ZEKAT

Ulu Allah (c.c.) şöyle buyuruyor.

«Zekâtı veren müminler kurtuluşa ermişlerdir» (Müminun:4)

Ebu Hureyre’den (RA) rivayet edildiğine göre Peygamber’imiz şöyle buyuruyor:

«Altın ve gümüşü olup da bunların hakkını (miktarı belirtilen, zekâtını) vermeyenler için,  mutlaka kıyamet günü bu altın ve gümüş, madenleri ateşten levhalar halinde getirilerek vücutları bunlarla kızartılır, yanları ve sırtları bu levhalar üzerinde dağlanır.»

Yani bu levhalar çok dahi olsa cismi onlara göre genişletilir. Levhalar soğudukça miktarı elli bin sene olan kıyamet gününde tekrar kızdırılırlar. Bu hal ta kullar arasında muhakeme bitip herkes yolunun “Cennete mi yoksa Cehenneme mi” gideceğini görünceye kadar devam eder.

Ulu Allah (c.c) şöyle buyuruyor.

«Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda kullanmayanlar yok mu? Onları acı bir azab ile müjdele!. Kıyamet günü O altın ve gümüş, Cehennem ateşinde kızdırılarak onunla alınları burunları ve sırtları dağlanır ve onlara, işte bu kendiniz için biriktirdiğinizdir. Biriktirdiğinizin tadını tadın denilir.»  (Tövbe:34-35)

Peygamber’imiz (S,A.S.) buyuruyor ki:

«Kıyamet Günü üzerlerine farz kılınmış olan hakkımızı alıkoydular, diyecek olan fakirler yüzünden vay zenginlerin başına gelenlere. Çünkü o zaman ulu Allah fakirleri İzzet ve Celalim hakkı için bu gün sizi kendime yaklaştıracak ve onları uzaklaştıracağım.» diye cevap verir.

Arkasından Peygamber’imiz (sav) şu ayeti okudu:

«Onlar o kimselerdir ki mallarında dilenci ile mahrum için muayyen bir hak vardır.»   (Mearic:24-25)

Rivayete göre Peygamber’imiz (sav) Miraç’a götürüldüğü gece sağılmaya, zehirli ot otlamaya veya kızgın taşın üzerine doğru sürüklenen, koyunlar gibi Cehenneme doğru sürülen arkası ve önü yamalı bir gurupla karşılaşır, Cebrail’e (a.s) «Bunlar kim?» diye sorar.

Cebrail (a.s) de Peygamber’imize (sav) şu cevabı verir;

«Bunlar, mallarının zekâtını vermemiş olanlardır.

Allah onlara zulmetmiş değildir, zaten Allah kullarına asla zulmetmez.»

– H i K A Y E –

Bir gün “Tabiin”den bir gurup Ebu Sinan’ı ziyaret etmeğe giderler. İçeri girip yanına oturunca Ebu Sinan misafirlerine “Hep birlikte kalkalım da; kardeşi ölen bir komşumuz var, onu taziye edelim.” der.

Bundan sonrasını, gurupta bulunan Muhammed ibni Yusuf ei-Feryabi şöyle anlatıyor.

– Birlikte kalktık, o adamın evine Vardık, onu hüngür hüngür ağlarken ve bitkin bir vaziyette bulduk, acısını hafifletecek ve kendisini teselli edecek sözler söylemeye başladık, fakat o hiç teselli ve taziye sözlerine kulak asmıyordu. Ona “ölümün kaçınılmaz bir yolculuk olduğunu bilmiyormusun?” dedik, bize “tabi biliyorum, ama ben kardeşimin gece gündüz çektiği azaba ağlıyorum” diye cevap verdi, ona  “Allah sana gaybımı bildirdi ki, böyle söylüyorsun? dedik,” bize şu cevabı verdi:

–  Hayır, fakat kardeşimi gömüp kabrini toprakla doldurunca, herkes mezarlıktan ayrıldıktan sonra ben kabrin başına oturdum, o sırada içerden bir ses geldi, şöyle diyordu; “Eyvah, beni tek başıma azab ile başbaşa koyup gittiler, oysa ki ben namazımı kılar ve orucumu tutardım.” Kardeşimin bu feryadı beni ağlattı ve durumu nasıldır? diye görmek için kabrini kazmaya başladım, bir de ne’ göreyim, içerde ateş yanıyor ve kardeşimin boynuna da ateşten bir halka geçirilmiş! Kardeşlik şefkatime yenilerek boynundan halkayı çıkarayım diye elimi uzattım, parmaklarım ve avucum yandı.

Muhammed ibni yusuf el-Feryabi anlatmaya devam ediyor ,

– Adam yorganın altında sakladığı elini çıkardı, yanık karası olduğunu gördük. Arkasından sözlerine devam etti: Durumu böyle gördükten sonra üzerini yeniden toprak ile örterek mezarlıktan ayrıldım. Kardeşimin haline nasıl ağlamayayım, onun acısını nasıl unutayım. Adama “Kardeşin dünyada iken ne kötülük ederdi?” diye sorduk, bize “Malının zekatını vermezdi” diye cevap verdi, o zaman hepimiz: Bu durum ulu Allah’ın şu ayet-i kerimesinin doğruluğunu’ ortaya koyuyor. dedik.

Ulu Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

«Allah’ın kendi faziletinden onlara bağışlamış olduğu malda cimrice davrananlar, kendi hesaplarına iyi davrandıklarını sanmasınlar, tersine bu tutum kendileri için kötüdür. Cimrilik ile yanlarında alakoydukları mal (zekat) Kıyamet Günü halka olup boyunlarına geçirilecektir.» (Ali-imran:180)

Demek ki, kardeşinin azabı Kıyamet Gününe bırakılmayarak öne alınmış ve kabirde uygulamaya konmuştur.

Muhammed İbni Yusuf sözlerine şöyle devam ediyor,

Bir müddet sonra hep birlikte adamın yanından ayrılarak Peygamber’imizin (S.A.S.) arkadaşlarından biri olan Ebu Zerr’in (R.A.) yanına vardık, adamın başından geçenleri ona anlattık ve ona

– Yahudiler ve Hıristiyanlar ölünce onların kabirlerinde neden böyle bir durum görünmüyor” diye sorduk, bize

– Onların cehennemlik olduğu kesindir, fakat ulu Allah size müminlerin böylesine durumlarını, ibret alasınız, diye gösteriyor. diye cevap verdi.

Nitekim ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«Hiç şüphesiz, Allah’dan size çeşitli ibret manzaraları gelmiştir. Görüp ibret alan kendine iyilik eder, ibret manzaralarına karşı göz yumanlar da kendilerine zarar, ederler. Ben sizin başınızda koruyucu değilim.»  (En’am:104)

Peygamber’imiz (S.A,S.) şöyle buyuruyor:

«Mallarının zekatını verirler, Allah katında  yahudiler ve hıristiyanlar gibidirler. Öşür vergisini vermeyenler, Allah katında, ateşperestlerden farksızdırlar.»

Zekat ve öşür vermeyenler hem meleklerin, hem Peygamberimizin  dili ile lanete uğramışlardır, onların şahidlikleri geçersizdir.

Ebu Hureyre, (R.A.) sözlerine şöyle devam ediyor.

– Zekat ve öşür vergisini ödeyenlere ne mutlu. Üzerinde zekattan dolayı, kabir azabı ve Kıyamet Günü azabı bulunmayanlara ne mutlu çünkü malının zekatını verenlere  ulu Allah kabir azabı çektirmez. Kıyamet Günü de vücutlarını cehennem ateşine haram kılar, hesaplaşmaksızın onları Cennet’e koyacağı kesindir. Öyle kimseler dudakların yanacağı o demlerde susuzluk da çekmezler.