feyessir-ha lî ve tekabbelha minnî = Allah'ım! Ben
umre yapmak istiyorum, onu bana kolaylaştır ve onu benden kabul buyur," diye
yalnız umreye niyet eder. Sonra "Lebbeykallahümme Lebbeyk..."
diye telbiyede bulunur. Farz hacda yasak olan işler, umrede de ihramda
bulundukça yasaktır. Yolculukta telbiye getirmeye devam eder.
2) Mekke'ye girince, Umre için tavafta bulunup
bildiğimiz şekilde Kabe etrafında yedi defa dolaşır. Hacer-i Esved'i her
defasında selâmlar.İlk üç şavtında (devrinde) sürat gösterir, tekbir ve tehlilde
bulunur.
3) Bu tavaftan sonra Safa ile Merve arasında,
daha önce yazıldığı gibi sa'y eder. Bundan sonra başının saçlarını traş eder
veya kısaltarak umresini tamamlar. Kabe'yi tavaf eder. İstediği elbiseyi
giyebilir. Kendisinde ihramda haram olan şeyleri helâl olur.
Tavafın dört şavtı (devri), umrenin rüknüdür. Ondan sonra geri kalan üç savt
ile Safa-Merve arasında yedi defa yürümek, saçları traş etmek veya kısaltmak da
umrenin vaciblerindendir.
Umre'nin şartları, haccın şartları gibidir. Yalnız umre için belli bir vakit
gerekli değildir. Her mevsimde yapılabilir. Buna göre ihram da Umrenin bir
şartıdır.
Umre'nin sünnetleri ve edebleri de, Hacdaki Safa-Merve arasında olan sa'ydan
itibaren sonuna kadar olan sünnetleri ve edebleri gibidir.
-
TEMETTÜ HACCININ YAPILIŞ ŞEKLİ
46-
Daha önce yazıldığı gibi Temettü Haccı, farz olan hac ile Umre'yi ayrı ayrı iki
ihram ile toplayıp hac mevsiminde yapmaktır. Mikat dışından (uzaktan) gelen
hacılar, ihramda fazla kalmamak için daha çok bu nevi hac etmeyi tercih ederler.
Şöyle ki:
1) Bir afakî (mikat dışından gelen kimse) ihrama
başladığı zaman: "Ya Rabbi! Ben umre yapmak istiyorum, bu umreyi bana
kolaylaştır ve onu benden kabul buyur," diye umreye niyet ederek telbiyede
bulunur, iki rekât namaz kılar. Diğer işleri de yerine getirir.
2) Mekke'ye girince, usulüne göre umre için
Kâbeyi yedi defa tavaf eder. Sonra iki rekât namaz kılar. Daha sonra Safa-Merve
arasında sa'y görevini yapar. Arkasından saçlarını traş eder veya kısaltır.
Böylece umresini tamamlar.
3) Bu şekilde umresini yapmış olan kimse,
ihramdan çıkmış olur. Artık ihrama girmemiş insanlar gibi Mekke'de kalır. Asıl
elbiselerini giyer ve mubah olan diğer işleri yapabilir.
4) Umresini yapmış olan bu zat, Mina'ya çıkılacak
gün veya daha önce Mekke'de tekrar ihrama girer ve (farz) hacca niyet eder,
telbiyede bulunur. Artık yalnız hacca (ifrad hacca) niyet eden kimse gibi, daha
önce, yazıldığı üzere hac görevlerinin (menasiki) yerine getirir. Bundan başka
Mina'da bir kurban keser.
Bu kurban, hac ile Umreyi bir arada yapmaya başarı kazanmanın bir şükrü
yerindedir. Akabe Cemresi taşlandıktan sonra nahr günlerinin birinde kurban
kesilir. Bu kurbanı kesmeden önce saçlar traş edilmez veya kısaltılmaz. Bu
kurban bir koyun olabileceği gibi, kurban edilecek bir deve veya sığırın yedide
biri veya tümü de olabilir. Böyle bir kurban kesmekten aciz ise, Arefe gününde
üç gün tamamlanmış olmak üzere oruç tutar. Ayrıca memleketine döndükten sonra
veya dilediği bir yerde yedi gün ki, toplam on gün oruç tutması vacib olur.
5) Bu uygulama, Temettü haccında bulunup da
beraberinde Hedy (kurbanlık) Mekke'ye götürmemiş veya göndermemiş olan kimseye
göredir. Eğer böyle bir kurban bulunursa, yalnız Umreyi yapmakla ihramdan çıkmış
olmaz. Umre için tavaf eder, sa'yda bulunur ve terviye gününe (zilhiccenin
sekizinci gününe) kadar ihramda kalır. Bunun arkasından hac için niyet ederek
ihrama girer. Geri kalan hac işlerini yerine getirmeye devam eder. Kurban
Bayramının ilk gününde Akabe taşlarını attıktan onra Kurbanını şükür olarak
keser. Ondan sonra saçlarını traş eder veya kısaltır. Artık o anda iki ihramdan
çıkmış olur.
47-
Bilindiği gibi, Kıran Hac, farz olan hac ile Umre'nin ihramını birlikte
yapmaktır, Şöyle ki:
1) Kıran hac yapacak olan kimse, mikatta veya
mikat yerinden önce hac ile Umre'ye birlikte niyet eder. Yine iki rekât namaz
kılar. Sonra: "Ey Allah'ım! Ben hac ve umre yapmayı istiyorum. Bunları bana
kolaylaştır ve benden bunları kabul buyur," diye dua eder ve Telbiyede bulunur.
İhrama girmiş olan kimseye yasak olan şeyler aynen buna da yasaktır. Bunları
gözetmeye çalışır.
2) Bu kimse Mekke'ye girince, önce umresini
yapar: Beytullah'ı tavaf eder. Safa ile Merve arasında Sa'y yapar. Sonra
ihramdan çıkmadan haccın menasikini, evvelce yazıldığı gibi, yapar. Bayramın
birinci günü Akabe taşlarını attıktan sonra, iki haccı bir arada başarmanın
şükrü olarak bir kurban keser ki, bu vacibdir. Ondan sonra saçlarını traş eder
veya kısaltır. Böylece ihramdan çıkmış olur. Bu kurbanı bulup kesemeyecekse, son
gün Arefe gününde bitmek üzere üç gün oruç tutar. Yedi gün de Bayram günleri
çıktıktan sonra dilediği yerde veya memleketine dönünce tutar. Böylece on gün
oruç tutması gerekir. Bu oruçları ayrı ayrı günlerde tutabilir.
3) Kıran hacca niyet eden kimse, Umre'yi yapmadan
Arafat'a gidecek olsa, umresi bozulmuş olur. Artık kendisine şükür kurbanı
gerekmez. Ancak niyet ettiği umreyi bozmuş olduğundan onu kaza etmesi ve bir
ceza kurbanı kesmesi gerekir.
Temettü haccı ile Kıran haccı afakîlere (Mekke dışından gelenlere) mahsustur.
Mekke'de veya Mekke ile mikatlar arasında bulunanlar bunları yapmazlar. Çünkü bu
iki haccı yapanlar, hac süresi içinde bir müddet aileleri yanına dönüp
gitmemeleri gerekir. Oysa ki, bunların aile efradından uzaklaşmaları zordur.
-
HEDY'İN MAHİYETİ VE HÜKÜMLERİ
48-
Yüce Allah'ın rahmetine yaklaşmak veya işlenen bir cinayete keffaret olmak için
Harem bölgesinde kesilmek üzere götürülen veya kendisi veya parası gönderilen
kurbana "Hedy" denir. Bu da en az bir yaşındaki koyun ile altı ayını doldurup
bir yaşındaki koyun gibi görünen tokludur. Beş yaşını tamamlamış deve ile iki
yaşını doldurmuş sığır da olabilir. Bunların erkekleri ile dişileri birdir.
Kurbanlık hayvanlarda aranan vasıflar, aynen bunlarda da gereklidir.
Koyun cinsinden olan kurbana "Dem", deve ve sığır cinsinden olana da "Bedene"
denir. Hedyin en iyisi bedenedir.
49- Bir hayvanın hedy olması ya açık
şekildedir veya delâlet şekli iledir. Meselâ: "Hedy için" denilerek satın alınıp
Mekkeye gönderilen bir koyun açık bir şekilde hedy olmuş olur. Hedy olmasına
kalben niyet edilen bir koyun veya hedy olmasına niyet edilmeksizin Harem
bölgesine kesilmek üzere gönderilen bir koyun veya deve, delâlet sureti ile hedy
olmuş olur.
50- Hedy hayvanına binilmesi, yük
yükletilmesi, bir zaruret olmadıkça caiz değildir. Bu hürmete aykırıdır. Bu
yüzden kıymetinde bir noksanlık olursa, bu noksan mikdarını sadaka olarak vermek
gerekir.
51- Hedy kurbanının sütünü, etini yemek
kendisine caiz olan bir kurban olsa bile, içmez. Memelerini soğuk su ile
yıkayarak sütünü kesmeye çalışır. Hayvana zarar verecekse, yapılmaz. Bu durumda
sütü fakirlere sadaka olarak verilir. Eğer kurban sahibi sütünden faydalanırsa
veya sütünü zenginlere verirse, bunun kıymetini (bedelini) fakirlere sadaka
olarak vermesi gerekir.
52- Allah rızası için bağışlanan bir şeyin aynını sadaka vermek
caiz olduğu gibi, kıymetini ve bir rivayete göre dengini de sadaka vermek
caizdir. Buna göre, bir kimse kendi koyunlarından belli birini hedy olmak üzere
tayin etse, bunun kıymetini veya dengini hedy olarak Harem-i Şerife
gönderebilir.
53- Nafile olarak gönderilen bir hedy
yolda çalınsa veya ölse, yerine başkasını göndermek gerekmez. Vacib olarak
gönderilmiş olunca, yerine başkasını göndermek gerekir. Fazla kusurlandığı
takdirde de, noksanın bedelini sadaka vermek gerekir. Ancak hedy kurbanının
sahibi fakir ise, o zaman bu kusurlu hedy yeterli olur.
Yine, Haremde kesilip de, eti henüz sadaka verilmeden çalınsa, artık başkasını
kesmek gerekmez. Çünkü vacib yerinde yapılmıştır.
54- Önce de yazıldığı gibi, Temettü haccı
ile Kıran haccından dolayı hedy (Harem bölgesinde kurban kesmek) vacibdir. Bunun
koyun cinsinden olması da yeterlidir. Bu kurbanlar, Bayramın birinci, ikinci ve
üçüncü günlerinde kesilebilir. Fakat birinci günde kesilmesi daha faziletlidir.
Bu, bir şükür kurbanı olduğundan bunun etinden sahibi de yiyebilir. Geri
kalanını Mekke fakirlerine dağıtmakta fazilet vardır.
55- Hac mevsiminde nafile olarak Harem'de
kesilen her cins kurban da birer hedy'dir. Bunların etlerinden sahibleri
yiyebilirler.
56- Hacla ilgili cinayetlerden (yapılması
yasak şeyleri yapmaktan) dolayı ceza veya keffaret olarak kesilecek kurbanlar de
hedy sayılır. Ancak bunların etlerinden sahibleri ile zevceleri, usul ve
füruları yiyemezler. Çünkü bu ceza kurbanları zekât, adak kurbanı ve fitre
sadakası yerinde sayılırlar. Bunların etinden yiyecek olurlarsa, kıymetlerini
fakirlere sadaka verirler.
57- Bedene (deve-sığır) cinsinden olan
kurbanlık, nafile, adak, Temettü haccı ve Kıran haccı için olunca, bunların bir
nişanla kurbanlık olduklarını belirtmek müstahabdır. Bu, başkalarına güzel bir
örnek olur. Fakat ceza ve keffaret kurbanlarına böyle bir alâmet konulmamalıdır.
Çünkü bunları açığa vurulması değil, gizli tutulması uygundur.
58- Hedy kurbanlarının kesileceği yer,
mutlak surette Mekke'nin Harem Bölgesidir. Bunların Mina'da kesilmesi şart
değildir, bir sünnettir. Ancak yolda sakatlanmış olan nafile bir hedy yolda
kesilebilir. Bu durumda etinden yemek sahibine helâl olmaz, bütününü sadaka
vermek gerekir. Çünkü bunun etinden sahibinin yiyebilmesi, bunun Hareme
kavuşması şartına bağlıdır.
-
HAC VE UMRE İLE İLGİLİ YASAKLAR
59- Hac
veya Umre için ihrama girmiş olanların din yönünden yapmaları yasak olan şeylere
"Cinayetü'l-Hac = Hac Yasakları" denir. Burada kasıd, yanılma, hataya düşme ve
unutma birdir.
(Şafiîlerce hata ve unutma cezası bağışlanmıştır.)
60- Hac ve Umre'ye ait yasaklar (cinayetler) şu beş kısma ayrılır:
1)Yapılmalarından dolayı yalnız birer dem (koyun
veya keçi) kurban edilmesi gereken cinayetler.
Büluğ çağına ermiş olup da ihrama girmiş bulunan bir kimsenin bir uzvuna
(organına) tamamen veya bir uzvu mikdarı olacak şekilde değişik yerlerine hoş
kokulu bir şey sürmesi, başına kına yakması, yağ sürünmesi, tam bir gün akşama
kadar dikişli bir elbise giyinmesi veya başını örtülü bulundurması, başının en
az dörtte birini traş ettirmesi, fazla tüylerini gidermesi, tırnaklarını
kesmesi, haccın vaciblerinden birini (mikatta ihrama girmeyi) terk etmesi, cünub
veya haiz olarak kudüm veya veda tavafı yapması veya abdestsiz olarak ziyaret
tavafında bulunması gibi...
Kıran haccında bu yasaklardan biri yapılırsa, iki ihramın hürmetini korumak
için iki kurban (dem) gerekir.
Böyle irade ile yapılmalarından dolayı kurban kesilmesi gereken şeylerden
biri, bir zaruret ve illet sebebiyle yapılsa, bu işi yapan serbest kalır;
dilerse Harem'de bir kurban keser, dilerse istediği yerde üç gün oruç tutar,
dilerse altı fakire birer fitre mikdarı sadaka verir. Bu sadakanın Mekke
fakirlerine verilmesi daha faziletlidir. Verilecek bu sadakada temlik caiz
olduğu gibi, ibahe (ikram suretiyle yemek yedirme) de caizdir. İmam Muhammed'e
göre ibahe caiz değildir.
2) Yapılmasından dolayı Bedene (deve veya sığır)
kurban edilmesi gereken cinayetler:
Bunlar, Arafat'da vakfeden sonra daha traş olmadan veya saçları kısaltmadan
önce kurulan cinsel ilişki ile ziyaret tavafını cünub, hayız veya nifas
hallerinde yapmaktan ibarettir. Bununla beraber herhangi bir tavaf, taharet
haline yeniden yapılırsa cezası düşer.
Arafat'da vakfeden sonra saçları traşdan veya kısaltmadan önce, bir mecliste
cinsel ilişki tekrarlansa, yalnız bir Bedene (deve veya sığır) gerekir. Meclis
değişecek olsa, birinci ilişkiden dolayı bir Bedene (deve veya sığır),
diğerlerini için de dem (koyun) gerekir. Çünkü birinci ilişkide tavafa noksanlık
gelmiştir. Böyle noksan bir tavaf için de "Dem" yeterli olur. Fakat traş
olduktan sonra veya saçları kısalttıktan sonra, ziyaret tavafının tamamından
veya ilk dört şavtından önce ilişkide bulunsa, yalnız bir koyun kesmek yeterli
olur. Buna göre, ziyaret tavafının tamamından veya dört şavtından sonra
kurulacak ilişki ile ceza olarak ne bedene ne de dem gerekir.
3) Her birinin yapılmasından dolayı yarım sa'
(bir fitre mikdarı) beşyüz yirmi dirhem sadaka verilmesi gereken cinayetler.
Bunlar, İhramda bulunan bir kimsenin uzuvlarından (organlarından) birinin az
bir kısmına hoş kokulu bir şey sürmesi, bir günden az dikişli elbise giymesi
veya başını örtmesi, başının dörtte birinden azını traş etmesi, yalnız bir
tırnağını kesmesi, başkasını traş etmesi, başkasının tırnağını kesmesi,
abdestsiz olarak Kudüm tavafı veya Veda tavafı yapması gibi şeylerdir.
Tedavi için hoş kokulu şey kullanılması, ceza gerektirirse de, zeytin yağı
gibi bir yağ kullanılması ceza gerektirmez.
Kırık bir tırnağı koparmak da caizdir; çünkü bunda büyüme hali kalmamıştır.
4) Her birinin yapılmasından dolayı bir fitre
mikdarından, yarım sa'dan (beş yüz yirmi dirhem buğdaydan) az bir sadaka
verilmesi gereken cinayetler (yasaklar):
Bunlar, İhramda bulunan kimsenin çekirge öldürmesi, kendi üzerinde bulunan
biti öldürmesi veya onu yere atması, başkasının üzerindeki biti öldürmesi için
onu göstermesi gibi işlerdir.
İhramde iken bunlardan birini yapan kimse, dilediği bir mikdar sadaka verir.
Öldürülen bitler üçten çok ise, bir fitre mikdarı sadaka verilir. Yolda
görülen bir biti öldürmek yasak değildir, bunun için cezası yoktur. Çünkü bu,
aslında eziyet veren bir hayvan olduğundan öldürülmesi caizdir.
İhramda bulunan kimse, ihramdan çıkıncaya kadar hazin, perişan ve mütevazı bir
hal içinde ihtiyacını Yüce Allah'a arzetmesi gerektiğinden üste başa düzen
verilmemesi biri kulluk ve ihtiyaç nişanının bir ifadesi olur.
5) Her birinin yapılmasından dolayı bedel değer ödemek (Zıman) gereken
yasaklar (cinayetler)dir.
Bunlar da ihramda bulunanın av hayvanlarını öldürmesinden veya Harem
Bölgesindeki yaş ağaçları ve yeşil otları kesip koparmasından ibarettir. Bunun
için İhramda olan kimse (muhrim), gerek Harem Bölgesinde ve gerek Harem dışında
hiçbir kara hayvanını öldüremez ve öldürülmesi için de onu başkasına gösteremez.
Yine, ihramda olan bir kimse, Harem bölgesindeki yaş ağaçları ve yeşil otlan
kesemez. Bunlan yapınca, kıymetlerini öder. Şöyle ki:
Öldürülen hayvan eti yenmeyen hayvanlardan ise, onun cezası bir koyun veya
keçi kurban etmekten ziyade olmaz. Fakat eti yenilir hayvanlardan ise,
öldürüldüğü yerdeki kıymeti, iki adalet sahibi kimse tarafından belirlenerek
tamamen sadaka verilir. Eğer bu kıymet bir fitre mikdarından az ise, buna
karşılık bir gün oruç tutmak da yeterlidir.
Bununla beraber kıymeti bir kurban değerine eşitse, yasağı işleyen serbesttir.
Dilerse bu kıymet karşılığında fakirlere dağıtılmak üzere fitre mikdarı buğday,
arpa ve hurma alır. Dilerse her fitre mikdarı karşılığında birer gün oruç tutar.
Bu oruç değişik zamanlarda da tutulabilir.
Öldürülen hayvan av için öğretilmiş doğan ve köpek gibi bir hayvan ise,
sahibine öğretilmiş olduğuna göre kıymeti ödenir. Ayrıca öğretilmemiş olduğuna
göre de fakirlere kıymeti sadaka olarak verilir.
Ağaçlara ve otlara gelince, bunlara kendiliğinden bitmiş olup kimseye ait
değilse, Harem Bölgesinin hakkını korumak için kıymetleri sadaka olarak verilir.
Fakat bir kimsenin mülküne ait ise, birer kıymetlerini de sahiblerine vermek
gerekir.
Harem Bölgesindeki bir ağacın yalnız yapraklarını almak, ağaca zarar vermezse
caizdir. Bundan dolayı ceza gerekmez.
-
HAC İLE UMRENİN YASAKLARINA DAİR
ÇEŞİTLİ MESELELER
61- Bir
hayvan ayağını kırmak, bir kuşun kanadını kırıp onu uçamaz hale getirmek, bir
kuşun yumurtasını kırmak, ihramda olan kimse için, o hayvanı veya kuşu öldürmek
hükmündedir.
62- Bir hayvanın tüylerini ve kıllarını
kesmek veya kaçıp kurtulmasına engel olmayacak bir şekilde bir uzvunu (organını)
kesip kırmak da, onun kıymetine getireceği noksanlık mikdarını sadaka vermeyi
gerektirir. Eğer bu şekilde hayvanın yaralanması sonunda hayvan iyileşirse, ceza
vermek gerekmez.
63- İhramda olan kimsenin avladığı hayvan
kendiliğinden ölmüş olursa yine cezayı gerektirir. Çünkü hayvanı ele geçirmesi,
onu yok etme sayılır.
64- İhramda olanın av hayvanını satın
alması da yasaktır. Çünkü o hayvan, ihramda olan kimse için kıymeti bulunan bir
mal sayılmaz.
Fakat ihramda bulunmayan kimsenin kendisi için veya ihramda olanın emri
bulunmaksızın onun için harem dışında avlamış olduğu hayvanın etinden kendisi
yiyebileceği gibi, ihramda olan da yiyebilir.
65- İhramda olan kimse, tavuk ve koyun
gibi, yaratılış gereği olarak kaçıp ürkmeyen evcil hayvanları kesip yiyebilir.
Fakat karadaki av denilen yabanî hayvanları kesecek olsa, onun etinden kendisi
de başkaları da yiyemez. Çünkü bu ölü (besmelesiz kesilmiş) yerindedir. Deniz
kuşlarını da avlayamaz; çünkü bunlar aslen kara hayvanıdır. Bunları öldürmek
cezayı gerektirir.
66- Harem Bölgesinde öldürülen av, İki
İmam'a göre, ölü (Besmelesiz) hükmündedir. Bunu öldüren ihramlı, onun etinden
yese istiğfar etmesi gerekir. İmam Azam'a göre, cezasını ödedikten sonra etinden
yese, yediği mikdarın kıymetini sadaka olarak vermesi gerekir.
67- Harem bölgesindeki bir avı atıp vurmak yasak olduğu gibi,
Harem'de olan kimse de Harem dışındaki bir ava atıp onu vuramaz. Bunların ikisi
de haramdır. Çünkü Harem'deki av güvence altındadır. Harem dahilinde olan kimse
de, dışandaki ava bir şey atmaktan yasaklanmıştır.
68- Mekke'nin Harem bölgesindeki av
hayvanlarını avlamak, kendiliğinden bitip yetişen yeşil otlarını koparmak, yine
kendiliğinden yetişmiş yaş ağaçları kesip koparmak yalnız ihramda olana değil,
olmayana da helâl değildir. Onun için Mekke halkından ihrama girmemişler için
bunları avlamak veya koparıp kesmek, kıymetini ödemeyi (fakirlere sadaka olarak
vermeyi) gerektirir. Bunun karşılığında muhrim (ihramda olan) gibi oruç tutmak
yeterli olmaz. Çünkü işleri yapmak, ihramda bulunmayan Mekkeli hakkında bir
boçlanmadır, keffaret değildir. İhramda olmayanın böyle bir şeye yol gösterip
yardımcı olması da günahtır. Fakat bu hareketinden dolayı kendisine bir borç
ödeme cezası gerekmez.
69- Harem bölgesinde hayvanları otlatmak
ve kendiliğinden biten otları biçmek helâl değildir. Fakat Mekke samanı denilen
"İzhir" otu ile mantarları kesip toplamakta bir sakınca yoktur.
Yine, kurumuş ağaçları kesmek, bir ağacın kırık bir dalını koparmak caiz
olduğu gibi, ekilmiş ekinleri ve sebzeleri kesip toplamak da helâldır. Aynı
zamanda insanların yetiştirdiği cinsten olup da kendiliğinden biterek yetişen
ağaçları da kesmek helâldir.
Yalnız insanların yetiştirdiği cinsten olmayıp da, kendiliğinden biten
ağaçları kesmek cezayı gerektirir. O da bu ağacın kıymetini ödemekten ibarettir.
70-İhramda bulunan birkaç kişi, bir av
hayvanını öldürecek olsa, İmam Azam'a göre, bunlardan her birine tam bir ceza
gerekir.
(İmam Şafıîye göre, hepsine yalnız bir ceza gerekir. Aynı şekilde ihramda
olmayanların Mekke'de Harem Bölgesinde öldürecekleri bir av hayvanından dolayı
da yalnız bir ceza gerekir.)
71- Bir kimsenin yapmış olduğu
cinayetlerin cinsleri ve meclisleri bir olursa, bir ceza yeterlidir. Fakat
cezaların cinsleri ve işledikleri yerler değişik olursa, ceza da ona göre çok
olur.
Örnek: İhramda olan bir kimse, bir zaruret olmaksızın bir mecliste birkaç
uzvuna (organına) hoş kokulu bir şey sürse veya bir elinin veya bir ayağının
veya iki eli ile iki ayağının tırnaklarını keserse, hepsi için bir "dem" (bir
koyun kurban etmek) yeterli olur. Eğer bir elinin veya bir ayağının iki veya üç
parmağını kesse, her tırnak için fitre miktarı sadaka vermek gerekir. Bunların
kıymeti bir kurban kıymetine denk olursa, ihramda olan kimse bundan dilediği
kadar noksan bir şey sadaka verebilir.
Yine, bir elinin beş tırnağını kestikten sonra, henüz keffaret vermeden aynı
mecliste diğer elinin beş tırnağını da kesecek olsa, yine yalnız bir dem (bir
koyun kurban etmek) yeterlidir. Fakat bir mecliste veya başka başka meclislerde
ellerinin tırnaklarını kesip başını traş ettirse ve bir uzvuna da hoş kokulu bir
şey sürse, yapmış olduğu bu yasaklardan her biri için ayrıca bir kurban gerekir.
Çünkü yasakların cinsi değiştiği gibi meclis de değişmiştir.
72- İhramda olan bir kimse, hastalık gibi
bir özürden dolayı gündüzleri bir müddet dikişli elbise giyip geceleri çıkaracak
olsa, bundan dolayı ceza olarak bir kurban yeterli olur.
Fakat bu hastalık gittikten sonra başka bir hastalıktan dolayı tekrar böyle
dikişli bir elbise giyecek olsa, bunun için de ayrıca bir kurban gerekir.
73- İhramda bulunan bir kadının eline kına yakması kurban kesmeyi
gerektirir. Erkeklerin sakallarını kına ile boyamaları ise sadaka vermeyi
gerektirir, kurban değil.
74- Arafat'da vakfeden önce, bir insanın
guslü gerektirecek şekilde ön veya arka yönde ailesi ile yapacağı temastan
dolayı hac bozulur ve ceza olarak ertesi sene kaza etmesi gerekir. Bununla
beraber bu bozulan hac da noksan bırakılmayıp tamamlanır. Yapılan yasak işten
dolayı da bir kurban kesmek gerekir.
(İmam Şafiîye göre, bir bedene (deve veya sığır) kurban etmek gerekir.)
75- Hac için ihrama geren zevc ile zevce,
Arafat'da vakfeden önce cinsel ilişki kursalar, her ikisi de aynı şekilde
cezalanırlar. Her birine bir dem (bir koyun) kurban etmek gerekir. Ertesi yıl
ihrama girdikleri zaman biribirlerinden ayrılırlar, başka başka yollardan
giderek Arafat'da durur ve bozulan haclarını kaza ederler. Birbiriyle ilişki
korkusu olunca, böyle birbirlerinden ayrı yürümeleri mendubdur.
76- Şehvetle bakmak, öpmek ve okşamak veya
iki yoldan biriyle olmaksızın cinsel ilişki kurmak haccı bozmaz, meni gelmiş
olsa bile... El ile meni getirilmesi ceza olarak kurban kesmeyi gerektirir.
Uykuda rüyalanmadan (ihtilâmdan) dolayı bir şey gerekmez.
77- Umre için ihrama giren kimse, henüz
tavafın dört şavtını (devrini) yapmadan cinsel ilişkide bulunsa, umresi bozulur.
Bununla beraber bu umreyi tamamlamaya devam eder ve ceza olarak bir koyun kurban
eder. Sonra da bu bozulan umreyi bir vacib olarak kaza eder. Tavafın dört
şavtından sonra cinsel ilişkide bulunsa, umresi bozulmaz, yalnız bir kurban
kesmesi gerekir.
78- İhramda olan kimsenin zarar veren
karga, çaylak, akrep, yılan, fare, sinek, karınca, pire, kene, arı, kertenkele,
kelebek gibi av cinsinden olmayan ve insanın bedeninden doğmayan böcekleri ve
üzerine saldıran köpeği ve yaratılışında eza bulunan kurt gibi herhangi yırtıcı
bir hayvanı öldürmesi bir ceza gerektirmez.
79- İhramda bulunan bir kimse, ihramdan
çıkmak kasdı ile bir çok av hayvanını vurup öldürecek olsa, yalnız bir dem (ceza
olarak bir koyun kesmek) gerekir. Çünkü bu iş, cinayet işlemek kasdı ile değil,
ihrama son verme niyetiyle yapılmıştır.
80- İhramda bulunan kimsenin yanındaki
kafeste olan kuşu veya evinde olan bir av hayvanını salıvermesi gerekmez. Çünkü
bu durum, av hayvanına saldırı sayılmaz.
(İmam Şafiîye göre, böyle hayvanları salıvermek gerekir. Çünkü avı mülkte
tutmak, ona saldırı demektir.)
-
BEDEL (VEKALET) YOLU İLE HAC
81- Hac için
bir bedel tutmaya, "İhcac" denir. Böyle kendi yerine başkasını gönderen kimseye
de, "Âmir"; "Menûb, Mahcücün anh" denir.
Bir kimse, hac etmeğe gücü bulunsun veya bulunmasın, nafile olarak kendi
yerine müslüman olan ve aklı yerinde bulunan birini naib tayin edebilir. Naib
olan zat, o kimsenin tayin ettiği yerden gider ve onun adına niyet ederek hac
yapar.
82- Kendi adına nafile hac için bedel
gönderen zat, bu haccın sevabını kazanır. Çünkü bu iş, Allah rızası için Hak
yolunda mal harcamak demektir. Böyle bir harcama, bizzat olabileceği gibi,
niyabet suretiyle de olabilir.
83- Bir kimse, kendisine farz olan bir
haccı, başkasına niyabet (vekâlet) vererek yaptırabilmesi için aşağıdaki
şartların bulunması gerekir.
1) Âmir (bedel gönderecek kimse) için hac farz
olmuş bulunmalıdır. Farz olmadan niyabet yoluyla yapılan hac, bir nafile olur.
Sonradan o bedel gönderene hac farz olunca tekrar hac edilmesi gerekir.
2) Âmir (bedel gönderen) bizzat hac etmekten aciz
olmalıdır ve bu acziyeti de, naib tayin ettiği andan itibaren ölümüne kadar
devam etmelidir. Onun için bir aralık acziyeti kalkmış olsa, bizzat hac etmesi
gerekir. Daha önce niyabet suretiyle yaptırmış olduğu hac nafile sayılır. Âmâ ve
yatalak olma halleri bu hükmün dışında kalır. Niyabetle bunların yaptır |