|
Ö N S Ö Z
Allah'a
hamd, Resûl-i Ekrem'ine, onun âl ve ashâbına salât ü selâm olsun.
İmâm
Nevevî'nin Riyâzü's-sâlihîn'i necip milletimizin din kültüründe
öncelikli yeri olan hadis kitablarının başında gelir. Zira Cumhuriyet dönemi
Türkiye'sinde, Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi'nden
sonra, merhum Hasan Hüsnü Erdem ve Kıvâmüddin Burslan tarafından dilimize
tercüme edilerek Diyânet İşleri Başkanlığı'nca yayımlanan ikinci hadis
kitabı Riyâzü's-sâlihîn olmuştur. Uzun yıllar bu tercüme vâsıtasıyla
kendisinden istifâde edilen eser, gördüğü rağbet sebebiyle son senelerde
birkaç tercümeye ve Delîlü'l-fâlihîn adındaki şerhinden yapılan
tercüme bilgilere dayanan kısa bir şerh çalışmasına kavuşmuş bulunmaktadır.
Zengin
muhtevâsı ve mükemmel tertibi ile dikkat çeken bu değerli eser, diğer İslâm
ülkelerinde daha ziyâde kelimelerinin açıklanması tarzındaki ilmî neşirlerle
daima güncelliğini korumuştur. İslâm ülkelerinin pek çoğunda, çeşitli
seviyedeki dinî öğretim kurumlarının ders proğramlarında okunmasının yanında
bilhassa vaaz ve irşad faaliyetlerinin de vaz geçilmez el kitabı hüviyetiyle
geniş bir kullanım alanına sahip olmuştur. Giderek derinlik kazanan sünnet
kültürümüz, uzunca bir zamandan beri -diğer hadis kaynaklarının yanında- bu
değerli eserin de yeni ve doyurucu bir şerhe kavuşturulması ihtiyacını
hissettirmekteydi. Özellikle din hizmeti verenlerin, cemaatlarını
aydınlatmakta kendisinden güvenle faydalanacakları bir şerhe olan
ihtiyaçları daha da büyüktü.
Güzel
yurdumuzda her geçen gün biraz daha gelişen tebliğ ve irşad alanları ve yeni
yeni siyasî özgürlüklerine kavuşan Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'ndeki
müslümanların ihtiyaçları dikkate alındığında Riyâzü's-sâlihîn
gibi bir esere daha fazla görev düştüğü kabul edilecektir. Bu düşünce ve
tesbitlerden hareketle, öncelikle din hizmeti veren müfti, vâiz, imam ve
hatiplerimizin, aynı zamanda İslâm'ı öğrenmek ve uygulamaya koymak isteyen
üniversite ve lise talebelerinin ve İslâmî konularda bilgilenme ihtiyacı
duyan halkımızın bu ihtiyaçlarını karşılayacak bir tercüme ve orta
büyüklükte bir şerh çalışması yapmaya karar verdik. Uzun bir hazırlık
döneminden sonra, her seviyedeki insanımızın istifâdesini kolaylaştırmayı
esas alan bu tercüme ve şerhi yazmaya başladık.
Tercüme ve
şerhin mâhiyetinden kaynaklanan güçlüklere, komisyon çalışmalarının tabiî ve
kaçınılmaz güçlükleri de eklenince, iş gerçekten daha uzun bir zaman ve
mesâî gerektirdi. Mütercim ve şârihler olarak aramızda geliştirdiğimiz
prensipler listesinin âzamî ölçüde uygulanabilmesi için birimizin yaptığı
tercüme ve şerh, diğerleri tarafından baştan sona okunup kontrol edildi.
Öyle ümid ediyoruz ki, bu yolla hem üslûpta belli bir yaklaşım sağlanmış
hem de kaçınılması mümkün olmayan hataları en aza indirme imkânı yakalanmış
oldu.
Bu
çalışmamızı mütalaa buyuracak aziz okuyucularımızın dikkatlerini çekeceğini
sandığımız bazı uygulamalarımızı şöylece sıralamak mümkündür:
1. Konu
başlıkları elden geldiğince kısa ve özlü yazılmış, daha sonra tam tercümesi
verilmiştir.
2. Konu
başlarındaki âyetler kısaca açıklanmıştır.
3. Hadis
metinlerinden sonra, Nevevî'ye ait bazı açıklamalar Arapça metinden
çıkarılmış, ancak bu bilgiler şerh esnasında dikkate alınmıştır.
4.
Hadislerin sahâbî râvileri, ilk geçtikleri yerde hadisin tercümesinden
hemen sonra kısaca tanıtılmıştır.
5.
Hadislerin, el-Mu'cemü'l-müfehres li-elfâzı'l-hadîsi'n-nebevî esas
alınarak Kütüb-i Sitte çerçevesinde tahrici yapılmış; ancak
Nevevî'nin göstermediği kaynaklar "Ayrıca bk." diyerek verilmiştir.
6.
Hadislerin kitap içinde tekrarlandığı yerlere işaret edilmiştir.
7.
Hadisler her geçtiği yerde, özellikle o konuyla ilgili yönleri açısından
şerhedilmiştir.
8. Şerhte
günümüzün şartları ve ihtiyaçları göz önünde bulundurulmuş, hadislerin bu
açıdan ihtivâ ettiği mânalar, anlaşılır bir dille ifade edilmeye
çalışılmıştır.
9.
Açıklamalar esnasında Kütüb-i Sitte şerhleri yanında Ali el-Kârî'nin
Mirkâtü'l-mefâtîh adlı pek değerli Mişkâtü'l-Mesâbîh şerhi
daima göz önünde bulundurulmuştur.
10. Şerhte
bir konu hakkındaki farklı görüşler içinden genellikle biri tercih edilerek
verilmiş, bunlar ayrıca tartışılmamıştır.
11.
Yazımda genellikle Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin (DİA) imlâsı
esas alınmış, şahıs isimlerinin yazımında Arapça gramer kurallarına değil,
Türkçe söyleyişe uyulmuştur. Meselâ Zeyd b. Abdillah ismi, Zeyd İbni
Abdullah diye yazılmıştır.
12. Son
cilt, aranan her konunun kolaylıkla bulunabileceği çok yönlü ve bilimsel bir
fihrist cildi olarak düşünülmüştür. İnşallah bu fihrist yardımıyla kitaptan
sıhhatli ve süratli olarak yararlanma imkânı temin edilmiş olacaktır.
İşlediği
konulara dair âyetler ve Kütüb-i Sitte'den seçilmiş hadisler ihtivâ
eden Riyâzü's-sâlihîn'in her türlü bilimsel mesâîye lâyık bir hadis
kitabı olduğu açıktır. Biz gerçekleştirdiğimiz bu tercüme ve şerh
çalışmasının, sünnet kültürümüze katkıda bulunacağını ümid ediyoruz.
Kökleri geçmişin karanlığı ile emperyalistlerin İslâm coğrafyasını talan
iştihasında yatan, müslümanların inanç, amel ve düşünce birliğini yıkmayı
ve ümmet şuurunu ortadan kaldırmayı hedefleyen, sünnet aleyhindeki
çalışmaların yazılıp konuşulduğu bir sırada böyle bir eserin gün yüzüne
çıkması bizim için ayrı bir sevinç ve şükür konusudur.
Müslüman
milletimize hizmet etmek arzusuyla orta hacimde, sade, anlaşılır bir şerh
olarak kaleme aldığımız bu çalışmanın, yüce Rabbimiz'in rızâsına ve sevgili
Peygamberimiz'in şefaatine vesîle olmasını dileriz.
Ayrıca
eserin yayımını üstlenerek hiç bir fedakârlıktan kaçınmadan en güzel şekilde
neşrini gerçekleştiren Erkam Yayınevi yetkililerine, özellikle
hazırlık safhasında bize yardımcı olan Hadis Anabilim Dalı Araştırma
Görevlisi Aynur Uraler'e, hadis metinlerini büyük bir özenle dizen
Hasan Alioğlu'na, eseri yayına hazırlama ve tashihte gösterdiği titizlik
ve ciddiyetten dolayı muhterem Mustafa Eriş'e ve her kademede emeği
geçen diğer görevlilere teşekkür ederiz.
Mütercim ve Şârihler
10 Eylül 1996
|