Anasayfa / Tefsir / NAS SURESİ

NAS SURESİ

Spread the love

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre de Felâk sûresini müteâkip Medine-i Münevvere’de nâzil olmuştur. Altı âyet-i kerîmeyi ihtiva etmektedir. Ve Kur’an-ı Kerim’in son yüz on dördüncü sûre-i celîlesi bulunmaktadır, insanların âlemlerin Rabbi’ne sığınmalarını emrettiği için kendisine böyle “Nâs sûresi” adı verilmiştir. Bu hikmetli sûrede ne gibi bir şeyden dolayı Cenab-ı Hak’ka sığınılmasını beyan buyurduğu cihetle kendisinden evvelki Felâk sûresi ile aralarında büyük bir münâsebet vardır.

1. De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.

1. Bu sûre-i celîle de insanları vesveseleri ile saptırmak isteyen gerek cin tâifesinin ve gerek bir takım şeytan tabiatlı insanların şerlerinden Kâinatın Yaratıcısı’nın koruma ve himayesine sığınmanın lüzumunu ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Nebilerin, Resûllerin sonuncusu!. Ve ey İnsanların ve Cinlerin Peygamberi! Dua ve niyâzda bulun (De ki:) Ben (insanların Rab’bine sığınırım.) İnsanları yaratan, besleyen, koruyan, terbiye eden, edeblendiren Kerim Yaratıcı’ya sığınırım.

2. insanların Melik’ine..

2. Ve istirhamına devam ederek de ki: (Nâs’ın
Melik’ine..) sığınırım. Yâni: Bütün insanların sâhibi, hükümdarı, işlerini idare eden ve bütün insanlığın selâmet ve saadetini temin edecek olan hükümlerin koruyucucu ve emredicisi bulunan Yüce Mâbud’a sığınmayı bir kulluk vazifesi bilirim.

3. İnsanların İlâh’ına.. sığınırım.

3. Ve yine niyâzına devam ederek de ki: (İnsanların İlâh’ına..) Sığınırım. Yâni: Bütün mahlûkatın Yaratıcısı, sâhibi, olmakla beraber ilâhlık ve Mâbudluk sıfatına sâhip bulunan ve O’nun yegâne varlığından başka bu Yüce sıfata sâhip bir kimse bulunmayan Allâh-ü Teâlâ Hazretlerine sığınırım.

4. O gizlice vesvese verenin şerrinden.

4. (O gizlice vesvese verenin) Yâni: Kalplere yanlış düşünceleri düşürmek isteyen şeytanın ve şeytan tabiatında bulunan aldatıcı kimselerin (şerrinden.) dolayı Allah’ın himâyesine sığınırım. O vesveselere kapılmak tehlikesinden emîn olmayı niyâz eylerim.
“Vesvâs” esasen vesvese, yâni: Gizli ses mânâsına olup insanın içersine kötü düşünceleri bırakan şeytandan ve o gibi vesvese veren kimselerden ibarettir. “Hannâs” da geri çekilen, sinsi sinsi çalışan, fırsat gözeten, vakit vakit fazlaca vesvese veren, aldatmaya çalışan demektir.

5. Ki: O, nâs’ın göğüslerinde vesvesede bulunur.

5. Evet.. O şeytandan Cenab-ı Allah’a sığınmalıdır. (Kİ..O) Pis (insanların göğüslerinde vesvesede bulunur.) onun bunun içerisine yanlış kuruntular düşürür, bâtıl şeyleri süslü göstererek bir nice gâfilleri aldatır, onları güzelce düşünmekten mahrûm bırakır, felâketlere uğratmış olur.

6. O vesvese veren gerek cinden ve gerek insandan olsun, hepsinden de Allah’a sığınmalıdır.

6. Gerçekten de öyle pek büyük birer düşman olan aldatıcı kimselerden, o kalplere vesveseler düşüren din düşmanlarından kaçınılmalıdır, öyle vesvese veren (gerek cinden ve gerek insandan) olsun.. Herhangi bir tâifeden bulunmuş ise bulunsun, onların hepsinden de kaçınılmalıdır, onların şerlerinden Allâh-ü Teâlâ’ya sığınmalıdır. Başka türlü bir kurtuluş çaresi yoktur.

“Bu ilâhî emir gösteriyor ki: İnsanları aldatmaya, sapıtmaya çalışanlar, iki guruptur. Birincisi cin şeytanlarıdır ki, bunlar vakit vakit insanların içerlerine vesvese düşürür, insanları yanlış bir yola sürüklemek isterler. Diğerleri de insan şeytanlarıdır ki: Bunlar daha büyük, daha kurnaz şeytanlardır. Bunlar çok kere kendisini iyiliksever göstererek bâtıl fikirlerini, vesveselerini başkalarına telkine çalışır dururlar. Şüphe yok ki: Açık düşmanlara karşı direnmek, nispeten kolaydır. Fakat gizli düşmanlara, kalplere vesvese düşürmeğe çalışan şeytan tâbîatlı kimselere karşı koymak pek zordur. Onlara karşı pek uyanık bir hâlde bulunmak lâzımdır.

Çünkü, böyle bir düşman, insanı yalnız maddî ve geçici bir hayattan mahrûm bırakmış olmaz. Belki insanın ebedî, mânevî hayatını zehirleyerek onu en büyük mahrûmiyetlere, cezalara uğratmış olur. Binaenaleyh akıllı bir insan, dostu ile düşmanını tanır, ne cin şeytanlarının vesveselerine kıymet verir, ne de insan şeytanlarının lâkırdılarını dinlemeye tenezzül eder.

“Allah’a hamd olsun” elimizde bir terazi vardır, hakiki bir ölçü mevcuttur. O da muazzam Mâbudumuzun kudsî hükümleridir, yüce emirleri ve yasaklarıdır. Bunlara muhalif olan herhangi bir söz, herhangi bir hareket, doğru değildir. Artık kendi selâmet ve saadetini düşünen bir mütefekkir insan; öyle dil veya yazıyla olan zararlı telkinlere, aldatmalara kıymet vermez, İslâm dininin gösterdiği selâmet ve hidâyet yolunu takibe çalışır, ebedî muvaffakiyetlere nâil olur.

Kısacası: İnsanın mânevî varlığını, ebedî selâmetini yok etmek isteyen, insanı ruhan zehirleyerek ebedî hüsrâna düşürmeğe çalışan kimselerden sakınmanın pek ehemmiyetine işaret için olmalıdır ki: Bu sûre-i celîlede kendisine sığınmakla emrolunan yüce zâtın hem Rablığı, hem mâlikiyeti, hem de ilâhlığı beyan buyrulmuştur.

Binaenaleyh biz mü’mînler dâima o kerîm, rahîm Mâbudumuzun himâyesine sığınırız, bizleri görünür, görünmez düşmanlardan korumasını istirham eyleriz. Bizleri gaflet, cehâlet uykularından kurtararak ruhlarımızı Kur’an’ın nûrları ile aydınlatmasını niyâzda bulunuruz. Ey lütuf ve ihsânı sonsuz olan mukaddes Mâbudumuz!. Bu âciz kulunun kusurlarını da afv buyur, inleyen kalbini genişleterek Kur’an’ın feyizlerinden yararlandırır, peygamberlerin efendisi hürmetine.

“Kabulünü Yüce Allah’tan istirham etmekte olduğum bu eserin naçizâne tarihine hicrî “1, Muharrem 1381” senesinden başlanılmış ve “27, Zilhicce 1384” senesinde sona erdirilmiştir. Kabulünü Cenab-ı Hak’tan niyâz eder, Peygamber Efendimiz Hazretlerinin şefaatlerini istirham eylerim.

Print Friendly, PDF & Email
Scroll Up