İNFİTAR SURESİ

infitar suresi tefsiri
infitar suresi tefsiri

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre, “Nâziât” sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. On dokuz âyet-i kerîmeyi içermektedir. İlk âyetinde İnfitârı, yâni: Göğün yarılacağını bildirdiği için kendisine bu ad verilmiştir. Bu Sûrede kıyametin vukuunda ne kadar mühim hâdiselerin meydana geleceği bildirildiği için kendisinden evvelki “Tekvir” sûresiyle aralarında büyük bir irtibat vardır.

Bu sûre-i celîlenin başlıca içeriği, şunlardır.

1. Kıyametin durumunu, büyüklüğünü tavsif etmek ve insanların gafletlerini, yalanlamalarını teşhîr etmek.

2. İnsanların bütün amellerinin melekler tarafından tespit edildiğini ihtar etmek.

3. Kıyamette insanların iki kısma ayrılıp bir kısmının Cennete, diğer bir kısmının da Cehenneme sevk edileceğini beyan etmek.

1. Gökyüzü yarıldığı vakit.

1. Bu mübârek âyetler, kıyamet alâmetlerinin
mühim bir kısmını bildiriyor. İnsanın fiillerinin melekler tarafından yazılmakta olduğunu haber vererek insanları uyanmaya dâvet buyuruyor. Şöyle ki: (Göğün yarıldığı vakit.) Öyle yüksek gök tabakası, meleklerin inmeleri için açıldığı zaman, öyle harikulâde bir hâdise meydana geleceği gün..
“İnfitar”: İnşikâk, yâni yarılmak demektir.

2. Ve yıldızlar dökülüp dağıldığı vakit.

2. (Ve) Büyük, küçük (yıldızlar) dağınık bir şekilde (dökülüp dağıldığı vakit..) Yâni: Yok oldukları zaman, yıldızların böyle yok olmaları, bir istiarei tasrihiyye (bir benzetmeden, benzeyenin kaldırılmasıyla yapılan istiâre) veya mekniyye (kendisine benzetilenin kaldırılmasıyla yapılan istiâre) yoluyla bağları çözülüp dağları cevherlere tesbîh edilmiştir.
“İntisar” dağılmak, ve saçılmak mânâsınadır.

3. Ve denizler kaynayıp aktığı vakit.

3. (Ve) Yeryüzündeki bütün (denizlerin kaynayıp aktığı vakit..) Aralarındaki engeller bertaraf olup tatlısı da, acısı da birbirine karıştıkları ve bir müddet yeryüzünü kapladıkları zaman.
“Tefcir” yarıp akıtmak demektir.

4. Ve mezarlar alt üst olduğu vakit.

4. (Ve mezarlar, alt üst edildiği vakit..) Yâni: Kabirlerin toprakları birbirine karıştırılarak altı üstüne getirildiği içindeki ölülerin hayat sahasına çıkarılacağı gün.

“Ba’sire”: Toprağı karıştırmak, dağıtmak, alt üst etmek mânâsınadır,

5. Herkes neyi ileri sürmüş ve neyi geriye bırakmış olduğunu bilir.

5. İşte o hâdiseler vâki olduğu zaman, haşr ve neşir gününde (Herkes) amel adına (neyi ileri sürmüş ve neyi geriye bırakmış olduğunu bilir.) Dünyada iken yapmış olduğu hayır ve şer adına ne varsa hepsini hatırlar durur. Bu ilâhî beyanda insanlık için büyük bir uyanma dersi veriyor, insanları ibâdet ve itaate teşvik edip günahlarından men etmekte ve sakındırmaktadır.
Artık her insan o âkibeti düşünerek hareket tarzını ona göre tanzim etmelidir.

6. Ey insan! Seni o kerîm Rabbine karşı ne şey aldattı.

6. (Ey insan!.) Ey kendi yaradılışını, hayat gâyesini düşünmeyen her hangi bir gâfil, âsi kimse!. (Seni o Kerîm, Rabbine karşı ne şey aldattı!.) Ne için kudret ve yardımıyla varlık alanına geldiğin ve o kadar nîmetlerine nâil olduğun Yüce Yaratıcı’nı düşünerek ona ibâdet ve itaatte, bulunmuyor ve şükür etmiyorsun, isyâna, inkâra cür’et ediyorsun!. O Yüce Mâbud’un keremi bol olduğu gibi kahr ve cezası da, isyânkârlar hakkındaki azabı da muhakkaktır.. Bu hususu da düşünmeli değil misiniz?

7. O Rabbin ki: Seni yarattı, sonra seni düzeltti de dengeli bir halde kıldı.

7. Evet. (O) Kerîm Rabbin (ki seni yarattı) seni yokluktan varlığa çıkardı, (sonra seni düzeltti) sana sağlam, muntazam organlar verdi (de dengeli bir hâlde kıldı.) Bütün uzuvlarına bir denge verdi, yaratılışını, boyunu güzel bir ölçüye tâbi tuttu.

8. Dilediği her hangi bir surette seni terkip etti.

8. Evet.. Ey insan!.. O Kerîm Yaratıcı (dilediği her hangi bir şekilde seni terkip etti.) Seni en güzel bir sûret olan insan sûretinde yarattı, erkeklik veya dişilik gibi bir mahiyette bulundurdu ve seni bir ebedî hayata aday kıldı, artık bütün bu nîmetleri, bu gâyeleri düşünüp de o Kerem Sâhibi Yaratıcı’yı birleyip, kutsayıp şükrânda bulunmalı değil misin?

9. Hayır hayır.. Siz belki dini yalanlıyorsunuz.

9. (Hayır hayır.) Bir çok insanlar, vazifelerini bilmiyorlar, şükür vazifesini yerine getirmiyorlar, bilakis inkârcı hareketlere cür’et ediyorlar.
Artık öyle kimseler, Allah’ın keremine değil, Allah’ın kahrına lâyık bulunmuşlardır. işte o gibi kimseleri red için Cenab-ı Hak buyuruyor: (Siz) o isyânkâr kimseler!. (Belki) Daha büyük cinâyetlere cür’et ediyorsunuz, hattâ (dini yalanlıyorsunuz.) Kıyametin vukuuna, orada mükâfat ve cezanın
olacağına inanmıyorsunuz. İnkârcı ve fâsıkca bir hâlden ayrılmıyorsunuz. Artık siz, Allah’ın keremine nasıl lâyık olabilirsiniz?. Âlemlerin Rabbi’nin lütuf ve keremi yarın âhirette müminler hakkında tecelli edecektir, kâfirler ve azgınlar ise her hâlde azap görüp lâyık oldukları cezalara kavuşacaklardır.

10. Ve şüphe yok ki: Sizin üzerinizde bekçiler vardır.

10. (Şüphe yok ki:) Ey insanlar!. (Sizin üzerinizde) hafaza melekleri adiyle (bekçiler vardır.) Bütün yaptıklarınızı amel sahifelerinize yazmaktadırlar.

11. Çok değerli yazıcılar vardır.

11. Evet.. (Çok değerli) Allah katında büyük mertebelere sâhip (yazıcılar vardır.) Onlar, sizin bütün fiil ve hareketlerinizi kayıt ve tesbit etmektedirler.

12. Ne yapmakta olduklarınızı bilirler.

12. Evet.. O mübârek melekler, ey insanlar!. Sizin (Ne yapmakta olduklarınızı) görür (bilirler.) Onları amel defterlerine kaydederler. Sizin hiç bir fikir ve düşünceniz onlarca bilinmemiş olamaz. Artık bu hakikati de düşünüp hâlinizi düzeltmeye çalışınız, dindarca ve, fâziletli bir hâlde yaşamaya gayret ediniz ki: Allah’ın keremine lâyık olabilesiniz.

13. Şüphe yok ki: Takva sahibi zatlar, hoş nimetler içindedirler.

13. Bu mübârek âyetler de Allah’ın keremine kimlerin kavuşacaklarını ve Rabbin azabına kimlerin uğrayacaklarını bildiriyor. Ve bir ceza günü olan kıyametin pek büyük varlığını ancak Yüce Yaratıcı bilip kullarına bildirilmiş olduğunu ve o gün de kimsenin kimseye ilâhî bir izin olmadıkça fâide vermeyeceğini beyan buyurmaktadır.
Şöyle ki: İnsanların amellerini tesbit ve yazma neticesinde sevap ve cezaya lâyık olanlar, belirlenmiş olurlar. Artık (şüphe yok ki: Takva sâhibi zâtlar) sahih bir imân ile, güzel amel ile vasfılanmış ve günahlardan kaçınmış bulunanlar (hoş nîmetler içindedirler.) Kendilerini cennetin ebedî nîmetleri kuşatmış olur.

14. Ve muhakkak ki; kötüler de yakıcı ateş içindedirler.

14. (Ve muhakkak ki: Facirler de) Küfür ile, münâfıklıkla vasıflanmış olan isyânkârlarda (yakıcı ateş içindedirler.) Onlar da cehenneme atılmış, orada ebedî bir azaba tutulmuş bulunurlar.

15. Cezâ günü oraya yaslanacaklardır.

15. Evet.. O suçlular (Ceza günü) yevmi kıyamette (oraya) o cehennem ateşine (yaslanacaklardır.) O azap mahalline atılarak orada ebediyen yanıp yakılacaklardır.

16. Ve onlar, ondan ayrılacak değildirler.

16. (Ve onlar) O ebedî sûrette cehennemlik olanlar (ondan) o cehennemden (ayrılacak değildirler.) Onlar, cehennemin azabından hiç ayrılamayacaklardır, ondan kaçıp saklanamayacaklardır. Devamlı olarak cehennemde kalarak azap göreceklerdir.

17. Ceza gününün ne olduğunu sana ne şey bildirdi!

17. O kıyamet günü ne kadar mühimdir. Ne kadar büyük bir heybete sâhiptir. O (Ceza gününün ne olduğunu sana ne şey bildirdi?) O ne kadar muazzam bir gündür. Ne enteresandır ki: Ey insan!. Sen ondan gâfil bulunuyorsun, o müthiş günü düşünüp durmuyorsun. Halbuki o günü düşünüp titremek, o gün için hazırlıkta bulunmak icabeder.

18. Sonra cezâ gününün ne olduğunu sana ne şey öğretmiş oldu..

18. Evet.. O gün ne kadar düşünülmeğe lâyıktır. (Sonra) O (Ceza gününün ne olduğunu sana ne şey öğretmiş oldu?.) Onun şiddetini, ebediyetini tamamıyla takdir etmek insanlığın anlayış kapasitesinin üstündedir. O her düşüncenin ötesinde bir yüceliğe ve heybete sâhiptir. Artık onun o azametini ve onun o pek ateşli vasfını ve ebediyyen devamını düşünerek onun felâketinden kurtuluşa vesîle olan sahih bir itikat ile, güzel güzel ameller ile vasıflanmaya çalışmak lâzım gelmez mi? Yalnız Allah’ın azabını gerektirecek fenâ hareketlerden kaçınmalıdır… İnsan için kurtuluş vesîlesi bundan ibarettir.

19. O günde hiç bir şahıs, bir şahıs için bir şeye sahip olamaz. O günde emir, ancak Allah’a mahsustur.

19. (O günde) O ceza zamanında (hiçbir şahıs bir şahıs için bir şeye sâhip olamaz.) Herkes kendi nefsini düşünür, kendi derdiyle uğraşır, kendisine bir zararı dokunmasın diye kendi yakınlarından, kendi çoluk çocuğundan bile kaçınır (o günde emir, ancak Allah’a mahsustur.) O kıyamet gününde kimse kimseyi koruyamaz, Allah’ın izni olmadıkça büyük makam sâhipleri bile diğer müminler hakkında şefaatte bulunamazlar. O günde genel olarak emir, bütün kâinata hâkim olan Allâh-ü Teâlâ, Hazretlerine aittir. Artık o ebediyet âlemini düşünmeli daha dünyada iken hayatı tanzime çalışmalı, doğruluktan, dini hükümlere riâyetten ayrılmamalıdır ki: O âhiret âleminde ebedî selâmet ve saadete kavuşmak nâsip olsun. Hak Teâlâ Hazretleri cümlemize muvaffakiyetler ihsân buyursun âmin.