
|
|
ALLAH'IN HÜKMÜNE BOYUN EĞMEK
ALLAH'IN HÜKMÜNE BOYUN EĞMENİN KAÇINILMAZ OLDUĞU VE BUNA DAVET
EDİLEN, MA'RÛF İLE EMiR VE MÜNKERDEN NEHiY OLUNAN KİMSENİN NE DEMESİ
GEREKTİĞİ
Âyetler
1.
"Hayır, asla! Rabbine yemin ederim ki, aralarındaki anlaşmazlıklarda
seni hakem kabul edip, sonra da verdiğin hükümden kalplerinde hiç
bir sıkıntı duymaksızın, tam anlamıyla teslim olmadıkça, iman etmiş
sayılmazlar."
Nisâ sûresi (4), 65
Bundan önceki "Sünneti ve Edeblerini Koruma" konusunun
başında, bu âyetin mâhiyetini ve gerektirdiği hükümleri
açıklamıştık. Aynı şeyleri burada tekrar etmeyeceğiz. Ancak bu
âyet-i kerimenin burada yeniden zikredilmesinin sebebi,
Peygamber
sallallahu aleyhi ve
selleme uymanın, onun emir ve yasaklarını dinleme ve
sünnetine tâbi olmanın, Allah'ın hükmüne boyun eğmenin icap ve
gereklerinden olduğunu bir kere daha hatırlatmaktır. Çünkü bütün bu
sayılanların kaynağı ve Peygamber'in dindeki yerini bize öğreten
Kur'ân-ı Kerîm'dir.
2.
"Aralarında hükmetmeleri için Allah'a ve Resûlü'ne çağırıldıkları
zaman, mü'minlerin sözü sadece "işittik ve itaat ettik" demeleridir.
Felâha, kurtuluşa kavuşacak olanlar işte bunlardır."
Nûr sûresi (24), 51
Mü'minlerin en önemli özelliği ve onları münafıklardan ayıran temel
vasıf, Allah ve Resûlünün sözlerini dinlemek ve itaat etmektir.
Çünkü aynı sûrenin 47-50'nci âyetlerinde münafıkların nitelikleri
anlatılır ve "Allah'a ve Resûlüne inandık ve itaat ettik"
deyip arkasından yan çizdikleri, aralarında hükmetmesi için Allah'a
ve Resûlüne çağırıldıkları zaman da içlerinden bir kısmının yüz
çevirdiğinden bahsedilir. Sonra haklarında şu hüküm verilir:
"Kalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa şüphe ve tereddüt içinde
midirler? Yoksa Allah ve Resûlü'nün kendilerine zulüm ve haksızlık
edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl zâlimler kendileridir."
İşte onların bu olumsuz ve yakışıksız tavırlarına karşılık
mü'minlerin tavrı bunun tam aksi olup "işittik ve itaat ettik"
derler ve bu sözlerinin gerekleri ne ise yerine getirirler.
Herhangi bir konuda şeriatın hükmüne çağırıldıkları zaman ona
uymaları mü'minlerin üzerine farzdır. Bundan kaçınıp çekinmek ise
haram kılınmıştır. Çünkü imanın ve itatin gereği budur. Kurtuluşa
erenler de sadece böyle davrananlardır.
Hadisler
170.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem' e: "Göklerde ve
yerde olanların hepsi Allah'ındır. İçinizdekini açıklasanız da,
gizleseniz de, Allah sizi o yüzden hesaba çeker ve neticede
dilediğini bağışlar, dilediğine de azâb eder. Allah, her şeye gücü
yetendir" [Bakara sûresi(2), 284] anlamındaki âyet nazil olunca,
bu durum Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashâbına
ağır geldi. Bunun üzerine sahâbe, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi
ve sellem'in huzuruna gelerek dizleri üzerine çöküp şöyle
dediler:
-
Ey Allah'ın Resûlü! Biz, namaz, cihad, oruç ve sadaka gibi gücümüz
yeten amellerle mükellef kılınmıştık. Oysa şimdi sana, gönlümüze
gelen ve kalbimizden geçen şeylerden de hesaba çekileceğimize dair
bu âyet nazil oldu; buna güç yetiremiyoruz. Bunun üzerine Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Sizden önce kendilerine kitap verilen yahudi ve hıristiyanların
dediği gibi, işittik ve isyan ettik demek mi istiyorsunuz? Bilâkis
siz, işittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Bizi mağfiret eyle, bizi
bağışla, nihayet dönüş sadece sanadır, deyiniz."
Sahâbîler bu sözleri okuyup, dilleri de ona güzelce alışınca, Allah
Teâla peşinden şu âyeti indirdi:
"Resûl, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de iman
ettiler. Hepsi, Allah'a, meleklerine, kitaplarına, resullerine
inandılar. Peygamberleri arasında hiç bir ayrım yapmayız, dediler.
İşittik ve itaat ettik bağışlamanı dileriz ey Rabbimiz, dönüş de
ancak sanadır dediler"
[Bakara sûresi (2), 285].
Ashâb inen âyetin gereğini yapıp, bu sözü söylemeye alışınca, Allah
Teâlâ daha önceki âyetin hükmünü neshetti, şu âyeti indirdi:
"Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmez. Herkesin
kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. Ey
Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi sorguya çekme!" Allah
Teâlâ: "Evet" buyurdu. "Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin
gibi, bize ağır yük yükleme." Allah Teâlâ: "Evet" buyurdu.
"Ey Rabbimiz! Gücümüzün yetmeyeceği şeyleri de bize taşıtma. Bizi
bağışla, kusurlarımızı yok say, bize acı. Sen mevlâmızsın, o
kâfirler gürûhuna karşı bize yardım et" [Bakara sûresi (2), 286]
Allah Teâlâ: "Evet" buyurdu.
Müslim, Îmân 199
Açıklamalar
Neredeyse tamamı âyetlerden oluşan bu rivayet, sahâbe-i kirâmın,
nâzil olan Kur'an sûre ve âyetlerini öğrenme, anlama ve uygulamada
ne kadar dikkatli ve hassas davrandıklarını bize açıklamaktadır.
Sahâbenin, problemlerin çözümünde başvurdukları merciin Resûl-i
Ekrem olduğunu da bu vesileyle bir kere daha görmüş oluyoruz.Onlar,
anlamadıkları veya inen Kur'an âyetlerinde kapalı olan hususları
kendi anladıkları kadarıyla veya anladıkları şekilde anlatma ya da
uygulama yoluna gitmiyor, bilakis Hz. Peygamber'den sorup
öğreniyorlardı. Böylece bilgi ve uygulama birliği sağlanmış
oluyordu. Bunun sağlanmasında Peygamberimiz'in sünneti ve hadisleri
en önemli rolü oynamaktadır.
Sahâbeye, âyet-i kerîmenin şiddetli gelmesi ve korkularının sebebi,
gönüllerinden geçirdikleri şeylerden dolayı hesaba çekileceklerini
zannetmeleri, bunlardan korunmaları gerektiği kanaatine sahip
olmalarıydı. Çünkü böyle bir teklif, insanın güç yetiremeyeceği bir
şeydi. Gönülden geçen duyguları defetmek, kişinin elinde değildir.
Onun için "Biz buna güç yetiremeyiz" demişlerdi. Hz.
Peygamber'e bu durumu arz eden ashâb arasında Hz. Ebû Bekir, Hz.
Ömer, Abdurrahman ibn Avf, Muaz ibni Cebel gibi önde gelen sahâbîler
vardı. Onlar bu teklifi, dindeki ifade tarzıyla "teklîf-i mâlâ
yutâk" yani gereğinin yerine getirilmesi imkânsız bir teklif
olarak görmüşlerdi.
Peygamber Efendimiz, onların bu karşı çıkış tavrını, yahudi ve
hıristiyanların tavrına benzeterek uygun bulmamış, nasıl
davranmaları ve ne demeleri gerektiğini kendilerine öğretmiştir.
Hadisin konumuz ile ilgili yanı da işte burasıdır. Sahâbe de Allah
Resûlü'nün bu tavsiyesine uymuşlardır. Neticede Allah Teâlâ, önceki
âyetini nesheden "Allah, hiç kimseye gücünün üstünde bir şey
teklif etmez..." âyetini indirmiş, ashâbı rahat ve huzura
kavuşturmuştur.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Allah Teâlâ, İslâm ümmetine şeriatı hafifletmiş, ancak güçlerinin
yeteceği kadar yük yüklemiştir.
2.
İnsan, gücünün yettiği amelleri işleyip, Allah'dan mağfiret ve
bağışlanma dileğinde bulunmalıdır. Hemen isyan havasına
girmemelidir.
3.
Allah Teâlâ, insanlara kendisine nasıl dua edeceklerini ve Allah'dan
nasıl isteyeceklerini öğretmiştir.
|
|