|
III
RİYÂZÜ'S-SÂLİHÎN
A.
Yazılış Gayesi
Tam adı Riyâzü's-sâlihîn min hadîsi seyyidi'l-mürselîn olan
eser, İmam Nevevî'nin yukarıda tanıttığımız çalışmaları arasında
önemli bir yer tutar. Nevevî bu kitabını, 45 yıllık kısa fakat çok
verimli hayatının en olgun ve bereketli dönemleri kabul edilen bir
yaşta, 40 yaşlarında yazdı. Bundan üç sene önce de, bir başka önemli
eseri el-Ezkâr' ı telif etmişti. Riyâzü's-sâlihîn'in
telifi, 14 Ramazan 670 (1271) tarihinde bir pazartesi günü
tamamlandı.
Kendi alanlarında büyük önemi olan bu kitapların peşpeşe
yazılmasının bazı mühim sebepleri olmalıdır. Bunu anlayabilmek için,
o günün genel görüntüsünü ve şartlarını gözden geçirmek bize bazı
ipuçları verebilir. İslâm ümmeti, Nevevî'nin yaşadığı VII. (XIII.)
yüzyılda birtakım karışıklıkların ve fitnelerin içine düşmüştü.
İslâm düşmanları, ümmet coğrafyasını dört bir yandan kuşatmış, içte
ve dışta olumsuz bir ortam hüküm sürmeye başlamıştı. Bir taraftan
müslümanlara vahşice saldıran Haçlı orduları, öte yandan Tatar
akınları İslâm dünyasını kasıp kavurmaktaydı. Müslümanların bir
kısmı servet ve şehvet peşine düşmüş, farzları, vâcipleri ve
İslâm'ın prensiplerini yerine getirmekten uzaklaşmış, yapmaları
gereken vazifeleri ihmal etmiş bir haldeydi. Diğer bir kısmı ise
tasavvufa ve zühde yöneldikleri iddiasıyla, dünyadan yüz çevirmiş,
sanki dünyada hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi hareket ediyorlardı.
Bir başka grup da çeşitli yörelerde düşmanlara karşı cihadı sürdürme
azim ve gayreti içindeydi.
İmam Nevevî, gerçek ilim ehlinin önde gelenlerinden biri olarak,
böyle bir zamanda ve bu şartlarda ne yapılması gerektiğini,
âlimlerin mesuliyetinin büyüklüğünü iyi biliyordu. İçinde yaşadığı
topluma ve İslâm ümmetine karşı sorumluluğunu yerine getirme
şuuruyla hareket ediyordu. Ona göre, dünyanın en uyanık kişileri,
Allah'a karşı ibadetlerini ve kulluk vazifelerini yapmanın bilincine
varmış kimseler olmalıydı. O halde yolun en doğru olanını bulmak ve
hakikate ulaşmak için, Allah'ın Kitab'ını ve Resûl-i Ekrem
sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnetini iyice bilmek ve bu iki
kaynağa sımsıkı sarılmak gerekmekteydi.
Nevevî, kendi zamanında gerçek ilim adamı haysiyetiyle İslâm'ın
sancaktarlığını yaparak, dinin hakikatini ve güzelliklerini ortaya
koymayı, İslâm'ın hayat, cihad, şefkat, merhamet ve müsâmaha dini
oluşunu bir kere daha gözler önüne sermeyi, tasavvuf ve zühdü Kur'an
ve Sünnet'teki gerçek yerine oturtmayı kendisi için vazife bildi.
Bunu yaparken, her türlü eziyete katlanmayı, karşısına çıkacak
engelleri aşmayı, kötülerin kınamasına aldırmamayı da hayat düsturu
edindi. İnandığı hakikatleri bizzat hayatında uygulayarak, insanlara
en güzel örnek oldu.
İmam Nevevî, Riyâzü's-sâlihîn'i, dindarlık iddia eden
bazılarının yaptığı gibi, insanları yanlış yorumlanan bir tasavvuf
ve zühd anlayışına, cihadı terketmeye, dünyadan yüz çevirmeye davet
etmek için yazmadı. Bunun tam aksine Allah Teâlâ'nın hoşnut olduğu
bir hayatı bütün unsurlarıyla bilip yaşamaya, düşmanlar ve
sapıklarla cihada, hakkı ve adaleti toplumda hakim kılmaya, kişiyi
Allah'a yakınlık derecelerinin en yükseğine çıkarmaya, iyilikleri
emir ve kötülüklerden nehiy konusundaki naslara ve bu nasların
gerektirdiği hayat tarzına sımsıkı bağlanmaya davet etmek için
kaleme aldı. O, bu kitabıyla, Kur'an ve sünnetin ışığında yaşanması
gereken bir hayatın yollarını gösterdi. Fert, aile, cemaat ve
cemiyet planında uyulması gereken ana prensipleri, büyük bir
maharet, üstün bir anlayış ve kavrayışla, âyet ve hadis temeline
oturttu. Böylece hem dînî hayattan uzaklaşanlara, hem de tasavvuf ve
zühd yoluna sülûk ettikleri iddiasıyla sapıklık ve bid'atlara
düşenlere hakkı ve doğruyu gösterdi. İfrat ve tefrite düşmeksizin
iddiasız, riyasız, gösterişsiz bir İslâmî yapılanmanın yol ve
yönteminin nasıl olması gerektiğini, ana başlıklar, alt birimler,
âyet ve hadislere dayalı bilgiler halinde bu kitapta ortaya koydu.
Kur'an temeline dayalı sünneti ihya ederek, hakikatın önüne set
çekmek isteyen bâtılı ve bid'atı, hatayı ve yanlışı ortadan
kaldırmayı hedefledi.
Telif edildiği günden bu yana Riyâzü's-sâlihîn, İslâm
dünyasının her yerinde, âlimlerin, ilim tâliplerinin, vâiz ve
hatiplerin ve nihayet hadis okumak isteyen hemen her müslümanın
âdeta el kitabı oldu. Böylece bu güzel eser, müellifinin arzuladığı
hedefe ulaştı.
B.
Nevevi'nin Riyâzü's-sâlihîn'i Yazarken Gözettiği Prensipler
İmam Nevevî, kitabını yazarken bazı prensipler gözettiğini eserinin
önsözünde belirtir. Buna göre Riyâzü's-sâlihîn'in başlıca
özellikleri şunlardır:
*
İnsanlara dünya ve âhiret saâdetini kazanma yollarını gösterecek,
zâhirî ve bâtinî edepleri elde etmelerini sağlayacak, iyiyi ve
güzeli teşvik, kötüden ve çirkinden uzaklaşmayı temin edecek sahih
hadislerden oluşan muhtasar bir kitap olacaktır.
*
Sahih hadis kaynakları olarak şöhret kazanmış kitaplardan seçilen,
mâna ve mahiyetleri açık, delâletleri kesin hadisleri ihtiva
edecektir.
*
Konuların baş tarafında ilgili âyetlere yer verilecektir.
*
Açıklanmasına ihtiyaç duyulan bazı kelime ve terimler kısaca
açıklanacaktır.
*
Her hadisten sonra, o hadisin hangi kitaptan alındığı
belirtilecektir.
*
Hayır ve iyilikleri özendirici, kötülük ve çirkinlikleri engelleyici
nitelikte hadisler olmasına özen gösterilecektir.
*
Hadislerin senedinde sadece sahâbî ravinin adı verilecektir.
*
Gerektiğinde bazı hadislerden sonra, o hadisin sıhhat açısından
durumuna, bazan da ravilerinin haline işaret edilecektir.
*
Muhtevânın dînî ve ictimâî nitelikte olmasına özen gösterilecektir.
İmam Nevevî, kitabının başından sonuna kadar bu prensiplere bağlı
kalmaya itina gösterdi.
C.
Tertibi
Riyâzü's-sâlihîn,
18 temel bölüm ile bunların alt birimleri diyebileceğimiz 372 babtan
meydana gelir. Bazı baskılarında kitap sayısı 20'ye çıkarılırken,
bazılarında da kitap adına yer verilmez; sadece bab adları
zikredilir. Eserin 656 babdan oluştuğu yönündeki bilgiler doğru
olmasa gerektir. Çünkü hiç bir tab'ında bu sayıya yaklaşan bir
sıralama görülmez. Kitaplardan bazısı bir kaç hadisten ibaretken,
bazıları yüzlerce hadisi kapsar.
Riyâzü's-sâlihîn'in
ihtiva ettiği bölümler ve hadis sayıları şöyledir:
1.
Kitâbü Makâsidi'l-ârifîn (1-681)
2.
Kitâbü'l-Edeb (682-728)
3.
Kitâbü Edebi't-taâm (729-779)
4.
Kitâbü'l-Libâs (780-814)
5.
Kitâbü Âdâbi'n-nevm ve'l-idticâ ve'l-kuûd ve'l-meclis ve'l-celîs
ve'r-rü'yâ (815-845)
6.
Kitâbü's-Selâm (846-895)
7.
Kitâbü İyâdeti'l-merîz ve teşyi'i'l-meyyit ve's-salâti aleyhi ve
huzûri defnihî ve'l-mekri inde kabrihî ba'de defnihî (896-957)
8.
Kitâbü Âdâbi's-sefer (958-992)
9.
Kitâbü'l-Fezâil (993-1270)
10. Kitâbü'l-İ'tikâf (1271-1273)
11. Kitâbü'l-Hac (1274-1287)
12. Kitâbü'l-Cihâd (1288-1378)
13. Kitâbü'l-İlm (1379-1395)
14. Kitâbü Hamdillahi teâlâ ve şükrihi (1396-1399)
15. Kitâbü's-Salât alâ Resûlillahi sallallahu aleyhi ve sellem
(1400-1410)
16. Kitâbü'l-Ezkâr (1411-1467)
17. Kitâbü'd-Deavât (1468-1513)
18. Kitâbü'l-Umûri'l-menhiyyi anhâ (1514-1900)
D.
Hadislerin Güvenilirliği
İmam Nevevî, Riyâzü's-sâlihîn'e aldığı hadislerin çoğunu
Kütüb-i Sitte diye bilinen ve sünnî mezheplerce en sahih
hadisleri ihtiva ettikleri kabul edilen, Buhârî ve Müslim'in
Sahîh'leri ile Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce'nin
Sünen'lerinden seçti. Bunların dışında kalan az sayıdaki
hadisleri de, Mâlik'in Muvatta'ı, Ebû Bekir
el-Humeydî'nin el-Cem' beyne's-Sahîhayn'i, Ahmed İbni
Hanbel'in Müsned'i, Hâkim'in Müstedrek'i ve
Dârîmî ile Dârekutnî'nin Sünen'lerinden aldı.
Nevevî, hadislerin metinlerini bu kaynaklardan aynen nakletmeye
büyük özen gösterdi. Ancak çok uzun hadisleri bazan ihtisar
etti; az da olsa bir kısmını lafzan değil mâna ile rivayet
etti; ya da kendisinin elinde bulunan nüshadaki hadisi esas aldığı
için, bir kelimenin yerini eş anlamlı bir başka kelimenin aldığı
oldu. Onun yaptığı bu işleri, ancak hadislerin lafızlarını ve bu
lafızların delâlet ettiği mâna ve maksatları iyice bilen, anlamları
bozacak değişikliklerden hakkıyla haberdar, kelimeler arasındaki
anlam farklılıklarının inceliklerine vâkıf, din ilimlerinde ve
bilhassa dil ve hadis ilmi alanında otorite olan âlimler
yapabilirdi. Ama Nevevî, kendisinden sonra yaşayan bütün büyük
âlimlerin ittifakla belirttikleri üzere, bu nitelikleri kendisinde
bulunduran bir kimseydi.
Nevevî'nin kitaplarından hadis aldığı müellifler, Buhârî ve Müslim
başta olmak üzere, eserlerinde pek çok mükerrer rivayete yer
verirler. Özellikle Buhârî, kitabının çeşitli yerlerinde bir hadisi
çoğu kere farklı lafızlar ve ayrı senedlerle zikreder. Müslim ise,
bir hadisin sened ve metin farklılıklarını aynı yerde belirtmeye
özen gösterir. Nevevî, Riyâzü's-sâlihîn'e bu hadislerden
herhangi birini alırken, o rivayetin ne sened ne de lafız farklarına
işaret etmedi. Bu durum Nevevî ve kitabı için bir kusur sayılmaz.
Çünkü o böyle yapacağını açıkça ifade etmiştir. Ancak kaynaklarına
sadece ismen atıfta bulunmakla yetindiği hadislerin sonunda, bazı
kere rivayet ettiği lafzın kime ait olduğunu belirtir. Fakat çok
kere bunu da gösterme ihtiyacı duymaz.
Nevevî, Ebû Dâvûd ve Tirmizî'nin Sünen'lerinden aldığı
hadislerde, bu müelliflerin ilgili hadisleri değerlendirmesini aynen
nakletmekle yetinir. Kendisi bunlara bir ilavede bulunmaz. Oysa,
meselâ Tirmizî'nin "hasen" olarak değerlendirdiği bir hadisi,
bazı kere muhaddislerin öyle saymadığı, yahut Ebû Dâvûd'un hakkında
söz söylemeyip "sükût ettiği" bir rivayeti bazan delil olarak
kullanmayı uygun görmedikleri bilinmektedir. Bu sebeble,
Riyâzü'-sâlihîn'de bazı zayıf rivayetler bulunduğunu söyleyenler
olmuştur.
Abdülfettâh Ebû Gudde, Riyâzü's-sâlihîn'deki hadisleri sıhhat
açısından tedkik ederken değil, fakat bakarken zayıflığı kesin olan
üç hadise rastladığını söyler. Bu ifade, sanki tedkik edilirse,
sayının daha çok olabileceği intibaını uyandırmaktadır.
Nâsırüddîn el-Elbânî, neşre hazırladığı Riyâzü's-sâlihîn'e
yazdığı mukaddimede, müellif Nevevî'nin sahih rivayetlerden bir
kitap te'lif ettiğine dair ifadesinin, hadislerin büyük eskeriyetine
işaret ettiğini, fakat bütün hadisleri kapsamadığını söyler.
Riyâzü's-sâlihîn'de bazı zayıf ve münker rivayetler
bulunabileceğini önceden düşündüğünü, fakat onların bu kadar
olacağını zannetmediğini, yaptığı hassas tedkik ve tahkik sonucunda
tahmininin üstünde bir sayıya ulaştığını belirtir. Zayıf saydığı
hadislerin numaralarını vererek bu sayıyı 64'e çıkarır. Fakat
verdiği numaralardan bir kısmının mükerrer olduğunu belirtmez. Zayıf
saydığı bazı hadisleri de, sahih hadislere tahsis ettiği
Silsiletü ehâdîsi's-sahîha adlı eserinde güvenilir rivayetler
arasında zikreder, bu da Elbânî için bir çelişki teşkil etmektedir.
Netice itibariyle o, 55 hadisi zayıf saymaktadır. Tabii bu durum
Elbânî'nin kendi şahsî değerlendirmesi olup, bu görüşü paylaşan
başka bir şahıs veya bir kitap söz konusu değildir.
Riyâzü's-sâlihîn'in
elde mevcut güzel neşirlerinden birini hazırlayan Şuayb el-Arnaût
da, kendisinin şahsî tedkiki ve değerlendirmesine dayanarak,
Nevevî'nin kitabına sadece sahih ve hasen hadisleri alma konusunda
hassas davranmasına rağmen, 46 hadisi sened yönünden zayıf
gördüğünü, bu zayıflığı herhangi bir tarik ile güçlendirme imkânı
bulamadığını söyler. Bunlardan ayrı olarak sened yönünden zayıf
bulduğu 51 hadisin başka tariklerle takviye edildiğini veya
şâhidlerinin bulunduğunu ifade eder. Daha sonra da,
"Riyâzü's-sâlihîn'de 46 zayıf hadisin bulunması, bu büyük
kitabın değerini düşürmeyeceği gibi, bu kadar çok sayıda sahih hadis
rivayetini içine alan eserin şanına da halel getirmez"der. Şuayb
el-Arnaût da Elbânî gibi bu şahsi iddiasına ken-dinden önce
yaşayan hiçbir âlimden delil getirme ihtiyacı duymamıştır. Biz,
burada zayıf hadisin de netice itibariyle hadis olduğunu, onun bir
çok çeşidinin bulunduğunu, bunlardan bazısıyla amel edildiğini,
zayıf ile mevzû (uydurma) rivayeti birbirine
karıştırmamak gerektiğini bir kere daha hatırlamalıyız.
Bu
konuyu bitirirken Riyâzü's-sâlihîn'de yer alan hadislerin,
tamamına yakınının sahih ve hasen rivayetlerden meydana geldiğini,
zayıf hadislerinin de kullanılamayacak derecede zayıf
(merdûd) rivayetler olmadığını söyleyebiliriz.
Esasen eserdeki hadislerin büyük çoğunluğunu "müttefekun aleyh"
hadisler oluşturur. Riyâz'daki mükerrer hadislerin
sayısı, bizim tesbitimize göre 265'tir. Yani 265 hadis, birden
fazla, bazıları bir kaç defa olmak üzere tekrar edilmektedir. Genel
olarak, bir ahlâk ve âdâb kitabı niteliği taşıyan
Riyâzü's-sâlihîn' in, bu kadar üstün vasıflı hadisleri bir araya
getirmesi, ona benzeri eserler içinde ilk sıralarda bir yer
kazandırmıştır.
E.
Şerhleri
Riyazü's-sâlihin'in,
İslâm dünyasının her yerinde en çok okunan kitaplardan biri olduğuna
daha önce işaret etmiştik.
İçindeki kitap ve babların mükemmel sıralanışı, ilgili âyet ve
hadislerin aynı mükemmellikle dizilişi, eserin okunmasını ve
anlaşılmasını kolaylaştırmış, ona olan alâkayı artırmış ve hatta
çoğu zaman tamamının ezberlenmesini sağlamıştır. Ayrıca, esere
kaynaklık teşkil eden meşhur hadis kitaplarının her birine çeşitli
nitelikte pek çok şerh yazılmıştır. İşte bu sebeblerle
Riyâzü's-sâlihîn'e uzun süre herhangi bir şerh yazılma ihtiyacı
hissedilmemiştir. Fakat daha sonraki dönemlerde esere birkaç şerh
yazılmıştır. Bunlar hakkında kısa da olsa bilgi vermek faydalı olur
kanaatindeyiz.
1.
Delilü'l-fâlihîn li turuki Riyâzü's-sâlihîn
Riyâzü's-sâlihîn'in
bu önemli şerhi, Muhammed İbni Allân tarafından yapılmıştır.
Bu, Riyâz'a yazılan ilk şerh olma özelliğine de sahiptir. 996
(1588) yılında Mekke'de doğan ve 1057'de (1647) yine bu mübarek
beldede vefat eden İbni Allân'ın 60'ın üzerinde eseri vardır. Bu
eserlerin her biri, kendi sahasında öneme sahiptir. İmam Nevevî'nin
eserleri kısmında belirtildiği üzere, onun el-Ezkâr'ını da
yine İbni Allân şerhetmiştir.
İbni Allân, Riyâzü's-sâlihîn'i şerhederken, klasik hadis
şerhciliğinin bütün unsurlarını yerine getirmeye özen gösterir.
Anlamlarında kapalılık bulunan kelime ve tabirleri açıklar, bunların
dilde kullanılan çeşitli şekillerine işaret eder. Yer yer gramer
özelliklerini de göstererek, okuyucunun hadis metinlerini anlamasını
kolaylaştırır. Babların başında geçen âyetleri çoğu kere kısaca
açıklayarak, onların konuyla, başka hadislerle olan ilişkilerine
dikkat çeker. Her hadisi, tekrar da edilmiş olsa, kâfi miktarda
şerhetmeyi ihmal etmez. İhtiyaç görülen yerde, açıkladığı hadisin
rivayet farklarına işaret eder.
Hadisin ravisi olan sahâbî hakkında ilk geçtiği yerde kısa bilgiler
verir. Hadislerden elde edilebilecek hükümleri ortaya koymaya
çalışır ve bunu yaparken fıkhî konularda kendi mezhebini, Şâfiîliği
esas alır. Hadisleri şerhederken, onun faydalandığı eserlerin
öncelikle Şâfiî âlimlerin kitapları olacağı tabiîdir.
Nitekim, yapılacak bir karşılaştırma, İbni Allân'ın, öncelikle
Sahîh-i Buhârî şârihlerinden İbni Hacer'in büyük eseri
Fethu'l-bârî'den, yine Buhârî'nin eserinin bir başka şârihi
Kastallânî'nin İrşâdü's-sâri'si ile Sahîh-i Müslim' in
en kıymetli şerhlerinden biri olan İmam Nevevî'nin el-Minhâc' ından önemli ölçüde faydalandığını ortaya koyar. İbni Allân, bu
eserlerden topladığı bilgileri kendi zamanının ihtiyaçlarını göz
önünde bulundurarak eserine aktarır.
Delîlü'l-fâlihîn,
Kahire'de, ilk defa sekiz cilt (1347/1928), sonra da dört cilt
(1385/1966) halinde neşredildi. Daha sonraları bu neşirlerin pek çok
ofset baskıları da yapıldı.
2.
Şerhu Riyâzü's-sâlihîn
Günümüz müelliflerinden el-Hüseynî Abdülmecid Hâşim'in bu eseri,
Riyâzü's-sâlihîn'in kısa bir şerhinden ibarettir. Anlaşılmasında
zorluk çekilen kelimeler "el-luga" başlığı altında
açıklanmakta, ikinci olarak da "el-ma'nâ" başlığı ile hadisin
mahiyeti kısaca özetlenmektedir, bazı hadislerden anlaşılabilecek
hükümlere de işaret edilmektedir. Kitapta âyetlerle ilgili hiç bir
açıklamaya rastlanmadığı gibi, hadislerin tahrici, rivayetlerin
tahkîki veya farklılığı gibi konulara da girilmemektedir.
Riyâzü's-sâlihîn'i okuyacak talebeler düşünülerek hazırlanmış
bir çalışma olduğu söylenebilir. Eser 2 cilt halinde neşredilmiştir.
3.
Nüzhetü'l-müttakîn şerhu Riyâzü's-sâlihîn
Bu
eser, Mustafa Saîd el-Hın, Mustafa el-Buğâ, Muhyiddin Mestû, Ali
eş-Şorbacı ve Muhammed Emin Lutfî'den müteşekkil beş kişilik bir
komisyonca hazırlanmış olup, Riyâzü's-sâlihîn'in kısa
şerhlerinden biridir. İki cilt halindeki kitabın, ilki Beyrut'ta
1397 (1977) senesinde olmak üzere bu güne kadar yirmiye yakın tab'ı
yapılmıştır.
Kitaba yazdıkları önsözde, Riyâzü's-sâlihîn bulunmayan bir
müslüman evinin neredeyse kalmadığını, mektep, medrese ve
enstitülerde bu kitabın okutulup inceleme konusu yapıldığını
belirten şârihler, İbni Allân'ın şerhinin, kendi zamanının şartları
gözetilerek yazılmış uzun bir şerh olduğunu ifade ederler.
Kendilerinin yaptığı bu şerhin, ihtiyacı karşılayacak miktarda ve
zamanın sosyal hâdiselerine cevap verici nitelikte, kısa, çağdaş
eğitim tekniğine uygun, öğretim müesseselerinde okutulabilecek,
öğretmen ve öğrencilerin hadisleri anlamasına yardım edecek bir eser
olduğunu söylerler. Böylece onlara göre, Riyâzü's-sâlihîn'den
faydalanma imkânı sağlanacak, eser daha da yaygınlık kazanacak,
sünnetin hakikatlerini öğrenip kavrayanlar çoğalacaktır.
Nüzhetü'l-müttakîn'in
bazı özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
*
Riyâzü's-sâlihîn'deki
âyet ve hadislerde geçen bazı garîb kelime ve tabirler
açıklanmıştır.
*
Hadislerin sonunda, alındığı kaynakların kitab ve bab adlarına
işaret edilmiştir.
*
Her hadisin sonunda, bu hadisten anlaşılabilecek hükümlerin neler
olduğuna kısaca işaret edilmiştir.
Muhtevâsı işte bu üç nitelikten ibaret olan şerhte, müelliflerin
yukarıda anılan hedefleri gerçekleştirdiklerini söylemek imkânına
ne yazık ki sahip değiliz. Kanaatimizce bu eser, yaygın okuyucu
kitlesi yerine, sadece belli seviyedeki kişileri ve özellikle
Riyâzü's-sâlihîn'i derslerde takrir eden talebeleri hedef almış
olup, bu açıdan bakılınca faydadan hâlî olmayan bir çalışmanın
ürünüdür.
Nüzhetü'l-müttâkîn'in
sonuna, hadisleri rivayet eden sahâbîlerin kısa hayat hikâyeleri
alfabetik olarak yazılmıştır. Ayrıca hadislerin tahricinde
faydalanılan eserlerin müellifleri hakkında özet bilgi sunulmuş,
Riyâzü's-sâlihîn'de geçen hadislerin alfabetik fihristi ilave
edilmiştir.
4.
Menhelü'l-vâridin şerhu Riyâzü's-sâlihîn
Merhum Subhî es-Sâlih'in (ö. 1407/1986) eseridir.
Bu
eser, adına bakılarak Riyâzü's-sâlihîn üzerine yazılmış bir
şerh olduğu hissi uyandırıyorsa da, incelenince görüleceği gibi,
şerh olmayıp, sistemli ve emek mahsulü bir neşir niteliğindedir.
Kitabın başında 25 sayfadan ibaret faydalı bir mukaddime yer alır.
Subhî es-Sâlih'in bu çalışmada yaptığı, sağlıklı bir metin ortaya
çıkarmak, âyet ve hadislerde geçen garîb kelime ve terimlerin
anlamlarını dipnotlar halinde açıklamak, şahıs ve yer isimlerinin
doğru tesbitini yapmak ve kelimeleri yer yer nahiv yönünden
incelemekten ibarettir. Bunlar dışında, özellikle hadislerin
muhtevalarına yönelik herhangi bir açıklama, değerlendirme ve
hadislerden hüküm elde etme gibi özellikler bu çalışmada görülmez.
Subhî es-Sâlih'in, Riyâzü's-sâlihîn şerhinde yaptığı en
önemli hizmetlerin başında, eserin sonunda yer alan 10 ayrı konudaki
fihristler gelir. Bunlar arasında, dînî, ictimâî ve kültürel konu
başlıklarını ihtiva eden ve hangi hadislerin bunlara delâlet
ettiğine işaret eden fihrist, başka eserlerde pek rastlamadığımız
faydalı bir çalışmadır. Eserde anlamı kapalı bulunarak açıklanmış
olan kelimelerin de harf sırasına göre bir fihristinin verilmiş
olması, okuyucu için büyük kolaylık sağlamaktadır. Müellif bunu
yaparken, sayfa yerine hadis numaralarını vererek okuyucunun zaman
kaybını da büyük ölçüde önlemiştir.
Bunlar dışındaki fihristlerin her biri, ilgili olduğu alan açısından
okuyuculara kolaylıklar sağlayıcı niteliktedir.
Menhelü'l-vâridîn'in
ilk tab'ı, Beyrut'ta 1970 senesinde gerçekleştirilmiş ve bugüne
kadar pek çok defalar tab' olunmuştur.
F.
Muhtasarları
1.
Riyâzü's-sâlihîn'in
bilinen ilk muhtasarı Yûsuf İbni İsmâîl en-Nebhâni (ö.1350/1931)
tarafından yapılmış olup, Tehzîbü'n-nüfûs fî tertîbi'd-dürûs
adını taşır. Bu ihtisar, Buhârî ve Müslim'in müşterek
rivayetlerinden 800 kadar hadisi ihtiva etmektedir. Eser, 24 bab
içinde 120 dersi kapsar. Nebhânî'nin bu ihtisarı ilk olarak
1329/1911 senesinde Mısır'da yayımlanmış, daha sonra Dımaşk ve
Beyrut'ta çeşitli defalar tab' olunmuştur.
Bunun dışında iki çalışmaya daha işaret etmek yerinde olur.
2.
Sâlih Ahmed Rızâ, Kutûf min riyâzi's-sünne (Dirâse tahlîliyye
li ehâdîs muhtâra min kitâbi Riyâzi's-sâlihîn) adlı eserinde,
Riyâzü's-sâlihîn'den seçtiği bazı hadisleri, ilmî araştırma
metoduna uygun tarzda inceleyip değerlendirmiştir. Kitabında, önce
ele aldığı her hadisin metnini vermiş, hadisin râvisi olan sahâbîyi
tanıtmış, hadisin bazı kelimelerini açıklamış, i'rab vecihlerini
belirtmiş, edebî özelliklerine işaret etmiş, her hadisi etraflıca
açıklamış, geçtiği kaynakları göstermiş ve tahrîcini yapmıştır.
Esasen bu kitabın tam bir ihtisar olduğu da söylenemez.
3.
Muhammed Abdülhamîd Mirdâd'ın yaptığı ihtisarın adı,
İthâfül-müslimin fî teshîli ihtisâri Riyâzü's-sâlihîn'dir. Bu
ihtisarda müellif bablarda geçen âyetleri açıklamış, seçtiği
hadisleri de kısaca şerhetmiştir. Eser Mısır'da neşredilmiştir.
G.
Çeşitli Neşirleri
Riyâzü's-sâlihîn,
İslâm dünyasının bir çok yerinde, farklı neşirler halinde pek çok
defa tab' olunmuştur. İlk defa 1302 (1885) senesinde Mekke'de
Emîriye matbaasında tab' olunan eserin bütün baskılarından bahsetmek
hem imkânsız hem de gereksizdir. Ancak, neşirleri arasında önemli
gördüğümüz bir kaçına işaret etmek faydalı olur kanaatindeyiz.
1.
Ahmed Râtib Hamûş neşri
Riyâzü's-sâlihîn ve şerhuhû Künûzü'l-bâhisîn
adıyla Dâru'l-fikr (Dımaşk ve Beyrut, 1407/1987) tarafından
yayınlanmıştır. Bu isimlendirme bir şerh intibâını veriyorsa da,
eserde geçen âyet ve hadislerdeki garîb kelimelerin dipnotlarda
açıklanmasının dışında bir ilâve söz konusu değildir. Eserin başında
50 sayfalık bir giriş ile, sonuna eklenen kudsî hadisler, mükerrer
hadisler ve muttefekun aleyh (Buhârî ve Müslim'in müştereken rivayet
ettiği) hadisler fihristleri okuyucuya kolaylık sağlamaktadır. Ahmed
Râtib, daha sonra Riyâzü's-sâlihîn için 855 sayfa tutan
müstakil bir fihristler cildi hazırlamış ve eser neşredilmiştir. Bu
çalışma, gerçekten bir çok açıdan faydalı ve günümüzün gelişen
araştırma tekniklerine uygun, araştırıcılara büyük kolaylık sağlayan
bir nitelik taşır. Bu fihrist 12 ayrı konuda yapılmış fihristlerden
teşekkül etmektedir. Yukarıda sayılanlara ilâve olarak,
Riyâzü's-sâlihîn ravilerinin kısa biyografileri,
el-Mu'cemü'l-müfehres sistemi üzere yapılmış Riyâzü's-sâlihîn
hadisleri kelime fihristi (mu'cemü elfâzi'l-hadîs), şahıs, müellif,
kitap, kabîle, topluluk, yer isimleri fihristleri bunların en
önemlileri sayılır.
2.
Muhammed Nâsıruddîn el-Elbânî
neşri
Riyâzü's-sâlihîn'in
emek mahsulü neşirlerinden biridir. Elbânî, esere yazdığı
mukaddimede, Riyâzü's-sâlihîn'de bulunan zayıf hadislerden
bahseder ve bunların numaralarını verir. Bunu yaparken, kendi şahsî
incelemelerine ve değerlendirmelerine dayanır. Bu şekildeki
hadislerin sayısı ona göre 55'tir. Elbânî ve Şuayb el-Arnaût'un bu
yöndeki değerlendirmelerine daha önce işaret edilmişti (bk. s.
72-73).
3.
Şuayb el-Arnaut neşri
Bugüne kadar 20'den fazla tab'ı yapılmış, önemli neşirlerden
biridir. Hadislerin tahkik, tahric ve ta'liki yapılmıştır. Bu eserin
mukaddimesinde de, Riyâzü's-sâlihîn'deki zayıf hadislerle
ilgili şahsi değerlendirmelerden yukarıda söz edilmişti.
4.
Abdülazîz Rebâh ve Ahmed Yûsuf ed-Dekkâk neşri
Şuayb el-Arnaût'un kontrolünden geçen ve bugüne kadar 15'in üstünde
baskısı yapılan bu neşirde, hadislerin kaynakları sadece cilt ve
sayfa numaralarıyla verildiği için, atıf yapılan baskılara sahip
olmayanların istifadesi zordur. Çok yerde rivayet farklılıklarına
işaret edilmiş olması, garîb lafızların dipnotlarda açıklanması,
sûre ve âyet numaralarının metin içinde verilmesi, bu neşrin faydalı
yönleridir.
5.
Dârü'l-hayr
neşri
Bir ilim heyeti tarafından hazırlandığı belirtilen bu neşrin en
önemli özelliği, İbni Allân'ın Delîlül-fâlihîn adlı yukarıda
tanıttığımız şerhinin son derece kısaltılmış bir özetinin, dipnotlar
halinde verilmiş olmasıdır. Bu yönüyle oldukça faydalı bir neşir
sayılabilir.
6.
Fâruk Hamâde
neşri
Riyâzü's-sâlihîn'in
son zamanlarda hazırlanmış güzel neşirlerinden biridir. Neşre
hazırlayan Fâruk Hamâde, Rabat'taki V. Muhammed Üniversitesi,
Edebiyat Fakültesi Sünnet ve İlimleri Kürsüsü profesörlerindendir.
Eserin ilk baskısı 1409/1988 senesinde yapılmıştır.
Bu
neşirde, âyet ve hadislerin tahkik, tahric ve ta'liki yapılmış ve
her biri dipnotlar halinde gösterilmiştir. Hadislerin kaynaklarına
işaret edilirken, önce cilt ve sayfa numaraları verilmiş, sonra da
parantez içerisinde alındığı kaynaktaki kitap ve bab adı gösterilmek
suretiyle, herkesin kolaylıkla faydalanabileceği bir sistem
geliştirilmiştir.
Anlamları kapalı olan kelime ve tabirler açıklanmış, hadislerin
delâlet ettiği önemli hükümlere de zaman zaman yer verilmiştir. Bu
özellikleriyle eser, istifadesi kolay ve yaygın olan neşirlerin ön
sıralarında yer alır. Bütün bu iyi özellikleri yanında, ne yazık ki
imlâ hatalarının çokluğu eser için bir kusur teşkil etmektedir.
Biz, sistematiği açısından tercümemizde bu baskıyı esas aldık.
Riyâzü's-sâlihîn'in
bunlar dışında da neşirleri olduğu şüphesizdir. Başta da ifade
ettiğimiz gibi, biz görebildiklerimiz arasında önemli bulduklarımıza
işaret etmekle yetindik.
H.
Tercümeleri
Riyâzü's-sâlihîn'in,
Türkçe'ye bir kaç ayrı tercümesi yapılmıştır. Bunların ilki, Hasan
Hüsnü Erdem (1 ve 2. ciltler Kıvamüddin Burslan ile birlikte)
tarafından yapılan ve Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları arasında 3
cilt olarak neşredilen tercümedir. Eser, daha sonra Mehmet Emre,
Sıtkı Gülle, Salih Uçan ve İhsan Özkes tarafından da tercüme edilmiş
ve çeşitli yayınevleri tarafından neşredilmiştir. İhsan Özkes'in
tercümesi hadislerin kısa açıklamalarını da ihtiva etmektedir. Diğer
tercümelerin hepsi sadece hadis metinlerinin Türkçeleştirilmesinden
ibarettir.
Riyâzü's-sâlihîn,
başka dillere de tercüme edilmiştir. Bizim tesbit edebildiğimiz
kadarıyla, İngilizce'ye iki ayrı tercümesi yapılmıştır. Bunlardan
biri Abdur Rehman Shad tarafından iki cilt halinde yapılan tercüme
olup, (Lahore - Pakistan l988) neşredilmiştir. Diğeri de S.M. Madni
Abbasi tarafından yapılan yine iki cilt halindeki tercüme olup,
(Riyadh bty.) o da yayınlanmıştır.
Riyâzü's-sâlihîn'in
Fransızca'ya yapılan tercümeleri de vardır. Bunlardan biri Saîd
Al-Laham tarafından yapılmış olup (Dar el-Fiker, Beyrouth - Liban,
l991) neşredilmiştir. Bir başka tercüme de Fawzi Chaban tarafından
yapılanı olup, o da (Dar al-Kutub al-Ilmiyah, Beyrouth - Liban bty.)
iki cilt halinde neşredilmiştir.
Riyâzü's-sâlihîn'in
daha başka dillere yapılmış tercümelerinden söz edilmekte ise de biz
bu konuda herhangi bir bilgi ve belgeye rastlayabilmiş değiliz.
Kaynaklar
Abdülmevcûd Muhammed Abdüllatîf, Keşfu'l-lisâm an esrâri tahrîci
hadîsi Seyyidi'l-enâm, I-II, Kahire 1404/1984.
Abdülganî Dakr, el-İmâm en-Nevevî, Dımaşk 1407/1987.
Abdülganî Abdülhâlık, Hücciyyetü's-sünne, Beyrut 1407 (l986).
Abdülkâdir en-Nuaymî, ed-Dâris fî târîhi'l-medâris (nşr.
Ca`fer el-Hasenî), Kahire 1988.
Ahmed Abdülazîz Kasım el-Haddâd, el-İmâm en-Nevevî ve eseruhû
fi'l-hadîs ve `ulûmihî, Beyrut 1413/1992.
Bağdatlı İsmail Paşa, Îzâhu'l-meknûn (nşr. Kilisli Muallim
Rifat - Şerefeddin Yaltkaya), İstanbul 1945-47.
Brockelmann, GAL, Suppl. Leiden 1937-1943.
Cemâleddin el-Kâsımî, Kavâidü't-tahdîs, Dımaşk l935(1353).
Çakan İsmail.L., Anahatlarıyla Hadis, İstanbul l982,
İbn Aşûr, Makâsıdu'ş-şerî'a (trc. Mehmet Erdoğan-Vecdi
Akyüz), İstanbul 1988.
İbn Kâdî Şühbe, Tabakâtü'ş-Şâfi`iyye (nşr. Abdülalîm Han),
Beyrut 1407/1987).
İmam eş-Şâfiî, er-Risâle (nşr. A. M. Şâkir), Kahire
1940/1358.
İsnevî, Tabakâtü'ş-Şâfi`iyye (nşr. Abdullah el-Cübûrî), Riyad
1400/1980.
Karâfî, el-İhkâm (nşr. Ebû Gudde), Halep 1967.
Kâtip Çelebi, Keşfü'z-zünûn (nşr. Kilisli Muallim Rifat -
Şerefeddin Yaltkaya), İstanbul 1360-62/1941-43.
Kehhâle, Mu'cemü'l-müellifîn, Dımaşk 1376-81/1957-81.
Kurtubî, el-Câmi' li ahkâmi'l-Kur'ân, I-XX, Kahire 1387.
Kütübî, Fevâtü'l-Vefeyât (nşr. İhsan Abbas) Beyrut 1973-74.
M.
Lokman es-Selefî, İhtimâmü'l-muhaddisîn bi nakdi'l-hadîs seneden
ve metnen, Riyad 1487/1987.
Mübârekfûrî, Tuhfetü'l-ahvezî, I-X, Kahire 1359.
Muhammed Zekeriyyâ Kândehlevî, Evcezü'l-mesâlik ilâ Muvattai
Mâlik, Beyrut 1410-1989.
Mustafa es-Sibâî, es-Sünne ve mekânetühâ fi't-teşrî'i'l-İslâmî,
Kahire 1961.
Müneccid, Mu`cemü'l-müerrihîne'd-Dımaşkıyyîn, Beyrut 1978.
Serkis, Mu`cemü'l-matbû`âti'l-arabiyye ve'l-mu`arrebe, Kahire
1928-30.
Sübkî, Tabakâtü'ş-Şâfi`iyyeti'l-kübrâ (nşr. Mahmûd Muhammed
et-Tanâhî ve Abdülfettâh Muhammed el-Hulv), Kahire 1383-96/1964-75.
Süyûtî, el-Minhâcü's-sevî fî tercemeti'l-imâm en-Nevevî (nşr.
Ahmed Şefîk Demc), Beyrut 1408/1988.
Süyûtî, Miftâhu'l-cenne fi'l-ihticâc bi's-sünne, 1402 (baskı
yeri yok),
Shad, Abdur Rehman, Riyâd as-sâlihin, Lohore-Pakistan, 1988
(Muhammed İkbal Sıddîkî'nin önsözü, s. IX-XIV).
Tâhir el-Cezâirî, Tevcîhü'n-nazar ilâ usûli'l-eser, Kahire
1910/1328.
W.
Heffening, "Nevevî", İslam Ansiklopedisi, IX, 222-223.
Zebîdî, Tâcü'l-`arûs, nvy maddesi.
Zehebî, Tezkiretü'l-huffâz, Haydarâbâd 1375-77/1955-58.
Ziriklî, el-A`lâm Beyrut 1984.
|