SECDE SURESİ

Ömer Nasuhi Bilmen - Secde Suresi Tefsiri
Ömer Nasuhi Bilmen - Secde Suresi Tefsiri

Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek Sûre de Mekke-i Mükerreme’de nazil olmuştur. Otuz âyeti kerimeyi câmidir. Bir rivayete göre (18, 19 ve 20)’inci âyetleri Medine-i Münevvere’de nazil olmuştur. İçerisinde bir secde âyeti bulunduğu için kendisine böyle “Secde Sûresi” adı verilmiştir. Müminlerin geceleyin uykularını, rahat döşeklerini terkederek ibadet için kalktıklarını bildiren “16”ıncı âyeti kerime de o rahat uyku yerleri manasına gelen “Medâcı” tabiri bulunduğu için böyle ibadetlere teşvik nüktesini kapsamış olan bu mübârek sûreye “sûretül Medci” adı da verilmiştir. Bundan evvelki Lokman Sûresinde inanca ait esasların birincisi ve ikincisi olan Allah’ın birliğine, kıyamet günü toplanıp-dağılmaya ait deliller gösterilmişti. Bu sûrede de üçüncü esas olan peygamberlik ve risalete dair bilgi verilmektedir. “Mefâtihülgayb” denilen beş mühim hadiseyi insanların bilemeyeceklerini, onları ancak Cenab-ı Hak’kın bildiğini beyan ile insanları uyanık olmaya davet gafilce yaşamaktan menediyor. Müminlerin nasıl samimi ve temiz olarak kullukta ve itaatte bulunduklarını ilâhi ayetlerin tesiriyle nasıl kulluk secdesine kapandıklarını bir takdir ile beyân buyuruyor. İnkârcıların da ne müthiş azaplara tutulacaklarını, nasıl imkânsız isteklerde bulunacaklarını hatırlatıyor, ve müminler ile kâfirler ve isyân arasındaki mühim farklara işaret ederek insanlığı tevhid dairesine dâvet buyurmaktadır.

1. Elîf. Lâm, Mîm.

1. Bu mübârek âyetler, Kur’an-ı Kerim’in muhakkak bir ilâhî kitab olduğunu bildiriyor. O mukaddes kitabı müşriklerin inkâr etmelerini red ederek onun ne gibi bir hikmet ve menfaata dayanarak Resûl-i Ekrem’e indirilmiş olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Elif, Lam, Mim) bu mübârek kelime müteşabihattandır. Manasını Allah’ın ilmine havale ederiz. Bununla beraber bu surenin ismi olduğunu da müfessirlerden kabul edenler vardır. Bu takdirde bu kelime, gizli bir mübtedânın haberi demektir ki, “bu sûre Elif, Lam, Mim” ile isimlendirilmiştir, manasınadır. Benzerlerine de müracaat!.

2. Bu kitabın indirilişi, bunda şüphe yok ki, âlemlerin Rabbindendir.

2. (Bu kitabın indirilmesi) Yani: Bu Kur’an-ı Kerim’in Resûllerin sonuncusu Hz. Muhammed Hazretlerine indirilmesi, (bunda şüphe yok ki,) güzelce düşünen, nurlu vicdana sahip bulunan zatlar yanında şek ve şüpheden uzaktır ki, (âlemlerin Rab’bindendir) bunları böyle indirmiş olan ancak Kâinatın Yaratıcısı Hazretleridir. Bunların yüceliği bu hakikati gösterip durmaktadır. Bunlar, o Hikmet Sahibi Yaratıcının iradesiyle şânı Yüce Resûle indirilmiş bulunmaktadır. Bunların ilâhî iradeye dayanmadığını hiçbir mütefekkir insan, iddia edemez.

3. Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? Hayır.. O, Hak’tır, Rabbindendir. Bir kavmi korkutasın ki, senden evvel kendilerine korkutur bir zât gelmiş değildir. Gerektir ki, onlar hidâyete ersinler.

3. Bu hakikat, böyle apaçık iken artık bir takım inkârcılar, (yoksa onu) o Kur’an-ı Kerim’i Muhammed Aleyhisselâm (uydurdu mu diyorlar?.) Kendisi düzenlediği halde onu Cenab-ı Hak’ka isnat ediyor mu demek istiyorlar?. Böyle bir isnada hangi insaflı, düşünen bir kimse cesaret edebilir?. (Hayır..) O Yüce kitap, beşeri eserlerden değildir. (O,haktır, Rabbindendir) Onun bir ilâhî kelam olduğu sâbittir, bütün açıklamaları, hakikatın tâ kendisidir. O mübârek âyetler, indirilmiştir ki, Ey Şanı Yüce Peygamber!. Sen onlar ile (bir kavmi korkutasın ki,) onlar büyük, kuvvetli bir topluluk hâlinde bulunmakla beraber cehatet içinde kalmışlardır (senden evvel) ey peygamberlerin sonuncusu!. (Kendilerine korkutur bir zât gelmiş değildir) onlara geleceğin önemini, ahiretin azabını hatırlatarak kendilerini kurtuluşa kavuşturmak isteyen bir Peygamber, bir hidayet rehberi gelmemiştir, bir ara dönem içinde yaşamaktadırlar. Onlar Hz. İsa ile Peygamber Efendimizin arasındaki geçmiş olan câhiliyye zamanında dünyaya gelmiş kimselerdir. İşte peygamberin gönderilişinin ilk zamanlarında Arap kavmi, ve diğer milletler böyle bir ara dönemde, helâk edici bir vaziyette bulunuyorlardı. Binaenaleyh Peygamber Efendimiz, bütün bu sapıtmış olan kavimleri, milletleri aydınlatarak Allah’ın dinine davete memur olmuştur (gerektir ki, onlar) öyle vaktiyle Peygamberlerden, kendilerini irşad eden zatlardan mahrum kalmış kimseler, böyle kendilerini korkutup, aydınlatan bir şânı yüce Peygamberin peygamber olarak gönderilişinden sonra, (hidâyete ersinler) o hayır isteyen, iyilik ve cömertlikte bulunan Peygamberin gösterdiği kurtutuş yolunu izleyerek sapıklıktan kurtulsunlar. Artık cehâletlerini mâzeret makamında ileri sürmelerine bir imkân kalmamış olsun. İşte Şanı Yüce Peygamberimizin bütün insanlığa Allah’ın dinini tebliğe memur olması, böyle mühim bir hikmet ve menfaate dayanır ki, insanlar, vazifelerini öğrensinler, Allah’ın dinine sarılarak hidayete, saadete ermiş olsun. Ne büyük bir ilâhi ihsan!..

4. Allah, O zâttır ki, gökleri ve yeri ve bunların aralarında bulunanları altı günde yaratmıştır, sonra da arş üzerine istivâ buyurmuştur. Sizin için ondan başka bir velî ve bir şefaatçiyoktur. Artık iyice düşünmez misiniz?

4. Bu mübârek âyetler, Hak Teâlâ’nın yaratıcılığındaki büyüklüğünü ve hâkimiyetini bildiriyor. Bütün dünya işlerini, kâinat olaylarını o hikmet sahibi Yaratıcının idare ettiğini ve bütün olayların bizce bir seneye denk olan bir gün içinde Allah’ın zâtına arzedilmiş olacağını hatırlatıyor. Ve o Yüce mabûdun üstün vasıflarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Allah) bütün üstün sıfatlar ile vasıflanan (O) Yüce ve mukaddes zat (dir ki, gökleri ve yeri ve bunların aralarında bulunanları) milyarlarca maddi ve mânevi kudret eserlerini (altı günde yaratmıştır) böyle bir müddet içinde yaratması, bir hikmet gereği bulunmuştur. Yoksa dilese idi bir anda da yaratabilirdi. Biz buna inandık. (sonra da) O ezeli olan Yaratıcı ilâhi zâtına lâyık bir şekilde (arş üzerine istivâ buyurmuştur.) mekân ve zamana ihtiyacı olmayan O Büyük Yaratıcının hâkimiyeti, kudreti, azameti herşeyin üzerinde olarak tecelli edip durmuştur. Artık ey insanlar!. (Sizin için ondan başka) o büyük, kerem sahibi olan âlemin yaratıcısından başka (bir veli ve bir şefaatci yoktur..) bütün işlerinizi idare eden o Kerim olan Yaratıcıdır, sizi zafere ve başarıya kavuşturacak olan ancak O’dur, O’ndan başka hakiki bir yardımcı, bir dost bulunamaz ve O Kerim mabûdun izni olmadıkça hiçbir kimsenin başkası hakkında şefaate gücü yetmez. (artık iyice düşünmez misiniz?.) Bu ilâhi öğütleri, hatırlatmaları güzelce düşünerek durumlarınızı düzeltmeye, yanlış düşüncelerinizden vazgeçmeğe çalışmaz mısınız?. Hiç o kadar gaflet ve cehalet insana yakışır mı?.

§ Altı gün ile “istivâ” meselesi için A’raf sûresindeki (54)’üncü âyeti kerimenin izahına müracaat!.

5. Bütün işleri gökten yere kadar tedbir eder. Sonra o iş ona bir günde yükselir: O gün ünmiktarı, sizin saydığınızdan bin yıl kadar bulunmuştur.

5. Bir kere Allah’ın büyükluğünü düşünmeli değil midir?. O Hikmet Sahibi Yaratıcı (Bütün işleri gökten yere kadar tedbir eden) mesela: Dünya işlerini melekler gibi ve diğerleri gibi bir kısım semavi vasıtalarla, sebepler ile idare eder ve düzenler. (Sonra o) İş, o dünya işi veya ona memur olan melek (ona) O Yüce Yaratıcının tayin buyurmuş olduğu yüksek mâkama veya kendisinin inmiş olduğu yüce semâya (bir günde yükselir) ilâhi kudret ile böyle bir yükselme meydana gelir. (O’nun) O bir günün (mikdarı) ise (sizin saydığınızdan bir yıl) kadar (bulunmuştur) yani: Allah Teâlâ mahlûkatının işlerini kıyametin kopmasına kadar düzenler, sonra bütün olaylar, o şânı Yüce Yaratıcıya arzedilir, onlar hakkında bir gün içinde hükmetmesi için ki, o bir günün miktarı bizim dünya hayatında saydığımız bir sene kadardır. Deniliyor ki: Bin seneden maksat, pek uzun bir zaman demektir. Arap dilinde bir sayısı, sayı mertebelerinin nihayeti sayılır, bununla en çok adetler kasdedilir, istese, binden daha fazla alsun. Kıyamet gününün fazla ve eksik olması, şahısların durumlarına göre farklı olur, kâfirlere göre elli bin sene kadar uzun görüleceği halde müminler için bir farz namaz vakti kadar bulunmuş olacaktır. Nitekim Buharî ve Müslim’de merfû olarak zikredilen bir hadisi şerif, bunu göstermektedir. Şöyle de deniliyor ki: Gök ile yer arasında beşyüz senelik bir mesafe vardır. O halde semadan bir emrin yeryüzüne inmesi, beşyüz senede ve yerden birinin semaya yükselmesi de beşyüz senede olacağından bu inip çıkma müddeti bize göre bir seneye eşit olmuş olur. İşte bu gibi emirler, hadiseler ilâhi kudretle bir gün içinde gerçekleşir.

§ “Tedbir”! lügatte: Bir işin idaresini düşünmek, sonunu dikkate alıp düşünmekdemektir. Cenab-ı Hak ise böyle bir tedbire ihtiyacı yoktur. O’na göre isnat edilen tedbirden maksat, onun takdir ve irade buyurmasıdır, sebepleri hazırlayıp yaratmasıdır.

6. İşte O’dur, görünmeyeni de, görüneni de bilen, izzetli, merhametli olan.

6. (İşte O’dur) O gökleri, yerleri yaratan, hükmü arş üzerinde tecelli eden Hakim Yaratıcıdır. (görünmeyeni de; görüneni de bilen) bütün görünmeyenleri, görünenleri bilen ve (izzetli, merhametli olan) Evet.. kuvvetle, izzetle vasıflanan, mahlûkatı hakkında rahmet ve şefkati bol bulunan o Büyük Yaratıcıdır, ondan başkası değildir.

7. O ki, yarattığı herşeyi güzel kıldı ve insanın yaradılışına çamurdan başladı.

7. Bu mübârek âyetlerde Kâinatın halikı Hazretlerinin herşeyi güzelce yarattığını ve insanlığın yaratılış biçimini ve ne gibi kıymetli organlara sahib olduğunu bildiriyor. Bir kısım insanların ise nankör olup ilâhi kudrete rağmen ahiret hayatını inkâr eder olduklarını ve onların nihayet öldürülerek ilâhi cezaya kavuşacaklarını ifade buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey insânlar!. Bir kere de Allah Teâlâ’nın varlığını, kudretini gösteren şahsınıza ait delilleri, eserleri nazarı dikkate alınız!. (O’ki) O Büyük Yaratıcı ki (herşeyi güzel kıldı) bütün yarattığı şeyler birer güzelliği, birer hikmet ve faydayı kapsamış bulunmaktadır. Onun her yarattığında bir faide bir başka güzellik vardır. Bu şeylerin güzellikleri itibariyle aralarında farklar var ise de hiçbiri kendi niteliği itibariyle güzellikten, bir gayeye yönelmiş olmaktan uzak değildir. (ve) Özellikle mahlûkat arasında seçkin bir nitelikte bulunan insanın yaradılışına o hâkim Yaratıcı (çamurdan başladı) bir topraktan, bir sudan Hz. Àdem’i yarattı. O ne sanatkârâne bir hilkât eseridir ki, o güzelce düşünülürse onun akıllara hayret veren bir kudret eseri olduğu pek iyi anlaşılır.

8. Sonra onun zürriyetini bir dölsuyundan, hakîr zayıf bir sudan yaptı.

8. Hikmet Sahibi Hâlık Hazretleri (Sonra onun) Àdem Aleyhisselâm’ın (zürriyetini) çocukları ve torunlarını, insanlık soyunu (bir dölsuyundan) öyle (hakîr, zayıf bir sudan yaptı) yaratıp, dünyaya getirdi. Öyle hor, âdi birer su damlalarından o kadar mükemmel insanlar teşekkül etmiş oldu.

9. Sonra onu düzeltti ve içerisine ruhundan üfürdü ve sizin için işitmeyi ve gözleri ve gönülleri yarattı. Pek az şükredersiniz.

9. Evet.. O Kerem Sahibi Yaratıcı (sonra onu) o teşekküle başlayan insanı insan neslinden herbirini (düzeltti) onun organlarını ana rahminde iken tamamladı, lâyıkı veçhile şekillendirdi (ve içerisine ruhundan üfürdü) yani: Ona hayat verdi, onu ruh adındaki hayâtî güce kavuşturdu. Ruh, görünmeyen, tuhaf bir hilkat eseri olduğundan onun şerefine, önemine işaret için Cenab-ı Hak, onu kendi bir olan zâtına ekleyerek “ruhumdan” diye buyuruyor. Zaten ruh da diğer bütün hilkat eserleri de Allah Teâlâ’nın birer mahlûku oldukları için o Büyük Yaratıcıya mensup bulunmaktadırlar. Ruhun şerefini göstermek için burada bu, ruhun Allah’a aidiyeti açıkça ifade edilmiş oluyor. Nitekim Hak Teâlâ Hazretlerinin insanlar hakkında “benim kullarım” diye buyurması da böyle şerefi ifade etmektedir.

§ “Nefh”; üfürmeden murad da burada ruhun kabiliyetli olan mahalline kavuşturnulması, o mahallin o ruh ile hayata kavuşturulmuş olması demektir. Kastedilen üfürmenin neticesidir. Şüphe yok ki, üfürme şekli, Allah hakkında imkânsız ve düşünülemez. Bu gibi tabirler, ilâhi kudretin kâinat hakkında ne kadar tesirli, hükmünün ne kadar seri olduğunu bildirmek için kullanılmıştır. (Ve) Ey insanlar!. O Kerem Sahibi Yaratıcı (sizin için işitmeyi) öyle faideli bir kuvveti ihsan etti, osayede söylenilen sözleri, birçok sesleri işitir, dinlersiniz (ve) sizin için (gözleri ve gönülleri yarattı) gözlerinizle, etrafınızdaki şeyleri görürsünüz, gönüllerinizle fâideli, zararlı olan şeyleri anlar, takdir edebilirsiniz. Bunların herbiri ne büyük birer ilâhi lütuftur. Ama ne yazık ki: Birçok kimseler, bunların kadrini bilip şükrünü eda etmezler. Binaenaleyh Cenab-ı Hak o gibi nankörlere uyanmaları için hitabederek buyuruyor ki: Siz (pek az şükredersiniz) o kadar nimetleri size ihsan buyuran Kerim olan Yaratıcıya karşı, daima vazifei şükrana devam ederek uhdenize düşen ibadetleri ifaya çalışmanız icabetmez mi?. Neden bunu düşünmüyorsunuz.

10. Ve dediler ki: Biz yerde gaîb olduğumuz zaman mı, muhakkak biz bir yeni yaradılışta bulunacağız? Evet.. Onlar rab’lerine kavuşmayı inkâr eden kimselerdir.

10. (Ve) İnsanların büyük bir kısmı da ve hakkında bu âyeti kerime’nin nazil olduğu rivâyet olunan Übeyy İbni Half gibi pek cesaretli olan inkârcıları da küfre düşerek (dediler ki: Biz yerde kaybolduğumuz zaman mı) ölüp de kabirlerde toprak kesildiğimiz vakit mi?. Evet.. (Muhakkak biz mi bir yeni yaradılışta bulunacağız?.) Tekrar hayat bularak ahirete mi sevkedileceğiz?. Evet.. İşte bunlar, ahiret hayatını böyle inkâr ederler. Bu ne kadar cehalet!. Kendilerini baştan birer parça topraktan, birer damla sudan yaratmış olan bir Büyük Yaratıcı, onları öldürdükten sonra tekrar yaratamaz mı?. Elbette ki, yaratabilir. İade, ilk defa yaratmaktan daha kolay değil midir?. (Onlar) O yeniden hayat bulacaklarını inkâr edenler, gelecekte (rablerine kavuşmayı inkâr eden kimselerdir) onlar yalnız ahiret hayatını değil, Cenab-ı Hak’kın varlığını, onun azabına kavuşacaklarını da inkâr eden kâfir kimselerdir. Cenab-ı Hâlik’in varlığına, kudret ve azametine inananlar, öyle bir iddiada, inkârda nasılbulunabilirler?.