Anasayfa / Tefsir / KEVSER SURESİ

KEVSER SURESİ

Spread the love

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre, “El’Adiyât” sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Üç âyet-i keri’meyi içermektedir. Resûl-i Ekrem’e ihsân buyurulan Kevseri bildirdiği için kendisine bu isim verilmiştir. Maamafih bir ismi de “Nahr sûresi”dir. Bundan evvelki “El’Mâun” sûresinde dini yalanlayan bir şahsın pek kötü vasıfları bildirilmişti. Bu sûrede de Allah’ın dinini yaymakla emrolunan Yüce Peygamber olduğunu hayır ve bereket ile kendisinin yüce değerinin bildirilmesinden dolayı bu iki mübârek sûre arasında nazarı dikkati çekecek bir münâsebet vardır.

1. Şüphe yok ki: Biz sana kevseri verdik.

1. Bu mübârek sûre, Yüce Peygamberimizin nâil olduğu nîmetleri ve onun iki kudsî vazifesini bildiriyor. Ve O Yüce Resûl’e düşmanlıkta bulunanların her türlü mahrûmiyetlere mahkûm olduklarını teşhîr etmektedir. Şöyle ki: Ey Yüce Peygamber!. Ey Yaratıkların en şereflisi!. (Şüphe yok ki, biz,) Kudret ve azametle hususi bir lütuf olmak üzere (sana kevseri verdik.) seni öyle fevkalâde bir çok hayra eriştirdik, senin adını, şanını pek fazla yükselttik.

Kevserden maksat, âlimlerin çoğuna göre cennette bir ırmaktır veya bir havuzdur. Onun vasfı hakkında deniliyor ki: Onun suyu baldan tatlıdır, sütten daha ziyade beyazdır, kardan daha soğuktur. Kaymaktan daha yumuşaktır, ondan bir kere içen bir daha susuzluk hissetmez, onu ancak bir zevk ve mutluluk için içmeğe devam eder, o güzel su mahallinin kenarları Zeberceddendir, bardakları gümüşten olup semâdaki yıldızlar kadar çoktur.

Maamafih İbn-i Abbas Radiyallâh-ü Anhadan rivâyet olunduğuna göre bu kevserden maksat, çok hayırdır. Zâten arap dilinde “Kevser” kelimesi, “Keserret” kelimesinden alınmıştır ki: Adet ve değer ve kıymet itibariyle “kesîr” Yâni: Çokça olan her şeye kevser deniliyor. Bu itibar ile bu kevser denilen şey, hem kevser nehrine, havuzuna verilen isimdir, denilir, hem de diğer ilâhî lütuflara ad olarak verilmektedir. Binaenaleyh kevser hakkında şöyle denilmektedir.

1. Kevserden maksat, Cennetteki bir ırmak veya havuzdur ki, Resûl-î Ekrem’e ihsân buyrulmuş olacaktır. Buna dair bir çok sahîh hadisler vardır. Bunun varlığını tasdik etmek, dini bir farizadır.

2. Kevserden maksat, Kur’an-ı Kerim ki: O, dünyevî ve uhrevî hayırları toplayan, en lezzetli bir feyiz kaynağı, bir mânevî hayat suyu mahiyetinde bulunmaktadır.

3. Kevserden maksat, Resûl-i Ekrem’in sâhip olduğu peygamberlik şerefidir ve umumi mânâda peygamberliktir ki, bu iki âlemin hayrını toplamaktadır, bütün insanlık için bir saadet vesîlesidir.

4. Kevserden maksat, Peygamber Efendimizin sâhip olduğu, pek çok fâziletlerdir ki: Bunlar ile bütün yaratıklar üzerine üstün bulunmuştur.

5. Kevserden maksat, Resûl-i Zîşan Efendimizin makâm-ı mahmuda erişmesi ve ümmetine şefaat etmeğe izin almasıdır, dünyada da âhirette de güzelce anılmasıdır.

6. Kevserden maksat, Hz. Peygamberimizin çocukları ve kendisine tâbi olan Resûl-İ Ekrem’in muhterem nesli, muhterem kızı Hz. Fâtımatüzzehra vasıtası ile dünyaya şeref vermiş, onun temiz sülalesi, kıyamete kadar devam etmekte bulunmuştur. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin ve diğer peygamber torunları bu cümledendir. Allah hepsinden râzı olsun.

7. Kevserden maksat, Yüce Peygamber ashabı ve ümmetinden âlim olanlardır ki: O zâtlar, İslâm dinini yaymaya hizmet etmiş, mü’minleri mânevî feyizlere, ruhani lezzetlere nâil kılmışladır.

8. Kevserden maksat, dini İslâm’ın bütün dinlere galebesi ve Resûl-İ Ekrem’in fetihlere nâil ve dünyada da âhirette de güzelce anılmasıdır.
Kısaca: Pek büyük bir ilâhî lütuf olan kevser için bütün bu muazzam Yüce Peygamber, bu nîmetlerin hepsine de nâil bulunmuştur. Sallâllâh-ü Aleyhi Vessellem.

2. Artık Rabbin için namaz kıl ve kurban kesiver.

2. (Artık) Ey yüce Resûl!. Sen bu kadar nîmetlere, ilâhî lütuflara nâil bulunuyorsun, bunları sana ihsân buyurmuş olan (Rab’bin) o Kerîm Mâbudun (için namaz kıl) o pek kudsî ibâdete devam et (ve kurban kesiver) şükür vazifesini yerine getir, keseceğin kurbanın etinden muhtaç olanlara yardımda bulun, en küçük yardımı bilen menedenlere muhalif olarak insanîyete yardım et.

Bâzı zâtlara göre bu namazdan maksat, ya sabah namazıdır veya kurban bayramı namazıdır. Nahrdan maksat da ya tekbir alırken elleri yukarıya kaldırmaktır veya namazda göğüs ve boyun ile kıbleye istikbâlde bulunmaktır.

3. Muhakkak ki: O sana buğz edendir, Ebter.

3. Ey Yaratıkların en fâziletlisi!. (Muhakkak ki: O sana buğz edendir,) Sana adavette bulunan, sana ebter (nesli kesik) demek cinâyetini işleyen alçak kimse yok mu?. İşte o alçak heriftir. (Ebter.) olan dünyevî ve uhrevî hayırdan kesili mahrûm kalmış bulunan tâ kendisidir. Senin Yüce zâtın ise her türlü hayra mazhardır. Senin zürriyetin devam edecektir, senin fâziletinin izleri kıyamete kadar dünyaya şeref verecektir, senin güzelce anılman dâima müslümanların lisanlarını süsleyecektir.
Bu mübârek sûrenin nüzul sebebi hakkında şöyle deniliyor.

1. Resûl-i Ekrem, Sallallâh-ü Aleyhivessellem Efendimizin muhterem oğlu Hz. Kasım vefat edince “Âs İbni Vâil” demiş ki: Muhammed’in -Aleyhisselâm- artık nesli kesildi, kendisini anacak evlâdı kalmadı.

2. Bir takım Mekke müşrikleri, Resûl-i Ekrem’in erkek evlâdının vefat ettiğini görünce: Onun nesli kesildi, kendisi, Ebter = anılmadan mahrûm kaldı, demişlerdi. O müşrikler, erkek evlâd sâhibi olmamayı bir kusur sayarak bununla insanları o Yüce Peygamber’e tâbi olmaktan menetmek istiyorlardı.

3. O din düşmanları, müslümanlara bir şiddet, bir darlık gelince bununla ferahlanıyorlardı. İslâm varlığının yok olmasını bekliyorlardı. Tâ ki: Kendi kâfirce varlıkları devam etsin, yok olmaktan kurtulmuş olsun.

İşte o kâfirlerin böyle bâtıl düşüncelerini red için bu sûre-i celîle nâzil oldu, pek kısa olduğu hâlde bir nice hakikatlere işâreti içermiş bulundu, Resûl-i Ekrem’in ilâhî korumaya mazhar ve nice nîmetlere nâil olduğunu gösterdi, o Yüce Peygamber’e tâbi olanların kurtuluş ve selâmete ereceklerine, muhalefette bulunanların da nihâyet Allah’ın kahrına uğrayacaklarına işaret buyurdu, nitekim de öyle olmuştur. Resûl-i Ekrem Efendimiz daha dünyada iken nice muvaffakiyetlere nâil oldu, ondan sonra da onun ashab-ı kirâmı, seçkin ümmeti, İslâmiyet’i doğuya ve batıya yaymaya muvaffak oldular, İslâmiyet güneşi, insanlık âlemine hidâyet nûrlarını yaymaya devam etmektedir. Ne mutlu bu kutsal ışıktan istifâde etmek şerefine nâil olan zâtlara, ve hamd Allah içindir.

Print Friendly, PDF & Email
Scroll Up