CASİYE SURESİ

casiye suresi tefsiri
casiye suresi tefsiri

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre de Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Otuzyedi âyet-i kerîme’den meydana gelmektedir. “Hâ, Mim” sûrelerinin altıncısıdır. (28) inci âyetinde her milletin kıyamet günü Casiye, yâni: Yerlere serilmiş bir hâlde bulunacağı haber verildiği için kendisine böyle “Casiye Sûresi” adı verilmiştir. (18) inci âyetinde şeriatdan ve (24) üncü âyetinde de dehreden (zamandan) bahsedildiği için kendisine “Şeriat Sûresi” ve “Dehr Sûresi” nâmı da verilmiştir.

Başlıca konuları şunlardır:

1. Allah Teâlâ’nın varlığını, kudret ve azametini gösteren yaratılış eserlerine dikkatleri çekmek.

2. İlâhî âyetlerin ehemmiyetine ve onlara karşı kâfirlerin aldıkları vaziyetlere işâret etmek.

3. İsrâiloğulları hakkındaki ilâhî lütfu ve onların bilâhare aldıkları nankörce vaziyeti bildirmek.

4. Kıyamet gününün dehşetini ve o gün insanların haklarında kendi amel sahifelerinin şahadette bulunacağını ihtar etmek.

5. Mü’minlere âhirette nâil olacakları büyük nîmetleri müjdelemek, inkârcıların da çirkin akidelerini ve mâruz kalacakları şiddetli cezalarını teşhir etmek.

6. Âlemlerin Rabbi’nin büyüklüğünü, bütün kâinat üzerindeki hâkimiyetini ve kudretiyle hikmetini beyân etmek.

1. Hâ, Mim.

1. Bu mübarek ayetler, Kur’an-ı Kerim’in yüceliğine dikkatleri çekiyor. Dış ve iç âlemdeki çeşitli yaratılış eserlerinin Allah’ın zatına veRabbani Yüceliğine âid ne kadar parlak birer delil ve birer mükemmel ibret ve uyanma vesîlesi olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ha, Mim.) Bundan maksat, ne olduğunu Allah’ın ilmine havale ederiz. Benzerlerine bakınız.

2. Kitabın indirilişi, azîz, hakîm olan Allah’tandır.

2. (Kitabın indirilişi) Yani: İnsanlık için bir hidayet rehberi olan bütün hayır ve fâzileti toplayan bütün Kur’an-ı Kerim’in veyahut onun bir kısmını teşkil eden bu Hâ, Mim sûre-i celîlesinin Hz. Peygamber’e vahyen bildirilmiş olması (azîz, hâkim olan Allah’tandır.) Evet.. O mukaddes kitap, her şeye galip, kaadir olan, bütün mahlûkatın hakkındaki emrleri, düzenlemeleri birer hikmet ve faydaya dayanan Kâinatın Yaratıcısı Allah tarafından son Peygamber’e ihsan buyurulmuştur. O Ezelî Yaratıcımızın azîz ve hâkim olduğuna ise bütün yaratılış eserleri, bütün maddî ve ruhanî varlıklar şahadet edip durmaktadır..

3. Şüphe yok ki, göklerde ve yerde mü’minler için elbette ibretler vardır.

3. Evet.. (Şüphe yok ki) Yüce Allah’ın kudret eseri olan (göklerde) o yüksek âlemlerde, onlarda parlayan bir nice varlıklarda (ve yerde) insanlığın ikâmetgâhı olan yer sahasında fâideli madenleri, kaynakları içinde saklayan bu yer kürede (mü’minler için elbette ibretler vardır.) o mümin zatlar, göklere ve yere baktıkça Kâinatın Yaratıcısı’nın varlığına, kudret ve hikmetine âid dış âlemle ilgili milyonlarca delilleri gözlerinin önünde parlamakta bulmuş olurlar.

4. Ve sizin yaradılışınızda ve neşrettiği her bir canlı şeyde yakınen bilip inanan bir kavim için ibretler vardır.

4. (Ve) Ey insanlar!, (sizin) Allah’ın kudretiyle (yaradılışınızda) birnice kuvvetler ile donatılmış olarak vücuda getirilmiş olmanızda(ve) yine Yüce Yaratıcı’nın yer yüzünde (yaydığı her bir canlı şeyde) çeşit çeşit hayvanların yaradılışında (yakınen bilip inanan bir kavim için) îmanları pek kuvvetli olup eşyanın hakikatlarını olduğu gibi takdire kabiliyetli olan bir insan topluluğu için (ibretler vardır.) bütün bu varlıklar, o mümtâz zâtların nazarlarında birer açık delildir, Allah’ın birliği hakkında birer parlak kanıttır. Artık onların kalblerinde şek ve şüpheden bir eser yoktur. İşte gördüğümüz bu varlıklar da, Cenab-ı Hak’kın birliğine, kudret ve yaratıcılığına âid iç âlemdeki delillerden ibârettir.

5. Ve gece ile gündüzün değişmesinde ve Allah’ın gökten bir rızk indirip onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde ve rüzgârları bir taraftan diğer tarafa döndürmesinde de akıllıca düşünen bir kavim için ibretler vardır.

5. (Ve gece ile gündüzün değişmesinde) Işıklı olup olmamalarında birbirini tâkib edip durmalarında, müddetlerinin çoğalıp azalmasında, vücuda gelmelerindeki gayelerde (ve Allah’ın gökten bir rızk) yâni: Vakit vakit yağmur (indirip onunla yeri ölümünden) kuruyup büyüyüp gelişmeden mahrum kaldıkları (sonra diriltmesinde) yeniden bitirme kuvvetine nâil buyurmasında (Ve rüzgârları bir taraftan diğer bir tarafa döndürmesinde de vakit vakit) doğuya, batıya ve kuzeye, güneye doğru yönlendirilmesinde de (akıllıca düşünen bir kavim için ibretler vardır.) bütün bu çeşitli, muhtelif hâdiseler, bir hikmet sâhibi Yaratıcı’nın varlığına açık birer delildir, gafletten kurtulan, akıllıca düşünen cemaatler elbette bunu takdir ederler, bu ibret levhâlarından bir ibret dersi alarak Allah’ın birliğini tasdikte bulunmuş olurlar. Velhâsıl: Yaratılış kabiliyetlerini zâyi etmeyen insanlar, îmandan, Allah’ın dinine bağlanmaktan ayrılmazlar, kendilerinde ilm ve irfân artıp da bu Kâinatın yaradılışını, bunların nasıl birer yaratılış hârikası olduklarınıdüşününce de îmanları fevkalâde kuvvet bularak ilmülyakin (kesin bilgi) derecesinden aynülyakin (mahiyetini kavrama) mertebesine yükselmiş olurlar, bu âlemdeki muhtelif hâdiseleri ve onların gayelerini ve birbirini ne kadar muntazam bir sûrette tâkib edip durduklarını düşündükçe de aklî kuvvetleri gelişmiş, Kâinatın Yaratıcısı’nın ne kadar muazzam bir kudrete, hikmete sâhip ve ortak ve benzerden uzak olduğunu pek güzelce anlamış bulunurlar. Ne büyük bir muvaffakiyet!.

6. İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir ki: Bunları sana hakkıyla okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi bir söze inanırlar?

6. Bu mübârek âyetler de Kur’an-ı Kerim’in yüksek mertebesine ve O’nun üstünde hakikate dayalı başka bir söz bulunamayacağına işâret buyuruyor. O Kur’an-ı Kerim’in âyetlerine karşı inkârcı ve kibirli vaziyet alanların şiddetli bir azaba uğrayacaklarını ihtar ediyor. O inkârcıları cehennem azabının tâkib edeceğini ve onların hiçbir kazançlarından ve hiçbir kimseden bir fâide göremeyeceklerini haber veriyor. Ve bir hidâyet vesîlesi olan Kur’an-ı Kerîm’i inkâr edenleri pek müthiş bir azap ile tehdit buyurmaktadır. Şöyle ki: (İşte bunlar) Bu okunan Kur’an âyetleri (Allah’ın âyetleridir.) o Kerem Sâhibi mâbud’un insanlığı ilâhî dine dâvet için göndermiş olduğu mübârek âyetlerdir, (bunları) Bu âyetleri ey Son Peygamber!, (sana hakkıyla okuyoruz) hak ve hakikatı içermiş olmak üzere sana vahyetmiş bulunuyoruz, bütün bu beyanat, hakka ve hikmete birer tercümandır, (artık) İlâhî dine dâvet edilen kâfirler (Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra) yâni: Resûl-i Ekrem’in Allah Teâlâ nâmına teblîğ ettiği dinî emirlerden, delillerden sonra (hangi bir söze inanırlar?.) öyle hakikatin tâ kendisi olan, enaçık bir uluhiyet delilî bulunan Kur’an’a, peygamberin tebliğlerine inanmayanlar, hiçbir doğru söze inanmazlar, onlar gerçek dışı olan şeylere inanırlar, öyle bir cehâlet eseri göstermiş olurlar.

7. Herbir yalancının, günâha düşkünün vay hâline!

7. (Her bir yalancının) Hakkı değiştirmeye cür’et edenin (günâha düşkünün) çokça günâh kazanmaya çalışanın (vay hâline!.) en büyük azap ona yönelik bulunacaktır.

8. Allah’ın âyetlerinin kendisine karşı okunur olduğunu işitir de sonra böbürlenerek israr eder, sanki onları işitmemiştir. Artık onu acıklı bir azap ile müjdele!

8. Öyle bir yalancı, günâhkâr ki: (Allah’ın âyetlerinin kendisine karşı okunur olduğunu işitir) Kur’an-ı Kerim’in dinî hükümlerine, fâziletlere, vâ’d ve tehdide, müjde ve korkutmaya âid âyetlerinin okunduğunu işitir durur (sonra böbürlenerek) dinî tebligâta karşı kibirli bir vaziyet alarak küfründe (ısrar eder) yine cehâletinden ayrılmaz (sanki onları işitmemiştir) o okunan âyetlerden haberdar olmamış gibi bir vaziyette bulunur (artık onu) öyle küfründen ayrılmak istemeyen bir şahsı ey Yüce Peygamber. Sen (acıklı bir azap ile müjdele) o şahıs, küfrünün böyle cezasına kavuşacaktır. Bu bir ihtardır. Buna müjde denilmesi, bir alay ve hakaret içindir. Öyle bir inkârcıya haber verilecek şey böyle bir tehditten başka olmadığına işâret içindir. Deniliyor ki: Bu âyet-i celîle Nazrıbnilhars hakkında nâzil olmuştur. O şahıs İranlılara âid hikâyeleri satın alır, bunları okuyarak insanları Kur’an-ı Kerim’i dinlemekten alıkoymak isterdi. Fakat bu âyet-i kerîme, umumî bir ibare ile vârid olmuş, hükmü o bozguncu şahısı da, onun benzerlerini de kapsamaktadır.

9. Âyetlerimizden bir şeyi bildiği zaman da onu eğlence edinmiş olur. Onlar var ya, onlar içinpek alçaltıcı bir azap vardır.

9. O kötü şahıs yok mu, (Âyetlerimizden bir şeyi bildiği zamanda) kendisine bir âyet okunup da onun Kur’an-ı Kerîm’den bir âyet olduğunu anladığı hâlde de (onu eğlence edinmiş olur) onunla istihzâda bulunur. Nitekim Ebû Cehl de “İnne şeceretezzekkum” âyetini işitince böyle bir terbiyesizliğe cür’et göstermişti. (onlar var ya!.) Öyle Kur’an-ı Kerim’in âyetlerine karşı kibirli ve alaycı bir vaziyet alan şahıslar, bilmelidir ki: (onlar için pek alçaltıcı bir azap vardır.) Onlar zelilce bir hâlde ölüp gideceklerdir.

10. Arkalarından cehennem vardır. Onlardan ne kazanmış oldukları şeyler ve ne de Allah’tan başka edinmiş oldukları dostlar, bir şeyi bertaraf edemeyecektir. Onlar için pek büyük bir azap vardır.

10. O inkârcıların (Arkalarından cehennem vardır) onlar öldükten sonra cehenneme sevk edileceklerdir, onların istikbâlleri öyle müthiştir, artık onlar o gelecek azaba kavuşacakları zaman kendilerine hiçbir şey fâide verici olamayacaktır. (onlardan ne) Dünyada iken (kazanmış oldukları şeyler) servet ve zenginlik (ve ne de Allah’tan başka edinmiş oldukları dostlar) putlar, bâtıl tanrılar (bir şeyi bertaraf edemeyecektir.) kendilerini cehennem azabından kurtaramayacaktır. Bilâkis (onlar için) o dinsizlere mahsus (pek büyük bir azap vardır) öyle şiddetli bir daimî bir azap ki, kendilerini her cihetten kuşatmış olacaktır.

11. İşte bu, Kur’an bir hidâyet rehberidir. Rab’lerinin âyetlerini inkâr eden kimseler ise onlar için pek şiddetlisinden bir acıklı azap vardır.

11. (İşte bu) Kur’an-ı Kerim (bir hidâyet rehberidir) kendisine tâbi olanları hakka, doğru yola kavuşturur, (Rab’lerinin âyetlerini inkâr eden) iç ve dış âlemde bulunan ilâhîkudret delillerini, kanıtlarını kabulden kaçınan (kimseler ise onlar için) kıyamet gününde (pek şiddetlisinden bir acıklı azap vardır.) onlar nihâyet öyle şiddetli bir azaba ebediyyen uğrayacaklardır. İşte nâil oldukları nîmetlerin değerini bilip şükrünü yerine getirmeyenlerin, bilâkis küfr ve isyân ile ömürleri nihâyet buları dinsiz kimselerin âkıbetleri böyle pek korkunçtur. “Ricz” azabın en şiddetlisi demektir.