|
TAKVÂ
Âyetler
1.
"Ey inananlar, Allah'tan ona yaraşır şekilde korkun
(gücünüz yettiğince) saygılı olun (emirlerinin dışına
çıkmaktan) sakının."
Âl-i İmrân sûresi (3), 102
Takvâ korunmak, sakınmak, kaygılı ve saygılı olmak demektir. Taşlı
dikenli bir yolda yürüyen kişi nasıl son derece dikkatli olursa,
insan da hayatta aynen o endişe, sakınma ve korunma dikkati içinde
olmalıdır. Sözünü ettiğimiz bu dikkat, Allah Teâlâ'nın koyduğu
sınırlara karşı dikkattir. Âyet-i kerîme mü'minlere hitâben bu
konuda "son derece uyanık ve dikkatli" olmalarını
istemektedir.
Demek ki takvâ, imanlı kişilere daha çok yakışmakta ve daha çok
onlardan beklenmektedir. Bu âyetteki "gerektiği şekilde"
kaydı takvânın en üst seviyesini göstermektedir. Ondan ne
kastedildiği, nasıl olacağı ise, aşağıdaki âyetle açıklanmaktadır.
2.
"Allah'tan gücünüz yettiğince korkun, sakının!"
Teğâbün sûresi (64), 16
İslâm'da emirlerin yerine getirilme ölçüsü, mükellefin gücü ve
tâkatidir. Kitap ve Sünnet'te ona istitâat denilmektedir.
Dinimizde "güç yeti-rilemeyecek bir mükellefiyet" (teklîf-i mâ lâ
yutak) yoktur. "Hakkıyla, nasıl gerekiyorsa öyle, gerektiği
şekilde" takvâ emrinin burada "gücünüz yettiği ölçüde"
demek olduğunu anlıyoruz.
Bu
temel esasa dayanarak yaşanacak takvâ gerçeğinin, müslümanın
hayatındaki en önemli görüntüsünün nasıl olması lâzım geldiğini de
şu âyette bulmaktayız:
3.
"Ey iman edenler, Allah'a karşı saygılı olun ve doğru
konu-şun."
Ahzâb sûresi (33), 70
Takvâ, en belirgin ve yoğun şekilde doğru sözlülükte görülür. Aynı
şekilde kul yalan söyleyerek Allah'a karşı göstermesi gereken saygı
(takvâ) çizgisinden kolayca sapabilir. Bu sebeple bir çok
tezâhüründen sadece "dil hâkimiyeti"ne işaret eden âyet-i kerîme
işin en kritik noktasına dikkat çekmiş olmaktadır.
"Allah korkusu" veya "Allah saygısı" diye anladığımız takvânın
müslümana sağlayacağı faydaları ise, şu âyetten öğrenmekteyiz:
4.
"Kim Allah'a karşı saygılı davranırsa, Allah ona bir çıkış ve
kurtuluş yolu gösterir, hiç beklemediği yerden onu rızıklandırır."
Talak sûresi (85), 2-3
Günlük hayatta karşı karşıya gelinecek sıkıntılardan, sosyolojik ve
ekonomik meselelerden kurtulmakta, Allah saygısı asıl unsurdur.
Önemli olan Allah'ın koyduğu sınırlara bağlı kalarak O'na saygıda
kusur etmemektir. Aklın ve toplumun gösterge ve ölçülerine
sığmayacak tecellilerin daima olabileceğini hesaba katmak ve
dürüstlükten ayrılmamak gerekmektedir. Demek ki aşılamaz ve
halledilemez gibi gözüken problemler karşısında mü'minin en güçlü
silahı "takvâ"dır. Ötesi Allah Teâlâ'ya kalmıştır.
5.
"Eğer Allah'a karşı saygılı olur ve sakınırsanız, O size iyiyi
kötüden ayırt edecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter ve
sizi bağışlar. Allah büyük lutuf sahibidir."
Enfâl sûresi (8), 29
Her konuda ihânetten sakınan ve takvâ üzere hareketi yeğleyen
mü'minlere Allah Teâlâ, iyiyi kötüden ayırt edecek bir kâbiliyet ve
anlayış verir. Bu yetenek onları en zor ve hatta olumsuz şartlarda
bile bir çıkış yolu bulma imkânına kavuşturur. Çünkü âyette geçen
furkân kelimesi "farkettirici" ve "sabah" anlamına gelir. Allah
takvâ sahibini gece karanlığında parlayan fecr-i sâdık gibi bir
aydınlık görüşe sahip kılar. Ayrıca insanın ufkunu karartan
günahlarını örter, ayıplarını kimseye göstermez ve tümüyle bağışlar.
Bütün bunlar takvânın güzel sonuçlarındandır.
Hadisler
70.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:
Bazı insanlar Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e:
-
Ey Allah'ın Resûlü! İnsanların en hayırlısı, şereflisi kimdir?
dediler.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem:
-
"Allah'tan en çok korkanlarıdır" buyurdu.
-
Ey Allah'ın Resûlü! Biz bunu sormuyoruz, dediler.
-
"O halde, Allah'ın halîli (İbrâhim)'in oğlu, Allah'ın nebîsi
(İs-hak)'ın oğlu, Allah'ın nebîsi (Yakub)'un oğlu, Allah'ın nebîsi
Yusuf'tur" buyurdu.
-
Ey Allah'ın Resûlü, biz bunu da sormuyoruz, dediler.
-
"O halde siz benden Arap kabilelerini soruyorsunuz. (Bilin ki)
Câhiliye döneminde hayırlı (şerefli) olanlar, şayet dînî hükümleri
iyice hazmederlerse İslâmiyet devrinde de hayırlıdırlar" buyurdu.
Buhârî, Enbiyâ 8, 14, 19, Menâkıb 1, Tefsîru sûre (12), 2; Müslim,
Fezâil 168
Açıklamalar
Kerem,
bol iyilik, çok hayr ve şeref demektir. İnsanların en şereflisi, en
hayırlısı veya en değerlisi kendisine sorulunca Hz. Peygamber ilk ve
en önemli ölçü olarak takvâ'yı göstermiş ve "Allah'tan en çok
korkanlardır" buyurmuştur. Bu cevabıyla Hz. Peygamber "Sizin
en üstün olanınız Allah'tan en çok korkanınızdır" [Hucurât
sûresi (49), 13] âyetini hatırlatmıştır. Hz. Peygamber soruyu genel
olarak "insanlar" çerçevesi içinde değerlendirmiş ve bu umumî
prensibi hatırlatan cevabı vermiştir.
Ayrıca bu cevab "amel" cihetinden "en hayırlı" kişiyi
tanıtmaktadır. Aslında, hadisin burada bizi ilgilendiren tarafı da
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu cevabıdır. Zira
takvâ, bu noktadan yegâne "üstünlük" ölçüsü
olarak tanıtılmaktadır.
Pek muhtemeldir ki, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
Efendimiz, kendisine soru yöneltenlerin neyi sormak istediklerini
anlamış olmasına rağmen, onlara asıl üzerinde durulması gerekli olan
meseleyi öğretmek maksadıyla bu cevabı vermiştir. İkinci olarak da
"şeref" yönünden insanların en hayırlısı, en üstünü akla
gelebilir. Hz. Peygamber bu noktada da büyük dedesinden itibaren hep
peygamber olan ve Kur'an'da mâcerâsı "en güzel kıssa" olarak
nitelendirilen Hz. Yusuf'u örnek göstermiştir. Buhârî'deki bir
rivayette Hz. Yusuf için "Kerîm oğlu, Kerîm oğlu, Kerîm oğlu, Kerîm"
(bk. Buhârî, Enbiyâ 18) nitelemesi bulunmaktadır. Bu niteleme,
buradaki cevaba daha uygun düşmektedir.
Ancak sual soranlar, bu mânada "en üstün" olanı kastetmediklerini
söyleyince, bu defa Hz. Peygamber "Ha siz, Arap kabilelerinin ana
kollarından hangisinin hayırlı ve üstün olduğunu soruyorsunuz öyle
mi? O halde eski dönemde üstün görülenler, eğer İslâm esaslarını tam
anlamıyla anlar ve yaşarlarsa, İslâmiyette de hayırlıdırlar"
buyurmuştur. Bu cevabıyla Efendimiz, Câhiliye devrinde üstünlüğün
soy-sop ve ecdâdın şerefine nisbetle olsa bile, İslâmda fazilet,
hikmet, ilim ve dindarlık yönünden değerlendirildiğini ortaya
koymuştur. Ayrıca soy üstünlüğüne "takvâ" eklenirse, ancak bir
anlam ifade edeceğini anlatmıştır. Aslında her üç cevap da "takvâ" ağırlıklıdır. Hz. Yusuf'un başından geçenler, özellikle Züleyhâ'ya
karşı davranışlarının takvâya dayandığı, İslâm'ı iyi belleyen,
öğrenen ve yaşayanların Allah korkusu ile dopdolu oldukları açıktır.
O
halde Hz. Peygamber birinci cevabında açıkça, sonrakilerde dolaylı
olarak "takvâ"nın yegâne değer ölçüsü olduğunu ifade buyurmuştur.
Hadisin son kısmı 372 numarada tekrar gelecektir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Allah korkusu her hayrın başı ve yegâne üstünlük ölçüsüdür.
2.
Hz. Yusuf'un hayatı bir çok yönden en güzel örneklerle doludur.
3.
Takvâ sahiplerinin dünyada şerefi, âhirette derecesi yüksektir.
`
71.
Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre
Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Dünya tatlı, göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah onu sizin
kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyaya
aldanmaktan sakının. Kadınlara kapılmaktan korunun. Çünkü
İsrailoğullarında ilk fitne kadınlar yüzünden çıkmıştır."
Müslim, Zikir 99. Ayrıca bk. Tirmizî, Fiten 26; İbni Mâce,Fiten 19
Açıklamalar
Dünya zevkleri ve nimetleri geçici olmasına rağmen, tatlı ve
etkileyicidir. İnsanı bu yalancı câzibeleriyle, Allah saygısı ve
korkusundan uzaklaştırıp yanıltabilirler. Başlangıçta İslâm
ümmetinin elinde olmayan dünya imkânları, Hz. Peygamber'in haber
verdiği şekilde giderek müslümanların eline geçmiştir. Yani Allah
Teâlâ daha önceki sahipleri yerine dünya nimetlerini müslümanlara
vermiştir. Petrol bunun en güzel örneğidir. Ayrıca Ortadoğu tam bir
ticaret trafiği merkezidir. Güneş enerjisinin en yoğun olduğu
bölgedir. Diğer yandan müslümanlar, eskiye nazaran büyük ölçüde
dünyalıklara da sahip olmuşlardır. Her ne kadar müslüman ülke-ler,
"gelişmekte olan ülkeler"den sayılıyorsa da, ellerindeki imkânlar
fevkalâde büyüktür. Allah onları bu imkânlara vâris kılmıştır.
Hz. Peygamber'in, dünyanın câzibesine kapılmaktan korunmayı tavsiye
buyurması, "takvâ"nın gerekli olduğu ilk ve önemli noktayı
göstermektedir. Allah korkusu, dünya imkânlarına karşı kula hâkim
olursa, mesele yoktur.
İnsan dünyaya kapıldı mı, artık nereye kadar gideceğini kestirmek
mümkün olmaz. Bu nimetlerin elden çıkması da onları gerektiği gibi
kullanamamakla ilgilidir. Zira Efendimiz, "Allah nasıl
davranacağınıza bakacak" buyurmuş, bunların imtihan
vesilesi olduklarını duyurmuştur.
Hz. Peygamber ikinci olarak kadınlara karşı da uyanık davranmayı ve
"takvâ"ya yönelik olan tehlikede "kadın"ın önemli bir yeri olduğunu
hatırlatmakta, hatta İsrailoğulları'ndaki ilk fitnenin kadınlar
sebebiyle ortaya çıktığını da örnek göstermekle konuya ait
hassâsiyeti iyice vurgulamaktadır. (Sözü edilen fitne hakkında bilgi
için bk. Ali el-Kârî, Mirkât IV, 267-269) "Takvâ"nın
belli başlı iki konuda, dünya ve kadınlar konusunda
daha çok gerekli olduğu, bu iki unsurun "takvâ"yı herşeyden çok
etkileyeceği anlaşılmaktadır.
Hadis 460 numarada tekrarlanmaktadır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Geçmiş ümmetlerin başına gelenlerden ibret alınmalıdır.
2.
Hanımlara karşı meşrû sınırlar çerçevesinde davranılmalıdır.
3.
Dünyanın çarpıcılığına aldanmamalıdır.
4.
Allah korkusu ve takvâ duygusu, ele geçen nimet ve imkânların devamı
için de gereklidir.
72.
İbni Mes'ud radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebi
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi:
"Allahım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği
iste-rim."
Müslim, Zikir 72. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 72; İbni Mâce, Dua 2
Açıklamalar
Sevgili Peygamberimiz, Allah Teâlâ'dan istenecek konuları, hadis
kitaplarımızın Dua ve Daavât bölümlerinde yer alan bir çok hadisi
ile ortaya koymuş, biz ümmetini bu konuda da eğitmiştir. Yapacağımız
duaları, bu hadisler arasından seçip ezberlemek en isabetli hareket
tarzıdır. Hz. Peygamber'den nakledilen dualar, dileklerimizde
Peygamber Efendimiz'le birleşmemizi sağlayacaktır. Bu birliktelik
çok muhtemeldir ki, "kabul olunmakta" da beraberliği getirecektir.
Hidâyet rehberi olarak gönderilmiş bulunan Peygamber aleyhisselâm'ın
Allah Teâlâ'dan "hidâyet (doğruluk)" dilemesi, herşeyden önce
hidâyet'in önemini ortaya koymaktadır. Doğru yoldan sapma
tehlikesi bulunmayan Hz. Peygamber, Allah'tan hidâyet
dilerse, daima dalâlete düşme tehlikesiyle başbaşa yaşayan
müslümanların daha fazla hidâyet dilemeleri gerekir. Nitekim
Fâtiha sûresi'ndeki "Bizi doğru yola hidâyet et!" duası bunu
göstermektedir.
Hz. Peygamber'in, hidâyetin hemen peşinden emirlere uymak,
yasaklardan kaçınmak anlamında takvâ dilemesi, hidâyetin tezâhürünün
takvâ olduğunu göstermektedir.
İffet,
mübah olmayan şeylerden uzak durmak demektir.
Zenginlik anlamına gelen gına burada gönül zenginliği
mânâsınadır. İnsanlardan ve ellerindeki imkânlardan müstağni olmak,
şerefli bir hayat ve etkili bir tebliğ hizmeti açılarından son
derece önemlidir.
1471 numarada tekrarlanacak olan hadîs-i şerîf, hidâyeti takvâ ile,
takvâyı ise iffet ve gönül zenginliğiyle beslemek ve desteklemek
gerektiğine işâret etmektedir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği yüksek değere sahip
meziyetlerdir.
2.
Hayatı daima Allah'a sığınarak ve O'ndan yardım dileyerek
yaşamalıdır.
3.
Takvâ, Allah'tan istenecek meziyetlerin başında yer alır.
`
73.
Ebû Tarîf Adî İbni Hâtim et-Tâî radıyallahu anh, Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken dinledim
demiştir:
"Bir şeyi yapmak veya yapmamak üzere yemin eden, sonra da
(yemininin) zıddını takvâya daha uygun bulan kimse, (yemininden
vazgeçip) takvâya yönelsin!"
Müslim, Eymân 15
Adî İbni Hâtim
Adî, cömertlikte darb-ı mesel olmuş bir babanın oğludur. Hicrî
yedinci yılda Tay kabilesi adına elçi olarak Medine'ye gelmiş,
Resûlullah kendisine büyük hüsn-i kabul göstermiş, hatta oturduğu
minderi Adî'ye ikram etmiştir. Adî'nin cömertliği konusunda da pek
çok menkıbe nakledilmiştir. Adî ve kabilesinin müslümanlığı pek
samimi ve çok kuvvetli idi. Hz. Peygamber'in vefatından sonra bir
çok Arap kabilesi irtidat edip dinden dönmüş ise de, Adî'nin
kabilesinden hiç kimse böyle bir yola girmemiştir. Kabilesi içinde
zekâtını hesap edip Hz. Ebû Bekir'e takdim eden ilk kişi Adî oldu.
Diğerleri de kendisini takip etti.
Adî, Medâyin'in fethinde bulundu. Daha sonraki olaylarda Hz. Ali
tarafında yerini aldı. Cemel olayında gözünü kaybetti.
Hz. Peygamber'den altmış altı hadis rivayet etti. Rivayetlerinin
altısını Buhârî ve Müslim ortaklaşa, üçünü yalnız Buhârî, ikisini de
yalnız Müslim rivayet etmiştir. Uzun ömürlü sahâbîlerden olan Adî
ibni Hâtim, 120 yaşlarında iken hicrî 68 yılında vefat etti.
Allah ondan razı olsun.
Açıklamalar
"Vallâhi", "Tallâhi" diyerek Allah adına bir şeyi yapmak veya
yapmamak üzere yemin etmek, hemen herkesin zaman zaman yaptığı bir
iştir. Yemin, yemin edeni bağlar. Allah adı anılarak yapılan
yeminlere sadâkat göstermek gerekir. Yeminden dönmenin cezâsı
vardır. Ona "yemin kefâreti" denir. 1721 numaralı hadisin
açıklamasında yemin kefâreti konusunda geniş bilgi verilmiştir.
Müslümanın verdiği sözde durması, yeminine sâdık kalması esastır.
Ancak hadîs-i şerîf'te, takvâ'nın yemine tercih edilmesi
gerektiğini ve bunun bizzat Hz. Peygamber tarafından teşvik
edildiğini görmekteyiz. Dinimizde Allah korkusunun kula hâkim olması
daima önde tutulmuştur. Konuya ait hadislerde, "ettiği yeminin
aksini daha hayırlı gören kimse, derhal o hayırlı
olanı işlesin ve yeminini bozduğu için de kefâret versin!"
ifadeleri de yer almaktadır (bk. Müslim, Eymân 7-19). Takvâ ve hayır
uğruna, gerekiyorsa, kefâretten kaçmayıp yemininden dönmenin tavsiye
edilmiş olması, müslümandan beklenen asıl tavrın, her zaman ve her
yerde takvâya sahip çıkmak olduğunu göstermektedir. Bu tavrı,
sevgili Peygamberimiz bizzat kendileri de fiilen ortaya
koymuşlardır. Ceyşü'l-usre (zorluk ordusu) diye de anılan Tebük
seferi hazırlıkları sürerken, kendisinden yük devesi isteyen bir
kısım müslümana Hz. Peygamber, "Vallahi size yük devesi veremem"
demiş, bir süre sonra da o kişilere istedikleri develeri vermişti.
Bunun üzerine kendisine, -unutmuş olma ihtimalinden dolayı- ettiği
yemin hatırlatılmış, o da; "Bir şeye yemin eder ve başkasını
ondan daha hayırlı görürsem o hayırlı işi yapar, (kefâret vererek)
yeminimi helâl kılarım" buyurmuştur (bk. 1721. hadis).
1719 ve 1920 numaralarda tekrar edilecek olan hadisimizin
kendisinden rivâyet edildiği Adî İbni Hâtim de aynı şekilde yeminini
bozup "daha hayırlı olanı" yani "takvâ"yı tercih etmiş ve bu
davranışına Hz. Peygamber'in bu tavsiyesini delil göstermiştir.
Nevevî merhum, yeminle ilgili rivayetler arasından, içinde "takvâ" kelimesi geçen bir tek bu rivâyeti bulup burada zikretmek suretiyle,
hem Riyâzü's-sâlihîn'deki konuları delillendirmede nasıl
titiz davrandığını ve ince bir dikkat gösterdiğini isbat etmiş, hem
de "daha hayırlı olan" ifadelerinin "takvâ'ya uygun olan"
anlamına geldiğini anlatmak istemiştir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Bir işi yapmaya veya yapmamaya yemin eden kişi, yemininden dönmeyi
daha hayırlı, yani takvâya daha uygun bulursa, yemininden dönmesi
müstehaptır. Tabiî keffâretini de verecektir.
2.
Yemin keffâreti, yeminden dönüldükten sonra verilir.
3.
Takvâyı iltizam etmekte yemin bile mazeret sayılmamakta olduğuna
göre, müslümana her işinde takvâ üzere olmak yaraşır.
74.
Ebû Ümâme Sudayy İbni Aclân el-Bâhilî radıyallahu anh'den
rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i
Vedâ hutbesi'nde şöyle buyururken dinledim demiştir:
"Allah'tan korkunuz. Beş vakit namazınızı kılınız. Ramazan orucunuzu
tutunuz. Mallarınızın zekâtını veriniz. Yöneticilerinize itaat
ediniz! (Bu takdirde doğruca) Rabbinizin cennetine girersiniz."
Tirmizî, Cum'a 80
Ebû Ümâme Sudayy İbni Aclân
Ebû Ümâme, künyesiyle meşhur bir sahâbîdir. Önce Mısır'da sonra da
Humus'ta yerleşmiştir. Hz. Peygamber'den 150 hadis rivayet etmiştir.
Hadisleri Kütüb-i Sitte'de yer almıştır. Kendisinden Şamlılar
rivayette bulunmuşlardır.
Hicrî 81 (veya 86) yılında Humus'ta vefat etmiştir. Bazılarına göre
Şam bölgesinde en son vefat eden sahâbîdir.
Allah ondan razı olsun.
Açıklamalar
Müslümanların tavır ve davranışları ebedî hayat ile sıkı sıkıya
alâkalıdır. Bu sebeple müslümanın her zaman takvâ duygusunun etkisi
altında yaşaması gerekir. Takvâ, öncelikle kulluğun gereği olan
ibadetleri yerine getirmek, sonra da yasaklardan kaçınmakla isbat
edilebilir. Kuru kuruya sade bir saygıdan söz etmek kimseye bir şey
kazandırmaz.
Müslüman cennet yolcusudur. Yani onun en son hedefi cennette ebedi
mutluluğu yakalamaktır. İşte hadisimiz bu mutlu sona ulaşabilmek
için yapılması gerekenleri saymaktadır. Bunlar:
Allah'tan korkmak,
Beş vakit namaz kılmak,
Ramazan orucunu tutmak,
Zekâtı vermek ve
Yöneticilere itaat etmektir.
Bu
tâlimâtın sevgili Peygamberimiz tarafından Vedâ hutbesi'nde verilmiş
olması, ayrıca önem arzetmekte ve dikkat çekmektedir. Takvâ, her
türlü ibadetin temelidir. Nitekim Allah Teâlâ zâtını "Takvâ'ya da
ehil, mağfirete de ehil" [bk. Müddessir sûresi (74), 56] olarak
tanıtmıştır. Yani azabından en çok korkulup sakınılacak olan da,
mağfiret edecek olan da sadece Allah Teâlâ'dır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1.
Hadiste sayılan amelleri işlemek takvâ gereğidir.
2.
Takvâ, cennet yolu ve cennete giriş şartıdır.
3.
Dünyada doğruluk, âhirette kurtuluş sebebidir.
4.
Allah'a isyanı emretmedikleri sürece, yöneticilere itaat etmek
gereklidir.
|