|
İYİ VEYA KÖTÜ ÇIĞIR AÇANLAR
Âyetler
1.
"Onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüzün
aydınlığı olacak insanlar ihsan et ve bizi, Allah'a karşı gelmekten
sakınanlara önder yap" derler."
Furkân sûresi (25), 74
Mü'minler güçlerinin yettiği kadarı ile ve ellerinden geldiğince iyi
bir aile yuvası kurmaya çalışırlar. Bu yönde gerekli olan
dinî-ahlâkî hassasiyetleri göstermelerinin yanında, diğer taraftan
Allah Teâlâ'ya dua ve niyazda bulunarak, eşleri ve çocukları
hakkında iyilik ve hayır temenni ederler. Onların faziletlerle
donanmış, en güzel ahlâkla bezenmiş kişiler olmalarını arzu ederler.
Allah'ın koruması sayesinde cehennem azabından kurtulan bahtiyarlar
zümresine önder kılınmalarını Allah'dan dilerler.
Bu
sayılanların her biri hayırdır. İnsan hayırda en önde bulunmayı,
yani imam olmayı arzu eder. Çünkü hayırda önderlik iyi çığır açmanın
ve insanların ıslahına çalışmanın vesilesidir.
Âyet-i kerimedeki istekler, aile ve çocuk terbiyesine önem verilmesi
gerektiğinin delili sayılmıştır.
Yalnız müttakî olmak, yani Allah'a karşı gelmekten sakınan bir kimse
olmak değil, böylesi kimselerin imamı olmak arzusu büyük bir gâye ve
mukaddes bir mefkuredir. Çünkü dinde takvâ mertebesinden daha
üstün bir makam yoktur.
Bazı âlimler ve müfessirler, bu âyeti delil göstererek, dinde
başkanlık ve devlet yöneticiliği istemeyi vâcip saymışlardır.
Ehliyet sahibi kimselerin devlet yönetimine talip olması ve bu
konuda teşvik edilmeleri, dînî bir görev kabul edilmiştir.
Bunların her biri, hayırlı bir çığır açmanın vesileleridir.
2.
"Biz onları, emrimiz uyarınca insanlara doğru yolu gösteren birer
rehber kıldık."
Enbiyâ sûresi, (21) 73
Peygamberler insanlığın doğruluk rehberleridir. Allah Teâlâ
insanlara olan lütuf ve merhameti sebebiyle pek çok peygamber
göndermiştir. Onlar kendilerine uyulması gereken önderlerdir.
Peygamberlerin asıl görevi tebliğdir. İnsanlara, Allah'ın emri ve
izniyle, hakkı ve doğruyu gösterir, kurtuluş yollarını açarlar.
Onların açtığı çığırdan gidenler, dünya ve âhiret mutluluğuna
ulaşırlar.
Dinde önder ve örnek olacak kişilerin, önce kendi nefislerini ıslah
etmeleri gerekir. Hidâyet önce onlar için gereklidir. Kendileri
mükemmel olmayanlar, başkalarını kemale ulaştıramazlar.
Hadisler
173.
Ebû Amr Cerîr İbni Abdullah radıyallahu anh şöyle dedi:
Birgün erken vakitlerde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'
in huzurunda idik. O esnada, kaplan derisine benzeyen alaca çizgili
elbise veya abalarını delerek başlarından geçirmiş ve kılıçlarını
kuşanmış, tamamına yakını, belki de hepsi Mudar kabilesine mensup
neredeyse çıplak vaziyette bir topluluk çıkageldi. Onları bu derece
fakir görünce, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem' in
yüzünün rengi değişti. Eve girdi ve sonra da çıkıp Bilâl'e ezan
okumasını emretti; o da okudu. Bilâl kâmet getirdi ve Allah Resûlü
namaz kıldırdı. Daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
bir hutbe irad etti ve şöyle buyurdu:
"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve
ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize
hürmetsizlikten sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp
gözetmektedir"
[Nisâ sûresi (4), 1].
Sonra da Haşr suresinin sonundaki şu âyeti okudu:
"Ey iman edenler! Allah'dan korkun, herkes yarın için ne
hazırladığına baksın"
[Haşr sûresi (59), 18]. Sonra:
"Her bir fert, altınından, gümüşünden, elbisesinden, bir sa' bile olsa buğdayından, hurmasından sadaka versin; hatta yarım hurma bile
olsa sadaka versin"
buyurdu.
Bunun üzerine ensardan bir adam, ağırlığından dolayı neredeyse
kaldırmaktan aciz kaldığı, hatta kaldıramadığı bir torba getirdi.
Ahali birbiri peşine sökün edip sıraya girmişti. Sonunda yiyecek ve
giyecekten iki yığın oluştuğunu gördüm. Baktım ki Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem' in yüzü gülüyor, sanki altın gibi
parlıyordu. Sonra Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
"İslâm'da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda
yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların
sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm'da kötü bir
çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda
yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların
günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz."
Müslim, Zekât 69. Ayrıca bk. Nesâî, Zekât 64
Cerîr İbni Abdullah
Ebû Amr diye künyelenen Cerîr, sahâbe-i kirâmdandır. Hicretin, 10.
yılı Ramazan ayında Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e
gelerek biat etmiş ve müslüman olmuştu. Onun İslâm'ı kabul edişinin
Peygamber Efendimiz'in vefatından 40 gün öncesine rastladığı da
söylenir. el-Becelî diye nisbelenmesi hakkında çeşitli görüşler
ileri sürülürse de, anneleri cihetinden Büceyle Binti Sa'b ismiyle
ilgili olması daha çok kabul gören yaklaşımdır.
Ashâb-ı kirâmın en uzun boylu ve en güzel yüzlüleri arasındaydı.
Hatta Hz. Ömer ona, "Cerîr, bu ümmetin Yusuf'udur" derdi.
Kabilesinin önde geleni idi. Peygamberimiz'in huzuruna girdiğinde
Efendimiz kendisine ikramda bulunmuş ve "Bir kavmin önde geleni
size gelince, ona ikram ediniz" buyurmuşlardır.
Cerîr, Kâdisiye savaşı başta olmak üzere, Irak'ta yapılan çeşitli
harplere iştirak etti. O, önceleri Kûfe'ye yerleşmişti. Daha sonra
Fırat kenarında bir şehir olan Karkisiya'ya gitti ve orada vefat
etti.
Cerîr'in rivayet ettiği hadis sayısı 100'dür. Buhârî ve Müslim onun
hadislerinden 8'ini ittifakla naklederler.
Cerîr İbni Abdullah 51 (671) veya 54 (674) senesinde vefat etti.
Allah ondan razı olsun.
Açıklamalar
Peygamber Efendimiz, huzuruna gelen her fert ve toplulukla
ilgilenir, onların ihtiyaçlarını gidermeye çalışırdı. Hoşlanmadığı
bir durum gördüğünde yüzünün rengi değişirdi. Sahâbe-i kirâm onun
üzüntüsünü, sıkıntısını ve kederini yüzünden anlarlardı.
Efendimiz'in saâdet ve sevinç hali de yüzünden anlaşılırdı. Bu
hadisin ravisi Ebû Amr Cerîr İbni Abdullah, şahit olduğu ve
anlattığı bu olayda, onun her iki halini de aynı anda görmüş ve bize
hikâye etmiştir.
Peygamber Efendimiz, sahâbe-i kirâmı Kur'an'la eğitiyordu. Onları
müjdelemesi, sevindirmesi, ümitlendirmesi, korkutması ve uyarması
hep Kur'an'la veya Kur'an'ın doğrultusundaydı.
Bazı kere onlara Kur'an'dan âyetler okur, kendisinin arzu ve
isteklerinin o doğrultuda olduğunu hatırlatırdı. Bu durum, aynı
zamanda kendisinden sonra nasıl hareket edilmesi gerektiğinin de bir
işaretiydi. Böylece Kur'an-Sünnet birlikteliğini, içiçeliğini,
ayrılmazlığını göstermiş oluyordu.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kendilerinden
herhangi bir şey istediğinde, sahâbîler bütün imkânlarını seferber
eder, onun emrini ve arzusunu yerine getirmek için adeta
birbirleriyle yarışa girerlerdi. Onların aralarındaki yardımlaşma ve
ellerinde bulunanı paylaşma duygusu, sayısız örneklerinde görüldüğü
gibi, eşsiz denecek seviyede idi. Peygamberi-miz'in yüzünde
hissedilen sevincin sebebi, kendi emrine adeta koşarcasına
uyulduğunu gözleriyle görmesi ve fakir insanların problemlerinin
halledildiğine şahit olmasıydı.
Peygamber Efendimiz, bu davranışı iyi bir çığır olarak
nitelendirmiştir. Çünkü burada bir yardımlaşma, bir cömertlik ve
müslüman kardeşlerini kendi nefislerine tercih etme güzelliği
vardır. Allah Teâlâ da bu nitelikleri sebebiyle mü'minleri şöyle
över:
"Zaruret içinde bulunsalar bile, onları kendilerine tercih ederler"
[Haşr sûresi (59), 9].
İslâm dini, açları doyurmayı, çıplakları giydirmeyi, yokluk içinde
olanların her çeşit zaruri ihtiyaçlarını karşılamayı, ümmetin
zenginlerine, yerine getirilmesi gerekli bir vazife olarak yükler.
Bu zaruri ihtiyaçları karşılanmadığı için kötülüğe itilen, suçlu
duruma düşen veya hayatı tehlikeye girenlerden toplumu sorumlu
tutar. Ferdî sorumluluğun yanında ictimâî sorumluluğu da getirir. Bu
sayede toplumun fertleri arasında ictimâî muâvenet, sosyal
yardımlaşma duygusu gelişir ve neticede mües-seseleşir. İslâm
toplumlarında yaygın olan sayısız vakıflar, bunun en canlı örneğini
eşkil eder.
Açılan çığır iyi veya kötü olabilir. Bu çığırı açan ve o çığırda
yürüyenler ecir, sevap veya günah kazanırlar. Bu hadiste,
taşıyamayacağı kadar ağırlığı yüklenip gelerek yardım çığırını açan
Medineli bir sahabiden bahsedilmektedir. Peygamberimiz onun bu
davranışını takdir ederek kendisini övdüğü gibi, onun yolunu ve
izini takib ederek hayır işleyenleri de över. Fakat bu konuda en
büyük fazilet, örnek ve önder olanındır. Onun açtığı yoldan giden
herkesin ecrinden bir pay, o kişiye ayrılır. Fakat o çığırda
yürüyenlerin sevabından da hiç bir şey eksilmez. Buna karşılık kötü
bir çığır açana da büyük bir vebal vardır. O kötü çığırda yürüyen
herkesin günahından bir pay, kendilerinin günahı hiç eksilmeksizin,
o çığırı açana yazılır.
Daha önce bid'at hakkında bilgi verirken, kötü karşılanan yasaklanan
bid'atın yanında iyi görülen bid'atın da olduğunu ifade etmiştik.
İşte bu hadis, yasaklanan ve kötü karşılanan şeyin mutlak anlamda
her bid'at değil, bâtıl ve sapıklık sayılan bid'at olduğunu
göstermektedir. Çünkü iyi bir çığır açmak, önceden bilinmeyen ve
uygulanmayan bir düşünceyi, bir eylemi ortaya koymaktır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, fakir ve muhtaçlara
karşı şefkatliydi.
2.
Fakir ve muhtaçların ihtiyaçlarını gidermek, zengin müslümanlar için
bir vecibedir.
3.
Yardımlaşma ve hayırda yarışma, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmanın ve
İslâm kardeşliğinin temellerindendir.
4.
Çok küçük sayılan şeylerle de olsa sadaka vermek ve hayır için
malından harcamak, dinimizde teşvik edilmiştir. Büyük hayırlar,
küçüklerin birikiminden oluşur.
5.
Müslümanlar hayır yolunda yarışma ve Resûl-i Ekrem'in izini takip
etme hususunda acele davranmalıdır.
6.
İyiliğin her çeşidinde müslümanlar örnek ve rehber olmalı,
kötülükten uzak durmada da en önde bulunmalıdır.
7.
Güzel bir çığır açan, ecir kazanır. Üstelik kendi izinde gidenlerin
sevabına da ortak olur. Kötü çığır açan da günahkar olur ve o yolda
gidenlerin günahından hissesini alır.
8.
Her bid'at, sonradan icad edilen şey, açılan her çığır sapıklık
olarak nitelendirilemez.
`
174.
İbni Mes'ûd radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre,
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Haksız olarak öldürülen her kişinin kanından bir pay, Âdem'in ilk
oğluna ayrılır. Çünkü o, insan öldürme çığırını ilk başlatan
kişidir."
Buhârî, Cenâiz 33, Enbiyâ 1, Diyât 2, İ'tisâm 15; Müslim, Kasâme 27.
Ayrıca bk. Tirmizî, İlm 4; Nesâî, Tahrim 1; İbn Mâce, Diyât 1
Açıklamalar
Âdem aleyhisselâm'ın ilk oğlu Kâbil'dir. O, küçük kardeşi
Hâbil'i haksız yere öldürmüştü. Bu olay, yeryüzünde ilk kan dökme
hâdisesidir. Bazı rivayetlerde bu cinayetin evlenme yüzünden
işlendiği belirtilir.
Kâbil, işlediği bu haksız cinayetle kötü bir çığır açmış ve günahkâr
olmuştu. Bu kötü çığırda yürüyen herkesin günahından bir hisse
Kâbil'e ayrılır. Daha önceki hadiste ifade edildiği gibi, cinayet
işleyenlerin günahından da bir şey noksanlaşmaz.
Haksız yere bir cana kıymak, İslâm nazarında en büyük suç ve
günahlardan sayılır. Peygamberimiz, "kıyamet gününde insanlar
arasında ilk görülecek dava, kanlarla ilgili olacaktır"
(Buhârî, Diyât 1) buyurur. Bu hadis, sebepsiz yere ve haksız
olarak bir insanın hayatına son vermenin en büyük günahların başında
geldiğini gösterir. Kıyamet gününde ilk önce câni ve kâtillerin
hesaba çekilmesinin sebebi de budur.
Burada, "Kimse kimsenin günahını yüklenmez" [Fâtır sûresi
(35), 18] âyetiyle bu hadisin aykırı düşmesi söz konusu değildir.
Âyet "suçun şahsiliği" prensibini ifade etmektedir. Hadis ise, suça
azmettirme, tahrik ve teşvik etmenin vebalini ortaya koymaktadır. Bu
iki husus bugünkü hukukta da ayrı iki durum olarak
değerlendirilmektedir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Bir hayra veya bir şerre vesile olmak, mükâfat veya cezaya ortaklığı
da beraberinde getirir.
2.
İnsanlık tarihinde haksız yere ilk kan dökme hâdisesi, Âdem
aleyhisselâm'ın çocukları arasında vukû bulmuştur.
|