TEBBET SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre, “El-Feth” sûresinden sonra Mekke-i Mükereme’de nâzil olmuştur. Beş âyet-i kerîmeyi ihtiva etmektedir.

Ebû Leheb’in hüsrana, helâke uğradığını gösterdiği için kendisine “Tebbet” adı verilmiştir. Maamafih “Mesed” den, yâni: Fitilli bir ipten bahsettiği için kendisine “Mesed sûresi” de denilmiştir.

Bundan evvelki “En-Nasr” sûresinde müslümanlar için dünyada yardım, âhirette sevaba ulaşmanın takdir edildiği bildirilmişti.

Bu sûrede de âsî, Peygambere karşı düşmanca vaziyetler alan bir şahıs ile eşinin dünyada zarar, âhirette azaba uğrayacakları bildirilmiş olduğu için bu iki sûre arasında mühim bir münâsebet vardır.

1. Ebû Leheb’in iki eli helâk oldu, kendisi de hüsrâna uğradı.

1. Bu mübârek sûre, Resûl-i Ekrem Sallâlâh-ü Aleyhi Vesellem’e eza ve cefada bulunmuş olan Ebû Leheb ile eşinin helâk olarak şiddetli bir azaba atılacaklarını ihtar buyurmaktadır.

Şöyle ki: (Ebu Leheb’in) yâni: Abdül’muttalib’in oğlu olan Abdül’uzza adındaki bir İslâmiyet düşmanının (iki eli helâk oldu.) yâni:

Kendisi helâk olsun, hüsrana uğrasın, bu, onun hakkında bir bedduadır, onun böyle bir duaya lâyık olduğuna bir işârettir. (Ve) Kendisi de hakikaten (hüsrana uğradı.) helâk olup gitti.

Bu da o helâki vukuundan önce haber vermektir. Nitekim o helâk, daha sonra tahakkuk etmiş, Kur’an-ı Kerim’in bir mûcize olduğu bu sebeple de ortaya çıkmıştır.

“Teb”, “Tebbab” lafızları ziyan, helâk ve zarar mânâsınadır.

2. Ona ne malı bir fayda verdi ve ne de kazandığı şey.

2. (Ona) O Yüce Peygamberin düşmanına (ne malı bir zenginlik verdi.) kendisini ihtiyaçtan, hüsrandan kurtarabildi, (ve ne de kazandığı,) kendisini azaptan kurtarabildi. Bütün servet ve zenginliği, bütün evlât ve dostları kendisine faydalı olamadılar.

3. Bir alevli ateşe girecektir.

3. O İslâmiyet düşmanı, elbette ki: Bu dünya azabından başka da (bir alevli ateşe girecektir.) bu da onun hakkında diğer bir ilâhî tehdiddir ki, âhirette gerçekleşecektir.

Bu şahsın künyesi olan (Ebû Leheb) adıyla bildirilmesi, onun ateş saçan bir cehenneme atılmaya lâyık olduğuna işaret etmektedir. Çünkü “Leheb” ateş alevi, parıldayan bir ateş, tutuşan bir ateş parçası demektir.

Kur’an-ı Kerim’de Ebû Leheb’ten başka asr-ı saadetteki kâfirlerden hiç birinin lâkabı, ismi açıkça zikredilmemiştir. Bu da o şahsın ne kadar kötü olduğuna bir delildir.

4. Odun yüklenmiş olan karısı da.

4. Maamafih Ebu Leheb’in (Odun yüklenmiş olan) Erva Ümmi Cemîle Binti Herp adındaki (karısı da..) cehennem âteşine atılacaktır.

5. Boynunda bükülmüş bir ip olduğu halde ateşe atılacaktır.

5. Evet.. O kadın da (Boynunda bükülmüş bir ip olduğu hâlde) âteşe atılacaktır. Çünkü: O da Resûl-i Ekrem’e eza ve cefada bulunmaya çalışırdı, o Mübârek Peygamber’e pek ziyade düşmanlık gösterir, o mübârek Peygamberin yolu üzerine geceleyin dikenli ağaçları, otları yüklenerek getirir, döküverirdi.

Maamafih bu kadın, Resûl-î Ekrem aleyhinde koğuculukta bulunur, İslâm dinini söndürmeğe çalışırdı, bu itibar ile de kendisine “o, odun hamalıdır” derlerdi, bununla o kimsenin insanlar arasındaki münâsebetleri yıkmak istediğini kastederlerdi.

“Cîd” Unuk, boyun demektir. “Mesed” de bükülmüş ip, urgan mânâsınadır.

Bu mübârek sûrenin iniş sebebi hakkında Sahih-i Buhari’de ve tefsirlerde şöyle deniliyor: “En yakın olan akrabanı uyar” (Şuara, 26/214) meâlindeki âyet-i kerîme nâzîl olunca Resûl-i Ekrem Sallâlâh-ü Teâlâ Aleyhi Vesellem Safa tepesine çıkmış, seslenerek Kureyş kabîlesini çağırmış, onlar da gelip toplanmışlar Ebû Leheb de gelmiş idi, Hz. Peygamber buyurmuş ki: Size bir düşmanın sabahleyin veya akşamleyin gelip hücum edeceğini haber versem, beni tasdik eder misiniz?.

Onlar da dediler ki: Evet.. Tasdik ederiz, çünkü, hepsi de Resûl-i Ekrem’in Muhammedül’emîn olduğunu bilip itiraf ederlerdi,onun üzerine Yüce Peygamber buyurdu ki: Ben sizi ilerdeki bir azaptan dolayı korkutucuyum, yâni öyle bir azaba uğramamak için İslâm dinini kabul ediniz, Peygamber’in bu ihtarını dinleyen Ebû Leheb, o muazzam Peygamberin amcası bulunmak şerefine sâhip olduğu hâlde hemen inkâra başladı

“Tebbenlek”: Yazıklar olsun sana!. Sen bizleri bunun için mi dâvet ettin dedi, Resûl-i Ekrem’e hakaret göstererek oradan ayrıldı gitti. İşte bu hâdise üzerine bu sûre-i celîle nâzil olmuş, helâke lâyık olan şahısların Ebû Leheb gibi inkârcılardan ibaret olduğu gösterilmiştir.

Gerçekten de Ebû Leheb, Hicretin ikinci senesi Bedr gazvesinde İslâm mücahitlerinin muvaffakiyetlerinden dolayı üzülerek yedi gün sonra Adese denilen ufacık bir sivilce hastalığı olup helâk edici olan bir hastalıktan öldü vücudu kokuştu, o bulaşıcı bir hastalık olduğu için çoluk çocuğu bile yanına yaklaşamaz oldular, nihâyet üç gün sonra bir yere defnedildi. İşte kendisine serveti de, çoluk çocuğu da bir faide veremez bulunmuştu. Daha sonra eşi de ölüp lâyık olduğu cezaya kavuşmuştur.

Kısacası: Bu sûre-i celîle, bildirmiş oluyor ki: Cenab-ı Allah’ın dinine, Resûlü’ne, düşman olanlar, bir hidâyet mumunu söndürmek isteyenler, nihâyet kendi çirkin düşüncelerinin, kötü amellerinin şiddetli cezalarına uğrayacaklardır.

Maamafih onların dünyada uğrayacakları felâketler, kendilerini gelecekteki, âhiret âlemindeki asıl, en korkunç cezalardan aslâ kurtaracak değildir.

Onların gelecekleri ise daha pek ziyade korkunçtur. Binaenaleyh asıl selâmet ve saadete nâil olmak isteyenler, Resûl-i Ekrem’e tâbi olarak onun gösterdiği yolu takip etmelidirler. İslâm dinine güzelce sarılmalıdırlar. İşte insanlar, ancak o sâyede ilâhî lütuflara nâil olurlar, ebedî saadetlerini temin etmiş bulunurlar. Ve başarı, Allah’tandır.