LEYL SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre “El-A’lâ” sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Yirmi bir âyet-i kerîmeyi içermektedir. Bundan evvelki “Eşşems” sûresinde kimlerin kurtuluşa erecekleri ve kimlerin felâkete uğrayacakları bildirilmişti. Bu sûrede de kurtuluşa ve felâkete sebep olan şeyler bildirildiğinden dolayı evvelki sûreyi bir nevî açıklama durumundadır.

1. Andolsun örtüverdiği zaman geceye.

1. Bu sûre-i celîle, insanların iki zümreye ayrılmış olduklarını bildiriyor. Bir zümrenin hak rızâsı için fedakârlıkta bulunduğunu, diğer bir zümrenin de cimrilikten, kibirli bir vaziyetten ayrılmadığını haber veriyor. Hak yolunda çalışan birinci zümrenin ne kadar mükâfatlara nâil olacaklarını müjdeliyor. Cimri ve kibirli olan ikinci zümrenin de ne müthiş bir âkıbete uğramış bulunacaklarını ihtar etmektedir. Şöyle ki: (Andolsun) Her şeyi karanlığı ile (örtü verdiği zaman geceye…) ki: Artık insanlar istirahata başlar, Cenab-ı Hak’kın diğer bir nîmetine kavuşmuş olur.

2. Ve açıldığı zaman gündüze.

2. (Ve) Geceye ait karanlığın gidip güneşin doğması ile (açıldığı) ışıklar içinde kaldığı (zaman gündüze..) de andolsun ki, o da yeniden bir hayatî faaliyete başlamak vaktidir. Bu vakit olunca insanlar, geçimlerini temine çalışmaya başlarlar, cemiyetin yaşayabilmesi ve yükselebilmesi için gereken şeyleri elde etmeğe çalışırlar, diğer heyet sâhipleri de faaliyetten geri duramazlar.

3. Ve erkeği ve dişiyi yaratana.

3. (Ve erkeği ve dişiyi) de birer yaratılış eseri olmak üzere (yaratana da.) andolsun. Evet.. Hz. Âdem ile Havvâ’yı ve onların erkek ve dişi evlât ve torunlarını var eden ve hikmet gereği muhtelif durum ve kabiliyette bulunan daha nice hayat sâhiplerini vücuda getiren Yüce Yaratıcıya da andolsun ki:

4. Şüphe yok ki: Sizin çalışmanız dağınıktır.

4. Ey insanlar!. (Şüphe yok ki, sizin çalışmanız) faaliyet ve gayretiniz (dağınıktır.) muhtelif mahiyetlerde bulunmaktadır. Bir zümrenin çalışması, Allah’ın rızâsına uygun ve kendileri için selâmet ve saadete vesîle bulunuyor. Diğer bir zümrenin çalışması ise isyânkârca olup kendilerini mesûliyetlerine, uhrevî felâketlerine sebep oluyor. Bu ilâhî beyan, yukarıdaki yeminlerin cevabıdır ve insanlık muhitindeki o muhtelif çalışmaların nazarı dikkatlerini çekecek bir durumda bulunduğuna işaret etmektedir.

5. Artık kim infak etti ve sakındı ise.

5. (Artık) Bu dünyada, bu imtihan âleminde (kim intak etti ise) hak yolunda malını dağıtıp, fakirlere, hayır işlerine yardım eyledi ise (ve sakındı ise..) Cenab-ı Hak’tan korktu, nefsini gayr-i meşrû şeylerden men ederek temiz bir şekilde yaşadı ise..

6. Ve en güzel olanı tasdik etti ise.

6. (Ve en güzel olanı tasdik etti ise..) Yâni: En güzel olan namaz, oruç, zekât gibi kulluk vazifesini takdîr ve bunları meşrû olmalarındaki hikmet ve faydayı tasdik etti ve yüceltti ise.

7. İmdi ona en kolay olan için kolaylık veririz.

7. (İmdi) Biz de (ona en kolay olan için) kendisini kolaylıkla rahata kavuşturacak, cennete eriştirecek bir yolu takip etmesi için kendisine (kolaylık veririz.) onu kolaylığa eriştiririz. Onu vazîfelerini kolaylıkla, seve seve, tam bir huzurla yerine getirmeye muvaffak eyleriz, onu, güzel infak etme ve korunmasının böyle mükemmel mükâfatına erdiririz.

8. Amma kim cimrilikte bulundu ve kendini müstağni saydı ise..

8. (Amma kim cimrilikte bulundu) ise malını bir hayra sarf etmedi ise veya şehvetleri uğranda sarf edip de Allah’ın rızâsını çekecek bir şekilde sarf etmekten kaçındı ise (ve istiğna gösterdi ise) yâni: Servetine mağrur olup sevap kazanmaya muhtaç olmadığını ve başkalarının sevgisini, duasını almaya ihtiyacı olmadığını zanneyledi ise.

9. Ve en güzeli yalanladı ise..

9. (Ve en güzeli tekzîb etti ise..) Yâni: Allâh-ü Teâlâ yolunda yapılan infakın pek güzel sevaba vesîle olacağını inkâr eyledi ise, uhrevî mükâfatların varlığına inanmayıp inkârcı bir hâlde yaşadı ise..

10. Onu da en zor olan için kolayca hazırlarız.

10. (Onu da) O inkârcı şahsı da (en zor olan için) cehennem ateşine atılmak gibi en şiddetli bir âkıbete (kolayca iletiriz.) onu pek korkunç azaplara sebep olacak olan en zor ve en kötü özelliklerle vasıflandırırız.

11. Ve aşağıya düştüğü zaman onu malı kurtaramayacaktır.

11. (Ve) O cimri şahsı (aşağıya düştüğü zaman) yâni: Cehenneme atılarak cezasına kavuştuğu gün (onu malı kurtaramayacaktır.) o çokluğuna güvendiği, ondan muhtaçlara yardımda bulunmadığı malı kendisine o günde bir fâide veremeyecektir.

“Tereddi”; yukarıdan aşağıya düşmek mânâsına olup ölmek ve cehenneme atılmaktan kinâyedir.

12. Şüphe yok ki: Hidâyet yolunu göstermek bize aittir.

12. Cenab-ı Hak, şöyle buyuruyor: (Şüphe yok ki: Hidâyet yolunu göstermek bize aittir.) Yâni: Yüce Allah, insanları yaratmış, onlara hak ile bâtılın arasını ayırt edebilecek yaratılıştan gelen bir kabiliyet vermiştir ve onlara Peygamberleri ve kitapları vasıtasîle hayır ve şer yolunu bildirmiştir. Bu, insanlık hakkında Allah’ın bir rahmetidir. Artık insanlar, kendilerine lütfen gösterilmiş olan hidâyet yolunu tasdik; etmeli değil midirler?. Ebedî istikbâllerini temine çalışmaları icâbetmez mi?.

13. Ve muhakkak ki, âhiret de, dünya da bizimdir.

13. (Ve muhakkak ki: Âhiret de, dünya da bizimdir.) Yâni: Allah’ın zatına mahsustur. Onun mülküdür, o Yüce Yaratıcının kudret ve tasarrufu altındadır. Artık insanlık için lâzım değil midir ki: O Kerem Sâhibi Mâbud’un emir ve fermanı doğrultusunda hareket etsinler.

14. Artık sizi alev saçıp duran bir ateş ile korkuttum.

14. O Yüce Yaratıcı kullarını uyandırmak, onlara kulluk vazifelerine riâyet etmelerini tembih için de buyuruyor ki: (Artık sizi) Ey insanlar!. (Alev saçıp duran) dâima tutuşmakta bulunan (bir ateş ile) cehennem ile (korkuttum.) o şiddetli azabı sizlere defalarca ihtar ettiğini, sizleri o sûretle de uyanmaya dâvet ederek hakkınızda öyle bir şekilde de Allah’ın merhameti tecellî etmiş bulunmaktadır. Artık bundan da istifâde ederek şükürde bulunmalı değil misiniz?.

15. Ona kötü olandan başkası girmez.

15. (Ona) O pek şiddetli ateş içine (en şaki olandan) Allâh-ü Teâlâ’nın Resûllerini, kitaplarını inkâr eden, haktan yüz çeviren ve tevbe ve istiğfar etmeden ölüp giden kâfirlerden (başkası girmez.) onlar, en şiddetli cehennem ateşleri içine ebedî bir sûrette atılmış bulunurlar. Böyle en şiddetli ve daimî bir azap kâfirlere mahsustur.

16. Öyle kötü ki: Yalanlamış ve yüz çevirmiştir.

16. İşte Cenab-ı Hak, bu hakikati şöylece beyan buyuruyor: (Öyle şaki ki, yalanlamış) Allâh-ü Teâlâ’nın birliğini, Peygamberlerinin risâletini,
onların teblîğ ettikleri kitapları tasdikten kaçınmış, inkâra devam edip durmuştur. (Ve yüz çevirmiştir.) Allah’ın hükümlerini kabul etmeyip itiraftan kaçınıp durmuştur. Artık böyle bir şahıs, elbette ki: Öyle pek şiddetli bir azaba lâyık olmuştur.

17. Ve çok takva sahibi olan ise ondan uzaklaştırılacaktır.

17. (Ve çok takva sâhibi olan ise) Yâni: Küfür ve şirkten pek ziyade sakınıp onları hatırına bile getirmeyen pek samimî mü’mîn ise (ondan) o bildirilen cehennem ateşinden (uzaklaştırılacaktır.) öyle bir zât, o ateşe atılmak değil, ona yakın bile bulundurulmayacaktır. O, Allah’ın korunması altına girmiştir. Onun pek seçkin vasıfları, meziyetleri vardır.
“Tecnib” ayırmak, uzaklaştırmak demektir.

18. Öyle takva sahibi ki: Malını verir temizlenir.

18. Ezcümle o zât (Öyle) muttaki bir zâttır (ki: Malını verir) hayır yolunda sarf eder, fakirlere, ve zaiflere yardımda bulunur. Bir riya için bir meth ve övgüye kavuşmak amacıyla olmaksızın sırf bir arınma maksadiyle ve hüsnüniyyetle malını dağıtır, (temizlenir.) İndallah en temiz bir kul olmuş olur.

19. Halbuki: Onun yanında hiç bir kimsenin bir nimeti yoktur ki: O, mükâfatlansın.

19. (Halbuki: Onun) O pek takva sâhibi zâtın (yanında hiç bir kimsenin bir nîmeti yoktur ki, o mükâfatlansın.) onun bu infakı, başkasından görmüş olduğu bir nîmetin, bir yardımlaşmanın karşılığı, bir mükâfatı değildir.

20. Ancak pek yüce olan Rabbinin rızasını aramak için infakta bulunur.

20. O muhterem zât (Ancak pek yüce olan Rab’binin rızâsını aramak için…) öyle infakta bulunur, o, öyle cömerttir.

“Hak yolunda kim verirse canını, emvâlini.”
“Elde eyler âkıbet bir nice kat emsâlini.”

21. Ve andolsun herhâlde râzı olacaktır.

21. (Ve andolsun ki: Herhâlde) O pek muttaki zâttan Allâh-ü Teâlâ Hazretleri de (râzı olacaktır.) onu o güzel amelinin mükâfatına kavuşturacaktır. O zât da böyle nâil olacağı pek büyük nîmetlerden dolayı her yönüyle bir ebedî saadet ve hoşnutluk içinde kalacaktır. Ne muazzam bir muvaffakiyet…

Bir rivâyete göre bu âyetler, Ebû Bekri Sıddık Radiyallâh-ü Anh Hazretleri hakkında nâzil olmuştur. İslâmiyet’i kabul ettiği için müşrikler tarafından birçok eziyetlere hedef olan ve Ümiyye İbn-i Halefin kölesi bulunan Bilâl-i Habeşî Radiyallâh-ü Anh Hazretlerini bir miktar altın karşılığında satın alıp âzad etmişti. Müşrikler, Hz. Sıddık’ın bu cömertliğini görünce “onun yanında Bilâl’in bir iyiliği bulunmalıdır ki onu böyle satın alıp âzad etti.” demişler işte Hz. Sıddık’ın sırf Allah rızâsı için bu fedakârlığını takdîr ve o müşriklerin iddiasını red için bu mübârek âyetler nâzil olmuştur.

Müfessirlerin çoğunluğu bu görüştedirler. Maamafih bu mübârek âyetlerin hükmü umumîdir, takva ile hakkında donanmış, cömert mü’minlerin büyük mükâfatlara nâil olacaklarını müjdelemektedir. Hak Teâlâ Hazretleri cümlemizi o pek seçkin zâtlara muhabbet ve bağlılıktan ayırmasın, âmin..