|
ŞEFAAT
Âyet
1.
"Kim bir iyiliğe aracılık yaparsa, iyiliğin sevabından ona pay
vardır."
Nisâ sûresi (4), 85
Şefaat, yardım etmek, başkası için yardım istemek, bir kimseden
aracı olmasını dilemek gibi mânalara gelir. Hatırlı ve sözü geçen
bir kimse, kendi seviyesindeki birinden veya daha üst mertebedeki
bir zâttan bir başka şahsa iyilik yapmasını yahut ona uygulayacağı
cezadan vazgeçmesini dilerse, aracı olduğu kimseye şefaat etmiş
olur.
Şefaat denince ilk hatıra gelen, kıyâmet gününde Resûl-i Ekrem
Efendimiz'in ümmeti adına Allah Teâlâ'nın huzurunda aracılık etmesi,
onları bağışlaması için niyâzda bulunmasıdır. Şefaate dair birçok
âyet-i kerîme vardır. "Rahmân nezdinde söz ve izin alandan başka
hiç kim-senin şefaate gücü yetmeyecektir" [Meryem sûresi (19),
87] âyeti bunlardan biridir. Adına Makâm-ı mahmûd denilen ve kıyâmet
günü Resûlullah Efendimiz'e verilecek olan büyük şefaat yetkisi
[İsrâ sûresi (17), 79] en güvenilir hadislerde belirtilmektedir.
Sözünü ettiğimiz hadislerde genişçe anlatıldığı üzere, mahşerde
bütün insanlar düz ve geniş bir arazide toplanacak. Korkunç
sıkıntılar içinde hesaba çekilmeyi bekleyen insanlar sonunda bir
kurtarıcı aramaya başlayacaklar. Kendilerine başvurdukları büyük
peygamberlerden yardım göremeyince Resûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem'e gelip yalvaracaklar. O zaman Peygamber-i Zîşân
Efendimiz Arş-ı Rahmân'ın altında secdeye kapanarak Cenâb-ı Hak'tan
ümmetini dileyecek. Kendisine büyük şefaat yetkisi verilince, önce
sorgusuz sualsiz cennete gireceklere, belli bir süre sonra da
kelime-i şehâdeti söylemekten başka iyiliği bulunmayan günahkârlara
şefaat edecek ve onları cennete götürecektir (bk. Buhârî, Rikak 51,
Tevhîd 36, Tefsîru sûre (17), 5; Müslim, Îmân 322, 326, 327).
Sıkıntıda olan bir insanın derdine çözüm aramak ona şefaat etmektir.
Bir kimsenin başına gelen fenalığı ondan uzaklaştırmak için aracılık
yapmak, insana Allah rızasını kazandırır. Yapılacak aracılığın,
Allah'ın yasakladığı bir konuda olmaması şarttır. İlâhî bir yasağı
çiğneyen kim-senin ceza görmemesi için aracılık yapılmayacağı gibi,
aracılık yapılırken, bundan kimse zarar görmeyecek, bir başkasının
hakkı çiğnenmeyecektir.
İnsanların işlerini kolaylaştırmaya çalışan kimse, arzu ettiği
şekilde yardım edemese bile, niyeti iyi olduğu için teşebbüsünün
karşılığını mutlaka görecek, hakettiği sevabı alacaktır. "Hayırlı
bir işe ön ayak olan kimse, onu yapan gibi sevap kazanır"
(Tirmizî, İlim 14) hadîs-i şerîfi de bunu göstermektedir. Kötü bir
işe aracılık eden ise, âyetin devamında belirtildiği üzere, yaptığı
bu haksızlığın cezasını çekecektir.
Hadisler
248.
Ebû Mûsâ el-Eş`arî radıyallahu anh şöyle dedi:
Peygamber aleyhisselâm'a sıkıntı içinde bulunan biri geldiği
zaman, yanındakilere döner:
"Bu adama yardım ediniz, sevap kazanırsınız. Allah Teâlâ istediği
şeyi Peygamberi'ne söyletir" buyururdu.
Buhârî, Zekât 21, Edeb 36, 37, Tevhîd 31; Müslim, Birr 145. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Edeb 117; Tirmizî, İlim 14; Nesâî, Zekât 65
Açıklamalar
Ashâb-ı kirâm her sıkıntısını Resûl-i Ekrem Efendimiz'e
arzederlerdi. Ödeyemedikleri bir borçları, karşılayamadıkları bir
ihtiyaçları varsa, bunu Peygamber aleyhisselâm'a söylemekten
ve yardımını istemekten çekinmezlerdi. Zira onun mü'minlere yardım
etmekten derin haz duyduğunu bilirlerdi.
Allah'ın Resûlü de, elinde varsa verir, hatta gerekirse bir
başkasından borç alarak o kimsenin sıkıntısını giderir veya bu
hadîs-i şerîfte gördüğümüz gibi, iyiliğin yapılmasına aracılık
ederdi.
Sıkıntı çekenlere yapılacak yardımın karşılıksız kalmayacağını, bu
karşılığın Cenâb-ı Hak'tan hayır ve sevap olarak alınacağını
belirten Efendimiz, bunu şöyle açıklıyor:
Şayet kardeşinize yardım ederseniz, ben de size dua ederim.
"Peygamberi'nin niyaz edip dilediği herşeyi yapan" Cenâb-ı Hak,
yaptığınız iyiliğin karşılığını size hem dünyada hem de âhirette
verir.
Mü'minlere yardım edenlere, ilâhî yardımın eksilmeden her zaman
devam edeceğini, "Müslümanların İhtiyaçlarını Karşılamak" adlı bir
önceki bahsimizde görmüştük. Bunu Resûl-i Ekrem Efendimiz 246
numaralı hadiste "Kim din kardeşinin ihtiyacını karşılarsa, Allah
da onun ihtiyacını karşılar" şeklinde açıklamıştır. Konumuzla
ilgili âyet-i kerîmeyi açıklarken söylediğimiz gibi, insanların
yalnız başına üstesinden gelemedikleri dert ve sıkıntıları vardır.
Bu dertlerin hâlledilme imkânını Cenâb-ı Hak bize lûtfetmiş, bizi
sıkıntıda olana aracı kılmış, onun tek başına yapamayacağı şeyi
yapma fırsatını vermişse, bu iyiliği onlardan esirgememek gerekir.
Kim bilir, belki de yapacağımız aracılık sâyesinde Rabbimizi memnun
eder, rızasını kazanmış oluruz.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Sıkıntıda olan kimselerin derdini halletmeye çalışmak, Allah
Teâlâ'nın beğendiği güzel bir davranıştır.
2.
Önemli olan, yardım etmeye çalışmaktır. İstenen sonuç elde edilmese
bile, Cenâb-ı Hak o gayretin karşılığını lutfedecektir.
3.
İlâhî bir yasağın çiğnendiği veya bir kul hakkının yendiği
konularda, kimseye aracı olmamak gerekir.
4.
Dertlilere derman olmaya çalışmak, Efendimiz'in sünnetidir.
`
249.
İbni Abbas radıyallahu anhümâ Berîre ile kocası arasında
geçen olaya dair şunları söyledi:
Peygamber aleyhisselâm Berîre'ye:
-
"Keşke tekrar kocana dönsen!"
buyurdu.
Berîre:
-
Yâ Resûlallah! Böyle yapmamı bana emrediyor musun? diye sordu.
Resûl-i Ekrem Efendimiz:
-
"Hayır, sadece aracılık yapıyorum"
buyurdu.
Bunun üzerine Berîre:
-
Benim ona ihtiyacım yok, dedi.
Buhârî, Talâk 16. Ayrıca bk. Buhârî, Talâk 15; Ebû Dâvûd, Talâk 21;
Nesâî, Âdâbü'l-kudât 28; İbni Mâce, Talâk 29
Açıklamalar
Berîre ile kocası Mugîs'in kıssası pek ibretlidir.
Berîre, Ebû Leheb'in oğlu Utbe'nin veya ensardan birinin câriyesi
idi. Zaman zaman Hz. Âişe'nin yanına gelerek hizmetinde bulunurdu.
Âişe annemiz hicretin 9 veya 10. yılında onu efendisinden satın
alarak hürriyetine kavuşturdu. Fakat Berîre Hz. Âişe'den ayrılmadı;
onun hizmetinde bulunmayı bir şeref saydı.
Câriye olduğu günlerde Mugîs adlı siyâh renkli bir kimseyle evliydi.
Bu olayı rivayet eden Mekkeli ve Medineli râviler o zaman Mugîs'in
de köle olduğunu belirtmişlerdir. Berîre hürriyetine kavuşunca,
artık Mugîs ile evli kalma mecburiyetinde olmadığını öğrendi ve
Mugîs'den ayrıldı. Fakat Mugîs Berîre'yi çok seviyordu. Onun
kendisini terk etmesine dayanamadı. Medine sokaklarında ve
Berîre'nin etrafında ağlayarak dolaşmaya başladı. Onun gözyaşları
dökerek Mecnun gibi dolaşmasına hayret eden Nebiyy-i Muhterem
Efendimiz amcası Hz. Abbas'a:
"Mugîs'in Berîre'ye olan aşkına, onun da Mugîs'e karşı duyduğu
nefrete hayret etmiyor musun?"
diye sormuştu. Birgün Mugîs, belki Hz. Peygamber aramızı bulur diye
ümide kapıldı. Resûl-i Ekrem Efendimiz'e gelerek perişan hâlini
arzetti ve bu konuda şefaat etmesi için yalvardı. Ümmetinin ıstırap
çekmesine dayanamayan Efendimiz, hadi-simizde okuduğumuz üzere,
Berîre'ye:
"Keşke tekrar kocana dönsen!"
diye ricada bulundu. Berîre bu sözün bir emir olup olmadığını
öğrenmek istedi. Şayet böyle davranmasını Peygamber aleyhisselâm
emrediyorsa, Mugîs'den hoşlanmamasına rağmen ona elbette dönecekti.
Fakat Resûlullah ona kocasına dönmeyi emretmediğini, bu konuda
kendisini tamamen serbest bıraktığını, ama bir din kardeşi olarak
aracılık yaptığını söyledi.
Mugîs ile mutlu olmayan Berîre, istemediği bir evliliğe Resûl-i
Ekrem'in kendisini zorlamadığını öğrenince çok sevindi ve Mugîs ile
evli kalmayı kesinlikle düşünmediğini belirtti.
Berîre 60 (680) yılı civarında vefat etti.
Berîre ile Mugîs kıssası, Berîre'nin Hz. Âişe tarafından satın
alınarak hürriyetine kavuşturulması ve onun Hz. Âişe'nin evindeki
durumu, İslâm hukuku bakımından pek önemli sonuçlar taşıdığı için
bazı âlimler bu konuda müstakil eserler kaleme almışlardır. Bu
hususta geniş bilgi için Ahmed Davudoğlu'nun Sahîh-i Müslim
Terceme ve Şerhi'ne bakılabilir (VII, 558-574).
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Yöneticilik görevini üstlenmiş olan kimse, yönettiği kimselerin
dertleriyle ilgilenmeli ve kendilerine her konuda yardım etmeye
çalışmalıdır.
2.
Evlilik gibi bir gönül işinde kimse zorlanmamalı, duygulara değer
verilmelidir.
3.
Bir aile yuvasının yıkılmaması için aracı olmaya çalışmak iyi bir
davranıştır.
|