|
AYIPLARI ÖRTMEK
MÜSLÜMANLARIN AYIPLARINI ÖRTMEK VE ZORUNLU
OLMADIKÇA ORTAYA ÇIKARMAKTAN SAKINMAK
Âyet
1.
"Mü'minler arasında hayasızlığın yayılmasını arzu edenlere, işte
onlara, dünya ve âhirette can yakıcı azab vardır."
Nûr sûresi (24), 19
Hayâ ve edep noksanlığı, iman ve din noksanlığından kaynaklanır.
Peygamber Efendimiz "Hayâ imandandır" (Buhârî, Îmân 3)
buyurur. Hayasızlığın toplumda yayılmasını isteyenler, o topluma
karşı en büyük saygısızlığı işlemiş olurlar. Bütün hak dinlerin
temel hedefi, tevhid inancını yeryüzüne hakim kılmak ve ahlâklı bir
yapı kurmak olmuştur. Resûlullah: "Ben güzel ahlâkı tamamlamak
için gönderildim" (Muvatta, Hüsnü'l-huluk 8)
buyurmuşlardır.
Namuslu ve haysiyetli insanlara iftira etmek, onlara ahlâksızlık
isnadında bulunmak da bir hayâsızlıktır. Bu âyet, Peygamber
Efendimiz'in sevgili ve iffetli eşi, mü'minlerin annesi, Hz. Âişe'ye
iftira edenler hakkında nâzil oldu. Böylelerin dünyadaki cezası,
iffetli kadınlara iffetsizlik isnadında bulunup iftira ettiklerinden
dolayı kendilerine uygulanacak olan hadlerdir. Had cezasına
çarptırılanlar mü'min ise, bu kendileri için bir keffârettir.
Münafıkların âhiretteki cezası ise ebedî cehennemde kalmaktır.
Hadisler
242.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre,
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Bir kul, bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse, kıyamet
gününde Allah da onun ayıbını örter."
Müslim, Birr 72. Ayrıca bk. Buhârî, Mezâlim, 3; Ebû Dâvûd, Edeb 38;
Tirmizî, Birr 19; İbni Mâce, Mukaddime 17
Açıklamalar
Dinimiz, insanların ayıplarını araştırmayı ve kişilerin gizli
hallerini ortaya çıkarmak için gayret etmeyi yasaklamıştır. Buna
karşılık, bir kimsenin ayıplarını, kusurlarını örtmek ahlâkî bir
fazîlet, üstün bir insânî meziyet kabul edilmiştir. Örtülmesi
istenilen ve Allah'ın da kıyamet gününde örteceği ayıp, kusur ve
hatalar, kul hakkına taalluk etmeyen, zulüm ve haksızlık olmayan,
söylenilmesi halinde kimseye fayda temin etmeyecek türden
olanlardır. Bu sayılanlar ve benzerleri dışında kalan günahları ve
özellikle haramları gizlemek câiz değildir.
Allah Teâlâ, dünyada günahlarını örttüğü kulunun, kıyamet gününde de
hata ve kusurlarını örter. Böylece mahşer halkı da onun bu halini
bilmezler. Dünyada bir kulun hata ve kusurlarını örten kimse de
sevap işlediği için, Allah katında o da mükâfatını görür.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Hata ve kusurları örtmek fazilettir.
2.
Örtülen hata ve kusur, kul hakkına taalluk eden zulüm ve
haksızlıklar cinsinden olmamalıdır.
3.
Allah, dünyada kusurunu örttüğü kulunun, mahşerde de kusurunu ortaya
çıkarmaz.
4.
Dünyada kulların kusurunu örtenler, âhirette mükâfatını görürler.
243.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre,
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"İşlediği günahları açığa vuranlar dışında, ümmetimin tamamı
affedilmiştir. Bir adamın, gece kötü bir iş yapıp, Allah onu örttüğü
halde, sabahleyin kalkıp:
Ey
falan! Ben dün gece şöyle şöyle yaptım", demesi, açık
günahlardandır. Oysa o kişi, Rabbi kendisinin kötülüğünü örttüğü
halde geceyi geçirmişti. Fakat o, Allah'ın örttüğünü açarak
sabahlıyor."
Buhârî, Edeb 60; Müslim, Zühd 52
Açıklamalar
Bir günah işlemek, bir kusur ve hata yapmak, sevilmeyen, arzu
edilmeyen ve sahibine de hiçbir kıymet kazandırmayan, sadece kötü
görülmesine ve bayağı sayılmasına vesile olan bir haslettir. Durum
böyle iken, gizli kapaklı bir yerde işlediği ve Allah'tan başkasının
bilmediği, Allah'ın da örttüğü bir günahı faziletmişcesine ortaya
döken ve başkalarına anlatan bir kimse, Allah tarafından affedilme
şansını kaybetmiştir.
Günah ve kusurlarını başkalarına anlatanlar, Allah'ı, Resûlünü ve
salih amel sahibi mü'minleri hafife almış, kötülüklerini iyilik,
günahlarını sevap, bayağılıklarını fazilet saymış olurlar. Bu ise,
en az işledikleri günah seviyesinde bir pervasızlıktır. Oysa günah
işleyen bir kimsenin, hiç olmazsa onu gizli tutması, kendisini
aşağılanmaktan kurtarır. Aksi takdirde açıkladığı günah eğer bir
cezayı gerektiriyorsa cezalandırılma-sını, cezayı gerektirmiyorsa
kınanmasını icab ettirir. Bir kimse, dünyada işlediği bir günahı
utanarak gizlerse, Allah'ın kendisini kıyamet gününde rüsvay
etmemesi umulur.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Kişinin, gizli olarak işlediği bir günahı açığa vurmaması, Allah'ın
onu affetmesine vesile olur.
2.
İşlediği günahı başkalarına anlatan ve bunu bir meziyet sayanları
Allah affetmez.
3.
Gizli işlenen günahları açığa vurmak, başkalarına anlatmak, Allah ve
Resûlünü hafife almaktır.
4.
Gizli işlediği günahları açığa vuranlar, eğer bu günah cezayı
gerektiriyorsa cezalandırılırlar. Çünkü açığa vurmak itiraf sayılır.
244.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh' den rivayet edildiğine göre Nebî
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Bir câriye zina eder ve zina yaptığı da kesinleşirse, sahibi ona
had cezası uygulasın. Fakat suçunu başına kakmasın. Sonra ikinci
defa zina yaparsa, aynı şekilde had uygulasın, ama yine de suçunu
yüzüne vurup kötü sözlerle kınamasın. Sonra bu câriye üçüncü defa
zina ederse, artık efendisi onu kıldan bir ip bedeline bile olsa
satsın."
Buhârî, Itk 17, Hudûd 35, 36 Büyû' 66,110; Müslim, Hudûd 30. Ayrıca
bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 32; Tirmizî, Hudûd 8; İbn Mâce, Hudûd 14
Açıklamalar
Câriye, harpte esir düşmüş veya ilk sahibi tarafından satılarak,
aile muamelesi yapılmak üzere alınmış kızdır. Para ile alınıp
satılan hizmetli kız da câriye diye adlandırılır. İslâm dini köle ve
câriyeler için hukûkî bir statü tayin etmiş ve onlara bir takım
haklar vermiştir. Kölelik ve cariyeliği kaldırmayı da nihâî hedef
seçmiştir.
Bir câriyenin zina yaptığı, ya görerek, ya gebelikle veya kendisinin
itirafıyla bilinir. Zina yapan câriyeye bu suçu karşılığında ne
kadar celde vurulacağı bu rivayetle belirtilmemiştir. Nesâî'nin
rivayetinde bunun elli kamçı olduğu bildirilmiştir. Câriyenin zina
yapması, onun için bir ayıptır. Çünkü câriyeye sahip olmaktan gaye,
onu bir nevi eş edinme ve doğum yapmasını arzu etmektir. Zina ise bu
gayeyi ihlal edici bir harekettir.
Ebû Hanîfe'ye göre câriyenin had cezasının yerine getirilmesi
devletin hakkıdır. Diğer mezhep imamları, bu ve benzer hadislerin
zâhirinden, efendisinin câriyeye had cezası uygulayabileceği
görüşünü benimsemişlerdir.
Başa kakmak, câriyenin yaptığı ayıp ve kusurları yüzüne vurmak,
hatalarını sayıp dökmekle olur. Bu davranışlar câriyeye sözle eziyet
ve işkence olacağı için yasaklanmıştır. Veya sadece bunları sayıp
dökmek, ayıbını yüzüne vurmakla yetinilmeyip, sopa ile vurularak
cezalandırılması gerekir şeklinde anlayanlar da olmuştur.
Böyle bir câriye satılırken alacak olana onun bu kusurunu söylemek
gerekir. Aksi takdirde, alan kimse onun kusurunu sonradan öğrenirse,
geri verme hakkı doğar. Madem ki böyle bir câriyeden kurtulmak, onu
elden çıkarmak gerekmektedir; o halde satın alan müslümanın da ondan
kurtulması gerekmez mi? İkinci sahibinin korkutma veya iyilikle onu
yola getirmesi söz konusudur. Onu evlendirmek suretiyle namuslu
kılması da ihtimal dahilindedir. Böylece İslâm, bir suçlunun ıslahı
için mümkün olan bütün tedbirleri alır, uygun ve meşru olan bütün
yolları dener.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Zina yapan câriyeye gerekli had uygulanır.
2.
Zina eden câriyeyi satmak caizdir.
3.
Zina tekrarlanınca ceza da tekrarlanır.
4.
Satılan bir câriyenin kusurları söylenir.
5.
Fâsık ve âsîlerle bir arada olmaktan, onlarla düşüp kalkmaktan
sakınılması gerekir.
6.
Günahkârlara da şefkat ve merhamet gösterilir. Onların bu sayede
düzeleceği umulur.
245.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem' in huzuruna şarap içmiş bir
adam getirdiler. Peygamber Efendimiz:
"Ona had vurunuz"
buyurdu. Ebû Hüreyre der ki:
Bizden eliyle vuran, ayakkabısıyla vuran ve elbisesiyle vuranlar
oldu. Had icra edildikten sonra adam ayrılıp gidince, ashâbdan biri:
--
Allah seni kahretsin, rezil etsin, dedi. Bunun üzerine Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem:
--
"Böyle demeyiniz, onun aleyhine şeytana yardım etmeyiniz"
buyurdular.
Buhârî, Hudûd 4, 5. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 35
Açıklamalar
Haddin dindeki mânası, Allah için bir hak olarak takdir ve tayin
olunan azab ve cezalardır. Zina yapmak, namuslu kadınlara zina
isnadı, içki içmek, hırsızlık gibi bir takım suçlara ait çeşitleri
vardır.
Bu
hadiste, şarap içene had uygulanacağı açıkça bildirildiği halde,
mikdarı açıklanmamıştır. Ashâb ve tâbiîn tabakası âlimleri, şarap
içenin cezasının seksen değnek olduğunu ve böyle uygulandığını
söylemişlerdir. İmam Ebû Hanîfe ve pek çok imamın görüşü de
böyledir. İmam Şâfiî kırk deynek olduğunu kabul eder. Şarap içmenin
haramlığı Kur'ân-ı Kerîm ile sabit olduğundan, içen az da içse
cezayı gerektirir. Diğer içki-lerde uygulanacak had cezası sarhoşluk
derecesiyle belirlenmiştir. Ebû Hanîfe sarhoşluğun ölçüsünü, yeri
göğü, kadını erkeği farkedemeyecek derecede şuursuzluk diye
belirtir.
Zina, içki, hırsızlık ve benzeri suçlar, gizlenecek ve örtülecek
cinsten suçlar değildir. Bunları işleyenlere uygulanan cezalar da
açıktan tatbik edilir. Çünkü bunun caydırıcılığı vardır. Cezada
aslolan da caydırıcılıktır. Böyle bir cezaya herkesin gözü önünde
çarptırılan kimse, utanır, mahcup olur ve bir daha suç işlememeye
karar verebilir. Bu cezalandırmaya şahit olanlar da bundan ibret
alır, böyle bir duruma düşmek istemezler.
Peygamber Efendimiz, şarap içip kendisine had cezası uygulattığı bir
kimseye, sahâbenin beddua etmesine, kötü söz söylemesine karşı
çıkmış, izin vermemiştir. İşlediği bir suçtan dolayı cezalandırılan
bir kimseyi, ayrıca sözle kınamayı ve ona hakaret edilmesini uygun
görmemiştir. Çünkü bu davranış şefkat ve merhamete aykırıdır.
İslâm'ın cezalarında bile merhametli bir yaklaşım vardır. Ayrıca bir
mü'minin küçümsenmesine ve kınanmasına şeytan sevinir. Çünkü böyle
bir hakarete uğrayan insan, topluma kızar, insanlarla alâkasını
keser, şeytan da onu kolayca kandırır, kötülüklere sevkeder. Bu
sebeplerle, suçluları toplumdan dışlamamak ve onlara merhametle
yaklaşmak prensibimiz olmalıdır.
Bu
hadis 1566 numara ile tekrar gelecektir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Şarap ve sarhoşluk veren şeyleri içmek haramdır.
2.
Şarap içene had cezası uygulanır. Bu cezayı uygulama yetkisi devlete
aittir.
3.
Ceza uygulanan suçluya ayrıca kötü söz söylemek, beddua ve hakaret
etmek caiz değildir.
4.
Peygamber Efendimiz, suçlulara şefkat ve merhamet göstermiş, bizlere
de böyle davranmayı emretmiştir.
|