FELAK SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre “El-Fîl” sûresinden sonra Medine-i Münevvere’de nâzil olmuştur. Beş âyet-i kerîmeyi içermektedir.

Felakın Rab’bine, yâni: Mahlûkatı tertip ve tanzîm eden kuvvetin ezeli sâhibi olan Yüce Yaratıcı’ya sığınmayı emrettiği için kendisine böyle “Felak” sûresi adı verilmiştir.

Ve böyle bir sığınmayı emrettiği için kendisine “Muavvize” sığındırıcı sûresi ismi de verilmiştir. Cenab-ı Hak’kın Kâinatın Yaratıcısı olduğunu ve her hususta onun yegâne varlığına sığınmanın lüzumunu bildirdiği için İhlâs sûresi ile aralarında büyük bir irtibat vardır.

1. De ki: Felakın yaratılıp meydana getirilmiş olan şeylerin Rabbine sığınırım.

1. Bu mübârek sûre, ne gibi zararlı şeylerin şerrinden Kerem Sâhibi Yaratıcının korunması himâyesine sığınılacağını beyan buyurmaktadır.

Şöyle ki: Ey Peygamberlerin en şereflisi!. Dua ve niyâzda bulunarak (De ki: Felâkın) yâni: Sabah vaktinin veyâhut yaratılıp vücuda getirilmiş olan şeylerin (Rab’bine) Yüce Yaratıcısına, (ilticâ ederim.) sığınırım.

Evet.. O âlemlerin Rabbi’ne sığınmalıdır ki: Sabah vakitlerini meydana getirerek gecelerin karanlığını gideriyor. Yeryüzünü yararak ondan nice ürünleri meydana getiriyor, dağları parçalayarak onlardan nice gözleri, nehirleri, madenleri meydana çıkarıyor.

Bulutları darmadağın ederek onlardan yağmurları yağdırıyor, validelerin rahimlerini bir infilâka uğratarak onlardan nice çocukları türetiyor.

İşte bu kadar hârikaları, eserleri yaratan, istifâde alanına sunan bir Ezeli Yaratıcı’nın, bir Kerem Sâhibi Mâbud’un koruma ve himâyesine sığınmak, biz kulları için şüphe yok ki: Bir selâmet ve saadet vesîlesidir.

“Avz” taze, sığınmak, ilticâda bulunmak mânâsınadır. “Felak” da sabah vakti ve mutlaka yaratmak, yarıp vücuda getirmek demektir.

2. Yaratmış olduğu şeylerin şerrinden.

2. Evet.. O Yüce Yaratıcı’nın (Yaratmış olduğu şeylerin şerrinden..) bütün insanlar ve cinlerin, bütün bu tabiat âlemindeki şeylerin, zümrelerin kötü telkinlerinden, zararlı tesirlerinden emîn bir hâlde bulunmak için o Hikmet Sâhibi Yaratıcı’ya sığınmak, onun himaseyine girilmelidir.

Aslında o Hikmet Sâhibi Yaratıcı’nın her yarattığı şey, bir hikmet ve faydaya dayalıdır. Onun yaratması, aslâ boş yere değildir.

Fakat yaratılan şeylerin bir nice fâideleri, lüzumları olduğu gibi bir kısmının da bir hikmet gereği olarak zararları vardır.

Bu hâl, bu imtihan âlemin gereklerindendir. Artık bizim vazifemiz de menfaatli olan şeylerden meşrû sûrette istifâdeye çalışmaktır. Zararlı olan şeylerden de kaçınarak Allah’ın himâyesine sığınmaktır.

3. Ve gecenin şerrinden, karanlığı çöküp ortalığı kapladığı zaman.

3. (Ve) Özellikle de ki: Ğâsik’in, yâni (gecenin) o karanlık vaktin (şerrinden karanlığı çöküp ortalığı kapladığı zaman…) her tarafı karanlık içinde bırakarak dehşet saçıcı bir vaziyet aldığı vakit âlemlerin rabbine sığınırım.

Çünkü, o vaziyet; pek korkunçtur, hayat sâhiplerinin bir nevi hayattan mahrûm kalmaları zamanı demektir.

“Gâsik” karanlıkla karışık gece demektir.
“Vekab” de girmek ve gâib bulunmak mânâsınadır ve karanlığı her şeyi kaplayan şeyden ibarettir.

Şöyle de deniliyor ki: “Gâsik”den maksat, bedr hâlinde bulunan aydır. “Vekab” de ayın tutulması, kararıp kalması veya güneşten ışık alamayarak safhasının ay nihâyetindeki üç gecede bir durgun tarzda bulunmasıdır.

Sihirbazlar, çoğu kere bu zamanda büyülerini yaparlarmış.

4. Ve düğümlere üfleyen büyücülerin şerrinden.

4. (Ve) Ey Yüce Resûl!. Niye de ki: (düğümlere) İpliklere (üfleyen) sihir yapmak isteyen büyücülerin, o gibi kötü, müfsit (lerin şerrinden..) Allâh-ü Teâlâ’ya sığınırım.

“Neffâsât” üfürmekte bulunan nefisler veya kadınlar demektir. “Ukad” de ukdeler yâni, düğümler mânâsınadır.

5. Ve haset ettiği zaman haset edenin şerrinden Rahîm olan Yaratıcı’ya sığınırım.

5. (Ve) Ey Yüce Peygamber!. Şöyle de ki: (Haset ettiği zaman haset edenin şerrinden..) de merhametli Yaratıcı’ya sığınırım.

“Hasid’den maksat” başkasının nîmetine karşı kıskanç bir vaziyet alan, o nîmetin yok olmasını arzu eden, o hususta elinden gelen zararlı çareleri sözle veya fiille başvurmak isteyen alçak tabiatlı şahıs demektir.

İşte vücutları bütün insanlık âlemi için zararlı olan öyle kimselerden dâima Cenab-ı Hak’ka sığınmalıdır. O Kerim Yaratıcı’nın himâyesine mazhar olan insanlar, o gibi zararlı şeylerden korunmuş olurlar.

Bu sûre-i celîlenin iniş sebebi hakkında deniliyor ki: “Lebid Binil’Asam” adında bir Yahudi, Yüce Peygamberimiz hakkında onbir düğümlü bir şey üzerine bir sihir yapmış, o şeyi bir kuyunun dibindeki bir taşın altına gömmüş idi.

Hz. Peygamber’in bu yüzden rahatsız, hasta olmasını arzu ediyordu. Fakat Cibrîl-i Emîn gelmiş, bu sûre-i celîleyi getirmiş, o sihir hâdisesini haber vermişti.

Resûl-i Ekrem Sallal’lâh-ü Aleyhi Vesellem de Hz. Ali ile Hz. Talha Radiyallâh-ü Teâlâ Anhüma’yı göndererek o sihir eserini o kuyudan çıkartmıştır.

Maamafih bu hususta ki rivâyetler, birer Ahad haber kabilindendir, onlar, itikad hususunda kesin bir delil olamazlar. Biz ancak şuna inanıyoruz ki: Cenab-ı Hak, Yüce Peygamberini düşmanlarının bu gibi fenâ sûikastlerinden korumuştur.

O Yüce Resûlüne “sihirlenmiş” diyenleri reddetmekte ve kınamaktadır. Esasen hangi bir din düşmanı, bir sihir yapmış olabilir. Fakat Cenab-ı Hak, o sihrin tesirini gidermiş, ondan Peygamberini korumuştur. Artık O Allah Peygamberi, sihirlenmiş olmaz.

Çünkü: Peygamberlerin zekiliği, gafletten korunmaları, tam bir akıl ve doğrulukla vasıflanmaları vâciptir.

Artık yapılan bir sihirden dolayı Yüce Peygamber’in aklen, fikren bir ârızâya uğraması düşünülemez.

İşte Peygamber Efendimizin istiaze ile, Allâh-ü Teâlâ’ya sığınmakla emredilmiş olması da onun o sâyede sihirbazların sihirlerinin tesirinden korunmuş olduğuna bir delildir.

Ve Cenab-ı Hak, O Yüce Peygamber’ini koruyacağını da (Arap): (Allah seni insanlardan koruyacaktır… Mâide, 5/67) âyet-i kerîmesi ile vâ’d buyurmuştur:

Artık şüphe yok ki: O Resûl-i Ekrem’in sihirbazların sihirlerinden de himâye buyurmuştur. Onların boş yere yapmış oldukları sihirlerinden O Yüce Peygamberin haberdar olması, bir mûcize mahiyetindedir ki: O gizlice yapılmış şeyleri bilip iptâl ettirmiştir.

Velhâsıl: Resûl-i Ekrem’in sihirden dolayı ruhen eziyet gördüğüne dair rivâyetleri, güzelce araştıran müfessirler, kabul etmemektedirler.

Bu hususa dair Tefsîr-i Kebirde, Essiracül’münîr’de, Tefsirül’meragi’de ve Tefsîrül’vazih’de güzelce açıklamalar vardır.

Velhâsıl: Biz müslümanlar için lâzımdır ki: Her hususta Cenab-ı Hakk’a sığınalım, her muvaffakiyeti ancak ondan bekleyelim, niyâz edelim.

“Allah’a sığın, Hak’ka sarıl, emrine râm ol”
“Mahfûz olayım dersen eğer cümle belâdan”