RİYAZET VE NEFSANİ ŞEHVET

İmam Gazali Hazretleri - Riyazet ve Nefsani Şehvet

Şehvet

Ulu Allah (C.C.) Hazreti Musa’ya (AS.) bildirdi ki, «Ya Musa! Eğer benim sana sözümün, diline, içinden geçenlerle ruhunun bedenine, görme gücünün gözüne ve işitme gücünün kulağına olan yakınlığından daha yakın olmamı istiyorsan Muhammed’e (A.S.A.) çok selât-ü selâm getir.»

Nitekim ulu Allah (C.C.) şöyle buyurur:

— Herkes yarın ne gönderdiğine (Kıyamet günü için ne amel işlediğine) baksın» (18)

Ey insan! Bilmelisin ki, kötülüğü ısrarla emreden nefis, sana İblis’ den daha düşmandır. Şeytan, ancak nefsin heva ve azgın istekleri yolu ile senin üzerinde baskı kurabilir. Nefsin seni aşırı emellerle ve dayanaksız kuruntularla aldatmasın.

Çünkü gamsızlık, gaflet, vurdumduymazlık, rehavet düşkünlüğü, tembellik ve miskinlik nefsin karakteristik özelliklerindendir. Her zaman eğri hedefleri ileri sürer, onun her şeyi kof ve dayanaksızdır.

Ondan hoşnut olup dediğine uyarsan mahvolursun, onu bir an kontrol ve hesabından kaçınırsan batarsın, ona karşı gelmeyi başaramayıp arzularına boyun eğersen seni cehenneme götürür. Hayra yöneltilemez, belâların başı, rezilliklerin kaynağı» şeytanın hazinesi, her türlü kötülüğün sığınağıdır. Onu ancak yaratıcısı bilir. Allah (C.C.) şöyle buyurur.

— Âllah’dan korkunuz. Çünkü O, (iyi-kötü) yaptığınız her şeyden haberdardır» (19)

Kul, Ahiret hazırlığı yolunda kullanıp kullanmadığı nokta-i nazarından ömrünün geride kalan kısmını değerlendirse, bu düşünme ameliyesi kalb hesabına bir temizlenme fırsatı olur. Nitekim Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Bir saat düşünmek, bir yıllık «nâfile ve câhilâne olarak yapılan) ibadetten daha hayırlıdır» Ebu’l – Leys’in Tefsirinden böyle beyan edilmiştir.)

Aklı başında olanın geçmiş günahlarına tevbe etmesi, âhirette kendisini kurtarıp saadete ulaştıracak şeyler üzerine düşünmesi, aşırı emelleri gemlemesi, zaman geçirmeden tevbe etmesi, Allah’ı zikretmesi, yasaklardan kaçınması, nefsine karşı direnmesi ve onun azgın arzularına boyun eğlemesi gerekir.

Nefis bir puttur, nefsine boyun eğen puta tapmış olur Allah’a ihlâsla kul olanlar, sırf O’na kulluk etmeyi başaranlar, nefislerine yenen kimselerdir.

Rivayet edilir ki, Malik İbni Dinar (rahimehullahu) bir gün Basra çarşısında gezinirken gözü incire takılır, canı çeker. Yanında parası olmadığı için ayağındaki terliği çıkararak bakkala verir, .«karşılığında bana incir ver» diye teklif eder.Terliği gözden geçiren bakkal «bu hiç bir şey etmez» der. Malik de geçer, gider.

Bakkala «bu adamı tanımıyor musun» diye sorarlar, bakkal «hayır» der, ona «bu adam Malik İbni Dinar’dır» derler.
Bunun üzerine bakkal bir tabağa incir doldurarak kölesinin başı üzerine yerleştirir ve «şu ilerde yürüyen adam bu incir tabağını senin elinden almayı kabul ederse seni âzâd edeceğim» der.

Köle Malikin peşinden koşar, yetişinçe ona «bu incir dolu tabağı Lokman-ı Hakim demişti.

«Oğlum! Uykuda ve yemekte ölçüyü kaçırma. Çünkü çok yiyip çok uyuyanlar; Kıyamet gününe, salih amel yönün-den eli boş varırlar» Münyetil – Müthi’de böyle denilmiştir.

Peygamber’imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

— Çok yeyip içerek kalbi öldürmeyin. Çünkü çok sulanmış bitkinin kuruması gibi oburluk da kalbi öldürür.»
Salihlerden biri mideyi, kalbin altında kaynayan ve buharı kalbi saran bir kazana benzetir, buharın çokluğu kalbi lekeler, hatta karartır.

Oburluk, anlayış ve bilgi azlığına yol açar, mide şişkinliği. zekâ keskinliğini giderir.

Anlatıldığına göre bir gün Yahya İbni Zekeriyya (A.S.) şeytan ile karşılaşır. İblisin kucağında bir tomar yular vardır. Hz. Yahya ona «bunlar nedir» diye sorar. Şeytan «bunlar insanoğullarını avlamama yarayan azgın nefsi arzulardır» diye cevap verir.

Hz. Yahya «aralarında bana ait bir şey var mı» diye sorar. Şeytan «hayır yok, yalnız sen bir gece yemeği fazla kaçırmıştın da seni namazdan alıkoyduk» karşılığını verir.

Bunun üzerine Hz. Yahya «öyleyse bundan sonra hiç bir zaman doyasıya yememeye kesinlikle karar veriyorum» der.

Şeytan da «o halde ben de bundan sonra hiç kimseye nasihat vermemeye kesin karar veriyorum» karşılığını verir.

Bu durum ömründe bir gece yemeğinin ölçüsünü kaçıran içindir, buna karşılık ömründe bir gece bile acıkdığını hissetmeyen ve buna rağmen kendini ibadet heveslisi sayan kimsenin haline ne dersiniz?!

Yine anlatıldığına göre Yahya Bin Hz. Zekeriyya (A.S.) bir keresinde karnını arpa ekmeği ile fazlaca doyurur, o gece her zamanki zikrini yapamadan uykuya dalar. Allah (C.C.) O’nu vahiy yolu ile şöyle azarlar, «ey Yahya! Benim evimden daha hayırlı bir ev mi buldun, yoksa bana yakın olmaktan sana daha faydalı bir muhit mi buldun? izzet ve celâlim hakkı için, eğer Firdevs ile cehennemin her ikisini yakından görüp mukayese etsen gözyaşı yerine irin ağlar ve dikişli elbise yerine demir giyerdin.»

Hz. Ebubekir (R,A\) şöyle buyurur, «Allah’a ibadet etmenin tadına varayım diye müslüman olduğumdan beri doyasıya yemedim. Allah’a kavuşmak şevki ile kanasıya içmedim. Çünkü, çok yemek, az ibadete sebep olur, insan çok yiyince vücudu ağırlaşır, gözkapaklarına ağırlık çöker, azaları gevşer. Böyle bir kimsenin elinden, kendini ne kadar zorlarsa zorlasın uykudan başka bir şey gelmez, çöplüğe atılmış bir leş gibi olur» Minlacil alezhinde böyle denilmiştir.

(18) Kur’an-ı Kerim/-Haşr Sûresi, 18
(19) Kur’ân-ı Kerim/Haşr Sûresi, 18